Öykü

Beatrice’in Labirenti

Genç adam, labirentin gölgeli koridorlarında umutsuzca sevdiğini arıyordu. “Beatrice!” diye seslendi. “Güzel intikam tanrıçası…” Yorgun düşene kadar yürüdü, sonunda yere yığıldı ve sert taşların üzerinde uyuyakaldı. Rüyasında Cennet’te, yaratıcının uçsuz bucaksız bahçesinde olduğunu gördü. Köpüklü şarap nehir yataklarını dolduruyor, meleklerle ölüler sonsuz melodinin eşliğinde vals yapıyordu. Herkes mutluydu, kendisi hariç…

“Beatrice!” Çığlık atarak uyandı. Onu sonsuza kadar kaybettiğini sanmıştı, belki de haklıydı. Zaman kavramını yitireli çok oluyordu. Labirentin kaya duvarları arasında gece mi gündüz mü bilmiyordu. Yeniden Cennet’te olduğunu hayal etti. Sevdiğinin yokluğunda hiçbir anlamı yoktu. “Beatrice!” diye bağırdı. “Manolya kadar güzel, menekşe kadar nadir…”

Bazen duvarlardaki gölgelerin fısıldadığını, kendisiyle konuştuğunu duyuyordu. “Vazgeç.” diyorlardı. “Bize katıl. Cennet ondan daha güzel.”

“Olmaz!” diye haykırdı genç adam. “Beatrice’in yokluğunda Cennet bile Cehennem’den farksız.” Ruhu günden güne soluyor, labirentin karanlığına karışıyordu. İçerdeki tek ışık meşalesinden geliyordu. Geçtiği yollara işaret bırakmak için belindeki çakıyla umut kelimesini duvarlara kazıyordu. Rastgele koridorları, bomboş odaları ve insanın aklını allak bullak eden koridorları geçti. “Bize katıl.” diyordu gölgeler. “Cennette mutluluk ve eğlence hiç bitmez.”

Kendini cennetin tüm vaatlerinden soyutlamış, yalnızca Beatrice’in sevgisini arıyordu. Onun bir cadı mı yoksa kendisi gibi mahkum edilmiş iyi yürekli bir aşık mı olduğunu bile bilmiyordu. İstediği onun bedeni değil ruhuydu. Gülümsemesiyle sesi genç adamın aklını başından almaya yetiyordu.

Koştukça koştu, sistemli bir arama yapmayı çoktan bırakmıştı. Kendisi dinlenirken bile labirent ona Beatrice’siz bir cennetin imgesini sunuyor, ona işkence etmeye devam ediyordu. Bir çocukluk anısı gibiydi Beatrice. Yeniden asla ulaşamayacağı kadar saf ve temiz, hep yanındaymışçasına sıcak ve samimi…

Yaşadıklarına mana veremiyordu, bir şiirin içine düşmüş gibiydi. Labirentte ahenk, hisler ve duygular vardı fakat anlam yoktu. Gölgeler aklını bulandırıyor, düşünmesini engelliyordu. Çok yorulmuştu. Cennetin sahte olduğuna inandığı çekiciliğinden değil enerjisinin tükenmesinden, arayışını sürdüremeyecek olmasından duvarın dibine çöktü; gölgelere yaklaştı.

Artık bir manası olmasını istiyordu ama aşkta anlam aramak anlamsızdı. Gölgeler etrafını sarar, üzerine üşüşürken son kez bağırdı. “Beatrice, varoluş sebebim!”

Kablolar arasında gözlerini açtığında doktorlar ve hemşireler mutlulukla alkışladı. Daha önemlisi Beatrice hemen orada, yanı başındaydı. Onun elini tuttu ve bir daha bırakmadı.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. nkurucu says:

    Elinize sağlık. Sahte cennet imgesi güzeldi.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar