Öykü

Bir Delilik Anı

Kafamın içinde bir yerde bir delik var. Başım çok ağrıdığında deliği bulmaya çalışıyorum. Parmaklarımı kafatasımda bir detektör gibi dolaştırıyorum. Ne kadar yoklarsam yoklayayım deliği bulamıyorum. Karıncalar parmak uçlarımdan başlayarak tüm vücuduma hücum ediyor. Onlar da bulamazlarsa bu delik öldürecek beni. İçeri ağılı bir hava geçiyor.

Kendi yollarında yiyecek aramak için değil şu girişi bulmak için yollar arıyorlar. Sonunda bir atlıkarınca bulunamayacağını anlayınca kendi yuva girişini oluşturmak için ilk ısırığı atıyor. Şakaklarımdan giren sancı karınca sürüsünün dizildiği yol boyunca tüm başımı sarıyor. Gözlerim çukurlarında dönene kadar tüm yuvasını terk etmiş karıncalar, tatlı bulmuş gibi başıma üşüşüyor. Canım yanmaz oluyor artık. Dermanım derdimdir. Ben İflah olmam, biliyorum.

Sıra başka hayvanlara geliyor. Ayaklarımdan çekiştirip sürüklendiğimi biliyorum. Gecenin en karanlık anında aysız bir gökyüzünde -of! gökyüzünü gören kim?- Sürüklenerek kapılara atıyorum kendimi. Geniş kapılara, sürgülü kapılara, demir adamların nöbete durduğu kapılara.

Dağ başlarına seriyorum postumu. Gözlerimi nerede bıraktım. Spil’de mi? Dağın eteklerine serilmiş kentin uğultusu, at kendini Seyirtepesi’nden diyor. Dinlemiyorum.

Yoksa tüm köylerin ‘koca dağında’ mıyım? Gözlerim yok. Karıncaların oğul tuttuğu bir kafayla belime kadar bataklığa gömülmüş duruyorum. Bataklığın gece hayvanları duygularımı soğurmuş. Hissetmiyorum. Az kalmış kimliğimi unutacağım.

Yönüm yok artık. Elimden tutup çıkarmak mümkün, elimi hangi yöne uzatacağımı bilsem. Bilmiyorum. Dünyanın tüm kokuları üstüme çullanmış oluyor. Kalın, kaba örtülerle sarılmışım. Bataklığın kokusu, sarmış her yeri. Dünya ışık ve koku olup çullanmış üstüme. Oysa lotus çiçekleri düşlemiş oluyorum. Bir sandal dolusu lotus çiçeğiyle boğuluyorum.

Bataklığın altı, çamuru geçince deniz derya mı? Bıraksam kendimi, boğulur muyum? Teslim oluyorum bataklığa. Batayım iyice. Acımamalıyım kendime. Nasıl olsa yüzer kurtulurum.

Bu kollar beni taşır mı? Bu bacaklar benim mi hâlâ! Kafam öyle ağır ki, içi çimento dolu bir gövde gibi hızla iniyorum derinliğe.

Kapılardan biri açılıyor. Açılmaz sanmıştım. Elimden tutuyor birileri. Kimlere borçlanıyorsam yine. Bir lotus çiçeği çiziyorum, gönül borcu. Oysa kurtarıcımın,hiçbir şey beklediği yok benden. “Bu bir delilik anıydı, geçti” diyor.

Geçmediyse de bir süre, şu bataklığın çamuru kuruyana kadar, ben buralardayım.

Bir Delilik Anı” için 1 Yorum Var

  1. hilay dedi ki: dedi ki:

    Kisa ve içsel bir yazi olmus. Bana cok farkli duygular yasatti. Içimde cozemedigim garip bir his oluştu. Bazi cümleleri uzun tutmamız ve araya devrik cümleler serpistirmeniz anlatimi ilgi cekici kilmis. Elinize saglik :blush:

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!