Öykü

İçteki

Uyandığında çok sevdiği sıcak yatağında olmadığını daha ilk saniyede fark etmişti. Ayaklarını hareket ettiremiyordu. Bileklerinden bir iple yüksek bir yere asılmıştı. Sık ağaçlardan dolayı ayın ışığı yetersiz kalmıştı. Karanlık olup biteni görmesini engelliyordu. Gözlerinin karanlığa alışmasını beklemeye karar verdi. Kalbi minik bir serçeninki kadar hızlı atıyordu. Korku ve endişe bütün bedenini ele geçirmişti. Kafasını hafifçe sola yatırıp omzuna giysisinin üstünden minik bir öpücük kondurdu. Titrek bir sesle kendisine her şeyin düzeleceğini fısıldadı. Bu onun özel taktiğiydi ve her zaman işe yarardı. Her zaman seni sakinleştirecek, güven verecek birini bulamayabilirsin bu yüzden kendini idare etmeyi öğrenmelisin, demişti annesi. Uzun arayışlar sonucunda kendini nasıl sakinleştirebileceğini bulmuş, yapacağı her stresli işten önce omzuna minik bir öpücük kondurmuştu. Her zamanki gibi şu anda da işe yaramış, kalp atışı düzene girmeye başlamıştı. Kolları bileklerinden bir iple bağlıydı. Ellerine bezden yapılmış bir eldiven geçirilmişti. Bu ipi tutup kurtulmasının bir yolunu bulmaması için alınmış bir önlemdi. Onu buraya her kim astıysa her ince ayrıntıyı düşünecek kadar ölmesini istemiş olmalıydı. İp bir ağacın ince dalını aşıp başka bir düzeneğe bağlıydı. Ayaklarına baktığında neden onları hareket ettiremediğini anladı. Bir bataklığa sarkıtılmıştı ve ayakları bileklerine kadar bataklığın koyu, inatçı, pis karışımına batmıştı. Düzenek onun orada öylece asılı kalmasını sağlamak amacıyla kurulmamıştı. Onu oraya asan kişinin tek istediği bataklığa batma süresinin uzunluğunu arttırmaktı anlaşılan. İyi de kim yapardı ki bunu ona. Çevresindeki insanları düşündü ve hiçbirinin bu korkunç olaya uygun olmadığına karar verdi. Bir markette çalışan sıradan bir kızdı o. başına bela açabilecek bir güzelliği de yoktu. Markete gelen müşterilerin çoğu onun yüzüne dikkatli bir biçimde bakmazdı bile. Fazla arkadaşı da yoktu. İnsanlarla yakın ilişki kurmanın onun için çok da kolay olmadığını altı yıl önce yirminci yaş gününde öğrenmişti. Hazırlanıp büyük bir hevesle arkadaşlarını beklediği o aptal doğum gününe, tek derdi pasta yemek olan Jack ten başka kimsenin gelmediğini anımsayınca yanaklarının kızardığını hissetti. Düşüncelerinden sıyrıldığında bedeninin bataklık tarafından iki, üç cm daha çekildiğini fark etti. O burada olmalı, diye düşündü. Canice planlanmış bu cinayeti hazırlayan kişi onun ölümünü izlemekten de zevk alacaktı. İnsan ilişkileri iyi olmasa da onunla konuşmayı, onu ikna etmeyi deneyebilirdi. Ne de olsa kurtulmak için deneyebileceği tüm yolları denemeliydi. Olanca gücüyle bağırdı.

“Kimsin sen? Neden yapıyorsun bunu bana? Benimle ne derdin olabilir ki? Beni öldürmen saçmalık. Gel karşıma çık, konuşalım. Aramızdaki problemleri çözelim.” Sesinin yankısını kulaklarında işitti. Bir süre bekledi. Ormanın iç kısımlarında bir hareketlenme fark etmeyi beklese de hiçbir değişiklik olmadı. Belki de orada değildi. Onu oraya öylece asıp gitmişti. Bununla vakit kaybedemezdi çünkü bataklık onu diz kapağına kadar içine çekmişti bile.

Hayatında ilk defa zaten uzun olan boyunun biraz daha uzun olmasını isterken buldu kendini. Geçen yaz en yaşlı teyzesi huysuz Maudie’nin söylediği aptal cümleyi anımsadı. Maudie oldukça yaşlıydı ve ne yaparsa yapsın ne söylerse söylesin yaşından ötürü kendisine saygı duyulmasını beklerdi. Öylece otururken genç kızın suratına bakıp “Tanrı bu güzel vücudu, yüzünden ötürü senden özür dilemek için sana vermiş olmalı.” demişti. Genç kız ona içten içe kızsa da aynı zamanda da söylediklerine de hak vermişti. Kadınsı, güzel, dikkat çeken bir bedene kondurulmuş çirkin bir surat. Aslında tek tek bakılınca büyük bir kusuru yoktu ama bütüne bakılınca büyük bir uyumsuzluk göze çarpıyordu. Tanrı ya ona güzel bir yüz yerine uzun bir boy ve zayıf bir beden verdiği için şükretti. Kurtulmasının bir yolu olmalıydı. Ellerine geçirilmiş olan eldivenleri çıkarabilirse eğer ipi çekip son noktasına getirip ipe tırmanabilirdi. İpin geçirildiği dal ince olsa da onu taşıyabileceğini düşünüyordu. Ellerini birbirine yaklaştırdı ve eldivenleri çıkarmayı denemeye başladı. Bunu yaparken ipi çekmemeye dikkat ediyordu. Eğer ip gergin olmazsa bataklığın onu içeri çekme hızı artacaktı. Zorla da olsa tek elini eldivenden kurtarmayı başardı. Bataklığa düşen eldiven hızla bataklık tarafından yutulurken diğer eldiveni de çıkarmayı başarmıştı. İpe tırmanmaya kalkıştı fakat hesaba katmadığı bir şey vardı. Ellerinin birbirine bağlı olması bunu zorlaştırıyordu. Üstelik bataklık onu kalçasına kadar çekmeyi başarmıştı bile. Artık istese de bunu başaramayacağına karar verdi. Ölüm korkusu ve gerçekliği tüm bedenini sarmıştı artık. Bu istediğinde uyanabileceği korkunç bir rüya değildi. Vücudunun yarısı bataklığa batmış haldeydi, kalan kısmı da kısa bir süre sonra batacaktı. Çabalamayı bıraktı. Gözlerini kapatıp neler olacağını beklemeye karar verdi. Büyükannesine küçükken ölümü sormuştu. Yaşlı kadın önce bir ışık görürsün, sonra tüm hayatın gözlerinin önünden akıp gider, demişti. Yaşlı kadın genç kızın bu hayatta en çok sevdiği kişiydi ve o bu dünyadan gidene kadar aklına takılan her soruyu ilettiği tek duraktı. Söylediği her söze inandığından olsa gerek ışığı görmeyi bekledi. Onu düşüncelerinden ayıran ayak seslerini duyduğunda bataklık göğüs hizasına kadar gelmişti. Biri ona doğru geliyordu. Genç kız ölümü yeniden zihninin derinliklerine gömüp, içinde oluşan umut parçasına tutundu. “Buradayım, bataklığa batmış durumdayım. Ne olur yardım…” şaşkınlığı cümlesini tamamlamasına engel oldu. Karsısında dikilen güzel bedene kondurulmuş çirkin surata bakakalmıştı.

“Biliyorum. Seni oraya ben astım Scout. Genç kız karşısında duran ve bütün yönleriyle kendisine tıpatıp benzeyen bedene, kendine bakıyordu. “S sen bensin. Bu nasıl olur?” kendi bedenine sahip olan varlık ona doğru yaklaştı ve bataklığın kenarında durdu. Gözlerinde beliren parıltı mutluluğunun belirtisiydi.

“Orada neredeyse boynuna kadar bataklığa batmış haldesin ve benden yardım istemek yerine bunu mu soruyorsun?” şen bir kahkaha attı, genç kızın hiç atmadığı cinsten.

“Pekala bunu bilmeye hakkın var. Hızlı anlatıyorum, iyi dinle. İkinciye vaktin olmayacak çünkü. Ben senin diğer yarınım Scout. Her zaman içindeydim, susturuldum sen tarafından. Artık bu aptallıklarına katlanmaktan bıkmıştım ve dışarı çıkmanın yollarını aramaya başladım. Sen güçsüz ve silik bir tip olduğun için bu da çok zor olmadı aslında. Bak ben buradayım, sense bir bataklığa batmak üzeresin.”

Genç kızın yüzünün yarısı bataklığa batmıştı. Açıkta kalan gözleri korkuyla açılmış karşısında duran kötü yanına bakıyordu. Ellerini yardım istercesine açıp kapatıyordu. Bataklığın pis karışımı onu içine çekmeye devam ediyordu. Genç kız önce gözlerini kapattı. Sonra bütün bedeni hareketsiz bir biçimde öylece kaldı. Diğer yarısı kötülük saçan sesiyle konuşmaya devam etti. “Ah Scout, o kadar saftın ki buna dayanamadığım için beni suçlamamalısın. Herkesin içinde iyi ve kötü vardır ve bunlar beraber hareket eder. Fakat bizde durum değişikti. Sen kontrolü tamamen eline almıştın. Bu gerekliydi.” Kötü yan iyi yanın bataklığın dışında kalan tek parçasını ellerini hafifçe tuttu. Uzun ince parmaklarıyla hareketsiz duran uzun ince parmaklara dokundu. Sonra içinde tiksintiyle karışık bir öfke oluştu. İpi kesip diğer yarısının bataklığın en derinlerine gömülmesine izin vermeyi düşündü. O sırada elindeki baskıyı hissetti. Hareketsiz olan parmaklara tekrardan can gelmiş, onun ellerini sımsıkı tutmuştu. Hazırlıksız olmasından ve böyle bir atak beklemediğinden dolayı oldukça savunmasızdı. Bataklığın açıklığında kalan kendi ellerini kavramış olan eller onun ellerini son gücünü kullanırcasına sıkı sıkıya tutuyordu. Dengesini kaybedip bataklığa düştü. Birkaç defa çırpınsa da bunun batmasını hızlandırmaktan başka bir işe yaramadığını anlayınca hareketsiz kalıp yenilgiyi kabul etti. Dudaklarından dökülen kelimelerde büyük bir öfke saklıydı.

“Yine aynısını yaptın. Yine her şeyin kendi istediğin gibi olmasını sağladın.”

İçteki” için 4 Yorum Var

  1. pcd dedi ki: dedi ki:

    Merhaba,

    Karakterin bileklerinden bir iple bağlı olduğu iki kez söylenmiş, bir tanesi gereksiz olmuş.

    Burada bir anlam karmaşası var. “Onu buraya her kim astıysa, ölmesini, her ince ayrıntıyı düşünecek kadar istemiş olmalıydı.” daha doğru olur. Hatta bence daha da iyisi “Onu buraya her kim astıysa ölmesini o kadar istemişti ki, her ince ayrıntıyı düşünmüştü.” olurdu.

    Zarf-fiille yüklem -yani aslında özneyle yüklem- birbirine uymuyor. “İp bir ağacın ince dalını aşarak başka bir düzeneğe bağlanmıştı.” ya da “Bir ağacın ince dalını aşan ip, başka bir düzeneğe bağlıydı.” olmalı.

    Başı belada olan bir insanın söyleyeceği türden sözler gibi gelmedi bana bunlar. Biraz daha gerçekçi cümleler olmalıydı.

    Bu arada, elbette öykülerde fantastik unsurlar, hayal gücüne dayalı doğaüstü şeyler yazılabilir, fakat bataklığın insanları içine çekip batırdığı inancının sinema destekli bir efsane olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim.

    Öyküdeki karakterlerin isimleri yabancı (Jack, Scout vs.). Sadece size yönelik bir eleştiri değil, fakat Türkçe’de bu kadar çok isim varken yabancı isimlerle öykü yazılması bana itici geliyor. Karakterin adı yabancı olunca haliyle konuştuğu şeyler de sanki İngilizce’den çevrilmiş gibi eğreti duruyor, çünkü böyle yazınca Mert gibi değil de Michael gibi düşünüyor insan ister istemez.

    Hem dilbilgisi, hem de diyalog ve kurgu sorunlarının üstesinden gelebilmek için daha çok okumanızı tavsiye ederim.

  2. Her öykü değerlidir ancak, çok da ilginç bulmadığımı söylemeliyim.

    Bir markette çalışan sıradan bir kızdı o. başına bela açabilecek bir güzelliği de yoktu.

    Aradaki noktanın elden geçirilmesi gerekiyor.

  3. hilay dedi ki: dedi ki:

    Su an elestirileriniz sayesinde bu hataları ben de farketmis oldum. Bir sonraki oykumde umarim daha guzel bir is ortaya koyabilirim. Karakter isimleri o zamanlar okudugum kitaptaki karakterlere gore sekilleniyor aslinda kafamda. Genelde nedense yabanci isim kullanıyorum ama bu konuda bir iki eleştiri daha aldigim icin bir sonraki oykumde turk karakter kullanmayı dusunuyorum. Kesinlikle daha cok okumaya ihtiyacim var. Zaman ayirdiginiz icin tesekkur ederim :blush:

  4. hilay dedi ki: dedi ki:

    Haklisiniz, her oyku degerli ama her oyku herkesin ilgisini cekemeyebiliyor. Nokta konusunda da haklisiniz. Iki cumleyi baglacla birleştirilerek daha hos bir cumle olusturulabilirdim. Zaman ayirdiginiz icin tesekkur ederim :blush:

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!