Öykü

Akumi – Sanrılı Gelecek

Birden gözünü açan Yuki, etrafına bakmaya başladı. Odasının camı bal peteği şeklindeydi. Odanın içine mavi ışıklar süzülmekteydi. Küçük karelerin arasında göz kırpan dev Güneş gülümsüyordu. Işığı sanki biraz sönük kalmıştı. Yatağı bulutlar gibi hafif mavi renkli baloncuk kümelerinden oluşuyordu. Yorganı ise kuş tüyü misali su kıvrımlardan yapılmıştı.

Yatağından hafifçe doğruldu. Uykusunu almış olmanın verdiği rahatlıkla esnemeye başladı. O esnada başucundaki su damlası şekilli etajerin üzerinde duran takvimde “Mayıs 3019” yazmaktaydı…

Kendi kendine meraklı bir şekilde “Mayıs 3019…” diye söylendikten sonra “30. Yüzyıla girdiğimize göre annem Merkür Kraliçesi oldu. Ben de savaşçı eğitimi almaya başladım,” dedi. Kalkıp takvimin yanında duran Evren Merkür broşunu eline aldı. Parmaklarını broşun üzerinde gezdirirken bir yandan da kendi kendine “Burada bir terslik var ama ne?” diye sordu.

Birden “Burada bir terslik yok…” sesiyle irkildi. Başını kaldırınca annesi Ami’yi gördü. Ayağa kalkıp ağlamaklı bir şekilde “Seni çok özledim anne!” diyerek annesine sımsıkı sarıldı. Ami görünümündeki Akumi, kendisine sarılan Yuki’nin su dalgasını anımsatan açık mavi saçlarını okşarken yüzünde sinsi bir gülümseme beliriverdi.

Kızının kendisine sarılan ellerini tutan Ami, bir süre onu izledi. Sonra yanaklarında süzülen yaşları silmeye başladı. O esnada Yuki, annesini tepeden tırnağa incelemeye başladı… Yüzü, gözleri, gülüşü… Tek tek hafızasına kazımaya çalışıyordu.

“Ağlama kızım. Ben buradayım. Sizin sevginiz sayesinde bu karanlıktan kurtuldum. Artık bedenimde Akumi denen kara ruh yok.! Ayrıca prenses kıyafeti sana çok yakışmış…”

“Eeee, annesi Merkür Kraliçesi olursa kızı da prenses olur. Armut, ağacın dibine düşer,” diyen Yuki, annesine gülümsüyordu.

Birden içeriye Merkür kralı Zoisaite girdi. Ami, sanki onu bekliyor gibiydi. Yüzüne keyifli bir gülümseme yayıldı. Lakin kızı şaşkındı…

Şaşkınlığını üzerine atan Yuki, “Anne bu nasıl olur. Babam Ryo Urawa’dır. Zoisite de Kai sayesinde yeniden kadın olarak reenkarne oldu ve Kunzite ile evlendi. Bu gördüklerim bir karabasan olmalı,” diyerek gördüğü manzara hakkında açıklama beklemeye başladı.

Akumi de Yuki’nin bu kadar güçlü bir hafızaya sahip olduğun için sinirlense de hiç bir şey olmamış gibi gülerek “Sen yanılıyor olmalısın kızım. Söylediğin isimde birisini tanımıyorum. Zoisite ile milenyumlardır evliyiz. Kunzite de Minako Teyzen’le evlidir. Anlaşılan bu aralar zihnin epey yorgun,” diyerek planını tıkır tıkır işletiyordu.

Yuki, annesinin söylediklerine pek inanmadı. Karşısındaki kişinin annesi olmadığını o an anladı. Kendisiyle beraber ışınlanan savaşçıların orada bir yerlerde olduğunu biliyordu. Annesi görünümündeki kişinin durumu anlamaması için fazla üstelemedi; “Hadi hep beraber seraya gidelim mi?” diye teklifte bulundu.

Mavi renkli elmastan yapılmış olan merceğe benzeyen kürenin içinde mavi renkli çiçeklerle süslü harp şekline benzeyen bir havuz vardı. Gezegen, Güneş’e yakın olsa da seranın içinde ılık hava hâkimdi. Sera gökyüzünün batısında, Venüs ve Dünya ise boncuk boyutta onlara göz kırpıyor gibiydi. Yuki ve Ami, serayı gezerken havuzun içinde yatan iç gezegen savaşçılarını gördüler.

“Akumi fark etmeden onları nasıl uyandıracağım,” diye kara kara düşünmeye başlayan Yuki’nin karşısına birden Evren Eski Ay Savaşçısı formunda olan Nehelenia’nin görüntüsü belirdi. Karşısında onu gören Yuki şaşırdı. Nehelenia ise konuşmaması için ona sus işareti yaptı. Yuki de Akumi’yi alıp seradan daha uzak bir yere doğru götürdü.

Küçük, mavi ve yeşil çiçeklerle süslü, safirden yapılı çardağa doğru giderken Akumi, yapmacık bir edayla kızına sarılarak “Yuki-Chan, odadayken Zoisite’a öyle davranman beni üzdü. Sakın bir daha böyle kaba davranma olur mu?” deyince Yuki, onu duymazdan gelip hızlı adımlarla onun önüne geçti.

“Benden uzak dur! Senin annem olmadığını çok iyi biliyorum. Babamdan gelen geleceği görme yetisi sayesinde senin oyunlarına alet olmayacağım! Annemin kızı olduğum için onun gibi akıllıyım. Seni annemin bedeninden çıkartacağım.” diyerek bağıran Yuki, cebinden çıkarttığı broşu havaya kaldırır kaldırmaz Merkür Savaşçısı’na dönüştü.

Ami görünümündeki Akumi, öfkeden deliye dönerek yumruğunu sıkıp “Seni bu kadar hafife almakla hata ettim! Elimden asla kaçamayacaksın. Bedenin de benim hizmetkârım olacak! Anneni asla kurtarmayacaksın!” diye bağırınca mavi gözleri parlamaya başladı. Parlayan gözleri sönünce orijinal haline dönüştü.

Yuki, geleceği görme yetisi kullanarak onun Kara Merkür Savaşçısı’na dönüşmesine izin vermemek için kollarını iki yana açıp “Merkür! Dondurucu Baloncuk Spreyi!” diye bağırıp dondurucu soğuklardan oluşan baloncukları, Akumi’ye doğru gönderdi.

Kendisine doğru gönderilen saldırıyı fark eden Akumi, bilekliğini yukarı kaldırıp “Karanlığın Gücü! Harekete…” diyeceği anda kendisine gönderilen baloncukların hedefi oldu. Bir anda buzdan bir heykele dönüşüverdi.

Düşmanı yok ettiğini düşündüğü sırada buz heykelden sesler gelmeye başladı. Akumi, bu kadar kolay vazgeçecek gibi görünmüyordu. Tüm gücünü kullanarak tutsak olduğu buzu parçalayıverdi. Bileğini yukarı kaldırıp Kara Merkür Savaşçısı’na dönüştü. Dönüşümünü tamamladıktan sonra buz saçaklarından oluşan buzdan kılıcı ellerinde belirdi. “Karanlık Kılıç! Göster gücünü…” dedikten sonra Yuki’nin üzerine doğru saldırdı. Kılıcı öyle güçlüydü ki ucunda şimşekler çakmaktaydı.

Yuki’ye hızla gelen göz kamaştıran şimşekleri önlemek için gölge gibi hızlıca öne çıkan Naru, kollarını iki yana açtıktan sonra “Dünya! Toprak Bariyeri!” diye bağırınca onun önünde kahverengi bir bariyer oluşturdu. Bu bariyer sayesinde Akumi’nin saldırısını etkisiz bıraktı.

Şimşeklerin ona isabet etmediğini gören Yuki, şaşkın bir şekilde önüne bakınca kollarını iki yana açmış Naru’yu gördü. Naru’nun önünde merceğimsi bir topraklı bariyer vardı. Daha sonra arkasına bakınca ortada Nehelenia ve sağında solunda iç gezegen (Venüs, Mars ve Jüpiter) savaşçıları gördü.

Yuki, geleceği görme yetisi sayesinde annesiyle yalnız savaşmak yerine ortak saldırının daha faydalı olacağını gördü. Yuki, “Arkadaşlar! Düşmana aynı anda saldıracağız.!” diye seslendi. Akumi de planda olmayan bu durum karşısında kapana sıkışmış gibiydi. Kendisine doğru gelecek olan saldırıları savuşturmak için kılıcına sıkıca sarılmaya başladı.

Yuki’nin dediğini hemen uygulamaya koyuldular. Önde Nehelenia olmak üzere arkalarında Merkür, Venüs, Dünya, Mars ve Jüpiter, Akumi’nin karşısında sıralandılar.

“Merkür!”

“Venüs!”

“Dünya!”

“Mars!”

“Jüpiter”

Nehelenia, avuçlarının arasındaki Antik Gümüş Kristali’ni havaya kaldırdı; “Antik Gümüş Kristali!” diye bağırdıktan sonra Nehelenia ve İç gezegen savaşçıları hep bir ağızdan “Kombinasyon!” deyince Nehelenia gözlerini kapatıp “İç Gezegen Beşli Vuruşu!” dedi. Bu sırada beş gezegenin renklerinde yıldız şeklinde bir top oluştu. Bu topların etrafında gümüş tozlu halkalar vardı. Artık hedefini bulmak için hızlıca Akumi’ye doğru yol alıyordu.

Akumi kendisine doğru gelen saldırıyı kolayca savuşturacağını düşünüp kılıcını savurmaya başladı. Lakin bu seferki saldırı tahmin ettiğinden öte idi. Güvendiği kılıcı bir anda tuzla buz oldu. Savaşçıların gönderdiği toplar Akumi’ye isabet ettiler. Bu saldırı karşısında güçsüz düşen Akumi, dizlerinin üzerine düştü.

Vakit kaybetmek istemeyen Nehelenia, birkaç adım öne çıktı. Daha sonra ellerini havaya kaldırınca Eski Ay’ın Bağımlı Öpücük Asası beliriverdi. Asayı havaya kaldırıp “Eski Ay! Güçlü Kristal Öpücüğü!” diye bağırınca asadan çıkan ışık huzmesinde rengârenk kelebekler oluştu. Hepsi bir anda Akumi’nin etrafını sardılar ve bileğindeki bilekliği paramparça olan Akumi’nin bedeni parlamaya başladı. O sırada bedeninden çıkan duman da kelebekler sayesinde kayboldu. Renkli kelebekler kaybolunca parlaklık sönüverdi ve Ami, “yenilendim” dedikten sonra bayıldı.

Etraflarını saran ve onları dış ortamdan izole eden sanal gerçeklik fanusu birdenbire kaybolunca Yuki tekrar on beş yaşına döndü. Savaşçılar olanı biteni anlamak için etraflarına bakınmaya başladılar. Bir anda arkalarında duran dev ağaçlarla kaplı olan ormanı görürler.

Durumu anlayan Nehelenia, ciddi bir şekilde “Arkadaşlar! Kötüler, zamanında benim sizlere karşı kullandığım sanal gerçeklik hapishanelerini kullanmış. Ben aynadan faydalanarak sizi dış dünyadan izole etmiştim. Onlar ise bunun için cam fanusu kullanmış. Yuki’nin dehasını takdir ediyorum.” deyince iç gezegen savaşçıları ona baktı. Nehelenia’nin dediklerini yaşamış İç Gezegen Savaşçıları’ndan Mars Savaşçısı Rei, tam konuşmaya hazırlanıyordu.

“Nehelenia beni mahcup etmedi.”

Birden herkes bu sesle irkildi. Savaşçılar sesin geldiği yöne doğru baktıklarında alevli Kai yansımasını gördüler. Kai’nin yansıması usulca Ami’nin yanına geldi. Onun zümrüt gözleri parladığı anda avucunda safirden bir kolye beliriverdi. Kolyeyi, Ami’nin boynuna takarken “Bu kolye, Ami’yi bozulan Gök Çıkrığı’ndan koruyacak.” dedikten sonra gözden kayboldu.

Yuki tam konuşacağı sırada birden ormandan gelen ışık huzmesi, Ami ve Nehelenia dâhil iç gezegen savaşçıları yuttu. Tekrar ormana geri dönerken bir ışık topu ondan kopup Japonya’ya doğru gitmek için göğe yükseldi…

Devam Edecek…

Bleda & Kai

3 Eylül 1989 yılında Diyarbakır'da doğdum ve Keldani kökenli Türk vatandaşıyım. İlköğretim ve lise eğitimimi Diyarbakır'da aldım. 2011 yılından itibaren Ankara Bilimyurdu DTCF Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bölümünü okuyorum. Okuduğum bölüm sayesinde Azerbaycan Türkçesi'ni severek öğrendim. Hikaye ve kompozisyon yazmayı çok seviyorum. İç dünyamı yazılarımla okurlarım ile paylaşmaktan zevk alıyorum. Kaan Güler ile tanışmamla ara verdiğim yazı çalışmalarıma yeniden döndüm. Bu dönüş bana çok şey kazandırdı. Yazdığım eserleri wattpad platformunda paylaşıyorum. Türkiye'de Hayran Kurgu Edebiyatı'nın temsilcilerinden biri olmak istiyorum.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Selam @BledaKai,

    Söylediğim gibi yavaş yavaş çözüyorum karakterleri.
    Anime gibi izleyince keyifli gerçekten. Fiil çekimlerini ve dilin kullanımını oldukça iyi buldum. Görsellik ve tasvirler bence öykünün güçlü yanı.
    Türe yabancı olanlar için bir olaylar silsilesi hissi taşıyabilir. Bu sebeple ben daha çok dil ve görsellikle ilgilendim.
    Yine türe yabancı olduğum için özellikle irdelemiyorum ancak karakterlerin iç dünyasına inerek daha üç boyutlu hale getirilebilirler. Ama bu bir fan fiction, öyle olur mu olmaz mı bilemiyorum.

    Eline sağlık… :raising_hand_man:

  2. Güzel yorumun için çok teşekkür ederim. Kayıp Rıhtımda öyle bir şey olsaydı haftalık bölümler göndererek okuma imkanınız olurdu. Kendimi hiç bir zaman iddialı buldum. Hayallerimi yazdım. Yolum doğru mu bilmiyorum. Temayla örtüşen bölümleri gönderiyorum.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar