Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Görü

Demek onca yolu nasıl öleceğini duymak için geldin. Gözlerin sana anlatacağım hikâyenin tersine kavuşmak için her şeyi yapabileceğini haykırıyor. Bana inanmayacağından ve kontrolün elinde olduğundan eminsen, dudaklarının köşesinde biriken korku da neyin nesi? Eğer o korkuyu takip edemiyor olsaydım maceran burada sona erecekti genç adam, şimdi sana bir yüzünden kaçarken diğer yüzünü kovalayacağın o kehaneti anlatacağım. Ancak bundan önce geminin yüzeyinde dolaşacağı o engin denizlerin altında olup bitenlerden haberdar olmalısın. Derinlerde doğmuş bir beden, tanrısı hakkında bizlere şunları aktarmıştır:

“Beni bir balinanın karnında büyüten tanrımdan nasıl bahsetmeliyim? O denizi ve deniz kızlarını yaratandır. Titanları ve yüzüme çarpan on iki kızıl deniz yıldızını kaçınılmaz bir günün işareti gibi yerleştirdi hayatıma, bunda bir anlam ararım. Dalgalarda karanlık çoğunlukla mümkün değildir, bir mürekkepbalığının yanında ise bu karanlığa bulaşmak pek kolaydır. Ve eğer zalim bir okyanus memelisinin karşısına çıkarsam karanlıktan önce kızıllık, kızıllık ve parçalanan bir aynanın duyduğu acı vardır. Örümceğin durgun denizin üzerindeki adımlarını hatırlıyor olmalısınız, sonra deniz kendi içerisine kıvrılmış ve o koyu lacivert örümceği yutmuştu, gece gibi kararan bütün benliklerin akıllarına kazınmıştır bu an. Bana ve yüzlerin arkasına saklanan herkese tehditler savurmak için anlatılmıştır:

O gece ‘Karaya çıkarsanız’ demiştir Tanrım, ‘gözlerinizi oyar ve eriyen bedeninizi deniz solucanlarına yem ederim. Zaman gözünüzde sizi parçalayan o çirkin varlığa dönüştüğünde ölmek isteğiyle çırpınmak yerine bana dua etmelisiniz. Ben sizin gizli gözünüz, sessiz dudaklarınız ve kendine yönelmiş kulağınızım. Kalbinizi dinler ve adil bir terazide tartarım. Siz güzel yüzler için bunda korkacak bir şey yoktur. Söylediklerime sırt çevirenlere gelince, kalplerinizi mürekkepbalıklarıyla donatsanız bile terazinin ölçüsünden kaçamayacaksınız. Birinci yahut üçüncü, bütün bedeninize yayılmış yahut hiç var olmamış, hepinizin kalbi hatırlatan bir ismi vardır. Kendinizi bu isimden arındırma çabanız ne acı.’

Tanrımın hiç eksilmeyen sesi yankılar ve tekrarlayan dalgalarda boğulurdu ve o durmadan, daha yüksek sesle ve nefeslerini sürdürme gayretiyle yinelerdi sözlerini. Bir göz ve ışıldayan bir pelerin. Bahsettiği terazi bir çöl denizinde de konuşulurdu, bunu bir deniz kızı anlatmıştı bana, sesindeki yoksul çağrıya kulak veren denizcilerden duymuştu. Maat, onun bedenine bağlanırmış terazi, bir kefesi ayın soğuk ve kontrollü alevleriyle aydınlanırken diğeri güneşin acı yüzüyle beslenirmiş. Göğün bizler için önemsiz bir ayrıntı olduğunu biliyorsun, oysa bazı denizciler şöyle söyler: ‘İşte ay, denizin dalgalarını yaratan ve dişi kurtları köylere taşıyan.’

Size tanrımı sevmediğimi söylemem yasak olmasaydı onu çok sevdiğimi söylerdim. Bunun yalnızca kutlu birkaç saniye için geçerli olduğunu da eklerdim. Günler sonsuza dek uzarlar, ışığın izlerinin bir balinanın karnında anlamı yoktur ve örümcekler ağlarını kril bacaklarına örsün istersin burada. Tanrım bana bir görev vermiş ve tatlı sulara elçiler göndermemi istemişti. Bunun en kolay yolunun somon balıklarıyla olduğunu biliyorsun. Onların çirkin pulları arkalarında güzel renkli bir vücut saklar, vücudu görmek için bir tanesini parçalaman gerekecektir, bu ne acı. Bir somon, İngiltere’de bir Orta Çağ köylüsünün ağzına şans eseri girdiğinde somonun oraya üremek için geldiğini biliyoruz, bir ardıcın bedeninde büyüttüğü kanserleşmiş meyveler gibi bir izden ibaret olduğunu biliyoruz çirkin pulların ve taze somon bedeninin. Bu yüzden deniz kızlarının pullu yüzleri bizler için çok değerlidir. Gizlice birikmiş tüm acıları bedenlerimizi parçalayarak bizden ayırmak ister. Ve onların gözlerine yöneldiğinde sana yaklaşır, kuyruklarını bir su yılanı gibi bedenine sararlar ancak öyle hafiflerdir ki bir medüzün ince bacaklarının sürtündüğünü hissedersin parlak gövdene. Bedeninden kopuk yaşantın zarifçe yerine taşınmıştır. Sonra elektriğe karşı geliştirdiğin refleksle irkilirsin ve denizkızı bir ahtapot gibi sıkıştırır bedenini, hisler hızla birikir ve sert bir sıcaklıkla buluşursun. Onun gözlerinde eriyen acılar, zihnini tamamen sardığında bir bedenin olduğunu keskince hatırlarsın. Bunun ne kadar değerli olduğu anlatılamaz. İşte bu sebepten gemiler onların güzel seslerini izler ve aşkla kayalıklara çarpar. Böylece deniz kızları daha da güzel sesler yaratır ve yakaladıkları cansız bedenlerin gözlerini parçalar. Parlak kırmızı ve ışıldayan beyaz, içlerinde yüzen güzel sıvı ve yok olmaktan münezzeh anılar. Bana kendimi, bir irisin ve karanlık bir mağaranın arkasından yansıtan o varlıkla tanıştığımda çok biçimsiz hissetmiştim. Balinanın kamburuna yerleşmiş çirkin bir vatoz gibi büyüyen ağzım ve sonsuzluğa karışma isteğim bir işe yaramadığında Nil prensesini izlemem gerekecek sandım. Elbette bunlar gerçek değil ancak bir masal anlatıyor da değilim.”

Söylediklerim diğer denizcilere bahsedeceğin ilginç hikâyelerden ötesine geçmiyor değil mi? Mimiklerin tüm bunların kendi kaderinle ilişkisini anlamadığını söylüyor. Kehanetten kaçarken onu kovalamandan bahsediyoruz genç adam, işaretlerin anlamlarında çok vakit geçirmediğinden. Henüz evlendiğin Beatrice’ini bir deniz kızından, İkarus’tan ve bir somon balığından ayıran yanlar hakkındaki bilgisizliğinden. Bunlardan bahsetmek ilgini çekiyor öyle mi? Yanılıyorsun, bir sonuca ulaşmak ve yazgından kaçabilmek pahasına keskin sınırlar yaratmak istiyorsun. Sana bu şekilde yardım etmem mümkün değil, yine de kehaneti sunacağım. O, balinanın karnında biçimlenen, bize son olarak şunları söylemiştir:

“Denizin içinde büyüyen şeyler yalnızca dalgalar değildir. Bir günün ışıkla buluştuğu o köşeye yerleşmiş dudakları anımsamış olmalısın. Nessus’un gülüşlerini ketaminden bir adaya hapseden o güçsüz zinciri ve kalbimin salındığı o biçimsiz rüzgârı da. Bir yunusun yanlışlıkla aklına düştüğünü ve ondan kurtulmak istemediğin için bedenini yavaşça denize sürüklediğini hatırla. Dilleriniz ikiydi ve bu nedenle sözler olmadan konuşmanın yeni bir yolunu buldunuz. Ayrıca yüzleriniz griye veya karanlığa boyansa bile sizi görmek kolaydı. Gözler zihnimin içinde biriken o gerçekliğin kapılarından yalnızca ikisi. Bir deniz kızının dansını hatırladın, o seni yok etmek istemez. Gözlerini oymak ve tatlarına bakmak isteyecektir yine de. Bunu kötü bir şeymiş gibi görmemeli, onların gözleri yeniden inşa edebilir kendilerini, Leto’nun şatosu ve İshak’ın gülüşleri gibi. Bana bir incir ağacının gölgesinde kestirmeyi önermiştin. Oysa şimdi su yosunlarına dolaşan ayaklarımı nasıl kurtaracağımı düşünürken kanayan ayak bileğimin bronz bir heykelin hatırasını nasıl yeniden canlandırdığını izlemekteyim. Ben o incir kokulu bedeni tekrar hatırlamak zorunda değilim! Bir dervişin kızıl saçlarını ve bir cadıya sunduğu şarap dansını da. Bu yalnızlığın kim bilir kaçıncı basamağı. Yunuslar memeli hayvanlar, süt bezlerinin konumlarından ise asla emin olamadım. Onlar somon balıklarının içini yarmaktan ve pembe-kızıl etleri ağızlarına atmaktan tahmin edemeyeceğin bir haz duyarlar. Bu tekrarlardan kaçmak istesen bile bunu başaramazsın. Yunuslar asla incir görmediler ve tatmadılar sanıyorum ama eğer bu olsaydı, buruşan dillerini bir daha incirlerden uzak tutamayacaklardı, yani sonsuz küçük çekirdeğin dansından. Yahut bir şeftaliyle karşılaşmış olsalar mesela, kadifemsi kabuğunu dillerinde dolaştırsalar ve çıkarılan çekirdeğin üzerindeki girintileri tanımaya çalışsalar -sanki az sonra bir balerin o labirentin içinde sıkışıp kalacakmış ve yunus balerine çıkış yolunu anlatacakmış gibi yapılmalıdır bu. Sözlerin anlaşılmayacağını söylemiştim ve dilin gerekliliğini de. Dalgalar beni ve her şeyi içine aldıklarında yunusun zihninde soluk bir imge bırakıp kendimi yeni baştan yaratırım. Bir kez daha, asla sona ermeyeceğini bildiğim bir döngüsellikle. Ne yaptığımı bilmeden yapıyorum bunu, anımsamıyorum biraz önce duyduklarını ve bu pek değerli. Ben bir zihnin işlevinin bozulduğu o kaçınılmaz noktalardanım. Ben yüzsüz bir balina ve kambur bir yunusum. Kendini takip eden bir adım sayacı, kulaçlarımın boyunu aşan biçimlere sarılan lanetli bir su yosunu, bir korkuluk denizin kalbine atılan. Bir oltayım Balıkçı’nın ellerinden kurtulmuş, akbabalar kalbime tutunur ve onu didikler. Ben yalınayak yürüyen zincire vurulmuş keşişim. Bedenimi zincirlerden St. Michael ve bir simyacı kurtardı. Ben kırmızı bir balığın pullarına bürünmüş ışık, boğulan balık bedenlerini izleyen kadının gözlerine yerleşen tutkuyum. Balıkçı benimle bir balık tuttu. Gözlerim balığa döndü ve dudaklarım dudaklarına yapıştı. Yunuslar balık değildir, ben doğruyu söylüyorum. Bozunan kanatlarım biçimsiz yüzgeçlere dönüştüler zamanla, artık yüzebiliyorum. Adem’e gömülmeden önce yüzmenin tüm farklı yollarını öğreneceğim. Bana dalgalar gibi genişleyen bir tabut verin, bedenimi ona gömeceğim. Onun ışığına çarpacak ve ona yakalanacağım. Bedenimi Horus’un gözleri yakacak ve yüzlerimi mor bir tavus tüyüne armağan edeceğim. Beni hatırlayacak ve sonra unutacak. Maat’ın terazisinden başka, anımsanacak hiçbir şey kalmayacak.”

Artık anlıyor olmalısın, tehlikeli olan yolculuğun kendisi değil. Lacivert örümceğin dokuduğu yol, seni suya dönüştüren o geleceği kaçınılmaz kılıyor. Nessus’un paçavraya dönüşmüş tuniğinden bir parça midene yapışmış, öteye attığın her adım seni biraz daha zehirliyor. Tuniği öldürücü kılan, üzerinde Horus’un sonsuz gözünü taşımasıdır. Bu yüzden çözüm de Horus gibi olanlardan ödünç alınmıştır. Artık fark ettiğin üzere, Odin yahut on ikinci tarot kartındaki azılı İtalyan ve Fırtına’da olandan:

“Tam beş kulaç dipte yatıyor baban;

Kemikleri şimdi mercan oluyor;

Bir çift inci artık gözlerinde duran;

Hiçbir parçası yok olmuyor;

Harika bir şeye dönüşüyor bence

Deniz değişimden geçtikçe.” *


* William Shakespeare, Fırtına, Çeviren: Bülent Bozkurt, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1994

Aelfgyva

Yazdıklarımda doğa, insan vücudu ve bilinçaltı arasındaki simbiyozdan beslendiğimi düşünüyorum. Genellikle mistik veya spekülatif kurgu sayılabilecek anlatılar üretsem de, biyoloji temelinde hardcore bilim kurgu hikayeler üzerine kafa patlatmayı da seviyorum. Anlattıklarım genellikle içe dönük bir yapıda olsalar bile tamamlanmış bulduklarımı farklı mecralarda paylaşıyorum.

Join the discussion at Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.