Öykü

İlk Elçi

Kıyıdan ne kadar uzaklaştığımı kollarım yanmaya başladığında fark ettim. Zaten her seferinde geri dönüş yolu bana bu kararımı sorgulatırdı. Bir an düşündüm, derslerim iyiydi, insanlar beni severdi, mutlu bir çocukluk geçirdim. Peki neden mutsuzdum? Neden buradaydım? Ergenlikten olabilir miydi? Hayır, çevremde yeterince ergen vardı zaten. Bu o tür bir mutsuzluk değildi. Acaba bu şekilde diğer çocuklardan olgun olduğumu düşünmek egoistlik sayılır mıydı? “Diğerlerini” düşününce bu sonuca varmak çok masum bir ego kırıntısı sayılabilir aslında. Ayrıca bunu bir şekilde sorguluyor oluşum bir mütevazılık örneği gibi. Pek tabii bu “mütevazı” sonuca varmam da bir ego teşkil etmiyor değil. Her neyse şu an felsefe ve öz farkındalıktan daha önemli konular var. Şu an bulunduğum yer (tam olarak denizin ortası) asıl önemli olan bu. Beni buraya getiren hırsla karışık bir hayal kırıklığı hissiydi. Küçüklükten beri gözümde bir dağ olan, belki de bilinçaltımdaki idolüm, onunla paylaştığım gelecek planlarımı çok sert bir üslupla (bu kelimeyi geçen hafta öğrendik evet) alaşağı etmişti (güreş maçlarını da severim). Babam dedi ki “Bunları yaptıktan sonra da bir deniz kızı bulup evlenebilirsin” bu da ne demek şimdi. Benimki gibi incelikler düşünülmüş bir planı böyle saçma bir safsatayla nasıl bir tutabilir. Sanırım annemin bana daha çok ilgi göstermesi ile ilgili sorunları var. Ama ben sıradaki adımı artık biliyorum. Evet. Sırada bir deniz kızı bulup babama bir şeyleri kanıtlamak var!

Bekleyişimin ikinci günü, yanımda kitaplarım ve annemin hazırladığı sandviçler var (biraz da mısır ekmeği çünkü bana yüzüklerin efendisindeki elf peksimetlerini hatırlatıyor). Bugün bolca balık, bir iki tane yengeç, biraz da kurbağa gördüm. Deniz kızları henüz ortalıkta yoklar ama bu pek normal çünkü biz de her gün deniz kıyısına gidiyor değiliz. Üstelik saat şu an yarıma gelmek üzere ve memur deniz kızları her an araya çıkabilirler. Beklemeye devam…

Şu an hava çok sıcak ve üçüncü gündeyim. Dün epey susadım çünkü ciddi miktarda peksimet yememe rağmen biraz az su getirmişim. Böyle temel ve önemli konuları projenin devamlılığı adına biraz da a gözden geçirmem gerek sanırım. Bu konuyu en yakın zamanda projenin tedarik müdürü (Annem) ile görüşeceğim. Deniz kızlarına gelirsek bugün büyük yeşil bir yüzgeç gördüm ve gözlerim yuvalarından fırladı. Sonunda o an gelmişti! Anlatılamaz ölçekteki heyecanım, neden yeşil olduklarına anlam veremediğim paletleri ile sudan çıkan Rıfat Amca’yı görünce birden yerini tekrar susuzluk hissine bıraktı. Tabii planda bir sıkıntı yok çünkü tahmin ettiğim gibi deniz kızları sadece üç gündür tanıdıkları birine güvenecek kadar tedbirsiz değiller. Bunlar bin yıllardır dünyamızda gizlilik içinde yaşamayı başarmış antik canlılar. Hem herkesle tanışsalar görevimin ne anlamı kalırdı değil mi?

Bugün teknik olarak altıncı, lineer zamanda ise yedinci gün. Hava açık, deniz ise önceki beş SAG (Saha Araştırma Günü, kurumsallaşma yolunda kısaltmaların bana yardımcı olacağını düşündüm) ile aynı. Dün gelemedim çünkü ırklar arası elçilik görevimin yoğunluğundan dolayı, proje ödevimi yapmayı unutmuştum. Deniz kızlarına gelirsek sanırım hâlâ evrak işleriyle uğraşıyorlar. Sonuçta bu iki ırk için de tarihi bir an olacak ve bazı resmi prosedürler de var tabi. Aynı bizdeki gibi onlarda da evrak işleri biraz sürüyor olmalı. Aksi taktirde bu kadar beklememin başka bir açıklaması olamaz…

Bugün onuncu gün, dün proje bütçesini tükettiğim için bugün evdeyim (sandviç malzemesi bitmiş durumda ve bugün pazar). Babamın arabasını elektrikli hale getirme teklifimin bu kadar büyük bir olaya sebebiyet vereceğini hayal dahi edemezdim. Hem 13 yaşında birisi neden bu teklifi karşısında kendini kanıtlamak zorunda ki. Neyse bunları geçtim artık. Yarın annem ile yapacağımız erzak tedarikinden hemen sonra görevimin başına tekrar döneceğim. Biliyorum bu üstün kişisel beceriler gerektiren zorlu bir görev ama ben buradayım ve vazgeçmeye niyetim yok. İnsan medeniyetinin iyiliği için bu temas artık öyle ya da böyle sağlanmalı. Ne kadar sürdüğü önemli değil, sonucu önemli değil, gördüğüm bir deniz kızının fok balığı çıkması ise hiç önemli değil. Önemli olan tek şey (aslında iki) ben buradayım ve bolca vaktim var…

-Alp Dalgıç 2013 (7.Sınıf Matematik Defteri)

İlk Elçi” için 6 Yorum Var

  1. Merhaba

    Kaleminize sağlık. 13 yaşında birinin ağzından anlattığınız naif, sade ve güzel bir öykü olmuş.
    İçine eklediğiniz ironi de benim sevdiğim tarzdan, örneğin alttaki cümle:

    Anlatılamaz ölçekteki heyecanım, neden yeşil olduklarına anlam veremediğim paletleri ile sudan çıkan Rıfat Amca’yı görünce birden yerini tekrar susuzluk hissine bıraktı.

    Bir kaç harf hatası dikkatini çekti, mesela bu cümledeki gibi:

    Benimki gibi incelikler düşünülmüş bir planı böyle saçma bir safsatayla nasıl bir tutabilir.

    Eminim tekrar okuduğunuzda siz de fark edeceksiniz.

    Eğer siz bu yaşlardaysanız ya da o yaşlarda bu öyküyü yazmışsanız, gerçekten başarılı bir anlatım olmuş. Eğer o yaşlarla ilginiz yoksa, bir ergenin düşüncelerine, hakim olmayı bence başarmışsınız.

    Takıldığım ve sormak istediğim tek nokta şu:

    Karakterinizin babasıyla paylaştığı ve incelikle düşündüğü gelecek planlarıyla son paragraftaki babasının arabasını elektrikli hale getirme teklifini bağdaştıramadım. Karakterinizin gecelik planlarında sanırım babasının şu cümlesinden sonra,

    Bunları yaptıktan sonra da bir deniz kızı bulup evlenebilirsin

    daha ulaşılması zor bir hayal bekliyordum ki babası imkansız görsün. Ayrıca babasının arabasını elektrikli arabaya çevirmek, incelikle düşünülmüş bir gelecek planı değil de sanki bir proje gibi geldi. Belki bu noktaları biraz netleştirebilirseniz.

    Kolay gelsin :slight_smile:
    Müge

  2. Acaba ben mi kaçırdım diye düşünerek bir daha, bir daha okudum ama incelikli gelecek planının tam olarak ne olduğunu anlamadım. Ayrıca kendisini nasıl elçi ilan ettiğini ya da edildiğini de. Belki içeride gömülü bir anlatı vardır da ben göremiyorumdur. 13 yaşında bir çocuğun saflığını verebilmek kolay değil ve siz bunu başarmışsınız. Acaba 13 yaşında olabilir misiniz? Eğer öyleyse bu daha büyük başarı. Diğer seçkilerde görüşmek ümidiyle. Kaleminiz daim olsun.

  3. Merhabalar, öncelikle ilgi gösterip yorum yaptığınız için teşekkür ederim :slight_smile:

    Aslında 19 yaşındayım ama biraz da kendi çocukluğumu kafamda canlandırarak yazdım. :smiley: Harf hatalarını ben de hikayeyi gönderdikten sonra fark ettim. Sınav haftamdan dolayı son anda bitirdim hikayeyi ve gözümden kaçmış, bundan sonra daha dikkatli olacağım.

    Gelecek planı olayına gelince ,aslında orada biraz da metnin tamamına hakim olan biz büyüklerin pek önemsemediği ama bir çocuk için çok farklı anlamlar taşıyan kavramı vurgulamaya çalıştım ancak anlam derinliğini pek verememişim. Bizim “gelecek”, “kariyer” ve “beklenti” farkımızı basit bi örnekle geçiştirmekti amacım ama üstünde az durduğum için anlamı verememişim.

    Yapıcı ve güzel yorumunuz için çok teşekkürler
    Sağlıcakla kalın :slight_smile:

  4. Merhabalar,
    Öncelikle 19 yaşındayım. Aslında elçilik gibi bir durum söz konusu değil çünkü hikaye bir çocuğun gözünden. Çocuklar her konuyu yetişkinler kadar detaylı ve ayrıntılı ölçüp tartmadıkları için biraz buna güvenerek hayal gücü temelli bir hikaye yazmaya çalıştım. Yani aslında olayların doğruluğuyla ilgili tek önemli olan şey çocuğun perspektifi, onun zihnindeki hali. Elçilik durumu, olaylara verdiği tepkiler, yakıştırmalar hepsi çocuğun gözünden. Anlatımda bazı kopukluklar olmuş, yeni yazmaya başladığım için kafamdakini tam aktaramamışım sanırım. Yorumunuz için teşekkür ederim. İyi günler.

  5. Dipsiz dedi ki: dedi ki:

    Sevgili @canpdemir

    19 yaşında olduğunu söylemişssin. O zaman Kızıl Gezegeni yazdığında 17 yaşında olduğunu anlıyorum. Kızıl Gezegenin ilk hikayen olmadığını tahmin ediyorum. Çünkü hikayeyi hayal etmek ve onu tutarlı bir şekilde kağıda geçirmek arasında ciddi bir mesafe vardır. Bu yüzden senin daha erken yaşlarında da yazmayı ya da bir hikayeyi yazabilecek düşünsel yetileri geliştirdiğini çıkarıyorum.

    Yazma eylemi çok kişisel ve ürün çıkana kadar çok kendi içine kapalı bir eylemdir. İlk başlarda güvenli sularda başlar. En güvenli su ise yazarın en iyi bildiği şey olan kendisidir. Seçkiye gönderdiğin her iki öykü de aslında kahramanın sen olduğu bir sahnede sergilenen birer oyun gibi. Bu başlangıç için çok güzel bir nokta. Buradan devam et.

    Bir yerden sonra hikayeni genişletmek istediğinde en yakınlarından başlayarak hikayene eklemeye başlayabilirsin; aileni, kuzenlerini, arkadaşlarını ekle ve onları karakterlendir. Örneğin; platonik aşkın, maçlarda senden daha çok basket atan çocuk, geçen yaz senden daha çok uzayan kız, kurbağa çantası taşıyan sıska çocuk…

    Çevrendekilerinin de kendilerine ait hikayeleri var. Bunları da kendi hikaye eklediğinde çoktan bir kaç yazarlık katmanını kaldırmış olacaksın.

    Lütfen bir sonraki hikayen için 2 yıl bekleme.

    Gecikmiş olsa da seni tekrar aramızda görmek çok güzel. Hoşgeldin tekrar.

    Senin taze yazarlığınla diğer seçki yazarlarına yapacağın yorumları da merak ediyorum. Düşüncelerini paylaşmaktan çekinme… Hepimiz yol arkadaşıyız.

    Eline ve düş gücüne sağlık
    Sevgiler
    Dipsiz