Öykü

Berkyaruk

Kalaycı Mehemmed Bey diyor ki:

Oğuz akınlarının hiç olmadığı kadar güçlü olduğu günlerdi hanımım, beyim veya her neysen. Ayasuluk’ta her gün yeni bir hanenin geldiğini görüyorduk. Rumların boşaltmış olduğu evlere günaşırı altı çocuklu, beş çocuklu Oğuz aileleri geliyordu. Adım adım oluyordu bunların hepsi.

Bu iki halkın ticaret olsun, tarım olsun, din olsun ufak tefek gençlerin çatışması dışında herhangi bir sorunu bulunmamaktaydı. Rumlar kiliselerine gidip gelmekte, bizim Oğuzlar ise camilerine, tekkelerine, medreselerine gidip gelmekte sorun yaşamamaktaydı. Ama şu deyyus Berkyuruk bu yere gelip milletin canına okuyuncaya kadar.

İstersiniz ki sizlere biraz olsun şu kan emici deyyus Berkyuruk’u anlatmam gerekir. Kendisi taa Ahlatşahlar’dan buraya gelmiş, Moğol barbarlığından kaçıp. Bu yüce, güzel beyliğe, Aydınlü Beyliğine doğru ailesiyle beraber yola çıkmış. Kızı Fatıma, iki oğlu Şahinşah ve Kültegin, karısı Muteber ile berabermiş. Ama bu deyyusun ne karısını biz gördük ne kızını ne oğlunu valla hanım kızım veya bey oğlum yahut her neysen. Tek başına gelince buraya biz merak edip sorduk tabii. “Bey sen neredensin?” diye. Bu deyyus herifte demiş ki:

“Efendiler, yiğidin suyunda bey olduğu, paşa olduğu, peygamberimizin damadı Hz. Ali’nin Van ejderhasıyla harp ettiği yerden, Ahlatşahlardan gelmişim buraya. Allah rızası için bir kuru ekmek veriniz bana, bir kap hoşaf veriniz bana, bir kap su veriniz bana. Ölüp gideceğim. Boğazımdan bir lokma geçmemiştir kaç gündür.”

Ne yapalım beyim, hanımım veyahut her neysen. Biz bu garibandır, alalım açtır diye şey ettik. Ekmeğini, suyunu, hoşafını hatta giysisini bilen verdik. Yetmedi ev açtık. Bu evi nereden buldun Mehemmed Efendi diyeceksiniz şimdi. Başta iletmiştim ya gavurların bazıları bırakıp gittilerdi buraları. Hah işte o evlerden birine, Niketas Efendi’nin pılını pırtını toplayıp gittiği evine yerleştirdik o ırz düşmanını. Yerleştirmez olaydık. O gün bir daha olsa kesinlikle beyliğin içine sokmazdık o kan emici şeytan tipli deyyus herifi. Ama bize tek bir faydası olmuştur bu deyyusun. Rum dostlarımızla iyice dostluğumuz kuvvetlendi. Allah seni inandırsın biz onların cenazesine, onlar bizim cenazemize gelip gitmeye başladılar. Hatta geçen gün Yusuf Bey kardeşim, Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. İyi insandı, onun cenazesinde bizim Bakırcı Petronas Efendi’yi gördüm. Sordum ki:

“Petro Efendi, ne yaparsınız burada? Siz Hristiyan değil miydiniz?”

Allah uzun ömür versin Bakırcı Petronas Efendi bana şöyle söyledi: “Efendi, ben severdi Yusuf Efendi… Gönül razi gelmedi.” Yusuf Bey’in cenazesi mezarlığa giderken bir daha dönüp dedi ki bana. “Hain Berkyuruk yüzünden bir de. Beni bu serefsizin elinden kurtarmisti.”

Bakınız efendim. Benim bir yalanım varsa Allah yüzümü bir gün güldürmesin benim. Ki güldürmüyor zaten. Bu deyyus gitti, başka bir nitelikli deyyus geldi. Neyse onun bu olaylarla alakası yok. Halenze diye bir uzak diyardan gelmiş, ben sultanım ben sultanım diyor densüz. Allah’tan daha Hızır Bey’imizin kulağına gitmedi de sallandırmadılar onu. Neyse biz konumuza devam edelim.

Ne diyorduk, ha şu deyyus Berkyaruk. Kan emici Berkyaruk. Aklıma geldikçe celalleniyorum. Bakın, bir yalanım var ise yüce Rabbim şuradan şuraya adım attırmayı nasip etmesin. Petronas Efendi aynen öyle söyledi. Ben bu kelimeleri duyunca bir Müslüman, Allah’ın kulu olarak bir yandan sevindim bir yandan sinirlendim. Yahu sen adamın kanından ne istiyorsun ey Berkyaruk Efendi. Git sende bizim gibi etini ye, sütünü iç, suyunu iç. Yahu kan içmek nedir be zındık adam. Biz nasıl bir günah işledik, beyimize beddua ettiler yarabbi. Sen bizi kurtar artık.

Buraya gelirken ne yaptığını da kısaca söyleyeyim. Diyarbekr taraflarında bir oğlunu kanını içe içe öldürmüş. Diğer oğlunu da Ablastha taraflarında… Ah Allah’ım ah. Anlattıkça vallahi billahi yüreğim dağlanıyor. Tek oğullarını öldürse iyi. Kız evladı Aksara, eski karısı Agritur tarafında bu cani dişlek tarafından canı alınmış. Allah rahmet eylesin… Biz bu adamın böyle olduğunu bilseydin Aydınlü Beyliğinden içeri almazdık. Ama yapabileceğimiz bir şey kalmamıştır artık.

Biz bu adamı Kassab Necmeddün beyin kızı Münevver Hanım kızımızla evlendirdik. Bekar, yüzü gözü düzgün, güzel dilli diyerek verdik. Ama ne yaptığını söyleyeyim şimdi size. Bu deyyus, bu kızla evlendikten ben diyeyim bir sen de iki ay sonra, insanın bırak karısına düşmanına yapmayacağı şeyi yapmış. Mutlu mesut yaşarlarken karıyla beraber hoş bir gece geçirmek istemiş. E tabii bu niyetle cilvelenmiş karıya. Burnunu saçlarına doğru ittirmiş karının. Tövbe tövbe… Anlatıyorum bunu da Allah’ım günah yazmaz inşallah. Karı omzuna buse konacağını düşünürken acı acı inlemeye başlamış. Bu namussuz hemencecik içivermiş karısının kanını. Haramzede herif. Bir de komşular kapıya üşüşünce dizlerini dövmüş. Elalemde ne bilsin eceliyle gittiğini düşünmüşler. Bizim gassallar kadının boynunda iki delik görmüş. “Tövbe ya rabbi bu ne?” demişler. Sonra bembeyaz, kupkuru naaşın parmağını kesmişler kan akıyor mu diye. Adetten. Bakmışlar kan yok. Kanı gitmiş. Bu ne haldır diye imamın yanına çıkmışlar. İmamda şaşırmış. Cinler almış canını diye yaygara koptu Ayasuluk’ta. Daha sonra böyle böyle yeni vefat edenler çıkınca ortaya. Müslümanlar camiden, Hıristiyanlar kiliseden çıkmaz oldular. Taa ki Seyfiddin Hacı’nın oğlu Mustafa bu Berkyuruk’un Andronikos Bey’in canını alırken görene kadar. Köpek dişlerini boğaza dayayarak insanının içini kurutuyormuş ahlaksız herif.

Bu olaylar taa Umur Bey’in kulağına gitmiş her neyseniz, hanımım veya beyim. İlk önce onu zindana atmış. Daha sonra onun gücünü kuvvetini görünce aldırmış Pyrgion’a. Rumeli’den, Hios’tan getirtiği esirleri buna yem ederlermiş. Gittiği yerlerde de bu kan emici deyyusun adı nam salınca, harp olan yerdeki halk şap diye Umur Bey’e teslim olurmuş. Günler geçti, aylar geçti. Bu Umur Bey’in vefat etmesinin sebebi de bu zâttır. Sonuçta bu herifin olduğu yerde hayır olmaz. Alaşehir’i alınca bizim devletimiz yedi düvel bize ceng etti. Hepsi şeytan gibi üstümüze üşüştü. İzmir’de beyimiz, Allah rahmet eylesin, kaleye tırmanırken oklarıyla zalimce öldürüp donanmayı yakınca bu Berkyaruk’tan kurtulup düğünler, zurnalar…

* * *

Mehemmed Bey bu kelimeleri yazarken kapısı açıldı. Karşısında Berkyuruk vardı. Korkuyordu. Onca insanın canını alan cellat, kanını alan cellat, onun da canını, kanını ve hayatını alacaktı. Sanki o an ne yazdığını biliyor gibi girmişti içeriye.

“Selamın aleyküm Mehemmed Ağabey.” dedi.

Mehemmed Bey ise kelime-i şahadet getirdi. Dizlerinin üzerine çöktü. Sanki öldürülmek istiyordu. Berkyaruk, “Yiyecek yemek var mı ağabey?” dedi. Daha sonra mutfaktan başörtüsünü örten karısı çıktı. Aniden arkasına dönen Berkyaruk, onu gören Mehemmed Bey’in karısının bağırmaya başladığını gördü. İlk önce onun üzerine atlayıp alt etmeye kalktı. Mehemmed Bey, karısını kurtarmak yerine oradan kaçtı gitti. Mahalleliye haber etmeye. Ancak döndüğünde Berkyaruk kaçıp gitmişti. Kumasını kurtarmak isteyen kadını da öldürmüştü. İki beden, iki kadın içinde kan kalmamış bir şekilde, cansız halde yatmaktaydı.

Berkyaruk asla durmadı.

Aynı Ahlatşah’tan Ayasuluk’a yaptığı göç gibi buradan Bursa’ya gitmişti. Osmanlı Devleti’nin emrinde de aynı şekilde savaşlarda ve zindanlarda yer aldı. Ancak burada da hınzırlık yapınca yine göç edip Bizans’a sığındı.

Belki artık burada sağlam durmuştur. Ya da hınzırlığıyla Macarlara mı yoksa Sırplara mı karıştı? Kimse bilmiyordu.

Atakan Güngör

12 Nisan 2000’de Aydın’ın Nazilli ilçesinde doğdum. İlköğretimi Nazilli Fatih İlköğretim Okulu’nda, Ortaokuluda Nazilli Mehmet Akif Ersoy Anadolu Lisesi’nde tamamladım. Şu an Siirt Üniversitesi’nde mimarlık okumaktayım. Bilim kurgu edebiyatını -özellikle Isaac Asimov ve Philip K.Dick eserlerini- seviyorum. Hedefim mimarlığın yanında iyi bir bilim kurgu yazarı olmak.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Bazı yerleşim yerlerinin isimleri ile ilgili notlar;

    Ayasuluk: İzmir’in Selçuk ilçesi. Nişanyan Sözlük’ten alınmıştır. Birgi’den sonra Aydınoğulları Beyliği’ne başkentlik yapmıştır.
    Ahlatşah: Bitlis’in Ahlat ilçesi. Selçuklu devrinde önemli bir kent.
    Hz. Ali’nin Ejderha ile mücadelesi: Bunu Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinden aldım.
    Mehemmed: Aslında Mehmet’in isim anlamının geldiği, Muhammed isminin yanlış okunuşu. O zamanlar Arap-Fars alfabesiyle böyle bir kullanım olabilmekteydi.
    Bakırcı Patronas Efendi’nin Türkçesi: Günümüz Rumlarının aksanını yapmaya çalıştım. Yanlış değilde kendi bilincimde yaptığım bir yazım kararı.
    Diyarbekr: Diyarbakır.
    Ablastha: Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesi.
    Agritur: Isparta’nın Eğirdir ilçesi.
    Pyrgion: O zamanlar Aydınoğulları beyliğinin başkenti. Şimdi ise İzmir’in Ödemiş ilçesinin mahallesi. Eski kasabası.
    Berkyaruk: Son Selçuklu sultanının ismi. İsmini devletin son sultanı olduğu için seçtim.
    Hios: Sakız Adası
    Halenze: Gerçek hayatta Siirt’in Merkez ilçesine bağlı, Tillo ilçesine giderken karşınıza çıkan ilk köy. Benim kurmaca dünyamda ise geçen öykülerimde anlattığım bir sultanlık. (Bkz: Halenzeli Veysi Sultan ve Onun Trajedik Hükümdarlığı)
    Aydınlü Beyliği: Bilerekten yapılmış bir yanlış. O zamanki insanların böyle konuştuğunu düşünerek Aydınoğulları Beyliği’nin ismini bu şekilde kullandım.

  2. Öncelikle dikkatimi çeken şey diğer öykülere yazmış olduğunuz yerinde yorumlardı. Yorumları böyle olan birinin öyküsünün güçlü olması gerektiğini düşünerek öykünüzü okumaya karar verdim. Yerinde bir doğruluk taşıyan kararım hoş bir hikaye okumamı sağlattı bana. Gerek anlatış tarzınız gerek sıkmadan ilerleyen kurgunuz çok güzeldi. Verdiğiniz altnotlarla iyice pekişen öykünüz emeğinizin hakkını veriyor. Son cümlenizle birlikte malum vampirimizin Bram Stoker’in vampiri olma olasılığını düşündürdü bana. Şayet böyleyse oldukça yaratıcı bir süreci işlemişsiniz. Vampirinizi ona bağlamak hoş bir detay olurdu. Kaleminize sağlık. Diğer sayılarda da sizi takip edeceğim.
    Soyut bir çalışma örneği ile bu seçkideydim ben de. Okumanız dileğiyle.

  3. Bram Stoker mevzusunu okuyucunun kendisine bırakıyorum. Yorumun için çok teşekkür ederim. :green_heart:

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar