Öykü

Gerçeğin Hüznesi

“Kelimeler gerçeğin beceriksiz avcıları…”

Arjen gecenin soluk uğultusuna kendini kaptırmış ve günün ilk ışıkları ile baş başa kalmıştı. Uzun ve bir hayli çırpıntıyla savuşturduğu, karanlık hüznenin yok oluşunu izliyordu. Yürümelere sığdırdığı onca düş ve yıkıntı artık sadece bir müddet de olsa kaybolmuştu. Bilinmez bir erte silikle yeniden hortlayana dek.

Tek tek çoğalan ve birleşen sesler içinde yolunu bulmaya çalışıyor fakat bir türlü oturduğu yerden kalkamıyordu. Başının ucunda, alnına kadar inen sıradan bir sokak lambasının altında bir hiçten öte olmadığı anlaşılacak kadar ortadaydı. Gözleri bir bulutsuzluk özlemi ile alevlendi ve bir an önce ait olmadığı bir kapıyı aralamak için evinin yolunu tuttu. Henüz ayın bile terk etmediği, bu kentin Arjen için ne anlama geldiği bir sırdı. Evinin yolunu soluksuz ve kıpırtısız adımlarla bulmaya çalışıyor ama kafasının içindeki şüphelere daima yenik düşüp bir başka sapakta buluyordu kendini. Gecenin belirsiz inlemeleri onu sürekli bu oyunun bir parçası haline getirmişti. Kaçmak, uzaklaşmak düşüncesi aklının ucunda bile olmamıştı.

Yavaş ve tınısız adımları onu bir anda köşede ki apartmanın önüne çıkarmış ve uzun uzadıya belki de yanlış bir biçimde kendisine sorular yöneltmiş olmalıydı. Eskimiş ve bakımsız sarı bir kapıya dönmüş olan Arjen hadsiz bir şekilde aniden kendini içeri atmış ve yere yuvarlanmıştı.

Güneşin henüz ilk ışıkları pencerenin kırık tahta kısımlarından içeri sızmış hava da uçuşan tozlar ile bütünleşip Arjen’e vakitten haber veriyordu.

Çürüyen bir evin salonunda umut adına bir yeltenme nedeni peşinde olmak aklından çıkmıyor ve onu her an farklı bir yer de bulma hissi ile bir başına bırakıyordu.

Yarı aydınlık evinin salonunda uzun bir süredir üzerinde düşündüğü tabloya doğruldu ve birkaç adım attı. Vlaminck’in yıllar önce çizdiği bu resmin içinde bir anlam aramak niyetindeydi. Tablo üzerinde bir süre kafa yorduktan sonra kan çanağına dönen gözleri onu tablonun arkasında bulunan bir boşluk ile yüz yüze getirdi. Yavaş hareketlerle resmi yerinden alıp tozlu ve günlerdir üzerlerine bir takım düşler kustuğu belli olan kâğıt parçalarının yanına bıraktı. Eline masadan rastgele bir kalem alıp duvarda daha önce gözden kaçırdığı boşluğa hızlıca vurdu.

İçeri çöken parçaları eli ile eşeleyip yere attı ve doğruca bir şey bulabilirim ümidiyle daha hızlı vurmaya başladı. Birden küçük fakat ışıltısını kaybetmemiş bir kutu ile karşılaştı. Hızlı ve sabırsız el hareketleri ile kutuyu açmış halde buldu kendini. Sakin bir tavır ile birden en sevdiği ve gıcırtısından melodiler türettiği sandalyesini eliyle çekip oturdu. Bir iki sallantının ardından kutunun içindekileri sırayla çıkarmaya başladı. Bir iğne parçası ile birlikte pusula ve bir de üzerinde çeşitli çizgi ve iki daireden oluşma bir mührün kapladığı bir mektup bulmuştu.

Mührü daha evvel zamanlarda görmüş olabileceğini fakat tam anlamı ile hatırlayamadığını fark etti. Uzun bir gecenin ardından henüz bir dakika bile uyuyamamış olan Arjen bir sırrın daha ortasında kalmıştı. Yorgun ve bitap düşmüş olmasına rağmen bu mührün peşine düşmek ve en azından bir sırrın yükünden kurtulmak istemişti. Hâlâ anlamsız ve tereddüt dolu bakışları ile kâğıdı inceliyor ama içindeki endişenin korkuyla alevlenmesine engel olamıyordu. Eliyle kâğıdı birkaç kez yukarı aşağı salladı fakat içinde ne olacağı hakkında bir fikri yoktu. Belki de onun en büyük yanılgısı o parçanın içinde olacak bir karar ya da söylemdi. Arjen asılsız ve yahut bir anlama ait olacak türlü düşüncelerden sıyrılıp zarfın en üstündeki katmanı hızla çekip yırttı.

Elini zarfın içine koyup parçayı çekti. Zor ama iniltili bir biçimde kâğıdı açtı. Önünde sadece bir işaret olduğunu mührün daha büyük bir şekilde çizildiğini gördü. En altta ise bir şeyler yazılı olduğunu fakat ne anlama geldiğini bilmediği birkaç Ermenice kelime ile karşılaşmıştı.

Artık her şey daha çok karmaşıklaşıyor ve Arjen, yorucu geçen geceyi düşler hale gelmişti. Sancı ve sanrılar eşiğinde kalmanın verdiği hazzı düşlüyor ve neden bu kutuyu buldum ki diye kendisine kızıyordu. Fakat bu faydasız bir çırpınma haliydi. Arjen’in bir an önce bulması gereken bir cevap ve yazarın sonlandırması gereken bir yazısı vardı. Günün hangi saatlerinde olduğunu unutmuş ve elindeki kâğıtla ayaklarına doğru bakarak sallanmaya devam ediyor, çıkış yolları ve cevaplar bulmaya çalışıyordu. Birden pat diye bir ses işitti ve bacaklarının üstünde duran kutunun yer de yuvarlandığını ama buna tepki veremeyecek kadar halsiz olduğunu fark etti. Sadece oturmakta ve kafasının içinde geçen bütün düşünceleri tanrının bile öğrenmesini engelleyecek şekilde gizlemeye çalışmaktaydı. Evin ıssız salonunda incelen uğultulu sandalye sesinden başka hiçbir şey duyulmuyordu. Arjen soluk almayı bile kesmişti. Bu mührün ve kelimelerin anlamını bulmalı ve belki de uzun bir süreden sonra uykuya dalmalıydı. Zaman akmakta ve o oturduğu yerden hiç kıpırdamamakta kendisiyle inatlaşmaktaydı. Yaşamın verdiği süresiz acı ve hüznün yanında cevapsız sorular ile içi içe kalması ruhunu ve düşlerini muallak bir his ile yaralamıştı.

Artık kalkıp bir şeyler yapması gerektiğini, kendisi ile olan inatlaşmasını bir kenara bırakmalıydı. Evin duvarlarında yankılanan o gıcırdama sona ermiş Arjen salonun bir ucundan bir ucuna yürürken bulmuştu kendini. Dişleri ile dudaklarını ısırmakta ve hızlı hızlı soluk almaktaydı. Akan birkaç damla kan halıya kadar düşmüş ve küçük lekeler halinde yeni anlamlar kazanmıştı. Hâlâ gecenin gelmekte geciktiğini de düşünüyor, karanlığın hüznesinden aldığı güçten mahrum kaldığını varsayıyordu. Adımları yavaşlamakta durmadan kesilen soluklarla ilerlemekteydi. Bir anda anneannesinden kalma birkaç Ermenice kitap kaldığını anımsadı fakat onları yıllar önce buraya taşındığında anneannesinden kalma bir sandığın içinde koyup kaldırdığını fark etti. Önce küçük bir afallama ile sandığın yanı başında buldu kendini. Yıllar önce kaldırıp attığı bu sandık ona büyük cevaplar verecek ehemmiyetteydi belki de. Sandığın kilitli olmadığını fark etti bu kadar gereksiz ve korumak derdinde olmadığı kutudan hallice büyük bu sandık onun için bir sırrın aralayıcısı mı olacaktı? Kapağını hafifçe kaldırıp kitaplara doğru elini attı. Üzerinde bir birinden farklı ve Ermenice, Süryanice ve Türkçe kitaplar olduğunu gördü. Merakla sonu olmayacak bir sorunun cevabını bulmaya yeltendi. Kelimeler yığınca engeller yıkmakta ve süreci zorlaştırmaktaydı. Yaşamın donduğu ve sadece o anda aktığını düşünür hale gelmişti Arjen.

Bu büyük oyun niyeydi ve Arjen neden bunun sınırlarını aşmak için çabalamaktaydı. Hızla eline aldığı bütün kitaplara bakıyor, göz gezdiriyor okumak için acele ediyor ve belki de asıl yerleri hep atlıyordu. Tıpkı yaşamın en sessiz vakitlerini sıradan hevesler için öldürdüğümüz gibi…

Arjen sorular ve cevaplar çemberinde daralıyor ve kan çanağı gözleri ile hâlâ sayfaları çeviriyordu. Döngü yalnızca acıdan ibaret olmadığını her seferinde yeniden gösteriyordu. Mührün sırrı genişliyor ama halden bitap Arjen gitgide daha sabırsız ve tehlikeli olmaya başlıyordu. Sonunda yenik düşüp gözlerini yummuş ve günlerdir ne yaşadığını bile bilmediği ikilimde kendini yeni bir anlam kazanmış olan halının üzerine bırakarak uykuya dalmıştı.

Gözlerini son kez kapattığından ve asla cevaplayamayacağı soruların ardına göçtüğünden bihaberdi ve ne anlama dahi geldiğini bilmediği o kelimeler bu hayatın son yansımaları olarak ona eşlik etmişti.

Belki de mühür ölümün yaşamdan alması gereken gerçek bir öçtü…

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Merhabalar,
    Ben karanlığın hüznesi ile tam olarak neyi kast ettiğinizi anlayamadım. Hüzme mi demek istediniz acaba diye düşündüm yer yer. :slight_smile: Genel anlamda düşük tempolu bir hikaye olmuş. Çok fazla beni çeken bir özgünlük barındırmıyordu belki ama sıkıldığımıda söyleyemem. Önümüzdeki seçkilerde görüşmek üzere.

  2. Yuzuri says:

    Merhaba, öykünüzün atmosferini beğendim ancak ne anlatmaya çalıştığınızı pek anlamadım. Güzel olan betimlemeleriniz vardı ama çoğu insanı yoran ve anlaşılmaz kılan betimlemelerdi.

    Bu cümle beğenilerim arasına girdi.
    Okuyucunun kafasında çok fazla soru bırakmışsınız. Bunu çözerseniz iyi bir yol alabileceğinizi düşünüyorum. Gelecek seçkide görüşmek dileğiyle

  3. Anladığım kadarıyla sübjektif bir anlatımı benimsemişsiniz. Karakter bilmediği ve ne bulması gerektiğini bilmediği bir şekilde arayışı sırasında ölüp gidiyor. Ölümünün sebebi ise bilmediği arayışını sonsuzluğa taşımak istemesinden kaynaklanıyor. Yada bana öyle geldi. :thinking::thinking::thinking:

  4. nkurucu says:

    okumakta ve anlamakta zorlandım açıkçası.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar