Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Breips

Gizemleri araştırmak için hayatını yollarda tüketmişti. Her karşılaştığı ilginçlikleri, ömrü boyunca yanında taşıyacağı defterine kaydediyordu. Eğer zaman ona izin verirse,  yolculuğu sırasında tanık olduklarını kitap haline getirmeyi düşünüyordu. Orkasis şehrine bu amaçla geldi. İlginç şeylerin yaşandığı garip bir şehirdi Orkasis. Şehir, binlerce yıl önce yıkılan medeniyetin harabeleri üzerine kurulmuştu. Bu kadim şehir, her türlü düşmana karşı beyaz taşlardan örülmüş, sağlam duvarları olan surla bedenlenmişti. Kapkara gecede bile, beyaz alev gibi aydınlatırdı geceleri. Bu nedenle karanlığı delen inci anlamında Orkasis ismi verilmişti.

Ardanos şehrin cümle kapısına vardı. Eşik, bir devin geçebileceği kadar büyüktü, yanında çocuk gibi kaldığını hisseti. Kapı, sur ile renk uyumu olsun diye beyaza boyanmış ve yeşil renkli yaprak deseniyle süslenmişti. Devasa Eşiğin içine oyulmuş insani boyutta olan kapıya yöneldi, üç defa yumrukladı. Birkaç saniye sonra, gözetleme gözünün sürgüsü gıcırdayarak açıldı. Kalın, çatallaşmış, gri kaşları olan ve bakışları soğuk bir çift göz göründü. Sert ve kaba ses tonuyla;

 

“Kimsin sen yabancı, ne ararsın burada!”

“Benim adım Ardanos Turpa, Brendibasis Şehir Akademisi’nde profesörüm. İşim yaşanan gizemli ve ilginç olayları incelemek. Bu nedenle yolum buraya düştü.” Dedi kibar ve nazik sesiyle.

Kapının bekçisi gök gürlemesini andıran sesiyle kahkahayı bastı. Ve ardından şöyle bağırdı;

“Seni ihtiyar keçi, tanımadın mı beni?”

Ardanos bir anda afalladı, ne diyeceğini bilmedi bir an, öfkelendi hemen.

“Kaşları beyninden büyük olan adam, gözetleme deliğinden nasıl tanıyabilirim seni?” diye karşılık verdi.

Bekçinin gözleri kaşlarına doğru kaydı ve hemen yapıştırıverdi cevabını;

“Yaşlı bunak, bir kilometre öteden ben bu kaşları görsem seni tanırım demez miydin, yoksa yıllar gözlerini mi aldı senden?”

Ardanos’un gözleri parladı, yüzünü kocaman gülümseme kapladı ve şaşkın ses tonuyla konuştu;

“ Bak hele şuna, ne işin var burada? Benim tanıdığım kaşları orman olan biri, böyle garip yerde bulunmaktan korkardı. Hangi rüzgâr attı seni buraya Harmon?”

Bu sözler üzerine kapı yıllara meydan okuyan gürültülü sesiyle açıldı. Bekçi sakal gibi uzun olan kaşlarıyla ortaya çıktı. Birbirini uzun süredir görmeyen dostlar, sıkıca sarıldı. İkisinin de yüzü aydınlandı. “Çok uzun zaman oldu” dedi Harmon. Kafasını evet anlamında salladı Ardanos. Bekçi arkadaşını kolundan tutarak içeriye buyur etti.  Parke taşlı geniş yolda ilerledi iki kafadar.

 

“Söyle bakalım Harmon, hala soruma cevap alamadım”

“Seni inatçı keçi, gecenin bir vakti buraya geldin. Her şeyi sabah anlatırım. Seninle bir daha karşılaşmayacağımı sanmıştım. Eski günlerin hatırına olsa gerek, kader bizi tekrar bir araya getirdi.” dedi Harmon, hüzünlü ve geçmişi düşündüğünü belli eden ses tonuyla.

Harmon, eski dostunu evine götürdü, misafirin uyuması için yatak hazırladı. Bekçi evden ayrılmak zorundaydı çünkü bu gece kapının nöbetçisiydi.  Güneş şehri kıpırdattı ve uyandırdı. Sokaklar çınladı. Ardanos, her tarafı gıcırdayan küçük tahta evde gözlerini açtı. Arkadaşını bir süre bekledi. Kimse gelmeyince, dayanamayıp şehrin gürültüsüne bıraktı kendini. İnsanların uğultusu, esnafların bağırtısı, çocukların neşeli çınlamaları ve atların toynak sesleri kulağını doldurdu. İlan panosunun olduğu yere vardı. Tahtaya iliştirilmiş kâğıtları yavaşça inceledi. Dikkatin çeken kâğıt parçasını panodan koparıp çantasına koydu.

Şöyle yazılıydı kâğıt parçasında;

“İyi Halk!

 

Orkasis şehrinin kuzey bastısında, gözden uzak, fakir köylüleriz. Herkes Orkasis’de yaşanan gariplikleri biliyor ve bir şekilde insanlar bunları çözüyorlar. Fakat bizim sorunumuz devam etmekte. Her şey tam yüz yıl önce başladı. Şeytanlar veya ölmüş atalarımızın lanetlenmiş ruhları, hasat mevsiminde bizi ziyarete geliyor. Her tarafı yıkıp darmadağın ediyorlar. Bunun için şans eseri dedelerimiz geçici çözüm buldu. Bir komşumuz gece balkabağını kapının dışında unutunca, onun evi sapasağlam kaldı. Her sene balkabaklarını dışarıda bıraktık. Zaman içinde ayine döndü ve biz buna ölüler bayramı dedik. Çocuklarımız ise cadılar bayramı diyor. Nerden akıllarına geldiyse bilmiyoruz. Her neyse, geçen seneye kadar her şey gayet iyiydi. Balkabaklarımız parçalanıp, o uğursuzlar tekrar ortalığı yakıp yıkana kadar.

İki gün sonra hasat mevsimine bir ay kalacak. Lütfen, bu işte uzman biri bize yardımcı olsun. Maalesef, bu sorunu çözebilene altın kese sunamayacağız. Fakir köylüleriz, elimizde ödül olarak verebileceğimiz sadece yetiştirdiğimiz ürünler var.

 

Zengolos kasabasının sefil köylüsü Krestos Ops”

Ardanos, koşar adımlarla eve döndü. Kimseyi bulamayınca bir şeyler karaladı, notu yemek masasının üzerine bırakarak ayrıldı. “Umarım, orman kaşlı kızmaz. Hem zaten bu işin iç yüzünü öğrendikten sonra döneceğime söz verdim.” diye zihninden geçirdi. İlanın üzerindeki tarihe bakınca neredeyse bir ayın dolduğunu fark etti. Bir at kiraladı ve dörtnala hedefine sürdü.

Gün etrafı turuncuya boyarken, Ardanos kasabaya vardı. Yerleşim yeri, kabaca yüz evden oluşuyordu ama her taraf yakılmış, yıkılmış perişan bir haldeydi. Sağlam kalan on veya on iki ev vardı, fakat onların durumu da içler acısıydı. Sağlam denilebilecek evlerin önü, içleri oyulmuş, korkutucu yüz şekli verilmiş ve mum ile doldurulmuş balkabaklarıyla donatılmıştı. Kimseyi göremedi. Birkaç defa seslendi. Kimse çağrısına cevap vermedi.

Atından indi. Son bir defa birkaç eşiği yumrukladı. “Kimse var mı?” diye seslendi. Cevap alamayınca kapıları açmayı denedi. Hepsi kilitliydi. Ya buranın sakinleri kasabayı terk etti ya da bir sığınağa saklanmış olmalılar diye düşündü. Atıyla yerleşim yerini turladı. Yaşayan insan bulamayacağına kanaat ettikten sonra. Bu işi kendi cabalarıyla çözebileceğini anlamış oldu.

İlk işi yanmış veya yıkılmış evleri incelemekti. Bir karışım hazırladı ve bunu kalıntılara döktü. Herhangi bir emareye rastlayamadı. Tam umudunu kaybetmişti ki küçük silikleşmiş bir şey dikkatini çekti. Üç parmaklı bir hayvanın ayak izine benziyordu. Dikkatlice çevreyi inceledi, başka izlere de rastladı. Yanıp kül olanları tekrar kontrol eti. Kömürleşmiş evlerden geriye kalan artıkların hafif, sülfür gibi koktuklarını anladı. Bir anda yerinden doğruldu; gizemi çözmüştü.

“Breips!” diye haykırdı.

Evet, bunlar hiç şüphesiz Breips izleri diye düşündü heyecanla. Şimdi olayın iç yüzünü anlamıştı. Breips sürüsü kabak kokusundan nefret ederdi. Fakat bir şey Breipslerin bu kokudan nefret etmemesini sağlamış olmalı ya da bir kundaklamanın gizlenmesi için bu izler başkaları tarafından uydurulmuş olabilirdi.

Her neyse, öyle veya böyle bu gizemi de çözecek ve defterine ekleyecekti. İşe koyuldu. Karanlık çoktan bastırmıştı. Elindeki meşaleyle izleri batıya doğru takip etti. Sülfür kokusu belirginleşip, keskinleşti. Bir mağaranın önünde durdu. İçeriden haykırışlar ve hırlama sesleri geliyordu. Breipsler insan sesi dâhil birçok sesi ustalıkla ve anında taklit edebilirdi. Köylülerin neden korktuğunu şimdi daha iyi anladı. Tuzağını kurdu. Yolculukta katık olsun diye getirdiği tavuk etini yani Breipslerin en sevdiği şeyi tuzağa yerleştirdi. Ne olur ne olmaz diye tuzağın etrafını uyutucu, sersemletici patlayıcı keselerle doldurdu. Kasabadan aldığı balkabağını da acaba ne olacak diye, mağara girişine bıraktı. Ve inin içine doğru avazı çıktığı kadar bağırdı. Hemen koşup, güvenli mesafede olduğunu tahmin ettiği kayanın arkasına sindi. Olacakları göz ucuyla incelemeye koyuldu. “Gelin bakalım cehennem tazıları” diye fısıldadı.

Ardanos’un bağırışı mağarayı hareketlendirdi. Kulakları tırmalayan seslerle cehennem tazıları mağaradan çıktı. Balkabağını gördükleri gibi parçaladılar. Profesör, Breipslerin farklı göründüğünü anladı. Ya yeni bir tür olduklarını ya da evrim geçirmiş olabileceklerini düşündü. Derileri kurumuş ve çatlamış gri balçığı andırıyordu. Gözleri alev kırmızısı gibiydi. Ağızlarından salya yerine ateş fışkırıyordu. Boşuna cehennem tazısı dememişler diye düşündü Profesör Ardanos. Breipsler tuzağı takmayıp, doğruca Ardanos’un saklandığı yere koştular. Adam kendine küfretti. Çünkü bunlar karanlıkta rahatlıkla görebilen en iyi hayvanlardı. “Gelin de gününüzü gördün” diye düşündü. Her zaman tedbirli olmak onun işinin bir parçasıydı. İkinci tuzak devreye girdi. Gök gürlemesini andıran sesle yer titredi. Mahlûkların sesi kesildi. Ardanos, sırıtarak baygın hayvanlara doğru temkinli adımlarla ilerledi. Bıçağını belinden çıkarttı ve hepsini incelemek için doğramaya koyuldu.

Güneş tam tepeye varırken, profesör kan ve ter içinde kalmış kıyafetleriyle işini bitirebildi. Bu mahlûkların yeni tür olduklarını keşfetti. Ellerini temizleyip notunu mırıldanarak aldı;

“Breips’in yeni türünü keşfettim. Ders kitaplarında yazdıklarımıza benzemiyor. Öğrencilerimize anlattıklarımızdan çok farklı. Örneğin derilerinde tüy yok. Çatlamış gri renkte deriye sahipler. Breipsler kabak kokusundan nefret ederken, yeni tür üzerinde yaptığım çalışmada koku duyularının köreldiğini keşfettim. Bu, kabaklardan neden nefret etmediklerini açıklıyor. Ayakları daha uzun, patileri ise daha geniş, böylece daha hızlı koşabilme ve zemini tutabilme kabiliyetleri gelişmiş oluyor. “ not defterini kapattı. Kasabanın yolunu tuttu.

Kasabaya vardığında, köylülerin Harmon’un etrafında toplandığını gördü. Kalabalığa seslendi. Arkadaşı onu görünce öfkeli ve hızlı adımlarla yürüyüşe geçti. Köylüler de koyun sürüsü nasıl liderini takip ediyorsa onun gibi Bekçi Harmon’nun peşi sıra takıldılar. Bekçinin öfkesi yerini endişe ve korkuya bıraktı.

 

“İyi misin inatçı keçi, üstün başın, ne hal bu böyle? Not bırakarak benden kurtulacağını mı zannettin” dedi Harmon, isyan eden ve endişeli sesiyle,

“İyiyim dostum, merak etme” diyen Profesör, dostunu sıkıca kucakladı. Kalabalık Ardanos’un etrafında toplandı. Hem köylüler hem de Bekçi meraklı bakışlarla profesörü süzdüler.

Ardanos, çantasından ilan panosundan ödünç aldığı notu çıkarıp havada salladı.

“Krestos Ops kim!” diye bağırdı. Bir deri bir kemik kalmış, kısa boylu, kel biri kalabalıktan sıyrılıp öne çıktı.

 “Benim efendim” dedi vücuduna uyan cılız sesiyle.

“Birkaç sorum olacaktı, Krestos Ops, cevap verebilirseniz memnun olacağım”

Ops, olur anlamında kafasını sallamakla yetindi.

“Size bela olan sorunu çözdüm ama söyle bana Krestos, bu sorun yüz sene boyunca neden devam etti, neden çözüme kavuşmadı, şehrin ileri gelenleri size yardım etmedi mi?

Ardanos meraklı gözlerle cevap bekledi. Krestos ve kalabalık sorunun çözüldüğünü duyunca gülücüklerle, bağırışlarla etrafı çınlattılar. Ardanos elini kaldırıp kalabalığı susturdu. İlanı yazan

Krestos, boğazını temizleyerek konuştu;

“Yaşlı Karınca, öncelikle sorunumuzu çözdüğün için kasabam adına sana minnettarlığımızı ve teşekkürlerimizi sunarım.  Yüz sene önce komşumuz Pikas’nın atası Yadu, yanlışlıkla balkabağını dışarıda unutunca sorunumuz çözüldü. Bu durumdan bir daha kimseye bahsedilmedi. Çünkü biz Orkasis’ten çok uzakta ve ücra bir köşedeyiz. Ayrıca şehrin ileri gelenleri bizimle geçmişe dayanan husumetleri olduğu için, bize yardım etmediler. Hal böyle olunca garipliklerin yaşandığı şehirden umudumuz kestik.”

Ardanos, bu yörede çalışkan ve yaşlı kişilere duyulan saygı ve iltifat amaçlı söylenen “yaşlı karınca” deyimini biliyordu. Bu iltifatı duymak, onu ziyadesiyle mutlu etti. Bir şey daha fark etmişti profesör; Krestos şiveli konuşmuyordu. Köylünün okumayı ve yazmayı bilmesi ve ayrıca kendini hitabet konusunda geliştirdiğini belli etmesi. “İşte, Orkasis’in garipliklerinden bir tane daha diye” düşündü. Ve daha fazla beklemeden konuştu;

“Peki, şehirden umudunuzu kestiyseniz niçin ilan panosuna not bıraktınız?”

“Yaşlı Karınca, umudumuzu kestiğimiz doğru, fakat ben garipliklerin yaşandığı bir şehirde azda olsa bir umut vardır diye düşündüm. İyi ki o notu yazmışım” dedi çarpık gülümsemesiyle.

Ardanos, kalabalığı süzdü ve “Beni dinleyin ey ahali!” diye bağırdı. Kasaba sakinleri pür dikkat kesildi.

“Sorununuzu kökten çözdüm. Geceleri rahat uyuyabilirsiniz. Ne atalarınızın ruhu ne de korkutucu ruhların veya şeytanların işi değildi. Breips denilen mahlûklar size musallat olmuştu. Normalde kabak kokusundan nefret ederler ama geçtiğimiz yıl size saldıranların ise yeni tür olduklarını anladım. Bir daha böyle bir saldırı olursa, kendinizi koruyabilmeniz için, size nasıl tuzak yapılacağını öreteceğim.”

Köylüler coşkulu ve yüksek sesle profesörü tebrik etti. Eğitim bittikten sonra, Ardanos kendisine ödül olarak sunulan erzakları, elinin tersiyle iteleyerek, arkadaşıyla şehre döndü.

Breips” için 14 Yorum Var

  1. Öncelikle güzel bir öyküydü üslubunuz da yerindeydi.
    Köylü bu dertten yüz senedir muzdarip anladığım kadarıyla ve kabak buna geçici bir çözüm getirmiş ta ki yeni hasada kadar. Hasat mevsiminde kabakların parçalanması ve yakılıp yıkılan yerler ve tarlalar var ve köylülerden hiçbiri bu yaratıklardan bir tanesini bile öldürememiş mi? Bu sebepten bunların hayvan değil de kötü ruh olduğuna inanılıyor anladığım kadarıyla.
    Köylüler domuzdan örnek verilecek olursa bu tip durumlara hazırlıklı insanlardır. Gerekirse geceleri tarlalarda nöbet tutulur vs. Ki bir profesör bu yaratıklardan belli bir kısmını alt edebiliyor ise köylülerin rahatlıkla baş edebilmesi gerekirdi. Eğer hiç silahları olmasa bile tarlaları işlemek için kullanılan çapa, kürek, bel, orak, tırpan vs gibi aletler bile silah olarak kullanılabilir ki yaratıkların ölümsüz olmadıkları aşikar.
    Sonuç olarak öykünüzü sevdim. Anlatım gayet akıcıydı ve hoşuma gitti. Elinize sağlık.

  2. Merhaba,
    Güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Önemli noktaya değinmişsiniz. Benim bu konuda daha açıklayıcı olmam gerekirdi. Belirttiğiniz gibi köylüler bu saldırları kötü ruhların musallat olduğunu zannediyor. Krestos bu sorunu ancak uzaman birisi çözebilir diye düşünüyor. Beğendiğiniz için ayrıca teşekkür ederim.

  3. Merhaba, güzel bir öyküydü. Üzerinde çalışılmış olduğunu düşünüyorum, bir oturuşta akla ne gelirse yazılmamış, düşünülmüş. Hikaye oluşturmada iyisiniz, konu da gayet iyiydi böyle zor bir temaya. Yalnız biçimsel olarak biraz daha özen istiyor öykü. Dağınıklık var paragraflarda, konuşma cümlelerinde. Birkaç yazım yanlışı var gözden kaçmış sanırım. Öyküye dönersek, “kaş” muhabbeti dört cümle yerine iki cümlede kalsa daha tadında olur gibi, zira dört cümlede art arda geçiyor kaşların gürlüğü.
    Öykülerde bilim adamlarını, hafiyeleri, polisleri severim. Bu öyküde de sevdim. Öykü akıcı ve merak uyandırıcıydı.İyiydi.
    Kaleminize kuvvet.

  4. Merhaba, yorunumuz için çok teşekkür ederim. Yazım hatası gözümden kaçmış. Evet, “kaş” kelimesine siz değinince ben de fark ettim. Umarım gelecek seçkilerde daha güzel ve iyi işler çıkartabilirim. Beğenmenize sevindim 🙂

    Gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle…

  5. Merhaba;
    Sürükleyici güzel bir öykü kaleme almışsınız. Bu ay Deniz Eksilen’e de yazdım, ben de uygulamaya çalışıyorum bu çalışmayı. Her cümle için olmazsa ne olur. Öykü biraz daha yoğunlaşır damıtılır diye düşünüyorum. İsimler, şehir, profesör olaylar çok inandırıcıydı. Bu da öykünün içinde kalmaması sağlıyor. Bir iki ufak nokta da belirtmek isterim. Göz ucuyla incelemeye koyuldu cümlesinde saklandığı yerden göz ucuyal değil de gözlerini dört açıp izlemeye koyuldu daha bir oturuyor sanki. Bir de Breipslerin yeni tür olduğunu o paragraftan tamamen çıkartıp sadece Profesörün notlarında mı belirtmek gerekirdi diye düşündüm. Zaten breipsleri tanımayan bizler için bu değişimle karşılaşmak o notlarda daha etkili olur gibi geldi bana. Çok mu didikledim bilemedim şimdi ama bu tip eleştiriler güzeli daha güzel kılabilmek için küçük çabalar işte.
    Sevgiler, kaleminize sağlık…

  6. Merhaba, okuyup yorumladığınız ve beğendiğiniz için teşekkür ederim. Gözlerini dört açması daha uygun olur. Bu hayvanların yeni tür olduklarını profesörün notlarında aktarsaydım daha etkili olurdu. Ayrıca biraz da olsa Breipslerin nasıl bir şey olduklarını açıklasaydım okuyucu bu hayvanları aklında canlandırabilirdi. Son olarak: “Her cümle için olmazsa ne olur.” tavsiyeniz için teşekkür ederim. Uygulayacağım. Gelecek seçkide görüşmek dileğiyle…

  7. Gözü beyninden büyük olan adam, gözetleme deliğinden nasıl tanıyabilirim seni?” diye karşılık verdi.
    Bekçinin gözleri kaşlarına doğru kaydı ve hemen yapıştırıverdi cevabını;
    “Yaşlı bunak, bir kilometre öteden ben bu kaşları görsem seni tanırım demez miydin, yoksa yıllar gözlerini mi aldı senden?”
    Ardanos’un gözleri parladı, yüzünü kocaman gülümseme kapladı ve şaşkın ses tonuyla konuştu;
    “ Bak hele şuna, ne işin var burada? Benim tanıdığım kaşları orman olan biri, böyle garip yerde bulunmaktan korkardı. Hangi rüzgâr attı seni buraya Harmon?”

    “Kaşları beyninden büyük olan adam,”
    Mükemmel bir idafe. Fakat ikinci ve hatta üçüncü kez “kaş” kelimesini görünce soğudum. Eğer ilk “kaş”ı göz ile değiştirirsen, diğer iki “kaş” da vurgulu olacaktır diye düşünüyorum. Gözetleme deliğinnden sade kaş ve göz gözülebileceği için “göz” önermesini ortaya sundum.

    Üslubunuz hiç de fena değil. Hikaye de ilginçti. Breipsler harikaydı, yaratıcılığınızı ortaya koyuyor. Ama daha fazla çatışma olmalıydı sanki; kahraman sorunları çok hızlı çözmüş gibi.
    Elinize sağlık.

  8. Merhaba, öncelikle yorumladığınız, beğendiğiniz ve eleştirdiğiniz için teşekkür ederim. Kaş kelimesi akıcılığı bozuyor ve okuyucuyu öyküden soğutuyor haklısınız. Fark etmemişim. Daha dikkatli ve özenli çalışacağım. Gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle…

  9. Öncelikle Merhaba Servet. Öyküne baya kafa yormuşsun anlaşılan. Akıcı ve hoş bir öyküydü. Sonuç kısmı biraz kısa olmasına rağmen, giriş ve gelişme kısmı eğlenceliydi. Osman gibi bende köylülerin, hayvan veya canavarlara karşı hazırlıklı olması kanaatindeyim. ? Gelecek seçki de yine yaratıcı bir konu bekliyorum senden ? Eline sağlık.

    1. Merhaba Ahmet, öncelikle yorumun ve beğendiğin için teşekkür ederim. Öykü üzerinde çalıştım :). Elimden geldiğince akıcı ve mantık hatasından uzak olması için çabaladım fakat gözümden kaçan yerler olmuş. Özellikle kaş kelimesi ve köylülerin hayvanlara karşı tavrı.

      Cadılar bayramı deyince herkesin aklına aynı şeyler geleceğini düşündüm. Bu nedenle özgün olabilmek adına öykünün üzerinde çalıştım. Ne kadar özgün olabildim? Tartışılır. Bunu sizin gibi değerli okuyucuların yorumlarına ve takdirlerine bırakıyorum. 🙂 Bir nebze de olsa özgün ve yaratıcı olabildiysem ne mutlu bana.

      Güzel yorumun için tekrar teşekkür ederim. Umarım gelecek seçkide elimizden gelen en iyisini ortaya koyarız.
      Gelecek seçkide görüşmek dileğiyle… 🙂

  10. Açıkçası fantastik yeni kurgulanmış dünyaların içine hemencecik girmekte biraz sorun yaşayan biriyim. Hikâyenize de bir iki kez başlayıp, sonradan bitirebildiğimi itiraf edeyim. Bunda belki birkaç imla hatasının da etkisi olmuş olabilir. Kısacası hikâyeye girmekte biraz zorlandım diyeyim.

    Ama bitirdiğimde başı sonu belli, eli yüzü düzgün bir öykü okuduğum hissine ulaştım. Bu bence iyi bir şey. Cesurca fantastik yaratıklar ve karakterler kurgulamış ve bunları bir hikâye içinde, sıkmadan aktarmayı başarmışsınız.

    Son olarak, arkadaşlarımızın belirttiği hususlara daha bir özen gösterirseniz, ben de daha başarılı eserler ortaya çıkarabileceğinize inanıyorum. Başarılar.. Görüşmek üzere..

    1. Merhaba Tekin Tevfik, samimi ve içten yorumunuz için teşekkür ederim. Fantastik yazmayı seviyorum. Yeni dünya oluşturunca sıkmadan, keyifli ve orijinal bir çalışmayı okura nasıl ulaştırabilirim? diye düşündüm. Çünkü zor bir şey yeni ve cesurca şeyler yazmak. Aslında bu ay temaya gönderdiğim öykünün okunmayacağını düşünmüştüm. Okuru sıkacağım ve öykünün yarısına varılmadan bırakılacağı aklımdan çıkmıyordu. Yorumları görünce oldukça mutlu oldum. Maalesef hatalar gözden kaçıyor. Tekrar teşekkür ederim.

      Ve ayrıca benim gibi acemi yazarlara böyle bir imkanı sunduğu için kayıp rıhtım ailesine teşekkür ederim.Gelecek seçkide görüşmek dileğiyle…

  11. Merhabalar, öykünüzün girişinde Harmon ile Ardanos’un konuşmasını çok sevdim, okurken gözümün önünde canlandı. Betimlemeler yerindeydi. Sadece ilk paragrafta beşinci cümleden sonra bir paragraf başı yapmak gerekirdi diye düşündüm okurken. Zira beşinci cümleye kadar Ardanos’tan bahsediliyor geri kalanı Orkasis şehrini anlatıyor. Beşinci cümle geçiş cümlesi olmuş ama paragraf başı yapılıp, yazılsaydı okurken bana daha şık gelirdi. Onun dışında öykü akışı güzel, isimler güzel seçilmiş, tema ile bağlantısı zorlama durmamış gayet hoş olmuş. Velhasıl güzel bir öykü olmuş emeğinize sağlık, bir sonraki temada görüşmek dileğiyle.

    1. Merhaba, okuyup yorumladığınız için teşekkür ederim. Daha akıcı olabilmesi için paragrafları tekrar gözden geçirmem gerekiyordu. Ah şu gözden kaçan hatalar… 🙂 Öyküyü beğendiniz için de ayrıca teşekkür ederim. Gelecek seçkide görüşmek dileğiyle.

Muhammed Hüseyin Orhan için Yorum Yap Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *