Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Tanrı’nın Hayat İpleri

UYARI: Hikâye şiddet ve cinsellik unsurları içermektedir. 18 yaşından büyük olanların okuması daha uygun olur.


“Dünya bir oyun sahnesi…

Senaryonun dışına çıkamıyorsan, senaryonun dışına çıkabilirsin…”

Doğduğu andan o güne kadar, kendisini ele geçiren iplere koyuvermişti hayatını.

İlkin doğarak, hayatını sarmalayan en güçlü halata sarılmıştı, isteksizce belki de… Belki de başka çaresi olmadığı için… Ömrü boyunca başka iplerle de karışıp düğüm olacak olan halat, onu yavaşça boğmaya başlayacaktı. Gözlerindeki yorgunluk, hayatın ona dayattığı zorunluluklara başkaldıramamasının verdiği acıyı taşıyacaktı.

İstemediği halde atıldığı bu dünyanın kötülükleri arasında istediği gibi yaşayamamayı, dünyanın belki de yaşanası bir yer olmasının yegâne yolu olan “sevmekle” dengelemek ve hayatını kalbinin ona dayattığı duygulara bırakarak devam ettirmek isteyecekti.

Bir kadına âşık olacaktı. Şehvetinin vücudunun isteklerini kat be kat artırmasıyla duygularının doruklarında bulacaktı kendisini onun kollarında, boynunda, dudaklarında, bacaklarında… Onun içinde… Kalçalarının sıcaklığı tenine her değdiğinde onu daha da çok sarmalayacak ve onunlayken isteksiz yaşadığı hayatı artık onu boğmayacaktı. Kendini hayata bağlayan halat, şimdi kadının onu şehvetle bağladığı kalın bir iple ilk düğümünü yaşamıştı. O da bu düğüme sıkı sıkı sarılacaktı ve kadın, artık onu hayata bağlayan tek düğüm olacaktı.

Zaman içinde başka iplerle daha da bağlanacağı hayatta, kendi istekleri artık onun yaşamına şekil vermemeye başlayacaktı. Duygularının saflığından faydalanacak insanlar karşısına çıktıkça, hayat halatını karşı koyulamaz bir şekilde düğüm eden başka bir ipin varlığıyla kendi masum dünyasına giren kirli akrobatların oyunlarına gelecekti.

Acımak…

Başkalarının isteklerine boyun eğmesi için kendi üzerinde oynanan tiyatro oyunları, bir köpekle dalga geçer gibi dalga geçen insanların kendilerini acındırmalarıyla tek perdeden sonuca bağlanan oyunlar olacaktı. Yalnızca başroldeki kahraman hüzünlü ayrılacaktı sahneden, başrolde olduğunu bile bilmeden…

Ne yana dönse, kendisine sunulan dayatmaları görüyordu. Ne giyeceği, nasıl davranacağı, nereye gideceği, ne zaman geleceği; arkadaşlıkları, yakınlıkları ve hatta sevgilileri bile… Hiç birinin seçimine kendisi karar veremiyordu. Büyük dünyasında aslında küçücük ve cılız iplerdi bunlar. Kendisini bir kukla gibi fiziksel dünyada oynatıyordu. Seyirci kimdi peki? Annesi mi, babası mı, arkadaşları mı? Yoksa kendisi mi seyirciydi? Belki de Tanrı onu tek insan olarak dünyaya fırlatmıştı ve çevresindekiler sadece hayalden ibaretti. Bir sınavdaydı belki de ve Tanrı onun sınavı geçmesi için neler yapabileceğini izliyordu. Belki de bunların hepsi saçmaydı ve o basit bir insandı.

Evet… Basit bir insan olabilirdi.

İnsanlara kolayca kanar, onların mutluluğu için kendi mutluluğundan feragat edebilirdi. Bunu neden yapıyordu peki? Kendisini daha mutlu hissettirecek eylemler değildi bunlar. Galiba kendisini o insanların arasında bir konuma oturtmak istiyor ve bunun yolunun yalnızca onları memnun etmekte olduğunu düşünüyordu. Kendisinin basit bir insan olduğunu düşünmesi için bu yeterliydi.

O bir kuklaydı. Annesinin, babasının, arkadaşlarının; tanıdık, tanımadık herkesin; ağaçların hatta kuşların, bütün böceklerin, hayvanların. İlkel canlıların bile kuklasıydı. Tanrı’nın kuklasıydı.

Büyüdükçe bu düşüncelerle duygularını yonttu. Geriye dönüp baktığında sadece başkalarının peşinden gittiği yolları gördü. Hiç birinde kendi ayak izleri yoktu. Varsa da daha büyük ayaklar altında kalmış ve belirsiz bir çöküntüden ibaretti onun izleri. İçine atıldığı bu dünyanın insanın kanını donduran karlı yollarındaki rolü bu muydu? Bir avuç çöküntü…

Yapıp ettikleri her zaman sahtekâr insanların kendisi için biçtikleri rolleri oynamak olmuştu. Kendi arzuladığı neleri yapmıştı? Bir zamanlar bir kadını sevmişti. Tutkularının hayalini kurduğu zamanlardaki bütün o cinsel fantezilerini onun vücudunda uygulamıştı. Mutluydu ama neden olmamıştı? Neden yürümemişti?

Ah evet… Başka biri…

Kendisi gibi, başkalarının kuklası olmayan başka biri… Belki kuklacılardandı o da. Ya da Tanrı’ydı belki ve kendisiyle dalga geçiyordu sevdiği kadının ellerini tutarak.

Ama o kişi ne Tanrı’ydı ne de kuklacı. Öylesine bir insandı işte… Sevdiği kadını ellerinden alan ve belki de şu an onun içinde gezinen, kollarıyla onu sarmalayan, dudaklarıyla onu sımsıcak ıslatan basit bir insan…

Bir anda sevdiği kadın geldi gözlerinin önüne. Muzip çığlıkları başka bir erkeğin kaba kahkahalarıyla karışıyordu. Bir cehennem senfonisiydi sanki. Birbirleriyle hiç hoş olmayan bir uyumları vardı seslerin. Sonra, beyaz ve süslü yorganı, muazzam ihtişamı olan büyük bir yatakta, sadece göbeğinin üstünü örten ve geri kalan yerleri çırılçıplak kalmış olan kadını, sanki bir ressama poz vermiş gibi, az önce kendisine sahip olan erkeğin sigara dumanının altında başını onun kaslı omzuna dayamış ve kollarını kollarına dolamış, yattığını gördü. Halinden gayet memnun, o sırada başka bir insanın hayatını mahvettiğini bilmeden gülümsüyordu. Belki de biliyordu…

O anda, içinde kendisini hayata bağlayan başka bir ipin varlığını iliklerinde hissetti. Tehlikeli bir ipti, zira hayat halatını koparabilecek bir keskinliği vardı bu ipin.

Öfke…

Mantık o anda gitmişti beyninden. Neden ve nasıldır bilinmez ama yıllar önce elinden giden kadına karşı bir anda böylesi bir öfkeye kapılmış olması, uzun süredir ilk kez kendi arzularının sesini dinlemesini sağlayacaktı. Artık başkalarının mutluluğu önemsizdi gözünde. Belki de bu gece hayatının miladı olacaktı. Bu gece değişecekti.

Bu gece Tanrı olacaktı…

Kendisini karanlık sokaklara savurdu.

Yaşamasını çekilmez kılan bütün o engelleyici ipleri yok etmeliydi bu gece. Yalnızca arzuları yön verecekti ona ve arzuları son verecekti hayatına.

Bastıran yağmur damlalarında özgürlüğünün tatlı serinliğini hissetti. Damlalar ona; hayatın kendi akışıyla akmasının yalnızca kendi arzularına kulak vermesiyle olabileceğini anlatıyordu sanki gönüllerince akarak camlarda.

Dinlediği o cehennem senfonisini andıran gülüşmelerdeki bas sesli erkeğin kafa derisini yüzmek, kafatasını parçalayıp onunla, bir zamanlar seviştiği kadının kaburgalarını kırmak istiyordu.

Her şimşek çakmasında önünde dikilen evin gölgesi, tamamen siyah giyinmiş bedenini daha da gizliyordu. Sade görünümlü evin altıncı katındaki dairenin perdesinde, içerideki küçük ışığın önünde olduklarını ve gölgelerinin perdeye vurduğunu umursamadan sevişen cehennem müzisyenlerinin bitmek tükenmek bilmez gölge oyunlarını izlemek, acısını katlandırdıkça öfkesini de besliyordu.

Öfkeli adımlarını ne zaman apartmanın girişine atmıştı? Ne zaman merdivenleri çıkmıştı? Ne zaman kapılarının önüne gelip çıkardıkları dayanılmaz sesleri dinlemişti? Hatırlayamıyordu.

Ama zile bastığı zamanı, kapıyı açan uzun boylu, sarı dalgalı saçlı, kahverengi gözlü yakışıklı çocuğu, arkasındaki odadan “Kimmiş hayatım?” diyerek kafasını uzatan meleği hatırlıyordu. Gayet net hatırlıyordu.

Adamın kanlı yüzünü de, kopardığı başının saçlarından tutarak elinden aşağıya sarkmasını da, kadının delirmişçesine attığı çığlıkların onda yarattığı haz duygusunu da, elindeki kopmuş baştan damlayan kanları kadına zorla içirmesini de, sonra oracıkta kadının göğsünü açıp az önce öptüğü adamın dili dışarıya çıkmış ağzını kadının memelerine sürüp karşısındakinin direnmesine aldırmadan, sakince “Böyle mi tatmin ediyordu seni?” diye sormasını da… Gayet net hatırlıyordu.

Sonra durdu. Bir an kadınla göz göze geldi. Tükenmiş bir şekilde ona bakıyordu kadın. Ağzının kenarlarında sevgilisinin kanı vardı hala. Çocuk ona bakınca, içindeki öfkenin yavaşça dindiğini hissetti. Kendisine kızıyordu şimdi. Sevdiği kadına zarar vermek istemişti. Belki de işkenceyle öldürecekti onu. Eğer gözlerine bakmasaydı kadının, belki de içindeki öfke asla dinmeyecekti. Bir çift gözdü onu durduran. Ve o bir çift gözdü gözlerini dolduran.

Kopmuş kafa elinden kaydı ve kanlar saçarak yere düştü. Kanlı ve titrek ellerini kıza uzattı yavaşça. Ona son bir defa dokunmak… Dokunmak ve hayatını ele geçiren bütün o ipleri kesip Tanrı’nın huzurundan çekilmek istiyordu artık. Hayatındaki hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyordu. Gerçekleri görmüştü. Dünya sadece bir oyun sahnesiydi ve ne yaparsa yapsın senaryonun dışına çıkamıyordu. Bir başrol oyuncusu da değildi. Onun görevi buydu ve bunu kendisi istememişti. Dünyada yapıp ettiklerinin hiç birisi kendi eseri değildi. Yaptığı hiçbir seçim, hiçbir eylem, hiçbir söz… Kendisi boştu. Ona ait hiçbir şey yoktu bu dünyada. İçinde her ne varsa hepsi doldurmaydı başkaları tarafından.

Son kez dokundu sevdiği kıza. Pürüzsüz yüzünün tatlı hissini son kez avuçlarında hissetti. Son bir gülümseme yayıldı yüzüne. Dolan gözlerine ışık gelmiş gibiydi. Daha da gülümsedi ve gözlerinden duygularının yoğunluğuyla yaşlar ırmak gibi akmaya başladı. Aslında duygularını berraklaştıran ve ne yapacağı konusunda onu yüreklendiren bir histi bu. Artık tamamen netti.

Yorgun gözleriyle ona şaşkın bakan kızın yüzünü son kez okşadıktan sonra kapıdan çıktı ve kendini yağmurlu gecenin karanlığına fırlattı.

***

“Akşam vakti olunca ne kadar güzel görünüyor deniz. Hele ki ayın ışıltısı denizden yansıyorsa… Hele ki yalnızsan… Hele ki nefes alıp vermekten başka bir şey bağlamıyorsa seni hayata… İpleri kesmek için tam yeri, tam zamanı…”

Ve dünyadan bir oyuncu daha kendi ipini kendi kesti. Tanrı’nın huzurundan çekildi ve kendi huzurunu aramaya koyuldu. Senaryonun dışına çıkamıyordu, o da senaryonun dışına çıktı…

Tanrı’nın Hayat İpleri” için 4 Yorum Var

  1. Selamlar,

    Farklı bir temasal öykü okumuş oldum sayenizde. Farklı derken zaten burada yazılan çoğu öykü tür gereği farklı bir yapıda, fakat bu öykü diğerlerine nazaran daha bir ilginç geldi gözüme. Daha doğrusu “basit bir insanın iç yansımaları” da diyebiliriz belki?

    Yazım tarzınız devam ettiği sürece size has bir üslup alacaktır eminim. Kaleminize sağlık…

  2. Sıfır yazım hatası, vurucu cümleler, iyi bir kurgu. Oldukça iyi bir öyküydü, ellerine sağlık.

  3. Merhabalar

    Tebrik ederim gerçekten güzel bir kurgu.İnsanoğlunu çok iyi özümsemişsiniz.Temenni ederim ki hikayeniz daha çok kişiye ulaşır.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *