Öykü

Gölge

1

Uzman Görüşü: 26 Ocak 2018

“Hasta buraya geleli üç yıl oldu. Ne yazık ki başlarda umut vadeden yaklaşımlarım zaman geçtikçe önemini yitirmeye başladı. Durumu iki yıldır stabil. Çabalarımın hiçbiri sonuç vermedi. Ona ulaşamıyorum. Meslektaşlarıma göre ona yeteri kadar ayrıcalık tanımışım. Çok ileri gidiyormuşum. Ancak henüz pes etmiş değilim. Ondan umudumu kesmedim. Bu kez farklı bir yöntem deneyeceğim. Şimdilik kendimi geri plana atıp bu hastayı bir başkasına devredeceğim. İşinde iyi olan birine…”

* * *

Yaşlı adam kayıt cihazını durdurup masanın üzerine bıraktı. Henüz ellili yaşlarında olmasına rağmen yılların getirdiği rehavet üzerine Atlas’ın taşıdığı yük gibi çökmüş onu bitkin bırakmıştı. Önündeki mavi dosyayı kısık gözlerle birkaç saniye süzdükten sonra kapağını kapattı ve bir sigara yaktı. Derin bir nefes çekti. Duman dudaklarının arasından süzülerek odaya dağıldı. Koltuğuna yaslandı ve gözlerini kapattı. Onca zamandır omuzlarındaki yükü hafifletmenin yollarını aramıştı. Elinden gelen her şeyi denemiş ancak başarılı olamamıştı. Alaycı bir gülümsemeyle dudakları aralandı. Ağzından çıkan kelimeler sigaranın dumanına usulca eşlik ediyordu:

“Ordinaryus… Ordinaryus Profesör Doktor Hamit Kararakaya…”

Sigarasından derin bir nefes daha çekti. Zihninin derinliklerinden cılız bir ses haykırıyordu. Hak ediyor musun gerçekten? Bu unvanı hak ediyor musun?  Alaycı gülümseme, yüzünde acı bir tebessüme dönüştü. Tam üç yıldır önündeki dosyanın ait olduğu hastayla cebelleşiyordu. Alanının en iyilerinden biriydi. Psikiyatri dendiğinde insanlar iki kere düşünüyor, Prof. Dr. Hamit Karakaya’yı anmadan geçemiyorlardı. Başarılı bir Psikiyatr, iyi bir öğretmen, makul bir koca, normal bir insandı. Eğer her şey yolunda giderse birkaç ay sonra ‘Ordinaryus’ olarak anılacaktı. Fakat içinde hiç bitmeyen bir karın ağrısı; beynini kemirip duran, sürekli huzurunu kaçıran o düşünce çat kapı beliriveriyordu.

O unvanı hak ediyor muyum?

Kapının çalınmasıyla düşünceleri dağıldı. Elindeki sigarayı kül tablasına kurbanını gırtlaklarcasına bastırırken tok sesi boş odada gürledi:

“Gel.”

İçeriye otuz dört yaşında, uzun boylu, yüz hatları keskin sarışın genç bir doktor girdi. Kapıyı kapatıp saygısını belli edercesine yavaşça masanın önüne yaklaştı.

“Hocam beni görmek istemişsiniz? Acil olarak?”

“Otur Nabi…ve lütfen resmiyeti bir kenara bırak.” Genç adam kendisine söyleneni yaptı. Koltuğa oturup bir sigara yaktı. Hocasının sesindeki tınıyı fark etmemek içten bile değildi. Bir şeyler ters gidiyordu. Elinden geldiğince keyifli bir halde sigarasından bir nefes çekti ve dumanını tavana doğru üfledi.

“Hayırdır hoca? Emekli olmaya karar verdin de haberimiz mi yok? Hem de  Ordinaryus unvanının arifesinde?”

Yaşlı adam öğrencisinin yapmaya çalıştığı şeyi anlamıştı lakin içindeki girdabın etkisinden kurtulamıyordu. Düşünceler aklını kemiriyor, dökülen kırıntılar şüpheye dönüşüyordu.

“Hoca? İyi misin sen?”

Hamit daldığı düşten uyanıp Nabi’ye baktı. Ellerini yüzünün önünde birleştirdi.

“Kaç yıldır bu hastanedesin?” Diye sordu ciddiyetini bozmadan.

“İki yıl hocam…Sayenizde.” Profesör tek eliyle çenesini sıvazlıyor gözleriyle dosyayı süzüyordu. Bir an sonra bakışlarını tekrar Nabi’ye çevirdi:

“Seni buraya acil olarak çağırmamın sebebi birazdan yapacağım şeyden her an vazgeçebilecek olmam…” Nabi tam bir şey söylemek için ağzını açmıştı ki Hamit elini havaya kaldırarak genç adamın kelimelerini kursağına dizdi.

“Şimdi beni iyi dinle. Başarılı bir Psikiyatristsin. Akıllısın. Kısa bir süre sonra Profesör unvanını alacağına hiç kuşkum yok ki bunu hak ediyorsun da. Tam üç yıldır uğraştığım bir hastam var biliyorsun…”

“Evet. İdefix…” Nabi hocasının gözündeki ufak kıvılcımı fark edince kırdığı potu anlayıp bakışlarını yere çevirdi ve sigarasını söndürdü.

“Kusura bakmayın hocam…herkes…”

“Ona nasıl hitap ettiğiniz beni ilgilendirmiyor. Hem artık o benim sorunum değil.”

Nabi tekrar bakışlarını hocasına çevirdi. Anlam vermeye çalışan göz bebekleri hocasının gözlerine kitlendi.

“Ben bu hastaya karşı eleştirel bakışımı kaybediyorum. Uzun zamandır bana tepki vermiyor. Hastayı sana devrediyorum.” Nabi farkında olmadan tuttuğu nefesini bırakıp koltuğa yaslandı. Tam iki yıldır bu hastanede çalışıyor her türlü hastayla uğraşıyordu. O dahil birçok doktora İdefiks’i görmek yasaktı. Sır gibi saklanan, hastanenin kuytu bir bölümünde tek kişilik bir odada kalan, hakkında birçok söylenti dolanan efsanevi hasta İdefiks artık onun hastasıydı. Nabi daha yaşadığı şoku atlatamadan kendini ayakta buldu.

“Ben…ben…bilmiyorum hocam…yani nasıl olur? Neden? Neden hastadan vazgeçiyorsunuz? Üstelik…ben ne yapabilirim ki?”

“Sakin ol Nabi. Sakin ol evladım. Hastayı bırakmıyorum. O senin; sen de benim gözetimimde olacaksın. Sürekli bana bilgi vereceksin. Doğrudan olmasa da dolaylı yoldan onu gözetim altında tutmaya devam edeceğim. Bu konuda senden başkasına güvenemem.”

Nabi bir süre sessizce hocasına baktı. Söylediklerini kafasında tarttı. Mantıklıydı. Hocası oyunu değiştirmiyordu, oyuncuları değiştiriyordu. Bu tıpkı bir tiyatro oyununda baş rolü oynayan  oyuncunun yerine bir başkasının geçmesi gibiydi. Seyirciler için hiç bir değişiklik olmazdı. Oyun sahnelenmeye devam eder, seyirciler keyif alarak salondan çıkardı. Ancak asıl farkı hissedenler baş role eşlik eden diğer oyuncular olurdu. Hocası baş rolü kendisine bırakıp seyirci koltuğuna oturacak ve bir eleştirmen gibi davranacaktı. Nabi hocasına döndü:

“Güveninize müteşekkirim. Ama…Neden ben hocam? Onca doktor arasından neden ben?”

Profesör derin bir nefes alıp verdi ve paketinden bir sigara çıkarıp yaktı. Koltuğuna yaslandı. Duman dudaklarından süzülürken kelimeler ağzından dökülüverdi:

“Çünkü senden başkası bu hastayı çözemez.”

2

   Uzman Görüşü: 20 Şubat 2018

“Hastayı Doktor Nabi’ye devredeli neredeyse bir ay oldu. Öne attığım fikir yeşermeye başladı diyebilirim. Bu konuda net bir kanıya varmak bir hayli zor elbette. Fakat Nabi’ye devrettiğim sessiz, içine kapanık hasta, Katotik Şizofreniden yavaş yavaş sıyrılıp iletişim kurmaya başladı. Meslektaşlarımın beni uyarmasına rağmen riskli bir hamle yaptım. Ancak Nabi’ye inancım tam. O başaracaktır… Başarmak zorunda.”  

* * *

“Senin yerinde bir başkası olsaydı şu an havalara uçuyor olurdu.”

Arkasından gelen sesle, kim bilir kaç dakikadır karıştırdığı fincandan kaşığı çıkarıp kenara bıraktı. Başını çevirip gelen kadına baktı.

“Ancak sen…” diye devam etti Meltem Nabi’nin yanağına kondurduğu buseden sonra karşısındaki koltuğa otururken.

“…Karalar bağlayıp, sevgilisinden yeni ayrılmış biri gibi davranıyorsun. Bir dakika! Yoksa benden ayrıldın da haberim mi yok? Alçak herif!”

İki sevgili göz göze geldi. Küçücük bir an hayat donup kaldı sonra ikisinin şen kahkahaları ruhsuz kafeye güneş gibi doğdu. Meltem ve Nabi iki yıldır birliktelerdi. Nabi hastanede çalışmaya başladıktan sonra ikili zamanla iyi anlaşır olmuşlardı. Aralarındaki bağ gün geçtikçe güçlenmiş ve sonunda birbirlerine aşık olmuşlardı. Kahkahaları dindi. Nabi, dışarıdaki şubat soğuğu gibi buz kesen bir ifadeyle bakışlarını yere devirdi. Düşünceli olduğu her halinden belliydi.

“Cidden hayatım neyin var?” diye sordu Meltem, elindeki menüyü bir kenara bıraktı.

“İdefiks. O değil mi?”

Nabi bakışlarını kadına çevirip başıyla onayladı. Kadın durumun ciddiyetinin farkına vararak koltuğuna yaslandı. Artık sevgilisi değil meslektaşıydı. Meltem gözlerini kıstı. Kollarını göğsünde birleştirdi.

“Mesele nedir?”

Nabi derin bir soluk aldı ve konuşmaya başladı.

“İdefiks’i ilk gördüğümde Katotik haldeydi. Bilirsin; konuşmuyor, reaksiyon vermiyor, iletişim kurmuyor  vs…Aradan dört hafta geçti. Hastayla iletişim kurmayı başardım. En azından kendi ağzından  çıkan birkaç kelimeyi duyabildim. Fiziksel tepkimelerde de  gelişme var. Üçüncü haftasında ilk defa yatağından kalkıp pencereden manzarayı izlerken gülümsedi. Fakat…” Nabi durdu. Derin bir nefes aldı ve Meltem’in soran bakışlarının altında ezilmekten kurtulmak için tekrar konuşmaya başladı.

“Bak. Hamit Hoca bana bu hastanın Katotik Şizofreni hastası olduğunu söylemişti ki bulgularım da zaten bu yöndeydi ancak…ancak İdefiks’te farklı bir şey var.”

“Nasıl farklı?”

“Birkaç gündür Paranoid Şizofreni belirtileri gösteriyor.”

“Bu ilk defa olan bir şey değil ki? Hem sen dememiş miydin; Hamit Hoca oyuncuları değiştirerek rakibini şaşırmayı amaçlıyor diye? Görünen o ki başarılı da olmuş. Bu seni neden bu kadar korkutuyor anlamıyorum?”

Nabi diyecek bir şey bulamadı. Kafasında sevgilisinin sorduğu soru çınlayıp duruyordu. Neden bu kadar korkuyorum? Neden? Nabi’nin gözleri karşı masadaki şapkalı adama kaydı. Adam yanındakine bir şeyler söyledi ve ikisi de dönüp Nabi’ye baktılar ve sonra aralarında kıkırdamaya başladılar. Sesler boğuklaştı. Çay ve kahve fincanlarının şıngırtısı yankılandı. Garson yeni siparişleri tepsiye yerleştirirken Nabi ile göz göze geldi. Küçümseyen bir bakış ve sırıtışla başını iki yana sallayıp tekrar işine koyuldu. Kafedeki her masadan yükselen fısıltılar kulaklarında uğuldamaya başladı.

“Nabi…”

“Nabi….Nabi…Nabi…”

“Nabi!”

Nabi gözlerini açtı. Meltem şaşkın bakışlarla ona bakıyordu. Kafedeki insanlar birbirleri ile konuşuyor herkes kendi meşguliyetinin tadını çıkarıyordu.

“Özür dilerim…dalmışım.” Kadına mahcup gözlerle bakıyordu. Meltem gülümsedi, bedenini öne eğdi, dirseklerini dizlerine dayayıp gözlerini sevdiği adama dikti.

“Bak! Bütün hastane seni konuşuyor. Tamam mı? Doktorlar, hemşireler, hasta bakıcılar hatta ve hatta hastaların bile diline düştün…Sen iki yıldan fazladır  ünlü Profesör Hamit Karakaya’nın çare bulamadığı efsanevi hasta İdefix’in doktorusun. Tüm doktorlar – itiraf etmek gerekirse bazen ben bile – sana imreniyoruz. Hatta kıskanıyoruz. Senin yerinde olmak isteyen kaç kişi olduğundan haberin var mı senin!?”

“Ben…bilemiyorum…”

“Üzerindeki yükün farkındayım. Başarısız olacağını düşünmekten vazgeç artık. Hamit Hoca sana güvendiği için onu sana emanet etti. Ben de sana güveniyorum. Lütfen artık kendine işkence etmeyi bırak.”

Nabi kadının sözlerini tartıyordu. Haklıydı. Tüm gözler şu anda onun üzerindeydi. Sakinleşmeye ihtiyacı vardı. Elleriyle yüzünü sıvazladı. Derin bir nefes alıp verdi. Gözlerini kadına dikti. Dalgalı siyah saçları omuzlarına dökülüyor, kahverengi gözleri ışıltıyla parlıyordu.

“İyi ki varsın.” Meltem elini havaya kaldırdı.

“Orda dur bakalım. Kuru bir iltifatla yırtabileceğini sanıyorsan avucunu yalarsın. Seans ücretimi alayım.” Nabi davete icabet ederek çapkın bir gülümsemeyi yüzüne yerleştirdi.

“Üzerimde hiç nakit yok. Ama evime kadar eşlik ederseniz bir şeyler ayarlayabilirim.”

“Sıcak şarap?”

“Olmuş bilin hanımefendi.”

3

  Uzman Görüşü: 21 Mart  2018

“Mete; namı diğer İdefix artık kapalı kutusundan çıkmayı başardı. Şüphesiz ki  Doktor Nabi doğru bir yol izliyor. İdefix’e doktor gibi değil, bir arkadaş gibi yaklaşması en büyük etken. Tabi bu durum çok kırılgan. Nabi’nin İdefix’in güvenine zarar vermemesi en önemli husus. Aksi takdirde hastaya bir daha ulaşamayabiliriz.”

* * *

“Neden kendisi gelmedi?” diye sordu, karanlık odanın köşesine çömelmiş kulağını duvara dayıyor bir şeyler duymayı umuyordu.

“Senin için yapabileceği bir şey kalmadığına inanıyor,” diye cevapladı Nami, “Ama yine de senin iyi olmanı istiyor. Bu yüzden buradayım.”  İdefix, az önce dinlediği duvara sırtını yaslayıp bacaklarını öne uzattı. Kollarını bağlayıp düşünceli halde karşısındaki silüete baktı. Sonra bakışlarını duvara çevirdi.

“İnsanlar hep bir şeyler ister değil mi? Daha iyi bir iş, daha iyi bir hayat, para, araba, tatil, iyi bir eş…”

“Peki ya sen? Senin istediğin bir şey yok mu Mete?” Mete lafının bölünmesine biraz içerlemişti ancak yine de doktorun sorduğu soruyu kafasında tarttı.

“Elbette var. Bu karanlık odada, dört duvar arasında ölümü beklememek.” Bir sessizlik oldu. Nabi Mete’nin neden bahsettiğini biliyordu ancak bu konunun açılmasını pek istemiyordu. Ancak Nabi ne yaparsa yapsın Mete bir şekilde konuyu buraya getiriyordu. İkisi de bir süre sustu. Konuşmadılar. Sessizliği bozan Mete oldu.

“Bunu seviyorum biliyor musun?” Nabi tek kaşını kaldırıp sordu:

“Neyi?”

“Bunu işte. Seninle susmayı. Bazen insanlar konuşacak bir şey kalmadığında susmaktan korkuyorlar. Sanki konuşma devam etmezse aralarındaki bağ kopacak, bozulacakmış gibi bir hisse kapılıp her hangi bir konu açıp boş muhabbetlerle lafı dolandırıp duruyorlar.”

Nabi adamın sözlerini başıyla onayladı. Bu kadar akıllıca konuşan bir adamın sanrılar görmesi, olmayan bir varlığın peşinde olduğuna inanması çok garip geliyordu. Mete baştan aşağı gizemle doluydu. Karanlığı sevmesi de bundandı. Bakışlarını önce yere sonra Mete’ye çevirdi.

“Bir şey sorabilir miyim?”

“Elbette.”

“Neden karanlık? Karanlığı bu kadar sevip aydınlıktan nefret etmenin sebebi ne?”

Mete derin bir nefes çekti ve yavaşça bıraktı. Oda tam anlamıyla zifiri karanlık değildi ancak birbirlerini net bir şekilde göremiyorlardı. En fazla bir silüet olarak.

“Bunun cevabını daha önce de vermiştim.”

“Evet vermiştin,” dedi Nabi. Kollarını göğsünün üstünde birleştirdi “O yaratığın aydınlıkta sana geldiğini, karanlıkta sana yaklaşamadığını, gölge oluşturacak ışık kaynaklarından uzak kalman gerektiğini, Gulyabani’yi engellemenin tek yolunun bu olduğunu….Bunlar bana duymam için anlattığın şeyler. Ama ben bunları istemiyorum. Gerçeği istiyorum!” Nabi sustu. Karşısında yerde oturan silüete baktı. Mete’nin buna cevap vermeyeceğini biliyordu ancak daha fazla yol almalıydı ve onu zorlamanın vakti gelmişti. Nabi kulağına gelen hışırdamalarla irkildi. Mete ayağa kalkmış karşısında dikilmeye başlamıştı. Yumruk yaptığı parmaklarının tepesiyle duvara belli bir tempoyla vurmaya başladı. Vuruşları sert değildi fakat bir melodi oluşturacak kadar düzenli ve ahenkliydi.

Dım…..Dım…..Dım…..Dım Dım Dım

Dım…..Dım…..Dım…..Dım Dım Dım

“Bir sevgilin vardı değil mi?” diye sordu Mete bir anda.

“Evet.”

“Onu hiç aldattın mı?”

“Hayır.”

“Peki…hiç aldatmayı…”

“Hayır!” diye sert bir şekilde cevapladı Nabi. Mete’nin kıkırdadığını duyunca daha da sinirlendi.

“Hayır. Onu aldatmayı düşünmedim!” Bir sessizlik oldu. Mete yumruğuyla yaptığı melodiyi yineledi.

Dım…..Dım…..Dım…..Dım Dım Dım

Dım…..Dım…..Dım…..Dım Dım Dım

“Bu iyi bir şey. Yani sevdiğin insanı aldatmamak. Bu uğurda bazen çok büyük bedeller ödeyebiliyor insan. Ancak sen bana söylemesen de bunun olabileceğini tahmin edebiliyorum…”

Mete şimdi bir sağa bir sola yürüyor, rolleri değiştirmenin keyfini çıkarıyordu. Kendine düşünceli bir imaj katmak için elini çenesine bile dayamıştı.

“…illaki biriyle tanıştın. Kim olduğunun ya da nerede tanıştığının bir önemi yok. Ama tanıştın. Onunla tokalaştın. Konuştun. Ona doğrudan söylemesen de ne kadar güzel ve seksi olduğunu düşündün. Çok ateşliydi. Bir erkeği baştan çıkarmayı geçtim onu kavurup eritecek kadar sıcak bir ateş gibiydi. Onunla yatmayı istedin. Buna engel olamazdın sonuçta öyle değil mi? Dişiliğiyle seni büyülemiş baştan çıkarmış bir kere. Onu becermek istedin. Onun seni becermesini istedin…ve sen…..yapmadın.”

Nabi, Mete’nin bu örnekle nereye varmak istediğini merak ediyordu. Mete sırtını duvara dayayıp melodiyi tekrarladı.

Dım…..Dım…..Dım..Dım Dım Dım

Dım…..Dım…..Dım..Dım Dım Dım

“İnsanlar her gün yalan söylüyorlar doktor. Her gün. Birbirlerinin gözlerinin içine bakıp yalan söylüyorlar. Hiç kimse ama hiç kimse gerçek kişiliğini ortaya çıkarmıyor. Gerçek düşüncelerini, arzularını, isteklerini. Sabah kalkıyorlar ve yüzlerine taktıkları maskelerle oradan oraya koşuşturuyorlar. Ancak evlerine gelip de sıcak yastıklarına başlarını koyduklarında maskeler de teker teker düşüyor.” Mete sustu. Bakışlarını yanındaki duvara çevirdi. Konuşmaya devam etti:

“İnsan iki yüzlüdür doktor. Bu sebeple korkar karanlıktan. Kendinden saklayamaz kendini. Olmadığı biri gibi olamaz. Karanlık aydınlıktan daha dürüsttür. Daha gerçek. Karanlık, herhangi bir kaynağa ihtiyaç duymaz. Var oluşun en saf halidir karanlık…”

Mete sustu, boğazında düğümlenen bir şey sesinin boğuk çıkmasına sebep oluyordu. Kesik kesik konuşmaya devam etti.

“Etraf aydınlanırsa gene gelir, beni bulur…kapı…açmam açamam…Dım…..Dım…..Dım..Dım Dım Dım…şarkı söyle, şarkı söyle, şarkı söyle…yapmayacaktın…yapmayacaktık….”

“Kim yapmayacaktı Mete? Ne yapmayacaktınız?”

Mete yere çömelmiş başının iki yanını elleriyle tutuyor, bir ileri bir geri sallanıyor sayıklamaya devam ediyordu. Nabi ayağa kalktı. konuşmanın sonlandığına karar verdi. Mete’yi yalnız bırakmak için kapıya yöneldi.

“Doktor!” Nabi durdu. Arkasındaki zayıf silüete baktı.

“Biliyorum Mete…biliyorum. Işık girmeyecek.” Lafını bitirdikten sonra kapıya üç kez vurdu. Dışarıdan birinin ayak sesleri koridor boyunca ilerledi. Bir süre sonra kapının altından gelen çelimsiz ışık huzmesi yok oldu. Nabi kapıyı açtı ve karanlık koridora daldı.

4

Uzman Görüşü: 1 Nisan 2018

“Genç meslektaşım konusunda haklı çıkmam beni fevkalade memnun etti. Bir an için Nabi’nin de tıpkı benim gibi başarısız olacağını düşünmedim dersem yalan olur. Ancak Nabi de tıpkı benim gibi düşünüyor. Psikiyatri alanında yaptığım çalışmalar boyunca edindiğim en büyük ders oldu bu. Bizler sadece aracıyız…İdefix, yani Mete artık çözüldü. Bunca yıldır başaramadığım şeyi genç arkadaşım başardı. Artık Mete’nin sorunlarının kaynağını biliyoruz. Gölge. Yani Gulyabani… “

* * *

“Huzurlarınızda Ord. Prof. Dr. Hamit Karakaya”

Yapılan anonsla birlikte ayağa kalktı. Yanında oturan Nabi ve Meltem’e küçük bir baş hareketiyle selam verdikten sonra kürsüye doğru ilerledi. Bunca yıllık hayatında yaşadığı en gururlu an şu andı. Kürsüye yaklaştı ve çoğunu tanıdığı meslektaşlarını gözleriyle süzdü. Hafifçe mikrofona eğilip konuşmaya başladı.

“Bayanlar ve baylar. Beni tanıyanlar bilirler ki; Psikiyatri zor bir meslek. Öğretim üyeliği yaptığım okulda kendi kürsümün de bulunmasına ayrıca memnun oldu. Bana bunu reva görenlere teşekkürü bir borç bilirim.”

Gelen alkışlarla biraz soluklandıktan sonra konuşmasına devam etti.

“Bir Psikiyatrisr kimdir? Ne iş yapar? İşi hastaları dinlemek ve ilaç yazmak mıdır? Ona nasihatler verip boğulan ruhunu biraz olsun rahatlatıp, kim bilir ne zaman patlak verecek kriz anlarına dek onu oyalamak mıdır?”

Salon susmuştu. Herkes bütün dikkatini hayatını mesleğine adamış bu adama vermişti.

“Bizler rehberiz. Aklın döküntüleri arasına sıkışan zihinlere çıkış yolunu gösteren rehberlerden başka bir şey değiliz. İnsan bilincinin karmaşıklığı içine dalabilen ve hastalara çıkış kapısını gösteren rehberleriz. Peki ama sonra? Bu noktada izniniz olursa size ilginç bir hasta olan ve bir çoğunuzun hakkında bilgi sahibi olduğu meşhur İdefix’ten bahsetmek istiyorum. Bu hastaya şizofreni tanısı koymuştum. Buraya kadar çok sıradan gibi görünebilir ancak tam da bu noktada işler çığırından çıkmıştı…”

Salondaki kalabalıktan çok küçük bir uğultu yükseldi. Hamit, bunu keyifle izledikten sonra tekrar konuşmak için boğazını temizledi.

“Konuşmama devam etmeden önce, İdefix’in tedavisinde emeği geçen herkesi anmak isterim. Tüm hastane personeli bana bu çalışmamda destek olmuşlardır. Meslektaşlarımın uyarılarına rağmen inandığım doğruya onlar da inanmış ve ben nasıl istemişsem hastaya öyle davranmışlardır. Şimdi izniniz olursa bir meslektaşımı yanıma davet etmek istiyorum….Nabi gel evladım…”

Nabi bir an şaşkın şekilde etrafına bakındı. Ne yapacağını bilmiyordu. Salondaki kalabalığın gözleri onun üzerindeydi. Meltem hemen yanında kulağına eğilip fısıldadı:

“Korkma…ben yanındayım.”

Nabi ayağa kalkıp ceketini ilikledi. Derin bir nefes aldı ve kürsüye doğru yürümeye başladı. Bu sırada Hamit konuşmaya devam etti.

“Bayanlar baylar, huzurlarınızda Doktor Nabi Aygül…namı diğer İdefix….”

Son Söz

20 Ocak 2016

“Aklınızı mı kaçırdınız siz Hocam,” dedi Meltem. Birden oturduğu koltuktan sıçrayarak.

“Böyle bir şeyi yapacağımı nasıl düşünürsünüz?”

“Meltem, kızım bak. Bir yıldır Nabi ile ilgileniyorum. Şu anki durumu tam anlamıyla kritik noktada. Geleceği parlak zeki bir genci öylesine karanlığa mahkum edemem. Anlıyor musun?”

“Hocam Nabi hasta…şizofren!”

“Nabi hasta olduğunun farkında değil o kadar. Onu sen de gördün. Zamanının çoğunu Psikiyatris Nabi Aygül olarak geçiriyor. Yarattığı Mete karakteri de ayrıca şizofren. Nabi’ye ulaşıp onu bu hale getirmem aylarımı aldı. Mete’ye ulaşamıyorum çünkü arada Nabi’nin kendisi var.”

Hamit sustu. Koltuğuna yaslandı. Meltemin onu anlayabilmesi için biraz süre tanıdı. Kadın şaşkın şekilde ağzı yarım açık hocasına bakıyor anlam vermeye çalışıyordu.

“Anlamadım? Ne demek Mete’de şizofren?”

“Katmanlı şizofreni…Nabi’nin bilinci ona Mete’yi canlandırdı. Ancak Nabi bu sürede bir şey yapmış olmalı. Travmatik bir suçluluk duygusu ya da her ne haltsa öylesine derine işlemiş ki bilinci bunu silip atmış fakat bilinçaltı bu bilgiyi saklamış. Nabi her ne yaptıysa bunu Mete dışında kimse bilmiyor. Mete’ye kimse ulaşamaz. Nabi dışında…”

“Bunu nereden biliyorsunuz. Yani Nabi’nin kendini iyileştirebileceğini nereden biliyorsunuz?”

Hakkı çekmecenden bir sigara çıkarıp yaktı. Dumanı dudaklarının arasından süzülürken öne doğru yaklaşıp dirseklerini masaya dayadı.

“Bizler sadece rehberiz Meltem. Hastaları biz iyileştirmeyiz. Onlara çıkış yolunu gösteririz o kadar. Kapıdan çıkmak onların kendi tercihi. Nabi kapıdan çıktı ancak Mete’nin çıkmasına izin vermiyor. Bunu onun istemesi lazım. Mete ile yüzleşmesi lazım. Her zaman ne derim bilirsin…”

Meltem hocasının lafını yarıda kesti:

“Bir insanın en iyi doktoru yine kendisidir…”

“Bana yardım edecek misin?”

“Planınız nedir?

“Nabi’ye gayet normal davranılacak. Bütün doktorlar, hemşireler hatta hasta bakıcılar hademeler…Hepsi Nabi’ye bir doktora nasıl davranıyorlarsa öyle davranacaklar. Kimse ama hiç kimse Nabi’yi şüphelendirecek ufacık bir şey yapmayacak…”

Meltem durdu. Camdan dışarıdaki boş avluya baktı. Sonra da yerine oturup sırtını koltuğa yaslandı.

“Peki ya bir aksilik olursa? Beklenmedik bir şey?”

“Bu yüzden buradasın. Ona yaklaşmanı ve sevgili rolü oynamanı bu sebeple istedim. Beklenmeyen bir durum söz konusu olduğunda devreye sen gireceksin. İnsanın aşık olduğu kadın yanında olduktan sonra yapamayacağı şey yoktur.”

“Anlamadım…yani…Nabi..bana?”

“Elbette. Neden bu konuşmayı yapıyoruz sence?”

Meltem sustu bir şey söylemedi. Düşünceli bakışları yerde bir süre dolandıktan sonra ayağa kalkıp kapıya yöneldi. Tam çıkacakken dönüp hocasına baktı.

“Ya başaramazsa?”

“Başaracak…Başarmak zorunda…” Meltem odadan çıktı. Hamit kül tablasında unuttuğu sigarasına boş gözlerle baktı. Dudakları istemsice oynadı.

“Başarmak zorunda…”

Gölge” için 21 Yorum Var

  1. Merhaba :slight_smile:

    Yine çok güzel bir öykü. Temayı kullanış şeklin farklıydı. Başlangıçta temaya nasıl bağlayacağını öngöremedim lakin sonradan her şey yerli yerine oturdu. Doktorun elinden yazılmış bölümler hikayeye soluk aldırmış ayrıca; ve bu kurguyu da bir üst seviyeye taşımış. Final beklenmedikti, şaşırıp durmaya alıştığım için öykünün sonunda bir tane daha viraj olur mu dedim ama olmaması da yine şaşırttığı için memnunum. Finale kadar hiç hissettirmeden ilerletmişsin kurguyu ve sade dilin öykü için bence doğru tercih.

    Senden okumaya alıştığım öykülere göre farklıydı ama zaten farklı şeyler denemeyi sevdiğini biliyorum. Devamını diliyorum.

    Ellerine sağlık :slight_smile:

  2. Merak uyandırıcı ve akıcı bir öyküydü. Kurguyu sevdim. Doktorun görüşü olan kısımlar öykünün gerçekçiliğini artırmış. Final şaşırtıcı ve etkileyiciydi.

  3. Umut, kelimenin tam anlamıyla akmışsın.

    Öykünün ilk satırlarında aklıma Max Brooks’un World War Z kitabı geldi, bayılırım bu dile. Diyaloglar ziyadesiyle doğaldı, aynı şekilde karakterler de öyle, göze çarpan bir aşırılıkları yoktu, olmaması gerektiği gibi. Senden beklemediğim türde bir ortam yaratmışsın, bu da ayrıca hoşuma gitti. Gerçekten, çok ama çok güzeldi öykün.

    @MuratBarisSari hocamın dediklerine harfiyen katılıyorum, ben de seninle aynı trende yolculuk ettim bu seçkide, son okuma dahi yapamadım, o sebepten ötürü biçimsel hataları yazmayacağım.

    Bundan sonrasını spoiler ile işaretleyeceğim, biri öyküyü okumadan yorumlara bakarsa öyküden alacakları hazzı baltalamış olurum. Ek olarak belirteyim, bu kısımda küfür ve argo sözcük de bulunacak, bilginize.

    “Dişiliğiyle seni büyülemiş baştan çıkarmış bir kere. Onu becermek istedin. Onun seni becermesini istedin…ve sen……yapmadın.”

    Burada “becermek” yerine “sikmek” sözcüğünü kullansaydın çok ama çok daha güzel olurdu bence. Becermek sözcüğünü görünce çok hafif de olsa bir duraksama yaşadım, ama bu hafif duraksama bu denli hızlı bir şekilde akan öyküde sırıttı. Hani, bu bir iltifat Umut, gerçekten. Artık senden böyle bir öykü beklemediğimden mi (kalite olarak değil, tür olarak) bilmiyorum ama çok güzeldi öykü.

    Sonu ortalarda gördüm, ama bu da benden kaynaklı, yoksa kurguda herhangi bir eksiklik yok. %100 denemese de çok benzer bir kurguyla ne zamandır bu tarz bir öykü yazmak istiyorum. Hatta yorumun başlarında dediğim World War Z kitabında da böyle bir bölüm var. O sebepten ötürü şaşırmadım. Ama şaşırmamış hâlimle bile yazdığın öykü karşısında ayağa kalkıp evde giydiğim kapüşonlunun fermuarını ilikledim bir saygı göstergesi olarak.

    Uzun lâfın kısası, eline sağlık Umut. Bekleneni vermedin, kamyonla üzerime döktün resmen :v:t2:

    NOT: Bütün olarak spoiler koyamadığım için ayrı ayrı yapmak zorunda kaldım, affola <3

  4. Böyle adlı adınca yazınca, iş yerinde ufak bir kahkaha attım, arkadaşlar ne oldu diye sordu. Bunu da bir paylaşım olsun diye dile getirdim.
    Selamlar…

  5. Gurlino dedi ki: dedi ki:

    Selam Umut,

    Yine çok başarılı bir öykü kaleme almışsın. Ufak tefek son okuma hatalarını görmezden geldik gitti.

    Bir kere kurgusu çok iyi öykünün. Nakış gibi işlemişsin. Tırmanan gerginlik bayağı lezzetliydi. Sürpriz sonu hiç tahmin etmemiştim. Beni avladın valla. :slight_smile:

    Ben dilini de başarılı buldum öykünün. Psikolojik karanlığa gayet uygun sadelikte. Anlatımlar iyi, karakterlerin kişilikleri net çizilmiş. Gel-git’ler güzel aktarılmış. Aralara serpiştirdiğin tespitler de boş değil. Al alıntı yap Twitter’da, fenomen ol. Öyle güzel. :wink:

    Tebrikler bir kez daha. Seçki’deki en başarılı yazarlardan birisin benim gözümde. Takipteyim.

    Selamlar…