Öykü

Hiçliğin Bekçileri

“Öldürmekten bahsediyor! Beni ha! Taş kafalı!”

Dışarının keskin soğuğu, sinirle bağrınan adama işlememekteydi. Sıradan bir arkadaş toplantısının dönüştüğü noktaya kinlenmişti. Alenen tehdit edilmenin siniri, içinde söndürülemez bir yangını tetiklemişti. Medeniyete ait yol sonlanmış; ormana varmıştı. Sesli düşünürken rahat olmasının sebebi yalnız olması değildi. Cauchemére oldum olası insani olan her şeyin sınırlarını genişletmeye bayılırdı.

Mırıldanarak konuşmaya ve yürümeye devam etti. Kumral, hafif dalgalı saçlarını ensesinde toplamıştı; üzerindekiler mevsime göre seçilmemişti. Fakat bir hayli göz alıcı görünmekteydi. Şahsına özel dikilmiş kıyafetleri olmasa da dikkat çekici biriydi. Uzun yüzünün her detayı adeta çizilmişti. Sivri çenesi dahi sırıtmamaktaydı kavisli burnunun altında. Açık renkli teni, pürüzsüz ve tüysüzdü. Gözleriyse, insanı baktığı an hipnotize eden yeşil-mavi bir tondaydı. Lakin tüm bu muntazam detayların yanı sıra yaklaşık üç çocuk boyundaydı.

Dolunay dışında karanlığa bürünen göğe aldırmadan hiddetle ilerledi. Her daim kendi ederinin farkında olan bu mitolojik efsanelerden fırlama adamın içine tarifsiz bir his çöktü. Etrafındaki kadife karanlığa aldırmaksızın tok sesli adımlarından güç almaya çalıştı. Kalmakta olduğu pansiyona epey yaklaşmıştı oysa. Yine de içine dolan yersiz ürpertiye karşı koyamayarak duraksadı.

Ormanın kıyısında kıpırdayan gölgeleri gördü önce. Kim bilir, belki de acımasız dobralığından rahatsız olan masadaki kel adam ve arkadaşlarıydı onu çevreleyenler. Kişisel alınacak ithamlarda bulunmamıştı aslında. Genel geçer gerçeklerden bu kadar rahatsız olmak, insanın doğasında vardı. Ahkâm keserken sonsuz güçle dolan mahlûkatlar, çuvaldızın ucu onlara dokununca çirkinleşirdi. Elindeki şemsiyesini birkaç kez yere vurduktan sonra yumuşak fakat ürkütücü sesiyle konuşmaya başladı.

“Ortaya çıkınız, korkaklığın lüzumu yok. Buraya kadar sizi peşimde sürükleyen sebebi merak etmekteyim. Gecenin bu vaktinde ormanda tek başına dolaşan savunmasız birinden korkuyor olamazsınız? Hem de bu kadar kalabalıkken…”

Kışkırtıcı cümlelerini özenle seçmişti Cauchemére. Nezakete başvurma gereksinimini pek duymazdı. Lakin dikkatli olmak ve düşmanı tanımak için birkaç tatlı sözden de gocunmazdı. Karşısındaki kendini ortaya koydu mu ama vay haline… Söylediği her tümce, bir yılanın ısrarlı darbelerindeki vahşete denk düşerdi. Alabildiğine canice ve kana karışan zehrin etkisiyle kaskatı…

Cauchemére yapmış olduğu minik seremoniye cevaben; korkulu birkaç iç çekiş işitti. Beklediği tınıda gelmeyen bu sesler, çok daha genç birilerine aitti. Kafası karışan Rüya Prensesi Amca – Cauchemére’e takılmış Pandora’nın kutusunda gizlenen bir takma ad – bu gecenin gizemine vakıf olmak istemediğini sezinlemişti. Bu gecenin tekinsizliği zihninde yal bir tat bırakmaktaydı.

Biçimli kaşları, ay ışığına çıkan ilk kişiyi gördü. Ancak beline gelebilecek boyda, ince yapılı küçük bir çocuktu bu. Ve diğerleri, arkasına göç vakti uçuşan kuşlar misali sıralandı. İrili ufaklı dokuz çocuk vardı karşısında. En uzunları V’nin ucundaki; ilk çıkandı. Kelli felli adamlarla çarpışacağına inanan devasa adam, şaşalayarak baktı yolunu kesenlere.

“Rüya Prensesi Amca… Sizsiniz değil mi?”

Ses bir çocuğa ait değildi. Cauchemére gözlerini kısarak yolunu keseni daha net görmeye çalıştı. Birkaç adım ilerledi, konuşan dışında çocukların hepsi geriledi.

“Eh öncelikle bu lakaptan çok hoşlanmadığımı bilmenizi isterim ve evet ta kendisiyim.”

Sivri dişlerine vuran dolunayın ışığıyla, yüzünün tamamını kaplayan gülümsemesi çocukları tir tir titretmeye yetmişti. Çocuk adam gülümseyişine zoraki bir cevap verdi. Cauchemére onun kim olduğunu merak etti. İnsan hemcinsleri gibi kolay okunan cinsten biri değildi.

Cauchemére’i tanıyan herkes bu yeteneğini bir şekilde tecrübe ederdi. Tanımayanlarsa namını işitir ve kaçınmaları gerekeni bilirdi. Adam kişinin en derinindeki korkularını ayyuka çıkarmayı kendine borç bilirdi. Bunu öyle büyük bir gürültüyle yapardı ki tüm şehir cümlelerini yankılar, karşıdakini yerin dibine sokardı.

“Merhaba, Ben Barrie.”

Kırışmış yüz hatlarına eşlik eden tek tük beyazlarla ve pos bıyığıyla bu adamın bir çocuk olmadığı aşikârdı. Başlangıçta fark edemeyişine sinirlense de giderek enteresanlaşan gecesine ayak uydurmaya karar verdi Cauchemére. Kıvrak zekâsına ve yetilerine güvenen biri olmuştu daima. Bu çocukların çelimsizliklerinin yanında her türlü güç savaşını kazanacağına emindi.

“Merhabalar Bay Barrie. Gecenin köründeki bu ziyaretinizi neye borçluyum?”

Gülümseme sırası Barrie’ye geçmişti. Karşılarında dikilen canavarın onlara dair hiçbir fikri yoktu. Haklı üstünlüğüyle diklendi karşısındaki deve. Gerçek yaşamdaki kâbuslara aşina olan çocuk adam Barrie, arkasındaki yoldaşlarına dönerek onları yüreklendirircesine kahkaha attı.

“Duydunuz mu kardeşlerim? Ziyaretimizin sebebini merak ediyormuş. Anlatmalı mıyız sizce ne dersiniz?”

Sessiz fısıldaşmalarla cevaplar verdi kızlı erkekli küçük güruh. Kimisi anlatmadan saldırmak istemekteydi kimisiyse daha fazla şey öğrenmek niyetinde. Barrie ellerini havaya kaldırarak bu tartışmalara bir son verdi. Cauchemére içten içe telaşlanmıştı. Korkunun kol gezmesi gereken çocuk dimağlarında işine yarayacak bir şey aranmış lakin hiçbir şey bulamamıştı.

“Siz kimsiniz, nesiniz böyle?”

Barrie ellerini ovuşturdu ardından yaklaşması için ona işaret etti. Cauchemére yanlarına gelmeyince ona doğru yürüdü. Kendinden emin minik adımlarıyla adamın dibine girdi. Diğer çocuklar sıralamayı bozmaksızın onunla yürümüşlerdi. Her birinin üzerinden pejmürdelik ve yokluk akmaktaydı. Cauchemére’in kıyafetlerindeki asalet belki mevsime uygun değildi lakin delik çarıklarla dikilen kısa paçalı şortlarına sığınan bu çocukların hali acınacak haldeydi.

Cauchemére hiçbirine acımasa da durumu değerlendirme çabasıyla tutarsızlığa kilitlenmişti. Karşısındaki minicik bedenli adamın ona korku salmasını bir türlü kabullenememekteydi. Hem de daha doğru düzgün konuşmadan; sadece varlığıyla bunu yapmaktaydı.

“Pierre, en miniğimiz sizinle ilgili anlatılan her şeyi duymuş. Bilirsiniz şu pek de sevmediğiniz lakabınızla ilgili kol gezen hikâyeleri. Dadısı ona, kuzeni Louise’i sizin yediğinizi söylemiş. Kadın bunu onu korkutmak ve korumak amacıyla uydurmuştur, böyle bir şey nasıl olur diyeceksiniz.”

Cauchemére işittikleri sebebiyle irkildi. Beklediği son şeydi bu. Karanlık kapıların ardında dönüştüğü gerçek kimliğine ayna tutan figürlerden delicesine bir zevk alırdı. Herkesin bildiği amma velakin kimsenin gün yüzüne çıkartamayacağı doğrulardan biriydi bu. Şimdiye kadar.

“Kafayı yemiş olmalısınız sevgili dostum Barrie, siz ve toplama çocuklarınız… Bir kap aş ya da kıyafet dilenmek için inanın doğru zaman değil. İsterseniz bunların hepsini unuturuz ve yarın sizlere pansiyonumda güzel ikramlarda bulunurum. Ne arzu ediyorsanız sizin olur.”

Çocukların birkaçının gözlerinde anlık bir kıpırtı yakaladı. Belki korkularından arınmış olabilirlerdi fakat dilemek güdüsünden kaçamamışlardı. Madenin kaynağını bulmuş olduğunu düşündü. Bu fikir onu az da olsa rahatlattı. Sonra asıl kırılması gereken bariyerin Barrie denen bu çocuk adam olduğunu bir kez daha anladı.

“Neyi istediğimizi o kadar iyi biliyoruz ki Rüya Prensesi Amca. Bunun yaklaşacağını tahmin edemediniz mi? Bu kadar mı umarsızsınız? Bir başkası olsa size erkek ol ve yaptıklarının arkasında dur derdi. Fakat ben, sizin benim kadar cinsiyetsiz olduğunuzu bilecek âlimlikteyim. Hatta siz benim gelişmemiş halimden çok daha fenasınız. Hem dişi hem erkek hem de hiçbir şeysiniz. Eylemlerinizin arkasında yatan yegâne neden bu mu acaba?”

Cauchemére tüy bitmeyen kusursuz yüzünü sıvazladı. Olduğu kişiyi sorgulamak yerine geliştirdiği tüm savunma mekanizması yerle yeksan olurken çaresizce sadece yumuşacık cildine dokunabilmekteydi. Ormandaki ağaçlar sıklaşmakta,zihnini daraltmaktaydı. Bacakları kadar bile olmayan bu adam onu yere sermekteydi. Boğuk sesiyle cevap vermeye çalıştı.

“Bu nasıl bir densizlik! Siz Barrie, amacınız ne? Kim gönderdi sizi buraya? Düşmanlarımın farkındayım inanın fakat onların üzerime saldıklarıyla it dalaşına girmek niyetinde değilim. Çekilin yolumdan gidiyorum ben.”

Ani çıkışıyla bir adım atmaya kalktı. Çocuklar o dakika yoluna dizildi. Barrie, geriye çekildi. Bir yere gidemeyeceğini gözler önüne sermek ister gibi arkasındakileri işaret etti. Keyifli bir kinayeyi diline dolayıp, sündürerek konuşmaya başladı.

“Bu kadar kaygılanacağını düşündüğüm son kişisiniz inanın. Bu tarz ithamların keyfine varmayı en iyi siz bilirsiniz diye düşünmüştüm. Demek ki başınıza gelince o kadar da eğlenceli olmuyormuş. Değil mi Rüya Prensesi Amca? Hiç boşuna bizdeki korkuları ayıklamaya çalışmayın. Başka bir diyarın esintileriyle sizi bertaraf etmek niyetindeyiz.”

Çocuklara verdiği işaretle her biri Cauchemére’in üzerine atıldı. Her bir koluna ve ayağına; iki çocuk… Çırpınsa da gözü dönmüş prangalarından kurtulması imkânsızdı. Şimdi, merhametten yoksun zihni, hipnoz edici güzellikteki gözleri ve devasa cüssesi; etkisiz kılınmış birer silahtan ibaretti.

“Bırakın beni, derdiniz ne sizin? Rahat bırakın hepinizi parçalarım şuracıkta.”

Çığlıkları bir kadına aitti. Barrie şeytanı bir gülümseyişle dikildi karşısına. Cauchemére’in içinde bastırdığı diğer karakterinin egemenliğini ele geçirişini izlemekteydi. Tiz çığlıkları kâr etmedi. Dişi dev yere serildi. Rüya Prensesi Amca olanca güzelliği ve kabalığıyla süzülmekteydi çamurlu topraklarda. Ağaçlar üzerine yıkılmaktaydı sanki.

Kırpıştırıp durduğu mavi-yeşil yırtıcı bakışları, Barrie’nin zümrüt yeşili kindar dehlizlerine gömülmüştü. Cauchemére geçip giden ömrünü düşündü. Olduğu kişiden zevk alarak yaşamıştı daima. Sona yaklaştıysa şayet bunun da hakkını verecekti. Barrie’ye odaklandı tüm kalan gücüyle. Gizlediği endişelerini, yitirdiği çocukluğunu ve geleceğini gördü görmesine ama çocuk adamın tüm bunları kabullenişi her şeyi anlamsız kılmaktaydı.

Rüya Prensesi Amca, Cauchemére, kâbuslardan olma, korkulardan doyma varlığını çocukların kemirmekte olduğunu hissetti. Her darbede çığlıklarıyla yankılandı kuytu orman. İsimleriyle anımsamasa dahi yediği çocukların korkularını iyi bellerdi. Tüm ömrü boyunca temas ettiği herkesi çok iyi tanırdı. Onu besleyen benliklerini unutma şansı hiç olmamıştı. Kilden yoğrulmuşçasına tüm çiğliğiyle atıldığı fırında parçalandığını hissetti. Sakil fikirleri toprağa akıp gitti.

Çocukların diş izleri her yanını sardı. Barrie olanca nefretiyle Cauchemére’in yüzüne davrandı. Maskesinin ardında gizlediği canavarı ortaya çıkarmak niyetiyle çekiştirdi derisini. Elinde kelimeler ve ısırılmış sayfalar kaldı. Kayıp çocuklarını da alıp karanlığa doğru ilerledi. Geride Cauchemére’in küçülüp kalmış bedenini ve suretsiz kalmış yüzünü bıraktılar.

Maskenin düşüşü mü; kâbusun bitimi mi tüketti Cauchemére’i bilinmedi hiçbir zaman. Coşkun bir renk tufanı türedi ansızın etrafında. Mavinin en canlısı ve kırmızının nazlısı bakışmakta, turuncu sarıyı koluna takmış hummalı bir arayışta… Her yanında şekilden şekle bürünen bir gökkuşağı akıp gitmekteydi. Afyondan sandı Cauchemére başta, ama gelen ölümün kendisiydi bildi sonrasında. Birkaç dize mırıldandı usulca.

“Ey her solukta gövdemi yutan zamanın muazzam ürperişi

Ruhum dünyanın çığlarını çağır.

Seni sarıp döne döne götürecektir zaman.” [*]


[*] Charles Baudelaire – Hiçliğin Tadı

Ezgi Özbek

1992 Bursa doğumluyum, çocukluğum Samsun’da geçti. 2015 yılında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldum. Bir ilaç firmasında çalışıyorum. Konuşmaya başladığım andan itibaren bitmek bilmez hikâyelerimle etrafımdakileri yormayı, yazmayı öğrendiğim vakit bıraktım. Daha az konuşmadım elbet lakin her daim yazdım. Uzun soluklu kurguların yanı sıra öykü yazmaktan ve yayınlamaktan da keyif almaktayım. Yazmaktan öte vurgun olduğum eylemse okumak. Bambaşka dünyaların kapılarında dolanıp durmaktan bıkacağımı zannetmiyorum. Araştırma ve öğrenme temelli yaklaşımımın yazdıklarıma ve okuduklarıma tesir ettiğini ummaktayım.

Hiçliğin Bekçileri” için 6 Yorum Var

  1. B_Hotan dedi ki: dedi ki:

    Sihirli kelimelerinde, farklı çalışan zihninle her zaman olduğu gibi yine keyifle okuduğum çok doğal ve samimi bir çalışmaydı. Kalemine sağlık @zencefilos arkadaşım. Dilerim bu özel çalışmalarını hayatım boyunca okumaya devam edebilirim. Seviliyorsun :two_hearts:

  2. maviadige dedi ki: dedi ki:

    Merhabalar,
    Yine güzel bir öykü okumaktan memnunum. Tema konusunda bir bilgim olmasa da öyküde tekinsizlik, karamsarlık, gizem başarılı şekilde işlenmiş. Ve karakter oldukça ilgi çekiciydi. Sanki bir anime izliyormuşum gibi hissettim. Final de güzel bağlanmış. Ellerinize sağlık. :slight_smile:

  3. Sevgili arkadaşım ve elbette çok sevdiğim yazarım! Denk düştüğüm en parlak zihinlerden birisin ve çok kıymetlisin. Kaleminle ve hayal gücünle kalabilmek dileğiyle. Çok teşekkür ederim :slight_smile:

  4. Merhabalar!

    Hikaye yayınlanır yayınlanmaz gözlerim sizi arıyor gercekten :slight_smile: Keyif alarak okumanız beni çok mutlu etti. Konu hepimize yaratıcı bir dokunuş imkanı sağlayan çok ince bir fikirdil. Kurgu sırasında epey eğlendim. Anime benzeri gelmesi de hoşuma gitti çünkü aklıma karakteri yaratırken epey detay izlediklerimden gelmisti. Çocuklar bizleri yeterli tekinsizliğe sürükledi sanıyorum ki :slight_smile: Çok çok teşekkür ederim, zihninize sağlık :slight_smile:

  5. ozbabur dedi ki: dedi ki:

    merhaba,
    temayı farklı kullanmışsınız; ana karakterin ölümünün bu şekilde olacağını hiç düşünemezdim doğrusu. güzel olmuş.
    kaleminize sağlık.