Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Kâğıttan Nuh’un Gemisi

Dünyaya geri dönüş nasıl olmalı, kâğıttan Nuh’un gemisiyle mi, ev gemisi – houseship – mekikle mi? Kafasının içini kurtçuk gibi yiyen bu sorular eşliğinde Arnavut kaldırımlı sokakta bir an durdu. Kafasını sağa çevirdi. Sahaf. Her gün yürüyüş yaptığı sokakta ilk kez farkına varıyordu sahaf olduğu. Tabelası daha ilginçti “Dünyayı aydınlatan sahaf.”

Yürüyüşünü hiç bozmadan ağır ağır adımlarla sahaf dükkânına girdi. Kimseyle göz kontağı kurmadan labirentin bir koluna daldı. Hazinelerden kendisini seçenin sayfalarını araladığında yüzü sarı renkte boyandı. Buram buram çikolata kokusu ile üç bin senelik bir nefes aldığını fark etti. Yanındaki tabureye oturdu. Pür dikkat okumaya başladı. Okudu, okudu. Kitabın sonunda el yazıyla şöyle bir not: “4121 Mars yılı, Musk ayı, Z12a-3. gün, şeytan ile yaptığım ruhuma karşılık senin gölgen olmamın 2112 Mars yılını kutluyorum. Hiç şikayetçi değilim çünkü senin Konstantinopolis gözlerine her açıdan doyasıya seyredebileceğim başka yer, seçenek yok.

İlk günler, yıllar her şey çok güzel ilerliyordu. Bilim insanları ve mimarların ortaklaşa yaptıkları 100 katlı binaların birinde 77. Katında kalıyordum. Bütün her şeyimiz beynimize yerleştirilen implantın gözümüzdeki lense aktarılarak sanal olarak gerçekleştiriliyordu. Fiziksel olarak sadece günde bir kez besin değeri çok yüksek olan yosunlu su topu yiyorduk.

İmplant yavaş yavaş bizi yönlendirmeye başladı. 100 katlı binayı köleliğin sınıfına göre yapmışlar. Yukarıdaki katlar hem dahi iyi kölelik eden hem de hizmetlerin en iyisini alan kişilere ayrılmış. Aşağıdaki katlar düzene ayak uydurmayanlar, faşistlik yaptığı söylenenlere ayrılmış.

Bu düzene karşı çıkanlar azınlık bir çoğunluk olduğu için ve implant ile sistemi öyle bir kurgulamışlar ki, Zeus’un Âdemoğulları at gözlüklerini çıkaramıyor. Öyle bir fırsatımız olsa biz şu an Galata’ya çıkan yedi tepeli şehir mi, birbirimizin gözlerinde seyrettiğimiz Konstantinopolis mi güzel? Tartışması içinde kol kola yürüyorduk.

4120 Mars yılı, Musk ayı, Z21a-5. gün sonic nükleer patlama sonucu vahşetin çocukları yaşamlarını yetirmiş bulunmaktadır. Ben? Ben nasıl kurtuldum? Şeytan ile yaptığım anlaşma. Ruhuma karşılık gölgen olmam sayesinde hiç kimsenin olmadığı bu gezegende, sen ve ben, gölgenin vurduğu düzlemde şarabın uzun tiradında sevişmek ne güzel duygu.”  

Kitabın kapağını kapattığında gölgesi yavaş yavaş silindi. Yok oldu.

– Aramıza hoş geldin evlat. Kitabın başından kaldıramadık seni.

– Kaç saattir okuyorum, burdayım.

– Saat mi? Ha, 33 gündür hiç ayrılmadın buradan.

Ayağa kalkmaya çalışsa da uyuşmuş bacakları taşıyamadı ve olduğu yere yığıldı. Sahaf kolundan tutarak yardım ederken şunlar geçti implant olmayan beyninden. Diğer gezegenlere hangi uzay mekiği ile gidilirse gidilsin dünyaya dönüş, Nuh’un kâğıt gemisiyle uzay okyanusuna açılarak olacak.

Aydın Demir

1997 Uşak doğumluyum. Şu an Bilecik Şeyh Edebali üniversitesi, Yönetim Bilişim Sistemleri bölümü 4. Sınıf okuyorum. Şiir ile hayal kurmayı seven kelime işçisiyim. Fikirsiz dergisi ve Mihrimah dergisinde yazarlık yapmaktayım. İnce tezat edebiyat topluluğu blog sayfasında, Veba dergisinde, Fikirsiz dergisi ve blog sayfasında, Öğrenci Blogları sayfasında, Genç şairler topluluğu blog sayfasında, Beyhude dergisinde, Babil dergisinde, Fanus Sanat edebiyat dergisinde şiirlerim ve öykülerim yayımlandı.