Öykü

Dışarıda Sahipsiz Bir Balon Var

Evlerimize çekilmiştik. Tam olarak ne olduğunu hiç kimse hiçbir zaman anlamadı. Salgınla ilgili yapılan mizahın ve bu mizah karşısında atılan geniş ağızlı kahkahaların ardından daha ciddi günler gelmişti. Sonra kimse yaşananları mizah malzemesine dönüştürmedi. Çünkü yapılan mizahın mabedi olan sosyal medyalara erişim engellenmişti. İnternet ağı kopmuştu. Durum vahimdi. Televizyon yayınları ilk önce günün ışıklı saatlerine çekildi, ardından günde bir saate düşürüldü. Sonraki günlerden birinde ise artık hiçbir yayın kalmamıştı. Bir daha da hiç olmadı. Televizyon yayınının sona erdiğini fark ettiğim gün telefon hatlarının da kesildiğini fark ettim. Artık büyüdüğümü kanıtlamak için on dokuzuncu yaş günümde yanından taşındığım babamdan ve yine on dokuzuncu yaş günümde tanıştığım, bir zamanlar sevgili olduğumuzu düşündüğüm şimdilerde dünya yıkılsa bile beni merak etmeyeceğinden emin olduğum kız arkadaşımdan bir daha haber alamadım.

Beni dünyaya bağlayacak tek iletişim aracı olarak radyo kalmıştı. Kullanılmayan eşyalar odasının kim bilir hangi ücra köşesinde pille ve frekansı yakalayacak doğru açıyla çalışan radyoyu aramak için hiç çaba göstermedim. Yüzüne bakmadığım, hiç kullanmadığım bir eşyayı dara düşünce kullanmak iki yüzlülük gibi geldi. Oysa kullanmadığımız eşyaları evin sevilmeyen odasında istiflemek bile ikiyüzlülüktü. Evrenin bir köşesinde bir gün bizimle ilgili bir belgesel yaparlarsa bizden, “Çoğunlukla zararsız istifçiler,” diye bahsedecekler.

Evlere çekilince böyle şeyler düşünmeye başlıyor insan. Yaşadığımız her gün ölme ihtimalimiz olmasına rağmen illa ölüme dair net bir uyarı alınca durup düşünüyoruz. Dışarıda tam olarak ne var bilmiyoruz; her tarafı kül eden bir ejderha mı, yakıp yıkan bir Godzilla mı, uzaylılar mı, görünmeyen virüsler mi? Sûr’a üflendi de belediyenin anonsu mu zannettik. Neyden korktuğumuzu bilmiyoruz ama deli gibi korkuyoruz. Çünkü bu sefil dünyada biraz daha yaşamak istiyoruz. Ne olursa olsun yaşayanlardan olmak istiyoruz. Biraz daha fatura ödemek, biraz daha alışveriş yapmak, biraz daha sıralara girip saatlerce beklemek istiyoruz. Hayır, eleştirmiyorum. Sadece evdeyim ve yapacak daha iyi bir işim yok.

Geri kalan günlerde radyoyu çıkarıp, uygun frekans için elimde antenle evin içinde dönüp durmadım. Hem zaten evin içi radyo sesiyle dolup taşıyordu. Seksen beş yaşının epey üstünde olduğuna emin olduğum komşum, bozuk kulakları yüzünden radyonun sesini sonuna kadar açıyordu. Günün sadece bir saatinde radyodan verilen haberler dışında geri kalan yirmi üç saat sadece cızırtı dinliyorduk. Evet rahatsız ediciydi fakat bunun için onu uyaramazdım çünkü kıyametin ortasında biri radyo dinlemek istiyorsa elbette dinlemeliydi. Buna kimse engel olamazdı.

Size ondan, komşumdan daha fazla bahsetmek isterdim. Çünkü evdeyim ve yapacak daha iyi bir işim yok. Fakat çok yaşlı bir komşum olduğunu bile evlerimize çekildikten sonra öğrenebildim. Evlerimize çekildiğimiz ilk haftanın ardından devlet tarafından yardım yapılmaya başlanmıştı. Kolluk kuvvetleri her evi tek tek geziyor, erzak bırakıyorlardı. Dışarıda neler olduğuna, dünyayı neyin tehdit ettiğine, kıyametin başlayıp başlamadığına, evlerimize çekilişimizin ne kadar süreceğine dair herhangi bir bilgi vermiyorlardı. Sadece erzak bırakıp gidiyorlardı. Bu erzak yardımlarından birinde kapı önünde sadece bir iki saniyeliğine karşılaştım yan komşumla. Erkekti ve oldukça yaşlıydı. Hayatında ilk defa evine çekilmediği, ilk defa dünyanın kafayı yiyişine şahit olmadığı, ilk defa kapı önünde devlet tarafından beslenip, radyodan haberleri beklemek zorunda kalmadığı gözlerinden okunuyordu. Uzun bir süredir yeryüzündeydi ve artık korkmak için bir nedeni kalmamıştı. Ama ben korkuyordum. Yirmi iki yaşımdaydım ve ilk defa böyle bir şey yaşıyordum.

Yirmi iki yaşımdaydım ve yaklaşık üç aydır evden dışarı çıkmamıştım. Geride kalan iki haftada devlet yardımı ve elektrikler kesilmişti. Hiç kimse bir şey söylemese de durumun kötüye gittiği kesindi. Hatta yan komşumdan gelen radyo cızırtıları bile kesilmişti. Bazı geceler ses yüzünden çıldıracak gibi olsam de cızırtılar kesildiğinde içimde bir burukluk hissetmiştim. Cızırtıların kesilmesi yaşlı adamın ölmesi anlamına geliyordu sanki. Çok yaşlıydı. Yardımsız, ışıksız, radyosuz yapamazdı. Bana yapılan yardımlar daha çok uzun bir süre hayatta kalmamı sağlardı. Evde ne zaman aldığımı hatırlamadığım bolca mum da vardı. Yani ben iyiydim. Ama o kötüydü, biliyordum. Ona yardım etmem gerektiğini de biliyordum. Fakat etmedim. Çünkü her sokak başına dikilmiş megafonlardan yapılan son çağrı da hiçbir şekilde dışarı çıkmamamız, kapıyı açmamamız hatta pencerelerden bile dışarı bakmamamız tembih edilmişti. Perdeleri çekip evimizde otumalıydık. Dışarıda bizi yok etmeye hazır bir şey vardı. Ne olduğunu bilmiyorduk, ne olduğunu görmüyorduk. İşin püf noktası buydu: dışarıdaki her ne ise onun da bizi görmemesi gerekiyordu. Hayatta kalmamızın yolu evde kalmamızdan geçiyordu. Bir şikayetim yoktu. Dünyanın normal zamanlarında da daha çok evde yaşayan biriydim. Fakat sanırım komşum evinde, dışarıdaki ölümden korunmaya çalışırken ölmüştü. Onu ben öldürmüş sayılır mıydım? Dünya kafayı yerken ölmekte olan komşuma yardım etmemekten yargılanır mıydım acaba?

Pille çalışan saatler de durunca zaman mefhumumu kaybetmiştim. Perdelerin kenarından sızan ışıkların gündüzün doğal ışıkları mı yoksa akşamın yapay ışıkları mı olduğunu bilmiyordum. Günler öyle geçip gidiyordu. Başlangıçtan bu yana ne kadar zaman geçtiğini belirtmek isterdim ama artık sayamıyordum. Birbirini takip eden günlerin sonunda hâlâ yaşadığımı bilmek beni içten içe mutlu ediyordu. Fakat evin içinde perdelerin ardında hiçbir şey yapmadan oturmak düşündüğümden çok daha sıkıcıydı. Hayat perdelerin arkasında kalmıştı. Böyle yaşamanın da bir anlamı olmadığını anlamıştım. Dışarıda, bizi tehdit eden şey her ne ise onunla savaşarak, yaşadığını hissederek ölmek varken evin içinde pasif bir şekilde ölmek çok sıkıcıydı. Evde durmanın benim için bir anlamı kalmadığı gün ardına kadar kapalı perdeyi tutup aşağı indirdim. Güneş gözlerimin içine doğmuştu. Gözlerim kamaşmadan son gördüğüm dışarıda sahipsiz bir balon olduğuydu.

Dışarıda Sahipsiz Bir Balon Var” için 6 Yorum Var

  1. Aremas dedi ki: dedi ki:

    Tam karantina günlerine dair iç hesaplaşmalarınızı ve öğüttüğünüz zihnininizi yansıtan bir öykü olmuş. :slight_smile:

    Birkaç yerde virgül ve diğer noktalama işaretlerini kullanımda eksiklik ve hatalar var. Bunlar haricinde ufak başka hataları da sıralayayım.

    Kulakları bozuk olma durumu yoktur dilimizde. “Duymayan kulakları” veyahut “sağır olduğundan olsa gerek” gibi bir kalıp kullanımınız doğru olacaktır.

    Burada evde olduğunuz ve yapacak daha iyi bir işinizin olmadığını tekrarlıyorsunuz. İyi edebiyat, tasarruf gerektirir. Sözü, ya söyleyecek bir şeyi olmayanlar ya da siyasiler uzatır. :slight_smile: Eğer öyküye bir katkısı olmayacaksa aynı şeyleri tekrarlamaktan kaçının. Yeniden bu durumu vurgulamak mı istiyorsunuz? O halde farklı bir detay vererek metni zenginleştirebilirsiniz. Sadece örnek verme amaçlı yazıyorum.

    “… bahsetmek isterdim. Çünkü hiçbir şey yapmamaktan artan vakitlerimde etraftakilere daha çok odaklanıyorum.” Burada, hem “hiçbir şey yapmamayı” kinayeli bir kurnazlıkla metne yerleştirmiş oluyoruz, hem de evdeki herhangi bir şeyle ilgilenmediğimizi vurguluyoruz.

    Cümlelere bağlaçla başlamak hatadır. Ya önceki cümle ile birlikte alın ya da fakat kullanmaksızın başlayın. Tasarruf önerimi yinleyeceğim. Birinci cümlede “evlerimize çekildikten sonra” diye belirtmenizin ardından ikinci cümleye de aynı kalıpla başlamışsınız.

    Bu kadar çok şeyi, daha önce hiç görmeyip sonrasında sadece bir iki saniyelik gördüğümüz birinin gözlerinden okuyamayız. Kendi düşüncenizmiş gibi yansıtırsanız veya komşunun yerine seslendirirseniz daha iyi olur. Yine alelade bir örnek veriyorum. “Herhalde konuşacak olsa; hayatında ilk defa… söylerdi. Bütün bunlar sadece bir tahmin de olabilirdi. Dahası, onun ağırbaşlı cesaretiyle kıyaslanamayacak olan korkum yüzünden bütün bu söylemleri, ona yakıştırıyor da olabilirdim, bilmiyorum.”

    :)) Bir yineleme daha. Bir üst cümlede söylemiştiniz halbuki. Okurlarınızın zeki yaratıklar olduğunu mutlaka aklınızda tutun.

    Birinci tekil anlatımlarda sıkça yapılan hataların başında, kestirmeden yapılan ve kesinlik içeren çıkarımlar yer alır. Bunu yapmamaya çalışın. Radyosuz kalan birini hemen öldürmeniz, elinizdeki ipuçlarından varabileceğinizden fazlasıdır.

    Öyküde net bir önerme olmayışı, öyküyü okurken, zihnimizi derli toplu tutmamızı zorlaştırıyor. Aklınızdaki fikirlerin kötü olduğunu düşünmüyorum. Bence yeterince renk var elinizde. Daha çok okuma, yazma pratiği ve gelişime ihtiyacınız var sadece. Elinize sağlık.

  2. nkurucu dedi ki: dedi ki:

    Okuması kolay, güzel bir iç hesaplaşma olmuş. Sadece barizin üzerine yürünmesi konusu işlenirken biraz daha mı detaylandırılmalı idi diye düşündüm.
    Bir süreç düşündüğümüzde birebir sizinki ile aynı adımları izleriz, bizi içine alacak biraz daha detay öyküyü çok çok daha iyi yapabilirdi.
    Ufak tefek hatalar ile ilgili yukarıda çok güzel bir yorum olduğundan ben o kısımlara girmiyorum. Elinize sağlık…

  3. Öykümü okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Eksikliğini çektiğim en önemli unsur eleştiri oluyor. Bu kadar detaylı bir şekilde eleştirdiğiniz için de teşekkür ederim. Yazdıklarınızı dikkate alacağıma emin olabilirsiniz. İyi günler dilerim :slight_smile:

  4. Aremas dedi ki: dedi ki:

    İlk defa beni dışlamak ve taşlamak istemeyen bir yaza-

    Şakası bir yana eleştiri almak her zaman iyidir. Haksız bile olsalar size bir şey katabilir.

  5. Emrah dedi ki: dedi ki:

    Merhaba
    Yaşadığımız günleri özetleyen bir öykü olmuş. Büyük şehirlerin kronik hastalığınida resmetmissiniz öyküde. Yabancı değil kapı komsunu seladan öğrenen insanlar var artık bu kaotik şehirlerde. Acı ama gerçek…

    Blok-alıntı

    Beni dünyaya bağlayacak tek iletişim aracı olarak radyo kalmıştı. Kullanılmayan eşyalar odasının kim bilir hangi ücra köşesinde pille ve frekansı yakalayacak doğru açıyla çalışan radyoyu aramak için hiç çaba göstermedim. Yüzüne bakmadığım, hiç kullanmadığım bir eşyayı dara düşünce kullanmak iki yüzlülük gibi geldi. Oysa kullanmadığımız eşyaları evin sevilmeyen odasında istiflemek bile ikiyüzlülüktü. Evrenin bir köşesinde bir gün bizimle ilgili bir belgesel yaparlarsa bizden, “Çoğunlukla zararsız istifçiler,” diye bahsedecekler]

    Ben burayi da çok sevdim. Bir gerçeği daha hatırlatmış bize.

    Finalde ise derin bir yalnızlık var perdelerin indirilip sahipsiz bir balonla karsilasilmasi içinden çıkılmaz bir yalnızlığında çok sağlam vurmuş finale.

    Tebrikler, Kaleminize saglik