Öykü

Alakarga’nın Fısıltıları

Ufkun maviye doymamış göğsünü delip geçen Galata Kulesi’ne bakakaldı kadın. Zamanın çarklarına sokulmuş devasa bir çomak gibi geldi karşısındaki bina. Gündüzü bir başka seyirdi gecesi apayrı bir şölen. Bir başına, mağrur, Kız Kulesine vurgun; etrafında yüzyıllar boyu değişen bir toplum ve her birine suskun Galata, olanca varlığıyla.

Ne çok yalınlık varsa milyonların yaşadığı kentte, hepsine inat yalnızlığın ilk tasviri burası. Kadın iyice dibine girdiği kuleye bakarken perspektifi dar geliyor. Geri geri yürümeye başlıyor. İstediği açıya varamıyor bir türlü. Yokuş aşağı ters yürümek güç gelince, biraz düz yürüyüp arkasına bakıyor. Sonunda kulenin tepesi görüş alanına giriyor.

Derin bir nefeslenip bulduğu ilk duvar köşesine kuruluyor. Geniş heybesinden eskiz defterini ve kalemini çıkarıyor. İstediği seyri bulmaktan memnun çiziktirmeye başlıyor. Üzerindeki bol eteğinin uçları yerlere sürünüyor. Betonarme zemine konan bir ağacı andırıyor. Kentin göbeğine sürgün vermiş mis kokulu bir ıhlamur belki de.

Ne gördüğünü biliyor; resmetmesi gereken anı defalarca düşlemiş. Yaklaşık dört yüzyıl ötesine varmak merakında temaslarıyla. Sene 1632 mi demişti Evliya Çelebi; tam da o vakit olacak bu çizdiğine yakışan. Defterin geri kalanındaki taslaklara bakınıyor bir miktar sonra bir anda yaşadığı andan kopuveriyor. Bir alakarga kanatlanıyor zihninde, onu gerisin geri taşıyor zamanda asırlar öteye.

* * *

İnsan soyu türeyeli beri buradalar fakat evrimsel süreçte nerede yer almaktalar belirsiz. Kozmosun nahif dokunuşlarından türediler belki de. Göreceli zamanın ve de kuralların ötesinde yetilere sahiptir birçoğu. Dünya üzerinde farklı adlara, ritüellere sahip olsalar da; onlarla ilgili hükümler, yargılar bambaşka olsa da hepsi bir, çoğu zaman.

Kimisi ne olduğunu bilmekten uzak doğar, yaşam boyu bastırdığı gizil enerjisi sebebiyle delirmenin eşiğine gelir ya da kullanmaktan aciz yetişir, ardından toprağa karışır. Şanslı olanlarsa başına gelenleri algılayabilecek kümelerde yaşam bulur. Kültürel başkalıkların sentezinin çoğu alanda yapıldığı bilinmesine rağmen enerjinin devinimi kişiye özgüdür ve ne yazık ki evrensel değildir.

Bütünsel olan enerjiden öte değildir. Geri kalan her şey, daimi ayrışmaya maruz kalmaktan kurtulamamıştır. Batı kültüründe psişik fenomenler, parapsikoloji veya paranormal olaylarla ilişkilendirilmiştir bu kişiler. Doğu mozaiğindeyse varoluşları kast sistemine bağlanmıştır. Güç dengesinden ibaret değildir tanımları. Besin zincirini andırsa da ondan bağımsız olan bu tinsel oluşum daimi bir şekilde yenilenmeye açık olmuştur.

Mitin ortaya atılışı masallara dayanmaktadır doğuda. Simurg’u -Zümrüdüanka’yı- aramak için vadilerce kanat çırpan bütün bir kuş nesli anlatılır burada. Kaosa sürüklenen dünyanın hali ne olacak varıp danışmak niyetindelerdir en bilge olana. Kaf Dağı’na sürüp giden bu yolda geriye kalan otuz kuşun her biri, ki hangi tür oldukları belirtilmemiştir, anlar ki bilgeliğin yoluna düşmek ve yılmadan ona kanat çırpmak kendilerini Simurg eylemiştir.

Söylence doğası gereği varlığını yokluğuyla sürdürmeye meyleder. Kulaklara çalınan çoğu anlatı; gerçek olmaktan uzak kisvelerle dilden dile çalınır. Apaçık ortada kalmanın getirdiği muntazaman gizlilikten faydalanır yaşayan efsaneler. Doğu batı sentezinin mümkünsüzlüğü içinde akıp gider enerji. Yeteneklerini arşa çıkabilecek zatlar burunları düştüğünde almaktan gocundukları için yerlerinde saymaya mahkumdurlar.

Topyekûn bir karmaşa belki aktarılan; fezanın katmanlarından biri kadar gerçek ama. İnkarı da bir o kadar kolay. Reel dünyanın sınırları ve keşfedilmese dahi varlığını koruyan kuralları neticesinde yaşamakta tüm canlılar ve cansızlar. Enerjinin hiçbir devinimi tarafından delinemez geliyor uzaktan bakınca. Lakin büyü, sihir ya da başka bir safsata değil anlatılan.

Katışıksız bir dönüşüm, ilmi çözülmese de reddi miras kabul edilse de sürüp gidecek. Gizil savaşlar da keza ayyuka çıkmadan güç dengesini paramparça etmeye devam edecek. İstenen şekilde tanımlanabilir bu kimseler: Kahin, kaman, büyücü, cadı, falcı, pagan, putperest, psişik, şarlatan, medyum, telekinetik, şifacı, telepatik, pirokinezik, durugörü sahibi vb. Fark etmez. Daima inkara mahkumlardır.

Her bir yeti sahibi için sayfalarca çalışma ya da araştırma ortaya konabilse dahi genel kanı gerçekdışı akımlardan ibaret olduklarıdır. Nitekim onlar ne olduklarını tasnif edemeseler de var olduklarının farkındadırlar. Zihinlerindeki gizli erk, doğumla birlikte aktifleşebildiği gibi yaşlandıklarında da ortaya çıkabilir.

Tilya henüz çocuk yaşta keşfetmişti gücünü. Eline verdikleri kalemlerle sayfalar dolusu karalamalar yapmıştı. Ailesi başlangıçta her çocuk gibi hayal dünyasının genişliğinden dem vurmuştu. Lakin zamanla çizdiklerinin geleceğe veya bilmesine imkan olmayan geçmişe ait vakalara temas ettiğini fark etmişlerdi. Bunu algılamaları yaklaşık iki yıllarını almıştı.

Aile ne yapacağını bilemez bir halde kalakalmıştı. Nitekim küçük kız kimseden yardım almayı kabul etmemişti. Kendine ait görüleri de vardı çizimlerinde. Şayet bu durumu birileriyle paylaşırlarsa başına gelecekler onu korkutmaktaydı. İnsan doğası gereği kaçmıştı insanlıktan. Kim olduğu ve erkleri tespit edilirse bir facianın ortasına düşeceğini biliyordu.

Erişmek istediği birçok gelecek ihtimaline varabiliyordu çizdikleri aracılığıyla. Yetişkinlik çağına girdikten sonra güçlerinin sınırı giderek esnekleşti. Doğu mozaiğine doğmanın getirisiyle kendisini bir alakarga olarak ilan etmişti küçük çocuk. Bilmediği detaysa aslında çoktan bilgelik erdemine varmış olduğuydu. Yetenek seviyesi her yüzyılda yedi bireye temas eden doğumda ankalık mertebesindeydi.

Ankalar Dünya dengesini korumakla mükelleftirler. Çok az bir kısmı kim olduğunu bilmeden ölür. Lakin onlarda yaşamın kutsallığı için mücadele vermişlerdir yaşadıkları ömür boyunca. Ortak yetileri zaman sarmalındaki paralel akışları tespit edebilmekti. Öngörüden farklı olarak yaşam çizgisindeki kırılma anlarını bilirlerdi. Geçmiş ve gelecek için de geçerliydi bu durum.

Tilya bu bilgilere vakıf olsa dahi, gücünün sonuçlarını kendini koruma güdüsünün ötesinde kullanması gerektiğini keşfetmeden asrın hatasını yaptı. Bir gece düşe varmadan evvel henüz on üçündeyken yaptığı karalamalarda ebeveynlerinin geçmişlerine temas ettiğini fark etti. Kalem çizmeye devam etse de Tilya çoktan alakarga formuna bürünmüş kozmosta turlamaya başlamıştı.

Annesi ve babası bir piknikteydi. Bahar havası nasıl da hoştu. Hamileliğinin son dönemi olmalıydı. Tilya heyecanlandı, kıpırdadı içi. Gerçek hayatta odasındaki bedeni sıcaklıkla dolmuş, dudaklarında kocaman bir tebessüm belirmişti. Fakat alakarga bir gölgenin saydamlığını yitirmişti bu sevinç dalgasıyla.

Kadının sarı buklelerine dokunur gibi uzattığı pençeleri somutlaşmıştı birden; annesi oracıkta kafasına saplanan pençelerin tesiriyle ölmüştü. Bilmeden zamanda yarattığı bu korkunç kırılma yapacaklarının ilkiydi. Bedensiz bir ankaya dönüşmüş, zaman sıçramalarında sınır tanımamıştı sonrasında. Alakarga formu gebe anasının yaşam enerjisini de, doğmamış bebekliğinin yetilerini de soğurmuş ve boşluğa karışmıştı.

* * *

Tilya defterine çizdiği devasa kartal kanatlarını okşadı zarif parmaklarıyla. Okuduğu, işittiği ne varsa işlemeye gayret ediyordu bu taslaklara. Haftalardır mesken edinmişti Karaköy’ü kendisine. Yakın bir arkadaşının kaleme aldığı Hezarfen – Kayıp Kanatlar adlı romanın illüstrasyonlarını yapacaktı. Çizimler için öncelikle romandan bağımsız genel bildiklerine yoğunlaşmayı tercih etmişti.

Kurgunun özetini okumuştu. Bir arkeoloğun, Hezarfen’in Cezayir sürgününde bir kaşifle mektuplaşmalarını bulmasıyla başlıyordu roman. Hezarfen mektuplarında bütün çalışmalarına el konulduğunu, kanatlarının zorla teslim alındığını yazmaktaydı hikayeye göre. Sonrasında işler karmaşık kumpaslara dönüşüyordu. Ana tema; bu sürgün fermanının etrafında şekilleniyordu daha çok. Ve tüm gizem Hezarfen’in kayıp kanatlarına yüklenmekteydi.

Doruk, kitabın yazarı, bu kaşifin varlığına gönülden inanmaktaydı. Nitekim kurgusuna başlarken bunca doküman eklemesi ve yıllarca süren dönemsel araştırma yapması Hezarfen’i olabildiğince gerçek kılmak istemesindendi. Tilya’sa kuvvetli bir efsane olduğuna inanmaktaydı tüm bu anlatılanların. Tarihçilere inanmak daha makul gelmekteydi. Nitekim Evliya Çelebi’nin taşkın bir zihni olduğunu da bilmekteydi.

Kanatlar tasvir edilenlere uymaktaydı, son karar elbet yazarda olacaktı. Doruk’un romanına tutkun sesi konuşmaya başlamıştı zihninde. Lodoslu bir gün olduğu da söylentiler arasındaydı. Tilya hemen birkaç martının kanadına yerleştirdi bu rivayeti de. Alabildiğine hayran bir halde kurmacasına düştü anın.

Kimileri -daha evvel ki denemelerine şahitlik etmiş olanlar- kaygılı ve meraklı bakışlarıyla aşina olanı beklemeliydi. Gözleri kuleye odaklı bedenleri kondurdu kabataslak. Birileri endişe içerisinde adamın deliliğine çanak tutmalıydı. Eller; endişenin yansımak için ilk seçtikleri uzuvlardı kadına göre. Belki başa tutunurlardı belki de yüreğe konarlardı. En kötü dudaklara kapanır çığlıkları bastırmaya hazır beklerlerdi.

Aklına nereden geldiyse kanatları Galata’nın dar koridorlarında yıpranmasın diye çırpınmaktan yorulmuş halini de çizmişti Hezarfen’in. Lakin suretindeki ifadeyi öyle bir kondurmuştu ki semalarda süzülmeye hazır olduğu nasıl da belliydi. Bir miktar endişesi varsa da her biri rafa kalkmıştı artık. Yoksa kendini nasıl bıraksın göğün tepesinden ağrı boğazın canhıraş kalabalığına.

Doruk kurguda dahi yer almayan bu çizime bayılmıştı en çok. Gözünün ucu yaşla dolmuştu koskoca adamın. İnanmak terimi onun için her şeyden öte gelmekteydi. Boş yere beslenen inançlar değildi derdi. Buluşların, keşiflerin, araştırmaların türettiği deneylere dayanan gerçekler payını sürdürenlereydi hayranlığı. Coşkuyla kutlardı zihni böylesini.

Tilya çizmekte olduğu son taslağa odaklandı. Saman sarısı saçlarına konan ak telleri kaşıdı fark etmeden. Gökyüzünde gezinen alakargadan habersizdi. Fark etse dahi benliğinin gizil güçlerini tasavvur edemezdi bu evrendeki zihni. Annesinin korkunç ve açıklanamayan ölümünü bilmeden büyümüştü. Babası genç yaşta karısının hasretiyle çökmüştü. Sessiz soluksuz yavan bir adam olmuştu.

Sezgileri kuvvetli bir kadındı daima. Tekinsizi hissetmekten geri durmazdı zihni. Alakarga usulca kondu yanına. Zamanın gölgesine dönüşmüş benliğine bihaber baktı kadın. Kuşun göz yuvalarındaki aklara kapıldı unuttu korkularını. Kozmosa şahitlik ettiğini bilmeden Hezarfen’in kanatlarına yüklendi parmakları.

Çevik bir bedene sığdırdığı kanatlara dokundukça; kalem darbelerini gerçeğe taşıdı. Alakarga kindar viyaklamalarını salık verdi o an. Evrenin çarklarına, kumpaslarına esir eden erk sahiplerine duyurdu kinini. Her biri, dünyanın neresinde oldukları ya da yetileri fark etmeksizin ürperdi. Titreyişleri bakiydi. Kızgındı.

Bilgenin karanlığı dolmuştu hırs bürümüş gözlerine. Alakarga’nın gözleri ne kadar aksa onların zihinleri onca karaydı artık. Onun başına gelecekleri engelleyebileceklerini keşfetmesi yaklaşık otuz yılını almıştı Alakarga’nın. İntikam arzusuyla bu yaşam çizgisindeki bedeninin yanına varmıştı.

Hezarfen’in kanatlarına kondurdukları öz yaşamından hatıratlardı. Uçuşa hazırlanan halini çizmişti karga gelmeden evvel. Süzülmeye dair fısıltıları doldurmuştu tüm benliğini. Alakarga çizim henüz tamamlanmadan kanatları ruhuna bağlamıştı.

Kadın bir koşu tutturdu geri geri yürüdüğü yollara. Zamanın akışında kanatlarını çırpar gibi. Efsanelerin birleştiği kulenin dibine geldi. Karalara bulanan Alakarga, Simurg; Anka adına ne denirse densin dokunmuştu sonunda yeniden bir olmuştu beden ile güç. İçeri daldı bedenine dolan erkle. Basamakları uçarcasına aşmaktaydı.

Eşzamanlı olarak anımsadığı Hezarfen’in tırmanışıydı. Saçlarına bağladığı ip kopuverdi, çizim defteri düşüverdi birkaç ziyaretçiyi devirdi. Babasının hatırası geçti kısacık zihninden. Hezarfen kimleri düşünmüştü basamaklarca önüne sıralanan hayatında. Film şeridi gibi bir akış söz konusu değildi. Bariz bir şekilde koşmaktaydı anıları ona eş bir hızda.

Tepeye vardı. Az evvel gözlediği muhteşem bulduğu açıya çöreklendi. Kimseler fark etmedi. Kadın hiç düşünmedi. Hezarfen’in siluetini görür gibi oldu atlamadan evvel. Alakarga kanadına yüklendi Tilya’nın cılız bedenini. Göğe açılan bir kapıdan süzülürcesine uzaklaştılar. Hezarfen’in uçuşunun ihtişamından uzak lakin birikmiş kinin yangınlarıyla tozu dumana kattılar.

Aylar sonra bulundu defteri. Babası son sayfaya çizilmiş alakargayı gördüğünde sezinledi gerçeğe dair kuvvetli ihtimalleri. Eş çeyrek asırda doğdu küllerinden bir Anka daha. Ihlamur çiçeklerinin kar tanelerine vereceği amansız savaş; alakarga ve gölgenin dostluğuna engel olamayacak elbet. Feza daha evvel bükülmediği bir açıyla kırılacak yakın bir zamanda…

Ezgi Özbek

1992 Bursa doğumluyum, çocukluğum Samsun’da geçti. 2015 yılında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldum. Bir ilaç firmasında çalışıyorum. Konuşmaya başladığım andan itibaren bitmek bilmez hikâyelerimle etrafımdakileri yormayı, yazmayı öğrendiğim vakit bıraktım. Daha az konuşmadım elbet lakin her daim yazdım. Uzun soluklu kurguların yanı sıra öykü yazmaktan ve yayınlamaktan da keyif almaktayım. Yazmaktan öte vurgun olduğum eylemse okumak. Bambaşka dünyaların kapılarında dolanıp durmaktan bıkacağımı zannetmiyorum. Araştırma ve öğrenme temelli yaklaşımımın yazdıklarıma ve okuduklarıma tesir ettiğini ummaktayım.

Alakarga’nın Fısıltıları” için 5 Yorum Var

  1. Kayıp Rıhtım bilinçaltımdaki karmaşalardan birine dair devasa bir adım atmamı sağladı diyebiliriz! Düzenli öykü yazma hali ayrı bir keyif de veriyor ama bu öyküyle cidden geleceğe dönük bir hamle yapmış oldum. Umuyorum birkaç yıl sonra daha anlaşılır bir şekilde sevinçlerimi buradan paylaşır hale gelebilirim :smiley:

    Keyifli okumalar dilerim herkese, kurgu içindeki kurgu henüz yazım aşamasındaki projem olan fantastik bir seriyle ilintilidir. Benim dahi bilmediğim bir karakter keşfi yapmış oldum rıhtım sayesinde. Çok güzel oldu çok da iyi oldu :smiley:

  2. İlgi çekici bir anlatımınız var. Bir anda kendimi kaptırdım öyküye. Kurguyu çok beğendim, güçlü anlatımınızla da zengin bir öykü ortaya çıkmış. Okumak benim için keyif vericiydi, yazdıklarınız gözümde rahatça canlanabildi. Diğer seçkilerde görüşmek üzere.

  3. Merhabalar,

    Çok güzel değerlendirmeler bunlar, inanın bir hayli sevindim. Tebessümüm dışında bir şey ekleyemiyorum sanırım bu yoruma cevaben tekrar görüşmek dileğiyle :slight_smile:

  4. Merhaba Ezgi,
    Öykü çok güçlü bir kelime ve bilgi haznesi ile yazılmış ve karakterinin yeteneği oldukça yaratıcı. Benzetmeler güçlü anlatım derindi. Ancak okumakta zorlandım. Çünkü olaya giriş yapmadan çok uzun bir bilgi ve anlatım karmaşası var. Bir olaydan mi bahsediyorsun yoksa felsefik bir metin mi okuyoruz onun ayrımı okuyucuyu zorluyor. Bu durum okurken kopma riski taşıyor. Yani okuyan yarıda öykünden kaçabilir. Naçizane eleştirim buydu. Onun dışında derin bilgi ve kelime dağarcığına hayran kaldım. Çok daha başarılı bir öykü için denge kurman yeterli olacaktır. Eline kalemine sağlık :smiley:

  5. Merhabalar,

    Öncelikle öykü hakkındaki yapıcı değerlendirmeleriniz için çok teşekkür ederim. Öykü taslağı aslında içerikte kısaca anlatılan Hezarfen - Kayıp Kanatlar hikayesinden ibaretti. Başlangıçta bu kurgusal kitaba dair göndermeler yaparak günümüzde Hezarfen’in uçuşundan sonrasını yorumlamak niyetindeydim. Lakin nasıl olduysa öykü kendini bambaşka bir kurgumla birleştirdi. Aradaki birçok tanım, daha önce düşlediğim fakat bir türlü kaleme dökülemeyen yapı taşları olunca da kıyamadım çıkartmaya. Seçki içerisinde küçük bir risk aldım diyebiliriz ama geleceğe dönük güzel bir alt metin çıktı benim için. Sabrınıza ve zihninize sağlık :slight_smile:

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!