Öykü

Bilye Sesi

En boktan şeylerin listesini yapalım hepsi hayatın içindedir. Bu cümlenin benim için bu kadar anlamlı olacağını tahmin edememiştim. Benim hayatla ilgili en temel problemim, neyi yapacağımı hep biliyordum ama zamanla aram hiç iyi olmadı. Neyi yapacağımı biliyordum, ne zaman yapacağımı bilmiyordum. Doğaçlama yapmayı iyi beceremem, her şeyi önceden bilmek isterim. Eğer bilemezsem bildiğim şekilde yapmaya çalışırım bunun için de bir şeyleri değiştirmem gerekir. Güçlü birilerinin bir doğruları vardır ve bizim yaşadığımız bir gerçek, gerçeği doğrulara uyarlamanın birçok yolu vardır. Ama yalan, yalan öyle değildir. Onu bir şeye uyarlayamazsın onun ortaya çıkış nedeni çünkü tam olarak da budur. Yalanı, gerçeği kendimize göre yönlendirmek için onu manüpile etmek için söyleriz. Ancak bazen ipin ucu kaçabilir. Önce bir yalan söylersin sonra onu kapatmak için birkaç tane daha, sonra neyin yalan neyin gerçek olduğunu kaçırırsın. Benim için de her şey tam da bu şekilde karıştı, yani dediğim gibi ipin ucu fena hâlde kaçtı. Kendime kurduğum bu altyapısı bozuk yaşamda daha fazla yalan söyleyerek mutlu olmaya çalıştım. Yalanların içinde gerçek bir mutluluğu arzu etmek gibi bir derdim yoktu. Ben kendi hâlinde biri olmak isterdim ama bir şeyler kafamı karıştırdı. Tam şu an üst kattan son derece net bir bilye yuvarlanma sesi geldi bu ayrıntıyı buraya not etmek istedim. Bir yalan söyledim. Bu yalanı söylemeye bilerek ve isteyerek karar vermedim, aslında bir dizi yalanın sonucu olarak söylediğim basit bir yalandı. Bir yerden sonra her şeyin birbiriyle az da olsa ilgisi var gibi hissetmeye başladım, dolayısıyla söylediğim her yalan, nedensizce söylediğim o ilk yalana dayanıyor gibi hissediyorum. Yalan söylediğimde, eğer yalan söylemeseydim her şeyin çok daha kötü olacağını düşünürüm. Sonra bu değişti, bu görece mantıklı olabilecek motivasyonu zamanla kaybettim. Kafamda farklı gerçekler düşünmeye başladım.

Elimde bir pim var basarsam dünyanın bir yerlerinde birileri açlıktan ölecek, basmazsam yine ölecekler. Ama eğer basarsam, basmadığım alternatif gerçekliğin nasıl olduğunu asla bilemeyeceğim. İşte tam da bu yüzden ben o düğmeye hep basıyorum. Basmazsam ne olacağını bilmediğim için. Yalan söylemedeki motivasyonum da tam olarak bu kontrolü başka birilerine bırakmaktan korkuyorum. Eğer bir tanrı olsaydım, çok iyi bir tanrı olurdum ama tam anlamıyla iyi bir insan olmayı başaramıyorum. Bu yazıyı vicdanımı temizlemek için yazmıyorum, artık bir şeylerle baş edemiyorum ve intihar etmeye karar verdim. Suçlu olduğumu hissediyorum. Çok büyük bir vicdan azabı duyuyorum. Ben suçluyum ama yasaların karşısında değil. Beni yargılayabilecek bir mahkeme yok. Ben geleceğin öngörülemezliği karşısında suçluyum, dolayısıyla geleceğin öngörülemezliği yasalarına tabi olan bir mahkeme tarafından yargılanabilirim ve suçum da doğaçlarken taksirle adam öldürme olarak kayıtlara geçebilir. Yalan söylüyorum, kelimeleri süsleyip suçumu gizlemeye çalışıyorum. Aslında suçumu biliyorum ama kendime itiraf etmeye cesaretim yok. Anlayacağınız üzere mesele bilip bilmemek değil, mesele bilip bilmemek olsaydı bu hikâyedeki fail ben olmazdım. Ben bilmediklerinden utanan biriyim. Bilmemek yerine yalan söylemeyi tercih eden biriyim. Bunun böyle olduğunu anlamıştım ama bildiğim bir şeyi itiraf etmekten kaçıp sürekli yalan söylediğim hiç olmamıştı. Bana bir yol soruldu, bilmememe rağmen kendimden son derece emin bir şekilde adresi tarif ettim. Araç uzaklaştı, ben de peşinden yürümeye devam ettim. Tarif ettiğim tarafın yanlış olduğunu biraz yürüdükten sonra fark ettim. Doğru olma ihtimali zaten yoktu. Sonsuz olasılıklar arasında bir olasılık ilerden sağa dön dediğimde ilerinin ve sağın tam olarak nerede olduğunu bilmediğimi düşününce, korkunç bir sonsuz olasılık serisiyle karşılaşıyorum. Çünkü normalde hesaba katılmayacak sabitler bile zihnimde fazlasıyla oynak bir hâlde.

Kulağımdan gitmeyen bir bebek ağlaması var. Asla kesilmesini istemeyeceğiniz bir bebek ağlaması. Eğer kesilirse devamında yapılacak her şey pragmatik olarak sorunlu olmaya mahkûm. Bir şey yapmamak en iyisi oluyor ben tam da bu yüzden intihar etmeye karar verdim. Çünkü kulağımdaki bebek ağlaması sürekli olarak susuyor ve yeniden başlıyor. Sürekli devam etse hiçbir sorun olmayacak ancak bir noktada susuyor, susuyor demek de yanlış sanki susturuluyor. İşte önemli kısım da bu keşke susmasa, susmasa bununla yaşamaya devam edebilirim. Bunun başladığı o anı zihnimden çıkarıp atmak istiyorum, şehrin en kalabalık sokağında yalnızım, paramparça olmuş bir araba içinde ağlayan bir bebek sesi var. Ben ne yapacağımı bilemediğim için yavaş adımlarla arabaya doğru ilerliyorum, bebek o kadar yüksek sesle ağlıyor ki sanki daha fazla acı çekmek istemediği için ciğerlerini parçalayıp kendini öldürmek istiyor gibi. Korktuğum için yavaş yavaş ilerliyorum, yolu yanlış tarif ettiğim için vicdan azabı duyuyorum. Ama asıl kötü olan, asıl kendimle bir daha asla barışamamamı sağlayan şey yolu yanlış tarif ettiğimin asla ortaya çıkmasını istememem. Arabadaki konuştuğum adamın öldüğünü hayal ediyorum, sanki benim yüzümden oraya döndükleri ortaya çıkarsa kazayı da benim yüzümden yapmış olacaklar diye düşünüyorum. Ama eğer ölürlerse onları ben öldürmemiş olacaktım. Böyle bir hisle arabaya doğru yaklaşıyorum. Arka kapıyı zorlayarak açıyorum, kazanın etkisiyle bacakları bebek koltuğu ve ön koltuk arasına sıkışmış bebeği kurtarıyorum. Nabzını kontrol ediyorum hâlâ sıcacık ama nabzı atmıyor. Elinizde ölü bir bebek tutuyorsanız, bir şeyler yanlıştır. İşin kötüsü bir şeyler yalandır, zaten en büyük problem de bu. Bebeği ne yapacağımı bilemedim, kucağımda bebekle yere çöktüm. Ambulansın cırtlak sesi ve her şeyi düzeltmeye çalışan boş çabalarımdan kaynaklı olarak hissettiğim başarısızlık, kendimle alakalı yapabileceğim tek şeyin kendimi öldürmek olduğunu anladığım bugüne kadar devam etti.

Zarif bir mektup bırakmayı çok isterdim, internette videosunu izlediğim o şarap içen adam gibi. Ama ben hayattan sıkılmadım ya da yenik düşmedim. Ben hastalıklı bir karakter yarattım. İlkokul din öğretmenim İslam’ın şartlarını sorduğunda beşinci şartı unuttuğum anı unutamıyorum namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekât vermek bunların dördünü hızlı bir şekilde saydıktan sonra kıkırdayan sıra arkadaşıma uyup yalan söylemek demiştim. Bu anın sonradan bu kadar anlam ifade edeceğini bilemedim, hoca favorilerimden çekti ceza olarak. Daha sert bir ceza verseydi onu da kabul ederdim ve kin tutmazdım. Bu buruk bir itiraf mektubu çünkü bu irade sahibi birinin isteyerek işlediği bir cinayet değil, bu gerçeği manipüle etmeye çalışan düzenbaz bir adamın, bir aileyi yok etmesi. İsteyerek değil, planlayarak değil ama bu adamın böyle bir şeyi bir daha yapmayacağı kesin de değil. Zihnimi tam anlamıyla kontrol edememekten dolayı pişmanlık duyuyorum, bunu yapmak tam anlamıyla mümkün mü onu da bilmiyorum. Pişmanlığı en derinimde hissediyorum, ama yanlışlıkla yol açabileceğim olasılıklar dünyası beni bu kadar korkuturken hayatıma devam edemem, ana hapsolmak istiyorum. Ancak o zaman yaşayabilirim. Ama geçmiş ve gelecek şimdinin dayattığı şartlara göre sürekli olarak değişirken, şimdiyle geçmiş ve gelecekten bağımsızca bir ilişki kurarak yaşamak imkânsız. O yüzden ben yalnızca benim bildiğim geçmişi, benim şimdimi ve geleceğimi öldürüyorum. Ne kadar zamanım kaldığını bilmeden yazmaya devam ediyorum. Bu yaptığımı sanki daha önce yapan birileri vardı, bir arkadaşım bana zamanında anlatmıştı ama tam olarak hatırlamıyorum. Bir yazar bileklerini kesip yazmaya başlıyor ve ölene kadar yazmaya devam ediyor. Benim niyetim tam olarak bu değildi, intihar etmeye önceden karar vermiştim ancak intihar mektubu yazmayı sürekli ertelediğim için ancak şu an yazıyorum. Birazdan ölecek gibi değil uyuyacak gibi hissediyorum, çok depresif bir ruh hâli içerisinde de değilim. Sadece yaşam benim için mantıklı bir tercih değil, çıkmanızın imkânsız olduğu bir kuyuda kendinizi öldürmenizi sağlayacak birkaç ilaç mı kullanırdınız yoksa açlıktan ölmeyi mi beklerdiniz, ben ilaçları almayı tercih ettim.

Kısacası bir bebeğin ölümüne dolaylı olarak sebep oldum ve vicdanım bunu kaldırmıyor. Çünkü bir şeyi dolaylı ve doğrudan yapan şeyin tam olarak ne olduğunu anlayabilmiş değilim. Bununla yaşayamıyorum ve kendimi öldürmeye karar verdim. Çok karmaşık bir şey değil, bu süreç içerisinde kendimden özellikle de kendi düşünce tarzımdan o kadar nefret ettim ki kendimi öldürmenin en mantıklı eylem olduğuna karar verdim. Bir bebek değil de yaşlı bir adamı öldürseydim sanırım bu olayı bu kadar önemsemezdim. Bebeğin ağlama sesinin birdenbire kesilmesi normalde de bir şeylerin iyi gitmediğini düşündürebilecek bir şey sanırım. Eğer bir ebeveyn olsaydım ve içeriden ağlayan bebeğimin birden bire sustuğunu duysam adımlarımı hızlandırarak yanına giderdim, trafik kazası yapmış olmasından korktuğum için değil belki küçük beşiğinden ilk adımını havaya doğru atıp yere düşmüş ve kafasını yarmıştır. Ya da belki de gerçekten küçük odasının içinde küçük arabasıyla bir trafik kazası yapmıştır, yol sorduğu aptal peluş oyuncağı ona yanlış yolu tarif ettiği için karşısına çıkan oyuncak kutusuna çarpmamak için direksiyonu kırıp yatağının köşesine çarpmıştır ve tüm yatak üzerine devrilmiştir. Ve bu yüzden ağlaması kesilmiştir, 2010 dünya kupasında o kadar çok tavla oynuyordum ki pencereden aşağı baktığımda arabaları tavla pulları olarak hayal ederdim. Bir araba diğerinin üstüne çıkarsa, arabalardan biri kırılmış olur, arabanın sahibi açık olan yerlerden birinin zarını atmazsa, okullar tatil yani gele. Bir sonraki el tekrar atar yine mi olmadı bugün de okullar tatil bir diğer el tekrar. Eğer içeriye giremeyen taşsanız çok sinir bozucu, kıran tarafsanız harika. Belki mutluluktan ağlarsınız içli içli çünkü o kadar mutlusunuzdur ki gülmek yeterli gelmez sanki ciğerleriniz patlarcasına ağlayarak dışarı vurmak istersiniz mutluluğunuzu. Dışarı çıkıp sandviç almalıyım ama yedi sandviç üst üste burada yalnızca bir tane var, o yedi taneden birkaçını buraya alalım da olasılıkları eşitleyelim. Tüm zarların olasılığı eşit.

Eğer deprem olursa muhtemelen tanıdığım herkes ölecek, ben de onlarla birlikte ölmezsem kendimi suçlu hissedeceğim ama bundan dolayı kendime bir şey yapmam. Eğer bir midilli beni ısırırsa asla acı çektiğimi ona belli etmem çünkü midilli üzülür, midillilerin üzülmesini istemezsiniz ya da tavşanların. Onlar iyi hayvanlardır, ayı nötrdür, kaplan kötüdür. Kaplumbağa çok usludur ama vatozlar, vatozların bir sonraki hareketini asla tahmin edemiyorum sanki gülüyor gibiler ama sokabilirler. Trafik ışıkları, yaya geçidi kaldırım, çalışan bir araba ağlayan bir bebek, ellerimin arasında ağlamaya devam ediyor istemsizce sıkıyorum. Ağzımda demir tadı var ve biraz da jelibon.