Öykü

Et

Kasap Mehmet Efendi, baba mesleğini yapan kendi halinde bir adamdı. Kendinden önce babası, ondan önce dedesi, nesillerdir bu işi yaparlardı. 1933 senesinin on dokuz aralığı, mevsim şartlarıyla kıyaslandığında bile normalden çok daha soğuk bir gündü, İstanbul semalarında dondurucu rüzgârlar esiyor, ancak ısrarla kara çevrilmiyor, bu da soğuğun etkisini olabildiğince arttırıyordu.

Mehmet efendinin dükkânının kapısındaki zil; bir ziyaretçi, bir müşteriyi haber edercesine hafifçe çınlandı hafifçe, havada sesini asılı bıraktı, Mehmet Efendi ellerini beze sildi, dükkânın önüne çıktı, karşısında ufak bir çocuk duruyordu.

“Şey, buyrun?” diye sordu sorgular bir tavırla, “Size et satmak istiyoruz, ailemle yani.” Mehmet efendi hafifçe dışarıya baktı, “Ailen nerede evlat?” Çocuk adamın gözlerinin içine baktı, “Şu an burada değiller, babam oldukça sert bir adamdır, insanların arasında yürümekten hoşlanmaz.”

“Anlıyorum…” dedi Kasap Mehmet Efendi, “Eti görebilir miyim, almama değer olup olmadığını anlamak için.” Çocuk kafasıyla onayladı ve tezgâha sarılmış bir et parçası bıraktı.

Mehmet Efendi, eti ustalıkla inceledi, “Dana eti mi bu?” “Kuzu eti, yöresel bir kuzu türüne ait, pek bulunmaz bir tadı vardır.” Mehmet Efendi başıyla onayladı. Eti satın aldı ve kesip hazırlamaya başladı.

Çocuk gülümseyerek dükkândan çıktı, bir daha da onu bu yüzüyle gören olmadı.

Sonraki gün, mahalledeki herkes o etten aldı, evlere dağıldı, kavurmalar, kıymalar ve nice şekillerde yenildi.

O mahalle bugün yok, terk edildi, altmış altı senesinden sonra bir daha oraya yerleşim dahi olmadı, bir hastalık alıp götürdü içinde yaşayanları, uzaklara… İnsanlar güldüler, titrediler, ve daha sonra yataklara düşüp öldüler.

Yıllar sonra eğer girerseniz o mahalleye, terk edilmiş evlerin etrafında gezinin biraz, ve şayet beklerseniz akşama kadar, ufak bir ışık titrer uzakta, ışığa doğru yürüyün, karşınızda izbe bir bina bulacaksınız.

Bir zamanlar, Kasap Mehmet Efendi’ye aitti bu bina, ve bazen, çok kalırsanız bu taraflarda, gözünüzün hemen ucunda bir çocuk görürsünüz, eski zamanlardan kalma…

… Size gülümser çocuk, gözlerinde bir ateş rengi bürümüş, siyah saçları baba eli görmemiş çok uzun bir süredir, ve hâlâ gezmektedir dünyayı, yaymak için sefaleti …

… Arayagelmektedir, kaybolmuş cennetini.

Et” için 2 Yorum Var

  1. İyi akşamlar. Kafanızda şekillendirdiğiniz hikayeyi anlattığınızı düşünüyorsunuz ama bence yeterli değil konuyu anlamam için. Cümleler yer yer şiirsel ama öyküyü kurtarmaya yetmiyor sanki. Bir taslak olarak ele alırsak veya bir özet olarak, o zaman maya iyi derdim. Üzerinde çalışılırsa daha güzel olacak. Umarım kırıcı olmadım. Tekrar iyi akşamlar

  2. Yorumlarınız için çok teşekkür ederim dediklerinizi dikkate aldım ve sonraki hikayelerimi bunu dikkate alarak yazacağım. Zaman ayırıp hikayemi okuduğunuz için çok çok teşekkür ederim. Yazmalı bir süre olmuştu ve geri dönmek harika hissettiriyor, sanırım aceleye getirdiğimden de havada kaldı biraz, tekrardan çok teşekkürler elbette kırıcı olmadınız, eleştirmek en doğal hakkınız ve hatta bir hediye hikayenin yazarı için.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!