Öykü

Bebekler ve Yokoluş

Uyuyamıyorum. Kalkıp volta atıyorum. Sonra bir sigara yakıyorum. Ciğerlerime iyice çekiyorum. Daraldığımı hissedip, odadan çıkmak istiyorum. Ceketimi alıp dışarı çıkıyorum.

Aşağıya indiğimde resepsiyonist çocuk selamlıyor beni. Konuşmak için can atan çocuğun yanından koşar adımlarla geçip gidiyorum. Caddeye iniyorum ağır adımlarla. Yürümeye başlıyorum. Onunla son buluşmamızdan sonra ilk defa o kafenin önünden geçiyorum. Biraz önünde duruyorum. Bir sigara daha yakıyorum. Uzun uzun içeriyi seyrediyorum. Sonra ayağımla sigaramı söndürüp yoluma devam ediyorum.

Yürürken uzun zamandır yaşadıklarım gözümün önünden bir film şeridi gibi geçip gidiyor. Düşünüyorum. Yaptıklarım doğru muydu?

O geliyor gözlerimin önüne. Etrafımdaki herkes yok olup gitmişti. Ben ise onun yanında yok oluyordum. Uzun, mis kokan saçlarında, kocaman gri gözlerinde, boynundaki vanilyalı parfüm kokusunda… Son buluşmamızdan sonra her şey farklı olacaktı. Ama olmadı. Mecbur kaldık kendi yolumuza dönmeye…

Gecenin ilk saatleri… Etraf cıvıl cıvıl. Tıklım tıklım dolu kafe ve barların önünden geçip gidiyorum. İnsanlar da benimle akıp gidiyorlar. Herkes keyifle kahvelerini, biralarını içerken, ben tek başıma yürümeye devam ediyorum. Onları görünce içimdeki keder daha da artıyor. Bu sefer mekan mekan dolaşmaya başlıyorum.

Son mekandan çıktığımda, bir vitrinin önünde duruyorum. Yan yana durmuş beş bebeğe bakıyorum. Hani var ya, birbirinin içinden çıktıkça küçülen bebekler; Matruşkalar… Gözüm en küçük bebeğe takılıyor. Burnumun direği sızlıyor.

Şimdi kaybolan ne varsa onlar geliyor aklıma. Benden bir şeylerin kopup gittiğini hissediyorum. Canım yanıyor. Vitrini kırıp, yan yana dizilmiş bebekleri tekrar iç içe sokmamak için kendimi zor tutuyorum. Benim gibi sürekli küçülen bebekleri… Bebeğin içinde barındırdıklarıyla hep güçlü olmasını istiyorum. Sürekli dağılsın, yalnızlaşsın, verdikçe küçülsün istemiyorum. O kendi içinde taşıdıklarıyla mutlu…

Aklımdan bunlar geçerken, yerde oturan dilenciyi görüyorum. Yok olmayan parçam için şükrederek, bir beşlik çıkartıp önüne atıyorum. Benliğimden kalan yanım için şükrediyorum kendimce. Umutla evime doğru ilerliyorum.

Ama kafamdaki soru işaretlerinden kurtulamıyorum bir türlü… Geçmişi nasıl temizleyeceğim? İnsanların güvenini tekrar nasıl kazanacağım? İçimdeki acıyı nasıl dindireceğim? Onu nasıl unutacağım? Çözümleyemeyeceğim sorularla boğuşurak evimin önüne geliyorum.

Halen gecenin bir vakti. Sokaklar karanlık. O karanlığın içinde yok olup gidiyorum. Etrafta ne beni seyreden var, ne takip eden… Hava soğuk. Paltom bile ısıtmıyor beni. Bu saatten sonra ne ısıtabilir ki içimi?

Karşımda alt kat komşumuz Aylin Hanım’ı görüyorum. Kafasını yana çeviriyor. Ben gene de selam verip yoluma devam ediyorum. Sonra gözüme camı kırılmış arabam çarpıyor. Yan tarafı iyice içine göçmüş. Aldığı darbelerle bir hurdadan farkı kalmamış. Cebimi karıştırıyorum. Bir şıngırdama sesi ile anahtarlarımı çıkarıyorum.

Kapıya doğru ilerliyorum, kilidi açmaya çalışıyorum. Alkollü olduğumdan anahtar deliğini göremiyorum. Epeyce uğraşıyorum. Nihayet, güç de olsa kapının deliğini buluyorum. Ama bir türlü açamıyorum kapıyı. Tekrardan deniyorum, olmuyor. Zili çalıyorum. Mercekten biri bana bakıyor, ama açılmıyor kapı.

O zaman anlıyorum ki en büyük parçam da benden gitmiş. Umutsuzca geri dönüp, kaldığım otelin yolunu tutuyorum. Her şeyi arkamda bırakarak…

Bebekler ve Yokoluş” için 1 Yorum Var

  1. Merhaba anlatım diliniz çok güzel. Ben şöyle düşündüm bir hurda araba bir kaza birinin hayatına kast. zira o düşüncelerin kaynağı, nedeni niçini ile ilgili ipuçları bulmaya çalışıyor insan. Öykü o dramın arkasındaki nedeni tam da ortaya koymuyor. Benim düşüncelerim böyle. Ellerinize sağlık.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!