Öykü

Çaresiz Kadın

Ve kadın gözlerini açtı… Derin derin nefes alırken bir yandan da etrafına bakıp olan biteni anlamaya çalışıyordu. Başında inanılmaz bir ağrı vardı. Nefes alışverişi hızlandı. Sol eliyle kapıya uzanmak istedi ama canı çok yandı. Büyük ihtimalle sol elinde en az iki parmağı ve elinin üzerinde ki birkaç kemik kırılmıştı.

Üzerindeki şoku atlatmaya başladığında ilk fark ettiği şey direksiyonda ki kandı. Zaten oda yüzünden vücuduna doğru akan kanı hissetmeye başlamıştı. Kazanın etkisiyle patlayan camların küçük parçaları suratına saplanmıştı. Kadın büyük bir hınçla arka koltuğa dönüp bakmak istedi ama büyük bir acıyla birlikte avazı çıktığı kadar bağırdı. Bu öyle bir acıydı ki gözlerinden yaş aktı. Sağ ayağı kaval kemiğinin tam ortasından kırılmıştı. Sol ayağıyla sürücü kapısını tekmeledi. Kapıyı ayağıyla ittirip açmaya çalıştıysa da başarısız oldu. Araç kapısı çarpmanın etkisiyle sıkışmıştı. Bir çıkış yolu bulmak için etrafına bakındı. Çarpmanın etkisiyle yamulan demirler camlarda adeta parmaklık oluşturmuştu. Bu da camlardan çıkışı imkansız kılıyordu. Sağ ön yolcu koltuğundan içeri çok az miktarda da olsa, arabanın içine doğru çamur doluyordu. Araba, hiçliğin ortasındaki bir bataklıkta, içinde ki kadınla beraber ağır ağır çamura batmaktaydı.

Kadın sağ eliyle direksiyonu tutup kendini öne çekti. Arkaya bakmak için dönmek istedi ama yapamadı. Sol tarafından elinin haricinde başka bir acı daha vardı. Omzu ya çıkmış ya da içinde ki kemik kırılmıştı. Başını direksiyona koyup ağlamaya başladı. Gözyaşları yüzünde ki kanları temizleyerek aşağı doğru süzülmekteydi. Kadın kafasını direksiyondan kaldırdı; sağ eliyle sol dirseğini alttan tutarak yukarı doğru itip omzuna baskı yaptı. Ayağını oynatmadan vücuduyla arkaya doğru dönüp baktı. Sol tarafını tamamen parçalayan o manzarayla karşılaştı. Bir anne için kırılan bütün kemiklerden hatta ölümden bile acı olan o manzarayla…

Daha geçen hafta dördüncü yaşını büyük bir mutlulukla kutladığı kızının cansız bedeni arkada duruyordu. Kırılan bacağın, yüzüne saplanan camların, vücudunda diğer kırılan kemiklerin, oluşan yaraların hiçbirinin acısı bu yaşadığı acıyla kıyaslanamazdı. Bu acının tarifi imkansızdı.

Kızının cansız bedenin dokunmak için uzandı ama kırılan bacağı buna izin vermedi. Geçen hafta doğum gününü kutladığı, geleceği ile ilgili hayaller kurduğu, sarılıp öptüğü, hediyeler aldığı kızı onun kullandığı araçta ölmüş ve o cansız minik bedenine dahi dokunamıyordu. Bir insanın yaşayabileceği acıların belkide en büyüğünü yaşamıştı. Yazarın biri bu acının tarifini yapıp; yazmaya kalksa büyük ihtimalle gözyaşlarını tutamazdı.

Arka koltukta küçük kız her zaman ki gibi yine bebek koltuğuna oturmuştu. O koltuğu küçük kızları ilk doğduğunda babasıyla birlikte almışlardı. Onun can güvenliği her şeyden önemli olduğu için en iyisini en sağlamını satın almışlardı. Kız koltuğu o kadar sevmişti ki hep onda oturuyordu. Annesi küçük kızını üzmemek için o bebek koltuğunu arabadan çıkarmamıştı bile. Şimdi o koltukta her şeyden çok sevdiği kızının cesedi duruyordu.

 

Anne kızının cesedinden gözünü alamıyordu. Kızın cansız bedeni bebek koltuğunda öne doğru eğik duruyordu. Koltuğu en sağlamından aldıkları için kırılmamış ama çarpmanın etkisiyle yan tarafları içe doğru bükülmüştü. Bu bükülme kızın güçsüz kaburga kemiklerini kırmış olmalıydı. Arka tarafında camları da aynı önde olduğu gibi patlamış ve kızın her yerine özellikle de yüzüne saplanmıştı. Yüzü ve vücudu kanlar içerisindeydi. O annesi kadar şanlı değildi. Bu durumda hayatta kalmayı ne kadar şanstan sayarsanız…

Kadın, sürücü tarafına doğru döndü; kafasını koltuğa yasladı ve göz pınarlarını kurutmak istercesine ağlamaya başladı. Hem bağırıyor hem de hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Bu bir annenin en acı hıçkırıklarıydı. Vücudunun her yeri acıyordu. Ama tüm kırılan kemiklere inat sanki en fazla kalbindeki acıyı hissediyordu.

Bu sırada radyo cızırdamaya başladı. Cızırtılar kesilip ses netleşince radyoda Serdar Ortaç’ın ‘Gıybet’ şarkısı duyuldu. Ne an ama. Hayat resmen, kızının cesediyle birlikte ölüme doğru yol alan bir kadınla, taşşak geçiyordu.

Sağ elini yumruk yapıp radyoyu yumruklamaya başladı. Bütün öfkesini, acısını çıkarmak istercesine vuruyordu. Ses kesilinceye kadar yumrukladı. Ses kesilince duraksadı. Aklına telefonu geldi. Zaten en son kızıyla birlikte doğum günü pastasını üflerken çektikleri videoya bakıyordu.

Kazayı hatırladı. Doğum günü videosuna o kadar dalmıştı ki karşı şeride geçtiğini bile anlayamamıştı. Kafasını kaldırdığında üzerine gelen aracı son anda fark ettiğinde kurtulmak için direksiyonu kırdı. Ağaca çarpan araç durmak yerine savrulmuş; ormanın içinde sağa sola çarparak bu bataklığa kadar gelip buraya saplanmıştı. Şimdi de bataklıkta bir anneye tabut görevi görüyordu.

Kadın kararlıydı. Telefonunu aramaya başladı. Vücudunda ki kırıklardan dolayı fazla hareket edemiyordu ama her şeye rağmen telefonu bulup bu arabadan kurtulmak istiyordu. Bu arabada bir bataklığa saplanarak ölmek istemiyordu. Telefonu pedalların orada gördü. Eğilip almak istedi ama bacağı çok acımıştı. Acıdan bayılmamak için kendini fazla zorlayamıyordu. Koltukta yatay bir pozisyon aldı. Sağ eliyle telefona uzandı. Sol omzunun üzerine ağırlık bindiği için acımaya başlamıştı. Bu acı, hayatta kalmaya çalışan bir kadının dayanamayacağı bir acı değildi. O telefonu ordan almak ve hem kendini hem de kızını burdan çıkarmak istiyordu.

Telefonu eline aldı. Telefon yere düşmenin etkisiyle kapanmıştı. Açma tuşuna bastı. Kadın bekledi ve tekrardan açma tuşuna bastı. Telefon açılmıyordu. Belki bataryası oynamıştır diye düşündü. Arka kapağı açtı, bataryayı düzeltti. Tekrardan açma tuşuna bastı ama telefon açılmadı. Çarpmanın etkisiyle yere düşmüş, kırılmış ve bozulmuştu.

Büyük bir sinirle telefonu fırlattı. Derin derin nefes alarak sağa sola bakmaya başladı. Çıkmanın bir yolunu arıyordu. Sürücü ve yolcu camlarından çıkış imkansızdı. Aracın arka tarafı çökmüştü. Bu durum da arabanın kaza sırasında takla attığını gösteriyordu. Tek çıkış noktası ön camdı. Kaza sırasında ön kaporta kalktığı için camdan çıkışı da neredeyse imkansız hale getiriyordu ama burda çaresizce ölmektense denemeye değerdi.

Kadın sağ eliyle patlayan ön camın tavanından tuttu. Bütün gücüyle kendini öne doğru çekti. Kırılan sağ ayağından sesler geliyordu. Canı o kadar yanıyordu ki avazı çıktığı kadar bağırdı. Bu acıya daha fazla dayanamayıp koltuğa oturdu. Derin derin nefes almaya başladı. Sağ bacağında kesilen ve pıhtılaşan kanama tekrar başladı. Tişörtü çıkardı ve kanamayı durdurmak ve bir nebzede olsa acıyı dindirmek için ayağının kırılan yerini sıkıca bağladı. Biraz dinlenip gücü topladıktan sonra tekrar sağ elini tavana attı ve var gücüyle kendini çekti. Hissettiği inanılmaz acıya rağmen kendini katlanan ön kaportanın oraya kadar çekti

Araba birden hareket etmeye başladı. Artık yavaş yavaş değil hızlıca bataklığa saplanıyordu. Camlardan içeri çamur dolmaya başladı. Kadın kendini kaportanın ordan dışarı doğru çıkarmaya çalışıyordu ama bir insanın geçebileceği kadar aralık yoktu. Sağ eliyle kaportayı itip boşluk açmaya çalıştı. Zaten azalan gücü ordan bir insan geçmesini sağlayacak kadar yer açmaya yetmedi. Çaresizce koltuğa yığıldı.

Bu arada arabaya çamur dolmaya devam ediyordu. Neredeyse diz hizasına kadar çamur dolmuştu. Vakit iyiden iyiye azalıyordu. Kadın çaresizce sağa sola bakıyor, hızlı hızlı nefes alıp veriyordu. Sağ eliyle önce gözlerinin orada ki kanı sildi sonra burnunda ki, nefes alıp vermesini zorlaştıran, kanı sildi. Silerken burnuna içeri dolan çamurdan kaçtı. Bu mıcırlı çamurdu. Kadın hızlı nefes alıp verdiği için çamuru içine çekmiş ve inanılmaz bir yanmayla beraber acı hissetmişti. Çamurun içindeki mıcırlar burnundaki damarları yırtmış ve kanamaya sebep olmuştu.

Kadın kafasını eğdi ve ağlamaya başladı. Böyle ölmek istemiyordu ama çaresizdi. Sağ eliyle sol dirseğinden omzuna baskı yaparak kızına doğru döndü. Ağlayan gözlerle kızına bakıyordu. Kafasını eğdi ve ağlayarak dua etmeye başladı. Bu ölüme sürüklenen bir kadının, bir annenin Tanrı’ya son yakarışıydı.

Duasını etti, dişlerini sıktı, elini yumruk yaptı. Kalan son gücüyle kızını cesedine uzandı. O kadar canı yanıyordu ki acıdan bağıramıyordu bile. Kızını koltukta tutan kemerleri açmaya başladı. Acıdan elleri titremeye başlamıştı. Üç kemeri de çözdü. Kızını sıkıca tuttu. Onu ön sürücü koltuğuna çekmeye başladı. Çektikçe kırılan kaburga kemiklerinin çıtırdamaları duyuluyordu. En sonunda kızını sürücü koltuğuna çekti ve zorda olsa dizlerine oturttu.

Saçlarını arkaya attı. Sol eliyle yavaşça kızına sarıldı ve onu sıkıca tuttu. Acıya artık dayanamıyordu. Gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Avazı çıktığı kadar bağırdı. Kadının bu acı bağırışları bütün ormanlık alanı inletti.

Her şeye rağmen kızı artık kucağındaydı. Bu arada çamur iyice dolmuş; araba neredeyse tamamen bataklığa saplanmıştı. Kadın kızının yüzüne baktı. Saplanan bir kaç cam parçasını çıkarttı ama tamamını çıkartamayacağı kadar çok parça saplanmıştı bu minicik yüze. Kadın kızını saçını okşamaya başladı. Artık kurumuş göz pınarlarından akan birkaç damla yaşı silmek zorunda kalana kadar okşadı kızının saçını. Sonra direksiyonun arkasında duran büyük cam parçasına uzanıp eline aldı. Son bir kez kızına baktı ve boğazını kesti.

Bardaktan boşanırcasına kan akıyordu boğazından. Hemen cam parçasını attı; kızına sıkıca sarıldı. Son kez kokusunu içine çekti. Gevşeyen kolları artık kızını tutamıyordu. Yinede var gücüyle dayanmaya çalışıyordu.

Fakat güçsüz bedeni daha fazla dayanamadı. Kızı pedal boşluğuna dolan çamura düştü. Kızının yüzünü görüyordu. Görüğü yüz parçalanmış değil kazandan önce ki haliydi. Ettiği dua mı kabul oldu bilinmez ama Tanrı ölmek üzere olan bu anneye küçük bir hediye vermişti. Kadın kızına bakarken yüzünde ufak bir gülümseme oldu. Ve kadın gözlerini kapadı.

Çaresiz Kadın” için 1 Yorum Var

  1. Merhaba. Elinize sağlık.

    Çaresizliği güzel anlatmışsınız. Ama yeterince etkileyici olmamış. Biraz daha az detayla ve sizin anlatmanızla değil bizim anlamamızla ilerlese daha etkileyici olabilirdi. Birkaç örnek vereyim.

    Bundan bir önceki cümlede zaten içeri çamur dolduğunu söylemişsiniz. Bence bu açıklama fazla olmuş.

    Bu ve bunun gibi birçok cümle bana fazlalık gibi geldi. Bir kez daha okuyunca belki siz de hak verirsiniz. Ben o kadını dışarıdan izlemek yerine kendimi onun yerine koyup çaresizliği öyle hissetmek isterdim. Yaptıklarıyla, hissettikleriyle bunu bana yaşatabilirsiniz. Yaptığı şeyi bir kez de dışarıdan anlatınca gerçekçilik azalıyor. Duygu azalıyor.

    Ben çok sorun etmem ama eklerin kullanımı benim görebildiğim her yerde yanlıştı. Ayrıca birkaç yer dışında virgül de görmedim. Bence o konuya biraz daha özen gösterin.

    Sonuç olarak biraz daha gayretle bence daha iyi işler yapabilirsiniz. Bahsini geçirdiğim eksikler çok hızlı düzeltilebilecek eksikler. Daha fazla üretin. Elinize sağlık.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!