Öykü

Deli İşi

Gökyüzünden yeryüzüne ateş yağıyormuş gibi sıcak bir yaz günü. Öyle ki ağacın gölgesinde kediler ve köpekler birlikte yatıyor. Tek bir ağaç hışırtısı bile yok. Ama meydanda durumlar farklı. Sıcak etki etmiyormuşçasına esnaf çalışmaya, kahvedeki adamlar da çaylarını içmeye devam ediyor. Gün böyle sürüp giderken bir ses duyuluyor. Meydana sallana sallana gelen bir araba. Ahali sesin geldiği yöne doğru dönüyor. Deli Bekir’in geldiği anlaşılınca herkes önüne dönüyor. Aman ha! Deli denildiğine bakmayın. Aklı yerinde ama işine geldikçe kullanıyor. Bekir arabayı kahvenin önüne park edip içeriye gidiyor. Etrafa şöyle bir baktıktan sonra gözüne birlikte oturmuş gazete okuyan iki kişiyi kestiriyor. Adamlardan biri gazeteyi indirip yanındakine dönüyor.

Sami: Yahu görüyor musun şu geldiğimiz hâli? Her şeye %20 zam gelmiş.

Fevzi: Deme yav! Olur mu öyle şey?

Sami: Aha al bak nasıl oluyormuş.

Fevzi: Vay anam vaay…

Bekir bir sandalye çekip yanlarına oturuyor. Fevzi ve Sami dönüp başlarıyla selam veriyor.

Deli Bekir: Hop delikanlı! Bana bir çay.

Fevzi: Vay be… %20 zam ha?

Sami: %20 ya…

Deli Bekir: Ne zammı?

Sami: Her şeye gelmiş, her şeye…

Deli Bekir kıkırdayıp: Merak etmeyin halledilir. Hatta ben hallidicem.

Fevzi: Nasıl?

Deli Bekir: Köyün muhtarı olucam. O muhtar koltuğuna oturup her yere imza atıcam böyle tak tak.

Ve yine kıkırdıyor.

Sami: Deli dedik diye iyice kendini kaptırdın sen de. Öyle kolay mı bu işler? Tak tak yapınca hemen düzelmiyor.

Fevzi: Nasıl muhtar olacaksın? Para yok, pul yok.

Deli Bekir: E satarım evi.

Fevzi: Delirdin sen iyice. Evi satmak nedir? Arabanı sat zaten hurdaya dönmüş.

Deli Bekir: Âşık Veysel’e kara toprak ne ise bana da bu araba odur. Evi satarım arabayı satmam.

Sami: Amma tuhaf adamsın Bekir.

Bekir’in hâline bakılırsa baya sinirleniyor bu lafa. Sandalyesini yere sürerek kalkıyor. Sami ile Fevzi gülüyorlar. Bekir’in dedikleri onlara deli işi geliyor. Bekir de arabasına atlayıp hızla uzaklaşıyor.

* * *

Aradan saatler geçti, saat 11’i vuruyor ama Bekir ortalarda yok. Kahve artık kapanıyor.

Fevzi: Deli gelmedi ha.

Sami: Geleceğini mi sanmıştın? Âşık Veysel’in sadık yârini hurdasıyla turluyordur.

Fevzi: Ya da evini satacak emlak arıyordur.

Gülüşerek kahveden ayrılıyorlar. Rüzgâr esiyor. Kediler ve köpekler ağacın altındalar hâlâ. Şimdi geriye sadece sokak lambalarının ışığı kalıyor.

* * *

Samet bağırıyor. Samet de köyün çocuklarındandır, pek sevilir. İyi de bu çocuk sabahın köründe neye bağırıyor böyle?

Samet: Uyanın! Uyanın! Bekir’i vurmuşlar. Tepenin başında vurmuşlar. Uyanın!

Sami duyduklarına inanamıyor. Apar topar hazırlanıyor ve tepeye koşuyor. Büyük bir kalabalık var. Herkes duymuş tabii. Kalabalığın arasından geçip önlere, Fevzi’nin yanına, ilerliyor.

Sami: Ne olmuş?

Fevzi: Kimse bilmiyor, kimse duymamış. Çocuklar arabayı görünce Bekir’in yanına gelmişler. Bu halde görünce gelip hemen haber verdiler zaten.

Sami: Bak şu işe. Gencecikti, yazık oldu.

Fevzi: Asıl şaşırtan ne biliyor musun? Evini satmış. Yine bu hurdaya kalmış.

O günden sonra kimse Bekir’i kimin öldürdüğünü öğrenemedi. Evin parasıyla mezar taşı yaptırdılar. Arabasını da şehirde birine satıp parasıyla cenaze yaptılar. Evine yeni insanlar taşındı. Biraz zaman geçince hiç var olmamış gibi kendi de arabası da unutuldu.