Öykü

Eskitilmiş Gerçekler

Güneşin, kendini kozalağından yeni çıkan bir kelebek gibi sergilediği vakitler yaşlı adam yaşının getirdiği çöküntüyle sandalyede oturup bir şeylerle uğraşıyordu. Parmakları, aklına gelen her cümlede, her kelimede garip tozlu tuşlarda dolanıyordu… Her bastığı harfle beraber ona cılız ve garip bir ses eşlik ediyordu. Yazıyordu ki, bunca zaman sustuğu gerçekler bir dalga olup okuyanları alıp bilinmedik gerçeklere götürsün.

Üç maymunu oynadığın dönemlerdeki gerçekleri, hiç suçu yokmuşçasına fütursuzca kâğıda işliyordu. O zamanlar aklına geldiğinde, daha sert basıyordu daktilonun o tozlanmış tuşlarına. Ben suçsuzdum, elimden bir şey gelmezdi bahaneleriyle kendini kandırmaya çalıştıkça çalışıyordu. Başardığını da söylemek doğru olabilirdi ta ki o gelene kadar…

Bir kadın, kan kırmızısı elbisesiyle ben güçlüyüm dercesine karşısında durdu. Bir kadın düşünün şarap gibi, yıllar geçtikçe daha özel daha güçlü bir kadın olabilen. Tüm zorluklara, yalanlara, en önemlisi gerçeklere karşı omzu hep dik durabilen bir kadın..

Yaşlı adam, gördüğü kadın karşısında kendini suçlu hissederek yerinden kıpırdadı. Belki yaşlılığında getirdiği bir sersemlik halindeyim ve gördüklerim bir hayaldir diye umut ederek gözlerini sıkı sıkı kapatıp açtı ama bu seferde kadın karşısındaydı ve kaşlarını çatmış ona bakıyordu. Yaşlı adam sertçe yutkundu, ensesini kaşıyıp kadına ne diyeceğini düşündü.

Kadın geçmişin belleğini adamın zihnine mıhlar gibi o kırmızı görüntüsünün siluetiyle adama biraz daha yaklaştı. Ve:

“O kadar kolay değil üç maymunu oynadığın devirde, hiç pahasına mazide, acı dehlizlere attığın gerçeklerin baş kahramanı gibi daktilo başına geçip kâğıda işlemek” dedi.

Yaşlı adam suçluluk duygusundan mıdır yoksa kadının söylediklerinin gerçekliğinden midir bilinmez sandalyede geriye doğru yaslandı. Kadının söyledikleri karşısında aklına Halit Ziya Uşaklıgil’in bir sözü geldi:

“İnsanlar tuhaftır; fena bir şey yapmakta olduklarını hissedecek olurlarsa, mutlaka en evvel vicdanlarını susturacak bir sebep bulurlar.”

Evet dedi yıllarca hem de yıllarca bunu kendime ben yaptım. Yaptığım fenalıklar için vicdanımı susturmak adına hep bahaneler ürettim. Başardım da, o yarattığım enkazı sanki önceden bir yıkım kararı gelmişte ben sadece o emri uygulamışım gibi empoze ettim kendi benliğimle..

Kadın, yaşlı adamın düşündüklerini okumuşçasına soluk bir şekilde gülümsedi. Yaşlı adam, bu güzel ve güçlü kadının gülümsemesine gözü takılırken gözlerini kaçırma gereğinde bulundu. Doğruca yere baktı ve yere damlamış kırmızı lekeleri gördü. Şaşırıp kadının yüzüne baktı. Kadın yüzünü ekşitmiş bir eli göğsünde olmasına rağmen hâlâ güçlü durmaya çalışıyordu. Adam ne yapacağını bilmezken, kadının o kiraz gibi dudaklarından bir inleme koptu. İnlemeyle beraber, kadın eli göğsündeyken dizlerinin üzerinde yere çöktü.

Yaşlı adam bir kez daha anladı yaptığı o büyük hatanın ne gibi bir enkaz yarattığını. Kendinden bekleyemeyeceği bir hızla kadını yakaladı, kadının sırtını kendine yaslayıp, kadının tuttuğu yerin üstüne eline koydu. Kadın hafifçe başını doğrultup adamın yüzüne bakarak o acı gülümsemeyi sergiledi.

Bir gülümsemeden insan neler anlayabilirdi? O anlamıştı..

Kadını yere yavaşça uzandırdı. Bir şeyler yapmalıydı, bu sefer ölmesine izin veremezdi. Odada volta atarken dönüp kadının olduğu yere baktı. Kadın orada yoktu. Yerdeki kan izleri de yok olmuştu. Hayal miydi şimdi bu dedi içinden. Ama eline baktı, hâlâ o kırmızı leke elindeydi.

İşte bu dedi.. Bu benim katil olduğumun kanıtı. Daktilosunun başına geçti, elini temizleme gereği duymadan. Daha önce yazmaya başladığı kâğıdı çıkarıp, yeni bir kâğıt koydu. Başladı yazmaya:

“O gün ben, kadın bir de başka bir adam o ıssız sokaktaydık. Adam kadını göğsünden vurmuştu. Tek şahit bendim. Vuran adam beni görmüştü. Kimseye söylemeyeceğimden emin olacak ki arkasına bakmadan yavaş adımlarla uzaklaştı. Adam yanılmamıştı, kimseye hiçbir şey söylememiştim. Ta ki bu güne kadar. Ben de o adam kadar katilim. Susmakla katil olunur mu? Elbette gerçeği saklamak da katil olmaktır. Bir kadını öldüren iki adamdan biriyim” yazıp kâğıda son noktayı koydu.

Sandalyesine yaslandı, ellerine tekrar baktı o leke yoktu artık. Buruk bir gülümseme oluştu o buruşmuş dudaklarında. Gözünü yumdu derin bir nefes aldı.

Gözünü açtığında bir hastanenin yoğum bakım odasındaydı. Yanında yıllarca aynı evi paylaştığı o muazzam kadın duruyordu. Kadın gözyaşlarıyla yaşlı adamın elini tutmuştu. Adam kadına dönerek, zor çıkan sesiyle:

“Yıllardır aynı evde, bir katille yaşadığını söyleyemedim hayatım. Özür dilerim” dedi. Söylediklerini bitirdiğinde garip bir makineden ses çıktı, uzun süreli bir ses. Yanında duran kadın hıçkırarak ağlamaya başladı…

O an anlamalıydık; gerçekler saklandığında, beraberinde daha fazla acıyı getirir…

Eskitilmiş Gerçekler” için 1 Yorum Var

  1. Dipsiz dedi ki: dedi ki:

    Sevgili Ceren,

    İlk öykünü okudum az önce, aramıza hoşgeldin. Umarım seni sonraki seçkilerde de rıhtımın bu yakasında görmeye devam ederiz.

    Anladığım kadarı ile yazmayı seviyorsun. Aklında, anlatmak istediğin öykünün giriş-gelişme-sonuç aşamaları net bir şekilde oluşuyor. Aynı zamanda okuyucuya vermek istediğin mesaj/ana fikir konusunda da net olduğunu görüyorum.

    Yazmak uzun süreli bir maceradır. Gelişmek isteyen yazarın sürekli yazması gerektiğine - kimse okumaycak olsa bile- inanmışımdır. Yazarlar yazdıkça; zamanları kullanımın tüm hikayelerinde gittikçe daha tutarlı olduğunu görürler. Bu sayede okuyucuyu yönlendiren cümle yapıları gittikçe daha netleşmeye başlar. Böylece olay örgüsünden karakterin duygusal bütünlüğüne ya da anlatılan anın yoğunluğuna kadar, yazar okuyucuyu hikaye içinde istediği gibi gezdirir.

    Bir yerden sonra yazarın anlatım kabiliyeti öyle bir noktaya çıkar ki verilmek istenen mesaj/anafikir hikayenin geneline ince ince işlenmiştir bu yüzden yazar artık ne demek istediğini açıklamak yerine, okuyucunun kendisinin oraya ulaşacağını bilir.

    Güzel bir macera olacak seninki. Yazmaya devam.

    Eline ve düş gücüne sağlık
    Sevgiler
    Dipsiz

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!