Öykü

Derdini Anlat

Bir odanın içindeydi oymacı. Asıl mesleği bir şarküteri dükkânı işletmek olan genç adam hobi olarak yapardı oymacılığı. Buzdolaplarıyla dolu ana bölmenin arkasındaki minik depoydu o sırada dikilip durduğu. Kafası haddinden fazla karışmıştı. Mırıltıları duyduğuna emindi. Farklı tonlarda çok sesli bir koroydu işittiği. Işığı yakmaktan çekinerek karanlıkta göz gezdirdi atölyesine. Yalnız görme işlevine sahip gözleri hiçbir hareket tespit edemedi. Seslerin yankıları da kesilip gitmişti.

Şarküterinin kapısındaki çanın şıngırtısını duyunca tekrar içeri geçti. Dolapların başında gezinmekte olan iki adamı gördü. Her çeşitten kurutulmuş ete iştahı kabararak bakan adamlardan biri az önceki gerilimli halini unutturmaya yetmişti. Aileden olduğunu tahmin ettiği babacan tavırlarıyla dikkat çeken adam, keyifle genç olanın gözlerinde büyüyen heyecanı izlemekteydi. Bu tarz hisler bulaşıcıdır. Dükkân sahibi de neşelerine katıldı.

Bu sırada dükkânın arka kısmında, atölyenin içinde bir kavga başlamıştı. Bu sefer duyulmamak için daha kısık sesli tartışmaktaydı muhteşem beşliler. Görünüşleri birbirinin aynısı olan camın kıyısında dikilmiş beş kadının her biri farlı bir dertten yakınmaktaydı. Görsel olarak eş olsalar da boyutları farklı olan bu kadınların gözlerdeki yansıması garip bir yanılsama olurdu. Tartışma konuları da hayli ilginçti.

“Hayır! Elbette ki en gerçek benim. Görmüyor musunuz bir başka katım yok. Hepiniz beni korumak için varsınız sadece,” dedi en küçük olan. Ki onun adı Erti’ydi, ondan bir kat yukarıda olan Ori, Ori’nin üstünü kaplayan Sami’ydi. En büyükleri Khuti’ydi, onunla Sami arasındaki ise Otkhi’ydi. Suretlerindeki benzerlikten gocunup, boyutlarındaki farklılıklara dem vururken aslında kabul edemedikleri şey, her birinin aynı olduğu yalanıydı. Nitekim bambaşka olduklarını savunmaları pek normaldi.

“Neden sadece birimiz gerçek olalım Erti? Bu kadar öznel yaklaşan sensin konuya. Kimsenin asıl olma gibi bir çabası yok. Hepimiz varız işte olay bu kadar olmalı,” dedi Sami. Ortanca olmanın hakkını veren eşitlikçi yapısıyla dil bulmuştu sanki karakteri. Erti mimiksiz ifadesiyle, her birinin sureti aynıydı ne yazık ki, homurdanmaya devam etti. Yediremediği çok fazla şey vardı içten içe. Diğerlerinin ne mal olduğunu biliyordu bir kere.

“Sevgili Sami, her zaman ortacı olacaksın değil mi? Hiç şaşmayacaksın kendinden. Yanlış anlamayasın yeni bir fikir değil bu. Konuşmayı bilmeden evvel de bunu hissederdim. Nasıl kabul etmezsiniz ki en yüce olanımız, kıymetli ablacığım Khuti’dir. Haşmetine bakınsanıza bir, hepimizi koruyup kollayan birine bunca riyakâr yaklaşmak neden?” diye konuşurken Othki’nin sesi titremişti. Hayranlığı her kelimesinden taşmaktaydı. Khuti konuşmaya hiç katılmamakla onu onaylamış oldu kendi dilinde.

Erti dayanamayarak tekrar lafa girdi. “Riyakâr olan sizsiniz asıl! Ablacığıymış! Hepinizin tek bir amacı var beni korumak! Oysa benim böyle bir şeye ihtiyacım yok. Gizli kutu benim, asla açılamayacak boyutlarda oyulan benim. Boş birer kabuksunuz siz. Ya ben? Merkez benim!” sesini kısık tutma çabasına dahi girmemişti. O vakte kadar hiç konuşmamış olan Ori sinirle “Kes sesini, boş laflar ediyorsun. Biraz daha bağırırsan Usta gelecek,” diye fısıldandı.

Cümlesi adeta bir karşılamaya dönüştü. Usta dedikleri, hem oymacı hem şarküteri sahibi adam içeri girmişti hışımla. Seslerin nereden geldiğini çözmek niyetiyle panikle koşmuştu bu sefer. Yakalamıştı yakalamasına lakin sesleri tek işiten o değildi sanki. Alışveriş yapan ikili de, adamın peşi sıra dalmışlardı atölyeye. Yaşı daha büyük olan adam diğerine döndü elindeki poşetlere sımsıkı sarılan çocuk bakışlarını ona dikti.

“Evlat, hemen kalemini çıkart buradan sana sahici bir şey çıkacak sanıyorum ki. Bu sefer irdelenecek çok iş var ama,” dedi adının Mürsel olduğunu sonra işiteceğimiz adam. Çağrı adlı genç çocuk oyma kalemini çıkarttı ve Usta’ya baktı ikisi de. Mürsel diye seslendikleri orta yaşlı hoş beyefendi; çocuğun akrabası olmanın yanı sıra şehrin sayılı İlham Tahsildarlarından biriydi. Çağrı ise onunla birlikte çalışan yeni yetme bir Türetici Kalemşordu. Mürsel Bey çocukluğundan beri onu eğitmekteydi. Çocuğun seçtiği alan beklediği gibi olmasa da genlerindeki yetiler ortaktı.

Usta ne tarafa şaşacağını algılayamadan odanın ortasında kalakalmıştı. Çağrı iştahla satın aldığı hayali kurutulmuş etleri özenle kapının kıyısına koyarken Mürsel Bey’e seslenip odasının kapısını kapatmaya gitti. Kimse tarafından bölünmek istememekteydi. Usta hala aynı eblehlik içerisinde; az evvel duyduğu seslerin kaynağını aramayı dahi bırakmış bir şekilde atölyesine kurulan insanları izlemekteydi.

“Çağrı sen notlarını alırsın. Ben detaylı özgünlük incelemesine başlayacağım uygun mudur?” dedi Mürsel Bey alışkın sesiyle. Genç adam onaylar bir şekilde başını sallamıştı. Pekiyi hazırlanamadığı bu eserin elinde patlayacağını hissetmişti. Yine de yedek fikirlerinin kıymetli amcasını etkileyeceğini düşünmekteydi. Amacının ne olduğunu bazı vakitler unutuverirdi.

Çağrı’nın hayalinde canlanan Usta hala yerinde sabit bir şekilde dikilmekteydi. Bir müddet sonra hareket edemediğini fark etmişti… Çağrı onun için korkutucu bir durum yarattığını fark etse de o sırada duruma müdahale etme şansına sahip değildi. Öyle ya da böyle amcası net kurallar çerçevesi içinde kurgusunu irdelemekle yükümlüydü. Mürsel Bey sigarasını yaktı; adama doğru parmağını sallayarak tespitlerde bulunmaya başladı.

“Bu adam böyle bir dükkân sahibi için fazla genç değil mi? Tezat bir seçim olmamış mı şarküteri ve atölye işi. Bir kere steril bir ortam olmaz. Hem şu oymalar, matruşka sanırım… Güzel fikir ama bir camın kıyısında lakırdılarını dinlemek ister mi okuyanlar?” dedi çaresizce oturan çocuğa. Çağrı, kaleminin ucuyla daha evvel çiziktirdiği her şeyi karaladı. Atölyeden geriye sadece adam ve bir lahana gibi katlarına ayrılmış matruşka bebekleri kalmıştı. İki taraf da kıpırtısızca dikilmekteydi duvarları bahara kesmiş bir odada. Usta’nın göz bebekleri atamadığı çığlığı yankılamaktaydı.

“Tamam, başa alalım nasıl bir şey olmalı sence?” dedi genç çocuk düşünceli sesiyle. Bir yandan da henüz çıkmamış sakallarını huysuzca kaşımakla meşguldü. Mürsel Bey onun geriliminin aksine tüm öz güveniyle önüne düşen perçemini karıştırdı. Çılgın bir bilim adamını andırmaktaydı görüntüsü. Bilge bir edayla çenesini sıvazlarken bir eli; diğerini oymacı adama dikti. “Yapmaya çalıştığın şeyi anladım sanırım. Bir tahminle geleyim ister misin?”

Çocuk henüz öykünün başında yakalanmanın hüznüyle pofurdandı. Adam boşuna bunca iyi bir İlham Tahsildarı değildi. Yeteneklerini bilmesine rağmen bazı vakitler içten içe ona kızardı çocuk. “Buyur gel bakalım neymiş çözdüğün?” dedi buruk sesiyle. Mürsel Bey keyifle anlatmaya başladı. “Usta’nın kimle akraba olduğunu biliyorum! En sonunda Geppetto’ya bağlayacaktın değil mi? Onun torunu falan çıkacaktı. Matruşka bebekleri de bu sebeple konuşabiliyordu?”

Çocuk histerik bir tavırla adamı alkışlamaya başladı. Yine yakalanmıştı hem de gereğinden fazla hızlı bir şekilde. İlham Tahsildarları en özgün fikre ulaşmak konusunda yeteneklerini aslında orijinal olmayan ayrıntıları tespit etme güçlerinden alırdı. Genç çocuk özgün fikri yakalayamamanın hüsranıyla uğraşmadı. Geppetto kelimesini hızla karaladı efsunlu defterinden.

Usta kaybolup giden uzuvlarına bakarak deliredursun ikili konuşmaya devam etti. “Çağrıcığım, bu kadar hırs yapmaya gerek yok, biliyorsun. Basiti ele almaya niyetlenmişsin bu sefer. Matruşka’yı direk tahtadan yontup oradan eski bir romana dayandırman benim suçum değil sonuçta. Ayrıca onlar için seçtiğin isimler, bunu farklı bir yerde denemedin mi?”

Çocuk tekrar yakalandığını fark etse de birkaç mırıltıyla cevapladı Mürsel Bey’i. “Yani bir şeyi sıralaman gerekince ne yaparsın rakamları kullanırsın sonuçta değil mi? Bundaki orijinallik rakamları Gürcüce kullanışımdı. Olmuyor mu böyle?” Mürsel Bey bıyık altı gülünce çocuk tekrara düştüğünden emin olup kendine kızdı. Özgünlüğe ucundan kıyısından yaklaşamamıştı yine de “Ama o öykü hiç yayınlanmadı ki sadece sen ve ben okuduk,” deme gafletine düştü.

Mürsel Bey sakin ve vakur bir edayla bahar çiçeklerine dokunarak odada dolaştı. Matruşka bebeklerinin etrafında turlarken konuşmaya başladı sakince. “Sevgili yeğenim, özgün olanın ne olduğunu karıştırıyorsun. Bu bir yarış değil elbette. Lakin bir yarış olsaydı geçmek zorunda olduğun kişi her daim kendin olurdun. Bu işi kendini aşmak için yaptığında pişeceksin zaten. Bilmem anlatabildim mi derdimi?” dediğinde bakışları matruşkalardan en küçük olanına takılmıştı.

Genç oğlan haklılık payını kabul ettiği adamı başıyla onayladı. Karşısında hissettiği en kuvvetli duygu hayranlıktı. Onun yönlendirmeleri olmasa şu an elinde orijinal diyebileceği hiçbir şeyi olmazdı. Matruşka bebeklerini iç içe koymaya dair bir şeyler karaladı. Cam bir fanusun arkasına sakladı en büyük olanını. Dokunulmazı oynamayı tercih etti. Henüz geliştirmekte olduğu diğer fikirlerinden mürekkep damlamasın istedi.

“Neden beş katmanlı yaptın peki?” dedi amcası çocuğa. Şaşırtmayı başarmıştı demek ki. Heyecanla konuşmaya başladı. “Yani dürüst olmak gerekirse kadınların fazlasını seslendiremem gibi geldi başta. Merkezde olduğuna inanan iki profil, eşit yaklaşma gayretinde biri, tapınmaktan hoşlanan kişi ve durumun çok ötesindeki son kadın. Beş kız kardeş gibi düşündüm sanırım onları. Her biri insanın farklı bir tarafına değinecekti,” dedi usulca.

Mürsel Bey kolaya kaçtığını söyleyecek diye korktuysa da başta adam üstelemedi. “Aslında rakamsal olarak yediyi tercih ederdin. Bu kişisel imzalarından biridir. Ama bu sefer yükün altına giresin de gelmemiş sanırım. Peki, daha önce konuştuğumuz opsiyonlar? Teknolojik bir matruşka yerine eski stile odaklanmanın sebebi neydi?” diye sakince devam etti.

Ana hedeflerindeki obje camekânın arkasında göz kırpmaktaydı ikisine de. Tahsildar işlenmemiş birkaç seçenek sunduğuna inansa da kalemşor hiçbirine yanaşmamıştı. Bu hatırlatmayla önerilerinden birine nasıl baktığını anlatmaya çalıştı. Çaresiz bir çırpınış daha diye düşündü amcası. Böyle anlarda umudunu yitirdiği olurdu. Çağrı konuştukça fikirlerin özgüne yakın olduğunu fark edip sevinse de belli etmedi.

“Şimdi senin önerdiğin şeyi anımsıyorum. İçinde bilgi saklanan ileri teknoloji ürünü benzeri bir şey düşünmüştük. Orada başka bir gezegende nadide parçalar olarak saklanan gen dizilimlerini hayal ettim. Bilirsin işte sanki genetik kodlarını ortaya dökmüşler gibi. Rusya için matruşka, İngiltere için kurşun asker vs. gibi bir sistematik düşündüm. Ama oradan öteye gidemedim. Elimde patladı kurgu. Çok uluslu bir oyuncakçı dükkânından Dünya ırklarına bağlayasım gelmedi senin anlayacağın,” derken dalgalı saçlarının arasında kalan hayal kırıntılarını ortaya dökmekteydi.

“Fena fikir değilmiş aslında. Yeni bir yaklaşım olacağı kesinmiş en azından. Her defasında aynı noktayı kaçırdığını seziyorum ama… Senin derdin ne? Bu öyküleri kaleme almanın arkasında yatan bir şey olmalı. Anlatılan ne? Burası ya havada kalıyor ya da fazla derine gömüyorsun,” dediğinde genç adam aydınlık bir tebessümle amcasına baktı.

Çoğu zaman bu derdi kendisi de bilmemekteydi. Karakterlerine ait dertleri ortaya dökmekten fazlası değildi yaptığı. Bunun bilinciyle “Düşünce şeklini seviyorum. Haklı olduğun noktaları göz ardı edemem. Lakin derdim çoğu zaman belirsiz. Kurgulamaya diğer kalemşorlar gibi dalamıyorum. Yazdıkça deşiyorum çatışma orada başlıyor. Çoğu zaman da kendimle çatışıp duruyorum zaten. Bu yüzden haklısın yine elimde avucumda net bir tasa yok belki de hayata karşı. Böyle olması şart mı bilemiyorum sadece kelimelerimin varabildiği nokta burası. Benden öte bir yer,” dedi dürüstçe.

Amcası onaylar bir edayla başını salladı. Odanın boşluğundan sıkılan oğlan onu başka bir kurgusuna götürdü. Daha evvel denediği lakin önünü alamadığı öykünün başlangıcına vardıklarında amca bey şaşırmıştı. Matruşka’yı sabit bıraksa da bunca sonsuza varacak bir öykü yaratma fikriyle bu kadar genç bir kalemşorun baş etmesi mümkün değildi. Dikkatli olmazsa öyküye sıkışacaklarını söylemek istedi. Lakin farklı pencerelerin arkasında olanı biteni izlemekteydi ikisi de o sırada.

Mürsel Bey gördükleri karşısında şoka uğramıştı. Uzayıp giden asla genleşmesi tükenmeyen bir odanın içinde, Çağrı’nın zihninde insanlığa dair yer alan her şey dolaşmaktaydı. Pencereleri gördü ve duvarları. Asla sonu gelmeyen duvar pencere perspektifi korkudan neredeyse bayılmasına sebep olacaktı. Bitmek bilmez bu tufanı sürdürmemesi gerektiğini, uğultuların içinden birkaç kez Çağrı’ya haykırdı. Bunu yapmaması gerekliydi. Ne olursa olsun içinde oldukları durum, herhangi bir tahsildarın ya da kalemşorun bu metot izlenerek başarabileceği bir iş değildi.

Tümevarım yaklaşımıyla kurgusunu oluştursa bunca karışık bir iş çıkmazdı belki ortaya. Ama sonsuza dair bir eseri, tümdengelim metoduyla oluşturmak; hem de bu devirde! Alenen intihardan farksızdı… Keza karşısındaki yeğeni değil de bir başkası olsa defterini, kalemini ve kelam ruhsatını alıp giderdi oradan. Geri döndüklerinde sadece kulağını bükmekle yetinmesinin tek sebebi çocuğun şevkini kırmamaktı.

“Evlat bizi oraya tıkacaksın diye gerçekten korktum. Neden böyle delilikleri bırakamıyorsun… Bu öykünün devamını yazmaktan men ediyorum seni. Hadi kapat defterini tahsile çıkmam gerekiyor,” diyerek çıktılar öyküsel evrenin dışına. Mürsel Bey kendini her daim dinleyeceğini bildiği yeğenine güvenle baktı. Bir daha bu tarz bir işe girişmeyeceğine canı gönülden inanmıştı. Sonraları orada asıl prosedürü uygulamadığı için çok pişman olacaktı…

Çağrı’ysa amcasının evden çıkmasını beklemekteydi. Tüm bu yaratım sürecinde yanında olmasının sebeplerini anlamaktaydı. Lakin derdini bildiği tek konuda yazmadan duramazdı artık. Büyük insanlığın penceresinin açıldığı o devasa birikimin algılanışını anlatacaktı. Kalemini tekrar eline aldı. Odasındaki efsunlu defterini açtı. Yazmaya başladı; insanlığın mirasının tek başına toplandığı o odayı… Sonsuza değin genişleyen bu odanın merkezinde yer alan milyon eseri, icadı, acıyı, sevinci, toplumsal ve global birikime dair aklına gelen her şeyi yazdı.

Kimin ne görmek isterse onu merkezinde bulacağı pencereleri ustaca tasarladı. Çift uçlu bir okun sonsuza varışına inanan bir çocuk edasıyla okları uzaya sürükledi. Mürsel Bey’in tahmin ettiği gibi yedi farklı kat açtı bu öyküsünde. Matruşka’nın her bölmesinden çıkanları insanlığın başına doladı. Büyük-küçük illüzyonu, eksilen artan ve asla bölünemeyen gerçekler, anneliğe dair metaforlar, lanetten çok her surete sızan fikirler ve daha niceleri… Durmaksızın yazdı ve yazdı.

Şarküterisinde oymacılık yapan adam dahi pencerelerin birinin arkasındaydı. Günler birbirini kovaladı. Çağrı kendine ait bu sonsuz ihtimal denizinde yüzdü durdu. Hiç bitmeyecek bir öyküyü kaleme aldığından bihaber kurgusunun içine sıkıştı. Matruşka’nın asla kırılamayan son katına zincirlemişti zihnini. Mürsel Bey durumu fark ettiğinde iş işten geçmişti.

İlham Tahsildarı olmanın en büyük zorluğu ile karşılaşmak; hem de öz yeğeninde, onu mahvetmişti. Çaresizce ona ulaşmaya çalıştı. Önlemini alamadığı nadide durumlardan oldum olası korkardı. Ama bu karşılaştığı vaka gerçek olamayacak nitelikteydi. Kalemşorların sonsuz evrenin büyüsüne kapılıp gittikleri bilinen bir gerçek olsa da Çağrı kadar ileri gideni duyulmamış işti.

Kargacık burgacık yazısı bir gün okunabilirse her bir katı onla aşıp onu kurtarabilirlerdi. Belki bir gün… O vakte kadar Çağrı kendi öyküsünü çiziktirmeye devam edecekti. Büyük bir haz aldığı her halinden belli bir şekilde… Yazdıkları hem kimse tarafından okunmayan tüm insanlığa ithaf edilmiş bitmek bilmez bir kelime yığınıydı hem de yoktan öte değildi. Neyin ne olduğunu kimse bilemedi.

Ezgi Özbek

1992 Bursa doğumluyum, çocukluğum Samsun’da geçti. 2015 yılında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldum. Bir ilaç firmasında çalışıyorum. Konuşmaya başladığım andan itibaren bitmek bilmez hikâyelerimle etrafımdakileri yormayı, yazmayı öğrendiğim vakit bıraktım. Daha az konuşmadım elbet lakin her daim yazdım. Uzun soluklu kurguların yanı sıra öykü yazmaktan ve yayınlamaktan da keyif almaktayım. Yazmaktan öte vurgun olduğum eylemse okumak. Bambaşka dünyaların kapılarında dolanıp durmaktan bıkacağımı zannetmiyorum. Araştırma ve öğrenme temelli yaklaşımımın yazdıklarıma ve okuduklarıma tesir ettiğini ummaktayım.

Derdini Anlat” için 4 Yorum Var

  1. Merhaba Ezgi

    Kurguna, hayal gücüne hayran kaldım. Kendimi öykünün içinde gibi hissettim. Öykü çok dolu ve şaşırtıcıydı. Matruşkaya bu açıdan yaklaşmak dikkat çekiciydi. Amcanın tüm çabalarına rağmen Çağrı’ nın içine daldığı durumu çok güzel yansıtmışsın. Titizlikle yazdığın cümleler merak içinde okumama vesile oldu. Ve anlattıklarının gözümde canlanması da senin yeteneğin. Verilen önemli detaylar, karakterlerin düşünceleri, amaçları beni bir çırpıda öyküye bağladı. Amcanın bilge, Çağrı’ nın da sabırsız yanını hissedebildim.

    Özellikle buradan sonrası benim için daha etkileyici hale geldi. Kim bilir belki bizler de kafamızda oluşturduğumuz dünyalara sıkışıp kalmışızdır. Hayal gücüne sağlık. :slight_smile:

  2. Ezgi okurken inanılmaz eğlendim! Bir yandan da sorguladım. Hayatlarımız matruşka misali bir şekilde ellerimizde mi kalıyor? Acaba biz de bir şeylerin içine girdik, girdik ve çıkamadık mı? Kafamda deli sorular. :joy: Hayalgücün her zaman olduğu gibi tartışılmaz. Orijinal fikirlerine bayılıyorum.

    “İlham Tahsildarları en özgün fikre ulaşmak konusunda yeteneklerini aslında orijinal olmayan ayrıntıları tespit etme güçlerinden alırdı.”

    İlham tahsildarı diye bir meslek dalı üretmiş olman da ayrıca çok hoş bir fikir. İlhamın daim olsun Ezgi. Çook fazla sevgiler! :heartbeat::blossom:

  3. Merhabalar Duygu,

    Epey gecikmiş bir cevapla buradayım. Sanıyorum Çağrı’nın evrenlerinden birine sıkışıp kaldım ancak ayılıyorum dersem durum için uygun bir bahane olur :slight_smile: Kurguyu beğenmene çok sevindim. Kalem bir şekilde dönüp dolaşıp kendi istediği yere çeviriyor rotayı. Keza burada da yaşadığım bu oldu. Asıl amacım aslında Çağrı’ya ait ihtimallerden birini denemekti diyebiliriz. Fakat bana fazla söz hakkı tanımadılar.

    Yazma eyleminin ya da kurgulama eyleminin diyelim, zihni bazen çıkmazlarla dolu bir yere sürüklediğine inanıyorum. Şayet dediğin gibi bir durum yaşıyorsam, umuyorum ki hayal edip de içinde kaldığım evren sonradan biraz daha renkle dolup taşar :smiley:

    Yapıcı eleştirilerin ve daimi desteğin için çok teşekkür ederim :slight_smile:

  4. Merhabalar Merve,

    Bir hayli gecikmiş cevabımı, mahcup bir şekilde yazıyorum. Kafandaki deli sorular tam da bu öykü okunduktan sonra işitmek isteyeceğim cinsten bu sebeple epey sevindim. Eğlenme halin ve fikri sevmen da epey mutlu etti beni elbette. Sadece bazı zamanlar yazma sürecine dair fazla didikleme yaptığımı düşünüyorum. Bu iyi bir şey mi kötü mü bilemiyorum elbette ama orijinal bir tınısı dahi varsa bu benim için kafi.

    Bu arada Türetici Kalemşor yerine kesinlikle İlham Tahsildarı olmayı tercih ederim :smiley: Keyifli bir meslek olmaz mıydı? Yanılıyor da olabilirim elbette konudaki özgünlük mü cevher yoksa konuyu işlerken türetici ve yaratıcı olmak mı? Hayli muallakta bir soru oldu.

    Enerjinle, sonsuz neşenle öyküye ve elbette bana değer kattığın için çokça teşekkürler :slight_smile:

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!