Öykü

Dryad’ın Çığlığı – 2

Derin ve düşüncelere dalmış olan ağaçlar arasındaki sessizliği Sarmaşık’ın tiz sesi bozdu:

“Ne yapacağız onunla?”

Meşe: “Buna biz karar veremeyiz.”

“İyi ama alevlerin içine biz çektik onu, canlı canlı yanışını seyrettik, şimdi bir ölüden farksız.”

Üvez uykudan uyanmış gibi bir sesle:

“Bu ilk yanışı değil kurtardığı insanların ataları tarafından bir kez daha yanmıştı.”

Meşe: “Mürver, ne düşünüyorsun?”

“Hiçbir şey…”

Sarmaşık ısrarcı sesiyle: “Mürver, aklından neler geçiyor, bilmek istiyoruz.”

“Dedim ya hiçbir şey, hiçbir şey düşünmüyorum.” diye bağırarak dallarını kapatıp kendi kendine konuşmaya başladı.

“Ah be küçüğüm, sen neler yaptın böyle, bizi koruman gerektiğini, bize ihanet edersen başına neler geleceğini, yasaları bilmiyor musun ha çocuk?

Anlattığım peri atalarının hikâyelerinden hiç mi ders almadın? Şimdi ben kime öyküler anlatacağım?

Geceleri üşümesin diye kimin üstünü örteceğim? Baharın geldiğini kiminle kutlayacağım?

Ah küçüğüm, sana neler olacağını görmek istemiyorum! Tanrılarla atalarımın yazdığı kuralları ezbere biliyorum, hiçbir boşluk yok içerisinde, böyle bir suçun kaçışı yok.

Sana nasıl yardım edeceğim?”

Mürver kendi içinde hesaplaşırken diğer ağaçlar aralarındaki konuşmaları sürdürüyorlardı.

Sarmaşık: “Mürver’in bu kadar düşünmesi, kendi içine kapanması doğal mı?”

Meşe: “Üzülmesi çok doğal… Ağaç perilerinin çok olduğu zamanlarda Dryad, sadece onun perisiydi, çok zaman geçiriyorlardı birlikte, aynı zamanda çok da iyi dostlardı onlar.

“Benim perim yangında ölmemiş olsaydı bize asla ihanet etmezdi. Hem perilerin görevi bizleri korumak; bizim görevimiz de onları eğitmek; özdeki gerçek bilgiyi, azmi,

yaşam enerjisini aşılamak. Anlaşılan Mürver, Dryad’ı iyi eğitememiş.”

Kendinden beklenmeyen bir sesle Üvez:

“Sarmaşık! Önemli olaylarda çok dik, keskin konuşuyorsun ve canımı sıkıyorsun. Evet, Dryad sadece Mürver’e değil hepimize ihanet etti ama Mürver’in bilgeliğini

sorgulamak sana düşmüyor.”

“Elbette bize düşüyor, kuralları biliyorsun, Mürver’in görevi; onu iyi eğitmekti ve başarısız oldu. Yaşanılanları hepimiz biliyoruz ve Sarmaşık ağaçlarının böyle eksikliği hiç olmamıştır, bu durumlar hep Mürver ağalaçlarından çıkmış, bu eksiklikler hem…”

Üvez: “Sarmaşıııkk!” diye bağırarak araya girdi.

“Artık yeter! Şimdi de şu ağacın atası, bu ağacın kökü diyerek hepimizi sınıflandırıcak mısın? Biz farklılıklarımız olsa da aynı güç tarafında yaratıldık ve aynı amaç uğruna yaşıyoruz. Sakın bir daha Mürver’den, başka bir canlı gibi bahsetme ve şimdi sus, bugünlük bu kadar sohbet yeter.”

Sarmaşık söyleneni yapıp sustu, kendi içine dönüp birbirini kovalayan düşüncelere daldı.

Meşe de kendini dinlenmeye verip uykuya daldı.

Üvez, Mürver’e seslendi:

“Aklından neler geçiyor Mürver? Ben de üzülüyorum Dryad’a ama seni böyle düşünceli görmek beni daha da kaygılandırıyor. Sen benim kadim dostumsun, açıl bana.”

“Sende benim…”

“Artık sohbet edemeyecek bir zamanda mıyız, sorumu cevaplamayacak mısın?”

“Tabii sohbet edeceğiz, seninle her zaman konuşmayı sevmişimdir bilirsin, sadece düşünüyorum, bir boşluk arıyorum.”

“Ne boşluğu?”

“Dryad’ı alacağı cezadan, yazılan yasalardan kurtacarak bir çare arıyorum.”

“Onu ne kadar sevdiğini biliyorum, ben de çok seviyorum, yaşananları düşününce gülüşü geliyor gözüme ve alacağı ceza bu gülüşün üstüne zebellah gibi kapanıyor.

Ama onu kurtarmak? Bunun bir çaresi olmadığını biliyorsun. Biliyorsun değil mi?

Mürver, sana diyorum beni dinlemiyor musun?”

“Dinliyorum tabii ki, aklıma bir şey geldi. Bir yolu var aslında, evet evet! Bunu nasıl daha önce düşünemedim? Buldum Üvez, onu kurtarmanın bir yolunu buldum.”

“Ama yasalarda bu gibi suçların kurtuluşu yok, söylesene neyi buldun? Hayır! Olamaz Mürver, bunu yapmayacaksın değil mi?

“Elbette yapacağım, benim küçüğüm o ve yapmış olduğu ne olursa olsun onun cezasını izleyemem, ölmesi daha iyi bu cezadan.”

Mürver sevinçle gülmeye başladı, Üvez ise onu vazgeçirmek için dil dökmeye.

* * * *

Mahkeme günü gelmişti. Tanrılar, ülkelerinden gelmiş ve ağaçların yanında yerlerini almışlardı.

Sarmaşık günün memnuniyetini yaşıyor gibi herkese gülümsüyordu, Mürver ise sakin bir ruh hâli içinde gözüküyor, Dryad’ı getiren alaya bakıyordu. Üvez, Mürver’i endişeli gözlerle süzüyor, kendisine baktığı anlarda “Sakın!” der gibi bakış atıyordu dostuna. Meşe ve Kayın bilgelikleriyle az sonra yaşanacak olayın nasıl sonuçlanacağını bildikleri için sessiz ve korkulu gözlerle bakınıyorlardı birbirlerine. Bir kez daha böyle bir olayın yaşandığını görmek, hepsini derinden etkileyecek ve her defasında olduğu gibi biraz daha değiştirecekti yaşamlarını. Sarmaşık ise en gaddar tanrıların kulaklarına sürekli bir şeyler fısıldıyarak ortalığı kızıştırmaya hazırlanıyordu.

Yanıkları kabuk bağlamış, kanatlarının ikisi de kopmuş, işlediği suçun izlerini taşıdığını belli eden, sadece mahrem yerlerini gizleyen, rengi solmuş bir elbiseyle Dryad, tanrılarla ağaçların tam karşısına getirildi. Diğer periler onu süzüyor ve tiksinerek bakıyorlardı. Mürver olmasaydı burada bulunmaya katlanabilirdi ama dostu oradaydı, gözlerini ondan kaçırıyor, kafasını yere eğerek kirlenmiş ayak parmaklarını izlemek için kendini zorluyordu.

Uzun bir gün yaşanacaktı, hepsi biliyordu bunu. Yasalara göre önce Dryad’a suçunu nasıl işlediği en ince ayrıntısına kadar anlattırılıcak sonra cezası tartışılıcaktı. Aslında tartışılacak bir şey yoktu, her şey ortada ama bu yasaları birlikte yazmışlardı. Suçlu kim olursa olsun, ne olursa olsun, cezası belli bile olsa önce itiraf gerçekleşecek, suçu tanrılar ve en köklü ağaçlar tartışacak ve cezası için bu topluluk en ağır ceza için gün ağarıncaya kadar uzun uzun konuşacaktı. Gün ağarıp güneş doğduğunda karar verilmiş olarak tartışma son bulacak ve meraklı gözlere açıklanacaktı. Bu uzun gecede ise cezası açıklanana kadar Dryad olduğu yerde sergilenecek , her kötü sözü ve hakareti yaşamaya mecbur bırakılıcaktı.

Dryad, topluluğun ortasındaki tümseğe itilip kakılarak çıkartıldı. Başını kaldırıp tanrılara baktı ve Sarmaşık’ın sinsi gülüşünü de görmüş oldu.

“Ben, Dryad! Varoluşumdan beri Mürver’in koruyucu perisiydim, hâlâ öyleyim. Hepinizin bildiği yıkım ve perilerin sayıca azalmasından sonra sadece Mürver’in değil Üvez, Kayın, Meşe ve Sarmaşık’ın da koruyuculuğunu yapıyorum. Yaşanan olaylardan sonra siz tanrıların yarattığı faunusun içerisinde, ağaçların insanlarla olan savaşında yer aldım.

İlk zamanlar acıma duygusunu taşımıyordum insanlara karşı, ağaçların haklı olduğunu da düşünmüyordum ama korkmuştum. İnsanları ailelerinin yanına giderken izleyip anne ve babaların çocuklarına olan bağlılıklarını gördüğümde içime acıma duygusu gelip yerleşmeye başladı. Atalarının perilere, ağaçlara yaşattığı acılar gerçekti ve kayıplarımız çok fazlaydı ama onların yaşadığı acı… Bunu bizler yapıyor olamazdık, ağaçlarda böyle duyguların var olduğunu bilmiyordum bile. Bizlerin yaptığı plan, açmış olduğumuz savaş sinsice ve sancılıydı, uzun solukluydu. Hangimiz günlerce acılar çekicelecek bir ölümü, aniden gelen bir ölüme tercih ederiz ki? Ağaçlara olan bağlılığımı sorgulamaya başladım, her şey varoluşlarına, amaçlarına ters düşüyordu.

Özdeki gerçek bilgiyi barındıran Meşe ağacı, yenilenmemizi sağlayan Kayın ağacı, aklına her zaman ihtiyaç duyduğumuz Saz ağacı, azmiyle soluk almadan yaşayan Sarmaşık ağacı,

söylediği kehanetlerle bizi heyecana sürükleyen Üvez ağacı, hepimize yaşam enerjisi veren, aşılayan Mürver ağacı…”

Konuşmasına ara verdi, ağaçların ismini sıralamaya başlayıncaya kadar gözyaşlarını tutuyordu, dostunun adını söylediğinde artık yaşların akmasına izin verdi, şimdi ağlıyordu. Kimse ses çıkarmıyordu, tanrılar ve ağaçlar böyle gösterileri yıllardır izledikleri için hiçbirinin içine işlemiyordu gözyaşları. Yalnız aralarına katılan yeni nesiller ve türler pür dikkat Dryad’a bakıyorlardı ve Mürver onun gözyaşlarını silmek istiyordu.

Dryad, konuşmasına devam etti:

“Bu bilge ağaçların yapmakta oldukları, beni derinden etkiledi ve buna bir son vermek istedim. Hiçbir düşünce beni bundan alıkoyamıyordu. Harekete geçmezsem insanların sonu gelebilirdi. Yaşam enerjilerini ağaçlara haberleri bile olmadan teslim eden insanların enerjisi çekildikten sonra cansız bedenlerini yakıp yok etmek bana düşüyordu. Savaşta benim görevim buydu ve gönülsüzce yer aldığım bu olgudan kurtulmak istiyordum. Çünkü bizler hiç kötülük yapmadık, hep adaletli davrandık, faunusta yaşananlar bana dostalarıma ihanet kararını verdirmişti. Çözüm bulamıyordum, günlerce düşündükten sonra beklediğim fırsat kendiliğinden karşıma çıkmıştı. Yeni gelen gurupların içinde bir genç kız gördüm, hayatımın onursal zirvesini bulmuştum, işte o anda ona mühürlendim.”

Sarmaşık “Sus!” diyerek bağırdı. Tanrılar ve ağaçlar birbirlerine baktılar, Sarmaşığın neden bağırdığını biliyorlardı.

Tanrılardan biri Sarmaşık’a sakin olmasını ve Dryad’a devam etmesini söyledi.

“Onları kurtarmak için elimi çabuk tutmam gerektiğini anladım, plan yaptım ve sonunda yangını başlattım, sonrasında hatırladığım tek şey; alevlerin içine çekildiğimdi. Tüm suçum bu! Şimdi tanrılarımın ve dostlarımın vereceği karara saygı duyup bekleyeceğim, cezam neyse çekmeye hazırım.” diyerek sustu.

Tanrılar ve ağaçlar uzun geceyi tartışarak geçirecekleri köşeye çekildiler. Ama bu yeni haber karşısında hepsi sarsılmıştı.

Peri dostları Dryad’a bakıp gülerek alay ediyorlardı. Kimileri hainliğine laf atıp en ağır cezayı alacağını sürekli hatırlatıyordu. Dryad söylenenleri duymamak için Mürver’i ve mühürlendiği insanı düşünüyordu. Acaba yangından kurtulmuş muydu? Onun için çok üzülüyordu ve keşke onu bir kez daha görebilsem, diye aklından geçirdi. Yüzüne değil ama kalbinin derinliklerine bir gülümseme yerleştirip hayallere daldı.

Koluna çarpan bir taşın acısıyla kendine geldi kurduğu hayallerden Dryad, acısını hemen unutup gökyüzüne baktı. Güneş doğmak üzereydi, az sonra karar açıklanacak ve cezasını çekmek için gönderilicekti.

Tanrılar ve ağaçlar tartışmaya gittikleri yerden gelmeye başladılar. Hepsi yerlerini aldı ve kalabalığa sessiz olmalarını anlatan bakışlarla baktılar. Şimdi kimseden ses çıkmıyor herkes Yüce Tanrı’nın ağzından dökülecek sözleri bekliyordu.

“Dryad, kararımızı verdik. Eğer mühürlenmemiş olsaydın cezanı bir an önce çekmek için gönderilicektin ama mühürlendiğin için durum değişti. Kurtulmak için hâlâ şansın var. Şimdi üç seçeneğin var, seçimi sen yapacaksın.

Mühürlendiğin kişiyle bu dünyada yaşamak istersen onu zorla buraya getireceğiz. Seninle karşılaşacak ve sana mühürlenmezse burada, senin yanında sonsuz bir hayat sürecek, tabii senden nefret ederek geçirecek günlerini. Eğer mühürlendiğin kişiyle onun dünyasında karşılaşmak istersen, karşılaşacağınız yeri senin bulman gerekecek ve yaşayacağın yerde tek bir ağaç bile bulamayacaksın. Ağaçların yaşadığı yerlere gidemeyeceksin, onlara dokunamayacaksın, yakınlarında bile bulunursan ağaçlar sana ve eğer mühürlendiğin kişi yanındaysa ikinize de zarar verecekler. Onun yaşadığı dünyada sana mühürlenirse buradaki gibi uzun yıllar yaşamayacaksın, bunun ne süreyle olduğu senin onu bulmana ve yaşadığınız olaya bağlı, orada öleceksin. Bu dünyaya getirilmeyecek, insan gibi gömüleceksin. Kemiklerin çürüyecek. Mühürlendiğini bulamazsan ki yineliyorum, onu ağaç olmayan yerlerde arayacaksın, bulamazsan o dünyada çakılıp kalacaksın.

Şimdi cezanı açıklıyorum. Sunduğum bu iki seçeneği gerçekleştirmek istemediğin takdirde, Karanlıklar Vadisi’ne gönderilecek ve oradaki suçluların içinde yaşayacaksın. Cezan da

her gün bir parçan, edindiğin bir bilgi, bir mutluluğun, bir anın acılar çektirerek senden çekilicek. Kararını bekliyoruz!” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Dryad duydukları karşısında şaşkına dönmüştü. Ne düşüneceğini bilmiyordu, ceza alacağını düşünürken üç seçenek sunmuşlar ve seçimi ona bırakmışlardı. Neyi seçmesi gerektiğini bilmiyordu. Ya mühürlendiğim kızı bulamazsam, ya buraya getirilirse, benden nefret ederse… Onun hayatını çalamam. Ya Karanlıklar Vadisi’nde benden alınacak mutluluklarım…

Cevap arar gibi tanrıların ve ağaçların gözlerine baktılar. Her biri bir şeyler anlattı sessizce gözleriyle.

Tanrılar gözleriyle “Yasamızın birinci kuralı, mühürlenen kişinin seçme şansı olur. Seçimin ne olursa olsun saygı duyulacak ve yerine getirilicek.”

Meşe ve Kayın’a baktığında: “Burda kalmayı seç, uzun yaşamın devam edecek, mühürlendiğini buraya getiririz. Seni sevmese de zamanla sana alışır.”

Üvez: “Şaşkınım, aradığın cevap bende değil.”

Sarmaşık: “İşlediğin suç çok ağır, hepimize ihanet ettin. Hainsin sen, son hareketin onurlu olsun, bizleri yüceltsin ve cezanı çek.”

En son Mürver’e baktı. “Git o dünyaya, mührünü bul. Eminim bulucaksın, kısa da yaşasan kurakta da yaşasan mutlu ve huzurlu ölüceksin.”

Dryad yanağına değen hafif bir esinti hissetti. Emindi, Mürver yanağına veda öpücüğünü kondurmuştu. Sanki son ağaç esintisini yüzünde hissetsin diye.

Yüce Tanrı: “Dryad, kararın nedir?” diye sordu.

“Kararımı verdim.” dedi Dryad.

* * * *

Çöl turunu tamamladıktan sonra gruptan ayrılarak biraz yürümek istedim düşüncelerimle birlikte.

Annemin ölümünden sonra içime kapanmış, yaşadığım olayı kimseye anlatamamıştım. Anlatsam da kimse inanmazdı. Kim böyle bir şeye inanır?

Ağaçların, insanları kocaman faunuslara kapatıp yaşam enerjilerini emmeye çalıştıklarını nasıl dillendirebilirdimki? Delirdiğimi düşünürlerdi.

Yaşananların üzerinden iki yıl geçmişti, o süre içinde annemi sadece geçen ay rüyamda gördüm. Kocaman bir ağacın gövdesine yaslanmış, yıldızları seyrediyordu yanına doğru yürüdüğümde. “Tatile çıkmalısın.” dedi ve uyandım. Geçen hafta annemin sözünü dinleyip buralara kadar geldim. Nil Nehri’ni gördüm; piramitleri, tapınakları gezdim. Tarihin içinde kayboluverdim, bu gezi çok iyi geldi .

“Grubunuzdan geride kalmışsınız, kaybolabilirsiniz.”

Arkamda duran bir adam vardı, buranın yerlileri gibi uzun bir entari giymiş, elinde de bir baston vardı. Yüzü bir peçeyle örtülüydü, sadece gözlerini görebildim.

“Siz de mi gruptaydınız?”

“Hayır, ben birkaç yıldır buralarda yaşıyorum.”

“Bu sıcaklara nasıl dayanıyorsunuz?”

“Zamanla alışıyorsunuz?”

Sesinde ve görüntüsünde tanıdık bir ifade vardı, ben de sohbeti uzatmak istedim samimi bir soru sorarak:

“Neden peçe takıyorsunuz?”

“Peçemi açabilirim.” dedi samimiyetle ve peçesini yavaşça açtı.

“Olamaz! Mümkün değil, sen olamazsın, alevlere çekilirken gördüm seni, o kadar büyük bir yangından nasıl kurtuldun Dryad?”

“Kurtuldum ve bu kurak topraklara sürgün edildim.”

“Bizlere yardım ettiğin için mi?”

“Çadırım biraz ileride, serin bir şerbet eşliğinde hikâyemi dinlemek ister misin?”

“Peki.”

Bastonundan güç alarak hafif aksayan bu peri adamın peşinden yürümeye başladım. Geriye dönüp baktığımda grubu artık göremiyordum. Korkusuzca peşinden gidiyordum. Birkaç metre aralıklarla yayılmış çadırların olduğu bir tepeye geldik, çadırının önüne geldiğimizde içeri buyur etti beni. Tereddütsüz içeri girdim. İki üç minderle küçük bir sedir ve kitaplarla hareketlendirilmiş çadırda kendime hemen bir yer bulup bağdaş kurup, oturdum.

Şerbet ikram ederken masalsı sesiyle anlatmaya başladı. Tanrılardan, ağaçlardan, perilerden, insanlardan bahsediyordu. Bense anlatısının içinde onunla birlikte yaşıyor gibiydim.

Benimle tanışmasına sebep olan olayları, bize yardım etme isteğini, suçunu itiraf etmesini, verilen kararları, buraya nasıl ve niçin geldiğini… Bundan sonra neler yaşayacağını ve bana nasıl mühürlendiğini anlattı.

Bir çocuk gibi dinledim; büyülendim sesinden, yaşamından, vazgeçişinden.

“Şakağındaki yara o günden kalan bir iz mi?”

“Evet!” dedi utanarak başını öne eğdi.

“Ben de annemi kaybettim yaşanılan olayın etkisinden uyandığımda.”

“Çok üzgünüm.” Yerden kafasını kaldırmadı bunu söylerken.

“Senin suçun değil, kimsenin değil sadece anlamakta zorlanıyorum. Bunlara inanmak güç geliyor bana.”

“Biraz daha şerbet alır mısın?”

“Lütfen!”

“Söylediğim gibi ağaçlara yaklaşmam yasak. Şehre inip seni de tehlikeye sokmak istemiyorum. Sana hepsini anlatmak isterim, bu gece burda konaklamak ister misin?”

“Evet.” Düşünmeden kabul ettim.

“Hava kararmak üzere, diğer çadırlarda yaşayanlarla toplanıp sohbet edip şarap eşliğinde yemeğimizi paylaşırız. Şanslı günündesin, bu akşam özel bir gösteri var. Yan çadırdaki arkadaş, kendi yaptğı kuklaları bazı akşamlar bizler için oynatıp gösteri yapıyor, bu akşam da onlardan biri. Gösteriden sonra yıldızları seyrederiz, her sorunu cevaplarım.” dedi gülümseyerek.

“Çok güzel ama geceye kadar dayanamayacağım. Tek bir sorumu şimdi cevaplasan!..”

“Nedir?”

“Mühürlenmek?”

“Bizim tanrılarımız, atalarımız bu ismi vermişler. İnsanlar ona aşk diyor. Mühürlendiğin kişiyle tek bir beden gibi yaşamaktır, ölüme kadar mühürlendiğini korumak, sevmek, ona zarar vermemek, onu incitmemektir. Ölümden sonra da mührünle tanrıların katında birlikte olunduğu da söylenir. Bir perinin, bir tanrının, bir ağacın mühürlenmesi kadar önemli bir olay daha yoktur bizim dünyamızda.”

“Ama sen bir insana mühürlendin.”

“Senin için buradayım.” dedi ve birkaç saattir hissettiğim kalp çarpıntısını açığa vurup: “Sanırım ben de sana aşık oldum, pardon mühürlendim.” dedim gülerek ve bana sarıldı.

“Şimdilik bu kadar sohbet yeter, hazırlıklara yardım etmek ister misin?”

“Evet.” dedim.

Minderlerimizi alıp dışarıya çadırların tam ortasına koyduk. Çadırdan şarap testisiyle biraz ekmek götürdük hazırlanan sofraya. Yan çadırların birinden şal getirip omzumu örttü.

“Akşam çöl serin olur.” dedi.

Ortak alana geçtiğimizde birkaç kişiyle tanıştrdı beni. Minderlerimize geçip oturduk.

“Özel bir gösteri gecesi olduğu için kuzu çevirmesi olacak yemekte ve şarap içeceğiz, sonra gösteri başlayacak.”

Burada bir aile gibi olmuşlardı. Yemek arasında birisi komik bir şey anlatıyor, herkes gülüyordu. Bense bu yeni ortama hemen ayak uydurup her şeyden sıyrılmış, her şeyi unutmuş gibiydim.

Yemeklerimizi yedikten sonra sofra kaldırıldı ve minderler sıralı duruma getirildi. Biz de gösterinin başlamasını bekledik.

“Çocukluğumdan beri kukla gösterisi izlememiştim. Burada, çölün ortasında, bu insanların arasında ve senin yanında çok güzel bir gece geçireceğim.” deyip çekinmeden elini tuttum. O da bana karşılık verdi ve el ele gösteriyi izlemeye başladık.

Bir saray kâtibiyle, bir saray aşçısının tatlı sert atışmalarını izleyeceğimiz bir gösteri olacağını söyleyerek kuklacı açıklama yaptı.

Bir çocuğun sevinciyle izlemeye koyuldum. Arada Dryad’a baktığımda bazen beni izlediğini bazen de gülümsediğini görüyordum. Elini sımsıkı tutuyordum aramadığım aşkı bulmuşluğun mutluluğuyla.

Kendimi gösteriye iyice kaptırmıştım. Herkes gülüyordu, üşüdüğümü hissederek ürperdim. Büyülendiğim için gözlerimi gösteriden alamıyordum. Gösteri bittiğinde herkes alkışlamaya başladı. Kuklacı selam verdiğinde ben de alkışlamak için Dryad’ın elini bıraktım. Alkışlar azalınca:

“Çok güzel bir gösteriydi.” diyerek sağıma döndüm. Dryad yere yığılmış, ölmüş gibiydi. Onu kaybedeceğimi biliyordum ama bu gün değil!

Dryad’ın Çığlığı – 2” için 3 Yorum Var

  1. Hikâyenin ilk kısmını da okumuştum. Bu da o da son derece güzeldi.. Tebrik ederim ve yayınlayacaksanız yeni hikâyelerinizle seçkide sizleri bir daha görmek isterim.

  2. Selamlar Çilem;

    İlk öykünde çıkmış küçücük metaforlar, aslında ne kadar derinmiş ne kadar anlamlıymış, bunu bize gösterdiğin için çok mutluyum. Zaten belliydi ama, o kısacık olayın bu denli derinleşmiş olması beni çok etkiledi. Çok beğendim ellerine sağlık.

    Öncelikle; toplulukların, kendi katı -çoğunlukla anlamsız ve yanlış- kurallarına bağnazca -sorgulamadan- bağlanmış olması ve bunlardan dışarı çıkmaya delicesine korkmalarına karşın Mürver ve Dryad’ın yaptıkları benim için en büyük kahramanlıktır. Mürver toplumdan kopmaya cesareti olmayan fakat saçmalığı çok net gören bir anne, Dryad ise onun tarafından yetiştirilen ve bunun için cesareti bulabilmiş bir çocuk gibi. Biraz bizim neslimiz gibi belki.

    İkincisi; mühürlendiğin kişiyi acı içinde yaşamak pahasına -ki bu acı dahil olmadığın topluluğa göre bir acı- bulmaya gitmek.. Bu da bize özgürlüğün aslında mutlu olduğun yer olduğunu anlatmakta ki bu benim için en önemli kavramlardan birisi

    Tekrar çok beğendiğimi söylemek isterim. Tek derdim bazı olayların çok kısa sürede çözülüyor olması oldu. Bunu da buraya çok uzun yazamayacağımız gerçeğine bağlıyorum ve tebrik ederek yorumumu bitiriyorum.

    Eline zihnine kalbine sağlık

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *