Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Bir Rus Masalı

Kelvin atını yavaşça durdurdu ve yere atladı. Mağara kralın söylediği gibi, güneşin batarken dağın yükseldiği yerdeydi. Atını en yakın ağaca bağladıktan sonra çıkınından çıkarıp ateşe verdiği meşaleyle mağaraya girdi. Meşalenin ateşi Kelvin’i ısıtırken, ışığı ise mağaranın duvarlarını yalayıp geçti.

Kelvin saatlerce yürüdü. Akarsuların üzerinden, örümcek ağlarının altından geçti. Sonunda açıklığa ulaştığında ise buz gibi esen rüzgâr meşalesini söndürüp kemiklerini titretti. Meşalesi sönmüştü sönmesine lakin Kelvin bir an için bile olsa karanlıkta kalmadı. Düzlüğün ortasında zümrütten yapılmış olan matruşka bebeği her yeri aydınlatmaktaydı.

Kelvin derin bir nefes aldı. Çok yaklaşmıştı. Aylar süren yolculuğu çok yakında son bulacak, prenses ile evlenmeyi hak ettiğini herkese kanıtlayacaktı. Eli kılıcının kabzasında hazır bir vaziyette matruşka bebeğine doğru yürümeye başladı.

Attığı her adımda dünya etrafında yeniden şekillendi. Bir an okyanusun dibinde sonrasında alevlerin içinde yürüdü. Yılan adamlar diyarında ısırıldı, bulutların üzerinde ağladı. Yürüdüğü yolun antik bir büyüyle lanetlendiğini son adımı atana kadar anlayamadı.

Antik büyü Kelvin’i kadim bir ormanın içine bıraktı. Bahar yelinin tazeleyici kokusunu takip ederek ormanın içine doğru yürümeye başladı. Çalılıkların arasından zıplayarak geçen geyiklerin ve çiçeklerden bal toplayan arıların arasından geçti. Kelvin yürüdükçe orman bir daralıp bir genişledi. Bir zaman sonra bahar yelinin tazeleyici kokusu yerini çürümüşlüğe bıraktı. Birkaç adım sonra ağaçların yaprakları kararıp çalılıkları diken bağladı. Yer yer çürümüş geyik cesetleri görünür oldu.

Kelvin ufak bir tepeyi aştıktan sonra matruşka bebeğini yeniden gördü. Harabe haldeki bir mezarlığın ortasında etrafı aydınlatmaktaydı. Ganimetine yaklaştığı sırada mezar taşları birer birer parçalandı ve toprağın altından iskeletler çıktı. Kelvin kılıcını çekip var gücüyle saldırdı. Gözlerini en arkada ki iskelete dikti ve oraya varana kadar nefes dahi almadı. Göğüs zırhı parçalandı, kılıcı yamuldu lakin bu savaşı Kelvin kazandı.

Matruşka bebeğinin ışığı bir an söndü sonrasında geri parladı. Narin bir ses Kelvin’in kulağına fısıldadı.

“Yaşamı anlıyor musun?”

“Evet” dedi Kelvin.

Bu sefer hırıltılı bir ses kulağına fısıldadı.

“Ölümü anlıyor musun?”

“Evet” dedi Kelvin.

Uzaklardan bir ses konuştu bu sefer.

“Zamanı anlıyor musun?”

“Evet, anlıyorum” dedi Kelvin.

Ardından tüm sesler aynı anda konuştu.

“Bizi anlıyor musun?”

“Evet, evet ve evet!” diye bağırdı Kelvin. Sabrı tükenmişti. Bir hışım matruşka bebeğini almak için ileri atladı ve tüm vücudunu saran dayanılmaz bir acıyla yere düştü. Damarlarındaki kan kaynadı, derisi döküldü. Bir anda kaslarının hepsi söndü, etleri çürüdü. Esen bahar melteminden sonra Kelvin’den geriye sadece iskeleti kaldı.