Öykü

Hayali İcat

“Hamza? Sana sesleniyorum oğlum, kendin buradasın ama aklın nerede?” diye öğretmeni söylendiğinde Hamza; aklının nerede olduğunu gayet iyi biliyordu.

Hayat denilen yolculuğun onuncu yıl dönümündeydi Hamza, akranlarıyla karşılaştırılınca uyumsuz bir çocuktu. Böyle olduğu için kendisini suçluyor muydu yoksa kendisiyle övünüyor muydu o da henüz farkında değildi.

Her teneffüs okul arkadaşları salt hangi oyunu oynayacakları veya hangi gruplara ayrılacağı konusunda dertlenirken Hamza, sürekli bahçede dolaşırdı. Özellikle çöp konteynerleri en sevdiği bölgelerdi. Bir gün bir kaç vida, bir gün metal telleri bulup toplayarak okul kıyafetinin ceplerine doldurarak eve dönerdi. O gün yine benzeri oldu. Eve gelip, odasına kendini attığında cebindekileri çıkarttı. Yatağının altındaki metal kutuyu aldı. Dizlerinin üzerine yerleştirdi ve ağır ağır açarak, bugünkü hâsılatını mevcut varlıklarının arasına ekledi. Yüzünde koca bir tebessüm belirdi. Bu hızla giderse hayalini bir yetişkin olduğunda gerçekleştirebilecekti. Annesinin sesiyle odasının gerçekliğine dönüverdi: “Hamzaaaa! Yemeğe oturuyoruz, neden bu kadar uzun sürüyor üzerini değiştirmen senin acaba?”

Annesi hayallerini anlamamıştı.

Ailesinin kendisinden beklediği sorumluluklardan biri de güzel okulları kazanıp, onların iftihar kaynağı olabilmesiydi. Öyle de yaptı. Kentin en gözde liselerinden birinin sınavını kazandı. Ailesi çok gururluydu ancak Hamza ne hissedeceğini bilemiyordu. Okulda yine hiç arkadaşı yoktu. İlkokul dönemlerine bakınca değişen tek şey yoldaşı olan çöplerin yerini bilgisayarların almasıydı. Çünkü bu kez de Hamza mola saatlerinde bilgisayar laboratuvarının müdavimiydi. Her gün çeşitli ödevlerle boğuşması gerekirken izlediği videolar ve belgeseller kendisini hayallerine adım adım yaklaştırıyordu. Toplumun benimseyeceği bir insan olmasından ise kaçar adım uzaklaştırıyordu, haberi yoktu oğlanın.

Odasına artık oda demek garip olurdu. Burası kimya deneyi tüpleri, hidrojen bombası oluşturacak kadar güçlü karışımların denendiği bir çeşit empirik depoydu. Eski püskü metallerin lehimlenmesi, boyanması için gerekli malzemelerle her gün kir pas içinde kalarak yorgun düşüyordu. Saat geceye yaklaşırken çıkardığı çekiç sesleri artık anne ve babasının tahammül sınırlarını zorlamıştı ama ne günah işlediklerini ve neden normal bir evlada sahip olamadıkları için hayıflanmaktan başka onlar da ne yapacaklarını bilemiyordu.

Artık Hamza küçük aracını mevcut odasına sığdıramaz duruma gelmişti. Bu yüzden ailesinden izin isteyerek evlerinin bahçesinde çalışması için zar zor onay almıştı. Tam da aynı heyecanı yaşadığı gün ilk kimyasal kazasını geçirdi. Hidrojenle oksijen buluşunca sadece hayati içecek olmuyor bazen de ölümcül yangın çıkarabiliyordu.

Hamza yüzündeki o günden kalma yanık iziyle gurur duyuyordu. Çabalamış ve yenilgilerle dolu da olsa kendi yolunda ilerlemişti. Başkalarının ne dediğine aldırış etmemiş, kendi yoluna başkalarının müdahalelerine izin vermemiş, bir uğurda çokça dışlanmış, eleştirilmiş, alay konusu olmuş ama yılmamıştı. Bu gururun iziydi işte ta sağ gözünün altından çenesine kadar yüzünü buruşuk hale getiren. Yaşlılığın değil, gençliğin ve yaşamış olmanın kırışığıydı.

Ve büyük gün gelmişti, yedi yaşında izlediği o televizyon programından etkilenerek başladığı yolculuğun sonundaydı işte Hamza, bitmişti. Nihayet kendi uçan dairesini yapmıştı.

Ailesinin memnun kalmadığı evladı olmuş, okulun dalgın ve sorumsuz öğrencisi olmuş, derslerinde başarısız, sosyal hayatında yalnız ve ekonomik hayatta işsizdi diye nitelendirilirdi ama hayalini gerçekleştirmişti. İşte şimdi kendi el emeği göz nuru uçan dairesine ilk binen olma ve gökyüzüne karışma vakti gelmişti. Uçan dairenin kapısını kumandasına hafifçe dokunarak açtı. Öndeki koltuğa oturdu. Zamanında ne hassaslıkla yerleştirdiği düğmelerin üzerinde parmaklarını hafifçe gezdirdi. Parmak uçlarının uyuştuğunu, kalbinin yerinden çıkacak kadar hızlı çarptığını hissediyordu. Ve start düğmesine bastı Hamza, araç yükselmeye başladı işte. İnanılmaz bir hızla önce evlerinin küçüldüğünü, daha sonra mahallenin, semtin, hepsinin nokta kadar kaldığını izlerken kalbi duracak gibiydi Hamza’nın. Artık bulutlardan başka hiç bir şey göremez olmuştu. O da ne, bir ses kulakları sağır edecek kadar bir patlama ve araçtan yükselmeye başlayan duman. Hamza nefesinin heyecandan kesildiğini hissediyorken, şimdi bu dumanla gerçek anlamda soluk alışları zorlanmaya başlamıştı. Uçan dairesi, göz bebeği, canı sarsılıyordu ve yükseldiği hızla yere çakılmaya hazırlanıyordu. Hamza’nın hayali artık gerçekti ve her hayal gibi gerçekleştiğindeki durum bambaşkaydı. Düğmelere basarak, bu gidişatı durdurmaya teşebbüs etmedi. Gözlerini huzurla yumdu ve yerçekimine kendini bırakmaya karar verdi. Çünkü yanık izinin altındaki dudağında, başarının tebessümü gizliydi.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. ebuka says:

    Selamlar;

    Aslında seçkide ilk okuduğum öykülerdendi. Ancak yorum yapıp yapmamakta kararsız kalmıştım. Sebebi ise öyküyü aceleye getirilmiş ve bir önceki öykünüze göre özensiz bulmamdı. Ki bunun sebebini sevgili @Arokan a yazmışsınız.

    Bazı cümleler problemli. Örnek:

    Bir gün bir kaç vida, bir gün metal telleri bulup toplayarak okul kıyafetinin ceplerine doldurarak eve dönerdi.

    Ailesinin memnun kalmadığı evladı olmuş, okulun dalgın ve sorumsuz öğrencisi olmuş, derslerinde başarısız, sosyal hayatında yalnız ve ekonomik hayatta işsizdi diye nitelendirilirdi ama hayalini gerçekleştirmişti

    Ama konu güzel. Vaktiniz dar olmasa daha güzel bir iş çıkabilirmiş ortaya. Kaleminize sağlık. Yeni seçkilerde görüşmek ümidiyle. İyi bakın kendinize…

  2. Selamlar,

    Haklısınız. Tam olarak aklıma bu fikrin düşmesi ve bitirmem bir saat içinde oldu ve tarih 4 Ocak’tı. O nedenle tekrar okuyamadım bile, yayınlanmaz diye düşünmüştüm hatta. Sonraki öykülerde telafi ederim umarım. İlk öyküme özenli dediğiniz için de teşekkürler :pray:t2:

  3. Merhaba

    Öncelikle bu yazacaklarımı, okumayı seven ve yazanları takdir eden birinin düşünceleri olarak alın lütfen.

    Yazmayı seven kendini de bu konuda geliştirmek isteyen biri olarak algıladım sizi. Bu çok güzel.

    Öykünüzle ilgili detaylara girmeyip genel bir kaç şey söylemek istiyorum izninizle.

    Aklımıza önce güzel bir konu geliyor. Sonra oturup onu kaleme alıyoruz ve bir taslak ortaya çıkıyor. Ama bu ham öyküyü yazıyı olayı işlemek lazım. İşte asıl bu işleme kısmı bence birini diğerinden ayırıyor. Yoksa hikaye çok. Yazılmamış bir tanesi var mı, sanmıyorum. Ama nasıl yazıldığı, işte o her birimizi diğerinden ya da muhasebeci Mehmet’ten ayıracak.

    Yukarıda konunun güzel olduğunu söylemişler. Katılıyorum. Orijinal bir konu mu? Değil. İlk aklıma gelen “köfte yağmuru” adlı çizgi film oldu. Tavsiye ederim izleyin. Şimdi elimizde orijinal olmayan ama güzel bir konu var. Ben olsam ne yapardım. Duygu dozunu arttırıp bunu örneklerle desteklerdim. Karakterlerle yoğururdum vs vs. Örnek:

    Hamza’yı öyle bir tanımlardım ki okuyucu sosyopat bir dahi görsün ve öykünün sonunda kendi yaptığı uçan dairesini zorbalık gördüğü okulun üstüne düşürsün. Aman bu benim.

    Siz daha yumuşak ve ılımlı bir Hamza istiyorsanız, öyle tanımlayın ki ben okuyunca Hamza’nın o yalnızlığını hissedeyim. Ve hikaye sonunda ölürken de aslında neden mutlu olduğunu anlayım.

    Ya da okuyucu gülsün istiyorsanız, yine karakter üzerinden vurucu bir sonla bitirebilirsiniz öyküyü. İşte o zaman aslında bilindik bir konu bambaşka bir yere evrilir.

    Ben olsam tekrar yazardım bu öyküyü ve burada yorum yapanlara da tek tek gönderirdim sadece yorumlarını almak için.

    Bunu, yapıcı bir eleştiri olarak alacağınızı ümit ediyorum.

    Başarılar ve kolay gelsin

  4. Merhaba Müge Hanım,

    Eleştirileriniz için teşekkür ederim öncelikle.

    Farkettiğiniz üzere ikinci kez öykü paylaşıyorum bu seçkide. Yazma kısmında da istekli fakat amatör bir bireyim. Bu arada benim mesleğimi de bilmiyorsunuz, adımı da. Belki de tutturdunuz. Muhasebeci Mehmet benim :sweat_smile: ve sağolsun Seçki’nin kapısı herkese açık, siz gıcık olsanız da. :blush:

    Bu yüzden “ben sizin yerinizde olsaydım şöyle yazarım” tarzı yorumunuzu yapıcı olarak aldığımı belirterek, farklı temalarda dikkate almak üzere kulağıma küpe ettiğimi iletmiş olayım.

    Tekrar teşekkürler okuyup yorumladığınız için, umarım gelişimimi de hep birlikte yorumlarız yine.

    Sevgiler

  5. Aman bir noktaya açıklık getireyim

    Benim, eğer yazabilseydim onun gibi yazmak isterdim dediğim Hasan Ali Toptaş’ın mesleki geçmişi vergi memurluğudur keza Kafka da vergi memurudur

    İnsan en kolay kendiyle dalga geçermiş, ben de uzun yıllardır yaptığım mesleği burada örnek verirsem kimseye dokunmadan geçerim dedim ama demek elimizi sallasak sayılara çarpmış :slight_smile:

    Teşbihte hata olmazmış

    Sevgiler

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

10 cevap daha var.

Yorum Yapanlar