Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Gün Batımında

Özgür, uzay limanında bir yolcu mekiğinde, cam kenarındaki 37 numaralı koltukta oturmuş, kalkış vaktini beklerken kendisini dışarıdan seyreden Ezgi’ye el sallamaktaydı. Ezgi, Özgür’ün bu yabancı gezegende üç ay kalma nedeniydi. Hem Özgür’ü buraya bağlayan hem de ona acı çektiren şeyin ta kendisiydi ve şimdi uzay limanında, Özgür’ü son bir kez utandırmaya gelmişti.

Özgür, bu gezegene üç ay önce tatil yapmak için gelmişti. Burası Dünyadan 74 ışıkyılı uzakta olup insanlığın kendi güneş sistemi dışındaki ilk kolonisiydi. Sadece 50 yıllık bir koloniydi, kuruluşu bir bakıma hala devam ediyordu. Özgür, “burayı hayatımda en az bir kere mutlaka görmeliyim” diyerek gelmişti. Sadece iki hafta kalacak ve Dünyaya dönüp üniversite eğitimine kaldığı yerden devam edecekti. Bu iki haftayı da bu sıcak gezegenin kuzey kutbuna yakın başkentinde geçirmeyi planlıyordu.

Buradaki ikinci gününde bütün hesapları alt-üst oldu. Her turist gibi Turizm Danışma Bürosuna yolu düşmüştü. Ezgi’yi ilk kez o gün orada görmüş, görür görmez de aşık olduğuna kendisini inandırmıştı. Onu bir kahve içmeye davet etmişti. Ezgi başta reddetmiş ama Özgür’ün bitmek tükenmek bilmeyen ısrarlarına son verebilmek umuduyla kabul etmişti. Özgür, Ezgi’yi şehir merkezinde gördüğü ve çok beğendiği W60 adlı kahve dükkanına götürmeyi düşünmüştü ama Ezgi, şehrin yerlisi olduğu için kontrolü eline alıp onu bir ara sokaktaki sakin bir yere götürmüştü. Özgür, mekanı görünce buranın daha iyi olduğunu kabul etmişti.

Yol boyunca pek sohbet etmemişlerdi, Özgür’ün eli ayağına dolaşmıştı. Fakat bir masaya oturduklarında Ezgi atılgan çıkmış ve ipleri eline almıştı. O gün birbirlerini tanımaya çalışmışlar, birbirlerine ısınmışlardı.

Ezgi, 26 yaşındaydı, yani Özgür’den 5 yaş büyüktü. Bu gezegende, bu şehirde doğmuş ve buradan hiç ayrılmamıştı. Özgür bu gezegeni nasıl merak ettiyse o da Dünyayı öyle merak etmiş ama gitmeye ne zamanı ne de imkanı olmuştu. Yine de yaşadığı yeri ve işini çok seviyordu. Cana yakın biriydi ama ilişkilerde temkinli davranırdı. Acı tecrübeleri bir daha tatmamaya kararlıydı.

O günün sonunda Özgür, onu elde edebilmek için abartılı bir istek duyar olmuştu. Bunu aklından çıkaramıyor, bundan başka hiçbir şey düşünemiyordu. Ezgi’yi elde edemediği her an ona işkence gibi gelmeye başlamıştı. Ezgi gerçekten mükemmel miydi yoksa kendisi abartıyor muydu, bunu bilmesi olanaksızdı. Bunun önemi de yoktu. Bildiği tek şey, onu istediğiydi. O günden sonra istisnasız her gün aynı mekanda, aynı saatte buluştular. Ezgi, ilk günkü mesafeli duruşunu sürdürmemiş, bu da Özgür’ü daha da cesaretlendirmişti.

Özgür için tatilin önemi kalmamıştı. Bu gezegenin, bu güzel şehrin tadını çıkarmayı hiç düşünmedi. Aklı sadece Ezgi’deydi. Çok geçmeden bilinen şeyin açıkça konuşulacağı zaman geldi. Özgür, duygularını tüm açıklığıyla ortaya serdi. Ezgi’nin cevabı, “seninki sadece heves, yakında geçer” oldu. “Birkaç gün sonra evine döneceksin ve hissettiğini sandığın her şeyi unutacaksın.” Cevap olumsuzdu ama umut hiç yok değildi. Özgür, sevgisinin gerçek olduğunu ispatlarsa Ezgi’yi kazanabileceğine inanıyordu. Bu yüzden ısrarcı oldu. Aslında Ezgi de ondan hoşlanıyordu ama kötü sonuçlanacağından korktuğu için reddetmişti ki Özgür zaten birkaç gün sonra Dünyaya dönecekti. Ezgi’den ne bekliyordu ki? Buna rağmen Ezgi, iradesine tam olarak hakim olamamış ve her gün Özgür’le buluşarak onu cesaretlendirmişti.

Bütün bu buluşmalarda Özgür, duygularının karşılıksız olmadığına emin olmuştu. Sadece güven vermesi gerekiyordu. Bunun için de hayatını değiştirecek o adımı atmaktan çekinmedi. Ezgi’ye “dönmeyeceğim, bu gezegende kalacağım” dedi. Ezgi, bunu ciddiye almadı, “saçmalama” dedi, fakat Özgür gayet ciddiydi. Dünyaya döneceği gün son kez bir araya gelmişlerdi. Özgür, o gün Ezgi’nin gözleri önünde dönüş biletini yırttı. “Evim artık burası” demişti. Ezgi o an bu çocuğun ciddi olduğuna inanmıştı. O an teslim olmuştu.

İlk günler heyecanlıydı. O heyecan ayaklarını yerden kesmişti. Ezgi, her gün mesaisinin bitip Özgür’e kavuşacağı anın gelmesini bekliyordu. Neyse ki arkadaşları onun çok uzun zaman sonra yeniden aşık olmasına sevinmişler ve işin yoğun olmadığı günlerde onu idare etmişlerdi. Özgür de farklı durumda değildi. Ezgi’nin yanında olmadığı saatlerde hiçbir şeyden keyif almıyordu. Aynı yerler, aynı etkinlikler aynı keyfi vermiyordu, fakat Ezgi’yle birlikte geçen zamanlarda bu gezegen bambaşka görünüyordu.

Birlikte şehrin doğusundaki uçsuz bucaksız ormanlara gidip kamp kurmuşlardı. Ezgi, ona daha önce hiç görmediği canlıları göstermişti. Özgür de ona Dünyayı anlatmıştı. Bir keresinde güneybatıdaki okyanusa açılmışlar ve mavi balinaya benzeyen ama ondan üç kat uzun marileri gören Özgür’ün şaşkınlıktan ağzı yırtılırcasına açılmıştı. Sonra bir hafta boyunca şehir merkezindeki yaz festivalinde hiç durmadan eğlenmişlerdi.

Bu dünyaya özgü her şey, onun bu dünyaya duyduğu hayranlık, keşfedilecek şeyler, eğlenceler, bitmek tükenmek bilmeyen sohbetler, sevişmeler, her şey Özgür’ün bu dünyaya ve Ezgi’ye hayranlığını kat kat arttırıyordu. Özgür, Ezgi’nin olgunluğuna, doğallığına ve güzelliğine hayrandı. Ezgi de onun bitmek bilmeyen merakına, yerinde duramamazlığına ve asiliğine. Birbirlerini tamamlıyorlardı ya da öyle olduğuna inanıyorlardı. Bazen Özgür’ün asiliği tutuyor ve küçük kavgalar çıkıyor ama Ezgi olgun davranıp bir şekilde gerginliği azaltıyor ver her şey yoluna giriyordu.

İki ayı çoktan doldurmuşlardı. Bu kavgalar gitgide artmıştı. Özgür artık ilk günkü kadar mutlu görünmüyordu. Birlikte yaptıkları hiçbir şeyden keyif almaz olmuştu. Ezgi’nin içinde tekrar Özgür’ün ilgisinin sadece bir heves olduğu korkusu yeşermişti. Haksız da değildi. Özgür’ün hissettikleri gerçekten de hevesti. Ezgi, en başından beri haklıydı, sadece Özgür’ün bunu anlaması iki hafta değil, iki ay sürmüştü. Asıl sorun da buydu. Ezgi’yi iki ay içinde gerçekten kendisini sevdiğine inandırmıştı ama şimdi vazgeçiyor ve Ezgi’yi yeniden endişelendiriyordu. Bu yüzden durumu itiraf etmesi daha da zorlaşmıştı. Bir süre böyle devam etmeye çalıştı ama en sonunda utana sıkıla gerçeği Ezgi’ye itiraf etti.

Ezgi, Özgür’ün beklediği tepkiyi vermedi. Özgür, onun bağırıp çağıracağını, ağlayacağını, hayal kırıklığını mümkün olan her şekilde göstereceğini ve kendisini utançtan yerin dibine sokacağını düşünmüştü. Fakat Ezgi, daha da kötüsünü yaptı, sakin karşıladı. En başından beri bunu bekliyor gibiydi. Özgür bu yüzden beklediğinden de derin bir utanç yaşadı. Ezgi sanki “ben sana ilk günden böyle olacağını söylemiştim” der gibi bakmıştı. Ezgi’nin haklı çıkmasıydı çocuğu utandıran, kendi yaptığı şey değil. Özür dileme ihtiyacı hissetti ama “özür dilenecek bir şey yok” cevabı aldı.

Ezgi o gün ancak evine döndüğünde acısını yaşayabildi. Bunu Özgür’e yansıtmamak için çok çabalamıştı. Aslında Özgür’e değil kendine kızıyordu. Kendi kendine verdiği bütün sözlere rağmen bir kez daha aynı acıyı yaşadığı için.

Özgür, Dünyaya dönmeye karar vermişti. Döneceği gün, yani bugün, Ezgi de uzay limanına onunla vedalaşmaya gelmişti. Özgür bunu beklemiyordu. “Ezgi beni bir daha asla görmek istemez” diye düşünmüştü, fakat Ezgi son bir kez Özgür’e görünerek onu bir kez daha utandırmıştı. Özgür, onu avutmak için son bir yalan söyledi. “Bir gün buraya döneceğim” dedi. Ezgi’nin buna inanmadığını fark etmişti ama yüzündeki acı gülümsemenin başka bir anlamı daha vardı, Özgür bunu anlayamamıştı.

Özgür’ün döneceği uzay mekiği sonuncusuydu. Hükümet, enerji maliyetlerinin çok yüksek olması nedeniyle solucandeliğini kapatmaya karar vermişti. Bu uzay mekiği solucandeliğine girip Dünyaya ulaşacak ve başka yolculuk olmayacaktı. Özgür’ün bundan haberi yoktu. Bu gezegende bulunduğu sürece gündeme kayıtsız kalmıştı. Bu yüzden Ezgi’ye rahatlıkla bu yalanı söyleyebilmişti. Ezgi de bu yalanı duyduğunda bu yüzden acı acı gülümsemişti.

Birbirlerine sarıldıktan sonra Özgür mekiğe binmişti. Cam kenarındaki yerine geçti ve uzaktan kendisine bakan Ezgi’ye el salladı. Ezgi de ona el salladı. Hava kararıyordu. Ezgi’nin arkasındaki ufukta şimdiden kuzey ışıkları görülmeye başlamıştı. Özgür bir an hayatının en büyük hatasını yapıyormuş gibi hissetti. Ezgi’yi bir daha asla göremeyecekmiş ve buna çok pişman olacakmış hissine kapıldı ama bu düşünceyi hemen kafasından sildi. “Ne zaman istersem gelirim” diyerek kendini rahatlattı. Yolculuk başladı.

Gün Batımında” için 6 Yorum Var

  1. Muhtemelen her insanın bir yerlerinden başlayıp da bir yerlerinden çıkarak yaşadığı helezonu gerçekçi bir şekilde üstten göstermişsin.

    Birkaç yerde anlatım bozukluğu fark ettim, benimle irtibata geçersen bunlar üzerine ayrıntılı konuşabiliriz.

    Hikayede iki karakterin isminin bu kadar sık tekrarlanması, bir kutuptan diğerine doğru dönen asi gezegenin atmosferinde uçarken, yerdeki canlıların tarihini çıkartmaya çalıştığım hissiyatını yarattı bende. Yanlış hatırlamıyorsam, hikayede bu ikisi dışındaki tek özel isim malum kafenin adıydı. Bir ilişkiye dahil olan yegane varlıklar… Güzel bir ayrıntı.

    Düz bir okuyucu olarak söylüyorum ki daha “şaşırtıcı” bir kurguyu tercih ederdim fakat yazım tarzını ve varsa diğer eserlerini bilmediğim için eleştri olarak almamanı tercih ederim bu sözümü.

    Düşe dalmaya devam:)

    1. Öncelikle yorumunuz için teşekkür ederim. Bu konu çok ayrıntılı düşündüğüm, tasarladığım bir konu değildi. Bir anda aklıma geldi ve rastgele yazdım. Doğaçlama oldu diyebilirim. Yazım kurallarıysa üstüne düştüğüm bir konudur ama bu kez yetiştirmenin telaşıyla bazı hatalar olmuş olabilir. Bunun için affınıza sığınıyorum.

  2. Selamlar. Nedendir bilemedim ama bu öykü bende bir olmamış etkisi yarattı. Yani kötü değil, iyi de diyemeyeceğim. İnsanı yarıda bırakan bir öykü olmuş diyebilirim, en azından beni. Öyküdeki cümleleri okurken birazcık yoruldum. Art arda gelen mişli ve di’li zaman cümleleri, basit şekilde kullanıldığı için, akıcılığın tam olmadığını düşünüyorum.

    Olayın bilim yönünün daha ön plana çıkmasını da isterdim.

    Bu tarz öyküler için uydurduğum iki terim var. Teknik Aşk ve Melodik Aşk. Teknik, mesafeli. Melodik ise, duygulu. Sizin öyküyü Teknik gruba dahil ediyorum. O samimiyeti bu öyküde hissedemedim, tabi belki de ben tam olarak öyküyü algılayamamış olabilirim.

    Sonuç olarak, böyle bir kurgu okumak güzeldi. Tebrik ederim.

    1. Yorumunuz için teşekkür ederim. Kusura bakmayın, bir süredir webe bağlanmakta çok ciddi sıkıntı yaşıyordum. Bu yüzden geç yanıtlıyorum. Bundan sonraki öykülerimde eleştirilerinizi dikkate alacağım.

Arda Demircioğlu için Yorum Yap Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *