Öykü

Bazıları İçin Ölüm Son Değil

Herkes kabız olmanın ne anlama geldiğini bilir, yaşamışızdır, bilinen ama ortaya dökülmeyen bir sır gibi fısıltıyla kulaktan kulağa söylenebilir ancak. Lakin, benim birazdan size anlatacağım türden bir felaketi, kabızlığı deneyimlemek sanırım pek çoğunuzun kurabileceği bir tahayyüle ne uygun ne de zihinlerinize anlaşılabilir düşecek.

Ne kadar da kabayım! Özürlerimi kabul ediniz! Adım Oncle, soyadım Cauchemere. Ahh siz mi ben mi? İnanın çok memnun oldum ve kabul ederseniz şu adanmışlığı unutmuş kaba dünyada hizmetinizdeyim.

Siz bana aldırmayın lütfen, evet bir odaya girdiğimde gürültücü, orada düşebilme ihtimali az olmasına rağmen -inanın istemeden- kaba etimle, dışarıdan estetikten mahrum girinti ve çıkıntılarla dolu yerlerimle alaşağı edebilirim eğilip bükülecek, kırılabilecek ne varsa. Kimi zaman ilk görüşte ürkütücü bulunduğumun, kapılara sığmadığımın, eğer tüm insanlar benim kadar olsaydı dünyanın daha da küçük bir yer olacağının söylendiği zamanlar da olmuştur. Ön yargılara açık fiziğim yüzünden eliniz şaşkınlık ve korkuyla kalbinize gitmesin; bu kusurlu bulduğunuz bedenin altında şahsi girilen günahlardan, kırıcı kasıtlardan, böbürlenmelerden, tahminde bulunduğunuz kabalıklardan eser yok. Ön yargı dediğimiz şey, zaten kendi kendine sıkıntı veren bir tür kabızlık değil mi?

Sizin göremediğiniz, kelimeler ve cümlelerim vasıtası ile şahit olduğunuz üzere bu koca vücuda yakışabilecek kallavi bir sesten de mahrum bırakılmışım. Kollar bacaklar değil, adeta tezatlardan oluşan organlardan imal edilmişim. İyi ki beni okuyor ama görmüyor, sesimdeki şakımayı, kapana sıkışmış bir farenin tiz çığlıklarını tecrübe etmiyorsunuz. Ne kadar kalınlaştırmaya çalışsam da haşmetime uygun olması gereken olası kallavi sesim beklentilerimin uzağında kaldı ilk gençliğimden beridir. Konuşana kadar güç sahibi, yerleşik bir derebeyini andırırken konuşunca tüm o heybetten amadeyim ve ne mutlu ki sonunda korku dolu gözlerin alaycılığa kaçan terbiyesizliğine rağmen tamamen kendimim.

Değerli affınıza sığınmadan önce, uygun buyurursanız sizin bana kısaca “Cauchy” demenizi tercih ederim, çok hoşuma gider. Bu kısa kelime özellikle beni ben yapan şeylere, misal sesime ve birazdan anlatacaklarıma ton ve ritim olarak çok daha yakışıyor, daha güzel bir tını bırakıyor kulaklarda. Ne kadar da kabayım! Kapıya sığmayan bir adam neler söylüyor böyle, diye geçiriyorsunuz belki de içinizden ama inanın kapılar ellerimin altında eğilip bükülmesin diye onları yumruklamayan, vururken tek parmağını zarifçe kullanmak zorunda olan bir adam için Oncle Cauchemere uzun, Uncle Cauchemar tarzı bir hitap ise İngilizce anlamı sebebi ile korkutucu bir ifade. Londra sokaklarında bu ismin yankılandığını bir düşünün lütfen; “Kâbus Amca”… İnanınız tek kâbus, bu elem kabızlık bu beden içindeki sadece bana mahsus.

Ne iş yapar, ne eder derseniz bir yazar olduğumu, bu tutkunun ürettiği hayalî dost ve düşmanlarla beraber yaşadığımı, onların tutkunu, kimi zaman esiri kimi zaman efendisi olduğumu, bir hayal kurma mütehassısı ve tüm bunların gönüllü sözcüsü olduğumu söyleyebilirim sizlere. Ve evet, eleştirmenlerin söylediği kadar bir hermafroditim. En zor olanı en başta söylemek, son düşünüleceği önden belirtmek, onca laf kalabalığı ve zaman müsrifliğinin önüne geçer diye itirafımı şeffaflıkla dile getirmek istedim. Sizleri şu kısa sürede cümlelerimle çok şaşırttığımın farkındayım ama inanın çift cinsiyetli doğmuş biri için asıl şaşkınlığı onlarca yıldır ben yaşamaktayım. Yunan mitolojisinin lanetlenmiş kadersiz karışık varlıklarından birinin isim verdiği bu çift yaşam durumu kabul edilmesi ve kabullenilmesi zor bir durum içinde bırakıyor insanı. Diğer yandan bir aşkın tek vücuda bürünmesi anlamında da olağanüstü. Lakin insanım ve bazen bir O’yum bir Bu’yum. Tabiatımın girintili çıkıntılı, abidevi yükselti ve alçaltılarından amade, çift cinsiyetime rağmen cinsiyetsizim ve fakat. Nitekim cinsiyetim adına bir türlü sona ermeyen bu saklambaç uzun zamandır sürüp gidiyor ve bunu sayısal olarak çokluk, bir zenginlik sayarsak bereketsiz, kurak, zevk sıvılarından yoksun, çölden farksız ve ancak orada elde edilebilecek peygamberlere layık garip bir bakire ermişlik hali bedenime, ruhuma hakim bulunuyor.

Bakınız yine bir kabızlık öyküsü. Zenginlik ve kuraklık armonisi. Ne yazdıklarıma itiraz ediyor ne de yazdıklarımı yere göğe sığdıramayıp övünmüyorum. Zaman müsrifliği benim şahsi dünyamda girilen günahların en tuhafı, en aşağısı, en ahlaksızı. İnsanın kendini aldattığı durumlar kadar vahim, acındırıcı, dram içeren ne olabilir ki şu hayatta? Kendi gözünde yazar, başkasının gözünde sadece bir romanın yazılmış, çizilmiş karakteri olmak arasında büyük bir trajedi olmalı.

Misal Bay Charles Hebe; kendisi tam da böyle biriydi.

Bunca uğraşın, safsatanın, katlin ve cehaletin ardından ben onu yazan kişi değilmişim de o benim yaratıcımmış, aslında ilhamının yakın bir akrabasından mahsul olmuş, gelmiş gibi anlatırdı herkese. Sayfalarda beni ve adımı olur olmaz yerler ve işlerin yanına iliştirirdi. Bir suçlu, bedeni kadar kötücül, korkunç, kaba saba bir adem diye nakşederdi ismimi. Ne münasebet! Nasıl da klişe, basit bir benzetmeden oluşmuş, kabalık, hatta bir kaç cümle, bir kaç sayfadan ibaret bir hayali muhteremi ben kılmaya çabalamak! İç ve dış mihrak, çatışma yok! Tezat yok! Alt metinlerden ve derinliklerden yoksun bir metn-i meczup! Benim çifter, karşıtlıklardan kurulu zenginliğimin karşısında ıkınma ile elde edilmiş bir kabızlık, utanmazca herkese ilan edilen bir pislik!

Kızgınlık nafile, öfkem -ne kadar varsa ve yetmeyeceğini bilerek- kifayetsiz kalıyor düşündüklerime. İnsan yazdığı şeye, karakterine kırılır mı? Hem de nasıl bir bilseniz! Gittikçe derin bir hüzün, doğurduğum bir şeyin beni tanımlamaya, üstelik bunu yanlış yapmasına gösterilen iç acıtan bir bakış takındığıma, kendimi gereksiz şekilde üzdüğüme kanaat getirdim. İşte ben de onu böyle yok ettim, ortadan kaldırdım, şahsıma ve engellerime rağmen hayatım boyunca yapmaya çalıştıklarıma bir tehdit olmaktan çıkarmaya niyetlendim. Bulduğum en uygun çözüm kaybolmaktı. Beraberce yokluğa karışmak.

Uzun süren tahkikatların sonunda polisler Fransa’da, Caen şehrindeki o pansiyon odasında üzerinde dolaşıyorlardı tasarımımın. Üstelik Charles Hebe her ne kadar güya yazdığı karakter yani benim onu takip ettiğimi söylese bile onlar, insanlar, hayranlar beni değil onu, Hebe’yi arıyorlardı. Olmayan, oldurulmuş bir ademin peşinden yine güya beni öldürmeye niyetlenmiş birini! Affınıza bir kez daha sığınarak kocaman bir kahkaha atmak istiyorum; ne münasebet efen’im!

Adı konulmuş bana dair bir buruşukluk değildi yerdeki kağıt öbekleri, benim onu, o adamı, kendini zarif, narin, bir edebiyat estetiği içinde sayan beyefendiye, bir katile; Charles Hebe’ye ithafımdı! Ölmüyordu. İnat ettikçe elimdeki kaleme bağlı ömrü daha da uzuyordu sanki. İnsanın hayata tutunduğu bazı olaylar gerçekten de ne kadar abidevidir. Oysa kalemin ucundaki mürekkepten oluşmuş birinin de böylesi bir duruş, ısrar sergilemesi hem olağanüstü hem de yazan kişi için korkunç. İnsanlar, okurlar yaşatıyorlardı, hayatta tutuyorlardı onu resmen! Beni ikna etmeye o kadar yakındı ki yaşamak için işte ben bundan, ikna olup gittikçe ondan taraf ve hatta o olma ihtimalimden dolayı gündüzleri yazı masamda geceleri yatağımda korkuyla titriyordum. Ben ölümlüydüm, süreliydim, erteleyemezdim ama o, onun gibiler, insanın doğurdukları değil elinden çıkan bazıları için ölüm son değildi; o yazılmıştı, bir köşede öylece kalsa bile dünyaya kazık çakacaktı.

Polislerin o odada buldukları şu yontulmamış buruşuk sayfalar bendim. Diş izleri bulmuşlar, şaşırmaya hacet yok, nitekim onları yemek, onları ben yapmak ve kendimde eritip ortaya koymak, varlığımı onun yokluğu üzerine pislemekti tek arzum. Delice geldiğinin farkındayım ama kendi yavrularımı yemek, yazdığım sayfaları çiğneyip yutmak, gerçek ağzım, gerçek boğazım, gerçek midem ve bağırsaklarımdan geçirip onları, onun benim hakkımda söylediği tüm yalanların, uydurulmuş safsatalarının üzerine sıçmaktı istediğim! Layığı ve insanların onun yarattığını düşündükleri eserin gerçek hak ettiği buydu çünkü ve ben, Oncle Cauchemere, sizin “Cauchy” dediğiniz, bunun için canımı dişime taktım, uğraştım. Ah ama o kabızlık, ah o insanın bir türlü ulaşamadığı bir anda tüm içini dışına boşaltamama duygusu, sıkıntısı. Kocaman bir zaman kaybı, kaygı, ıkınma ve sıkışmışlık hissi, içinde kalmışlığın dehşetli bunalımı.

Polis otel resepsiyonunda gözlerime bakarken gülmemek için kendimi zor tutuyor, hazmedemediğim öldürülmüş kahramanımın midem ve bağırsaklarımda yarattığı sorunlar devam ediyordu. Bir an önce yukarıda, aradıkları odanın yanındaki odada tuvalete gitmek ve bu işi nihai sonuca erdirmek istiyordum. Öldürmek, yıllardır uğraştığım, aradığım mükemmel cinayetim buydu işte. Tanrı gibi olmaktı onu doğurmak, büyütmek ve sonra öldürmek. O benim kaderime sahip değil, ben onunkine sahiptim. Birkaç kuruşa tutulan, yazar sayılsın diye öne konulan paravan bir adam çoktan uzaklara gitmişti; o ne Oncle Cauchemere ne “Cauchy” ne de Charles Hebe’ydi. Zavallının birinin rolüydü aslında o, benim yazdığım eser için beni aramak yerine tam tersi yollara çıkan tuzaklar hazırlamaktan öte bir şey değildi varlığı;

Sadece benim bildiğim, okuduğum ve sevdiğim en iyi kitabım; kendim yazıp kendim oynadığım kabızlığım. Bir sonraki karın ağrısına dek…

Bazıları İçin Ölüm Son Değil” için 3 Yorum Var

  1. ozbabur dedi ki: dedi ki:

    :clap::clap::clap:

    merhaba,
    mizahi üslup, çok severim ama başarılıysa. öykü muazzamdı. bakış açısı, anlatım, dil ve benzetmeler… çok keyif aldım okurken. öykü görece kısa bir öykü ama meramını çok güzel anlatmış, kabızlık tam da bu :laughing:

    kaleminize kuvvet.

  2. Merhabalar,

    Beğeniyle okuduğum üslubunuz bu öyküde de kendini göstermiş. Elbette ikisini de birbirinden oldukça farklı ancak benim yazdığım öyküyle de benzer noktalar içerdiğini görünce daha da bir merakla okudum :slight_smile:

    Başka öykülerde görüşmek dileğiyle elinize sağlık,

  3. Merhaba; “Cauchy” öyle demeyi tercih ettiği için böyle yazıyorum çok güzel anlatmış kendini:) Zavallı Hebe… Ellerinize yüreğinize sağlık, çok güzeldi.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!