Öykü

Kang’ın Alayı – Yıkım | kusad – DarknessElfAssasian

Not: “Bu hikaye Kang’ın Alayı serisinden esinlenerek yazılmıştır.”

Kang kendine doğru gelen cüceye de elindeki kanla kaplanmış baltasını alnına sapladı. Bu darbeyle yukarı doğru çıkan derisi aynı zamanda burnunu da keline doğru yaklaştırdı. Bu son cüceyle beraber bu savaşta 21 cücenin kellesini perişan etmişti. Onun arkasında gerçekleşen savaşa aldırmadan az ilerideki Slith’e baktı her zamanki öldürme zevkiyle dolmuş kızıl gözleriyle Kang’ı fark etmeden etrafı sakince süzüyordu. Onu gören önünde bir savaş olduğunu fark etmemiş sanırdı. Kang onun bu durumuna kahkaha atası gelse de çılgın olduğunu bildiği için sadece gülümsedi. Arkasından gelen çığlıkları bastıran bir “Efendim” sesini duydu. Bunu Cresel olduğunu zaten sesinden anlamıştı. Fakat sesinin telaşlı olmasından irkilerek hızlıca arkasını döndü. Karşısında çift yanlı baltasını etrafa delice savuran cüceyi gördü. Cücelerin küçük olmasına alışmıştı fakat bu cüce anormal derecede küçüktü ve baltası ise Kang’ın baltası kadardı. Kang haince bir sırıtış attı. Ve baltasını sakince yere bırakıp cücenin gelmesini bekledi. Cüce ona iyice yaklaştığında baltasını savurdu. Kang topuk boyu geri gidip hamleyi etkisiz hale getirdikten sonra cücenin kafasına bastı. Onun basmasıyla cücenin bedeninin Kang’ın ayakları altındaki cesetlerin yanına katılması bir oldu. Adeta pestili çılmıştı. Kang yine Slith’e döndü. O da ufak ve son cüceye bir yandan Kang’ı izleyerek son bir kılıç darbesi vurmuştu. Askerlerin zafer nidalarıyla inleyen Thorbadin yakınlarındaki bir ova. Artık Kang’ın Alayına aitti. Yakında Thorbadin ele geçirme planları yapan Kang’ın omzuna Slith dokundu ve;

– Efendim askerlerimiz Thorbadin’e gitmek için sabırsızlanıyorlar.

– Bir süre burada dinlenip Teyr gelecek birlikleri beklemek daha makul olacaktır.

Slith yakında savaş olmayacağını duyunca heyecanı bir anda gitmişti. Hiç bir cevap vermeden, saygıyla Kang’ın yanından ayrıldı ve birkaç adım sonra gür sesiyle bütün orduya hitaben,

– Bir süre burada durucağız. Çadırlarınızı kurmaya başlayın!

Cresel aynen Slith’te olduğu gibi hayal kırıklığına uğrasa da emri yineledi,

– Onu duydunuz, kızlar. Akşama kadar burada boş oturarak bekleyemeyiz.

Kızlar lafına biraz olsun kızan alay, arkasında Kang olduğunu hatırlayınca çıt çıkarmadan hemen işe koyuldular.

***

Kang, uyuyamıyordu, Fonrar ve karnındaki çocuğu düşünmekten gözüne uyku girmiyordu. Onların güvende olup olmadığından hala şüpheliydi fakat şehirdeki muhafızları ona bir şey olmaması konusunda uyarması onun içini biraz olsun rahatlatıyordu. Ama bütün dünyayla mücadele içersinde olmaları onun kalbine kuşku düşürüyordu. Bunları düşünmekten vazgeçerek kafasını yastığına koydu ve yine uyumaya çalıştı. Bugünkü savaşın yorgunluğuyla gözlerini kapattığı an uykuya daldı. Sonra son bir-iki haftadır olduğu gibi yine korkunç rüyaları başladı. Koskoca bir ateş bütün alayı, Teyr’ı kaplamıştı. Fonrar, Slith’e,

– Kang’a haber ver! diye bağırıyordu.

Slith olağanca gücüyle şehrin çıkış kapısına doğru koşarken boğazına bir ok saplanarak boğazını paramparça ediyordu. Sonra Fonrar tüm gücüyle “Kangg!” diye bağırırken etrafındaki üç tane kılıcı kınında Elf, Fonrar’a doğru dönmüşızlıca kılıcını çekiyordu. Ses o kadar gerçek gibiydi ki Kang bu ses karşısında uyandı ve gözlerini açtı. Gözlerini açmasıyla Elf’in yarıya kadar çekilmiş kılıcının zifiri karanlığa rağmen bulutlar arkasındaki ay ışığının parlaklığını yansıtmasını gördü. Elf, Kang’ın kızıl ve parlak gözlerinin açıldığını fark edince kılıcını sese rağmen hızlıca çekti. Ve yatağından hala kalkmamış olan Kang’a doğru saplamaya çalıştı. Kang yatağından yanındaki mumun durduğu masaya doğru yuvarlandı. Fakat kolu masaya çarptığında mum yere düştü ve çadırda ufak bir alevlenme başlattı. Kang bunu fark etmemişçesine soğuk kanlıca kuyruğuyla Elf’in kılıcına vurdu. Ve Elf’in elinden kayan kılıç toprağa tamamen saplandı. Elf alevin büyümesiyle iyice heyecanlanarak ne yaptığını bilmez bir tavırla Kang’a doğru bir yumruk salladı. Kang ona dik gelen yumruğu ustaca tuttu ve kolunu ısırarak kopardı. Alevlerin iyice yayıldığını fark edince acılar içinde kıvranan Elf’e aldırmadan baltasını alıp çadırdan dışarı fırladı. İçeriden gelen acı çığlıkları herkesi uyandırmış olacak ki, az sonra her yer ejderanlarla doldu. İçerideki alevin iyice yayıldığı gören Elf acı içinde kendini dışarı attı ve o anda boğazına yapışan Slith, Elf’in boğazına tutarak onu havaya kaldırdı. Hemen ardından Elf’in yarısı kopmuş yarısı yanmış kolunu sıktı ve Elf’in genzine bastırarak,

– Konuş bakalım ucube Elf köpeği.

Elf acılar içinde kafasıyla kolunu göstererek,

– Lüüütfen kooolumu bıırak, heeer şeeeyi annnlatacağım…

Slith, Elf’i yere bırakarak,

– Bu köpeği konuşturun! Yoksa diğer kolunu da ben yakarım.

Yanmanın acısını bilen Elf’in gözleri korkuyla açıldı ve daha fazla işkenceye tahammül edemeyeceğini düşünerek hemen konuştu,

– Elllfler, Cüüüceler ve Goooblinler, Thhhorbadin’de biiirlik kuuurdular. Yaakında Teeeyr’i işşşgal plllanı yaaaptılar.

Bunu duyan Kang hiddetle baltasını Elf’e fırlattı ve balta tamda kalbine saplandı. Elf’den Slith’in yüzüne sıçrayan kan koyu kırmızının da ötesinde kahverengiye yakındı. Kang bunun hemen ardından bağırdı,

– Hazırlanın, Teyr’e dönüyoruz.

Elf’in sözlerini duymayan askerler ne olduğunu anlamadan hazırlanmaya başladılar.

***

Havaya karanlık çökmüştü. Bütün gün boyunca aç ve dinlenmeden yolcuk yapan Ejderanların bazıları artık bacaklarını hissetmiyordu. Bacakları adeta kendi kendilerini yürüyordu. Slith, en önde hiddetle yürüyen Kang’a bir şey söylemeye dahi çekiniyordu. Fakat düşündüklerini söylemeliydi. En sonunda cesaretini toplayıp konuştu,

– Efendim, askerlerimiz yorgun ve açlar ayrıca gece oldu Elf’lerin olası bir tuzağına karşı artık durmalıyız.

Kang sadece Teyr’i ve Fonrar’ı düşünürken onun bu teklifinin sadece “durmalıyız” kısmını duymuştu. Onu kırmamak için düşünmüş gibi yapsa da. Slith onun hiç aldırmadığını fark etmişti.

Gecenin ilerleyen saatlerine doğru ordu iyice sessizleşmiş sadece zayıf ayak sesleri ve bir fil sesi kadar güçlü mide guruldamaları duyuluyordu. Arada bir bazı askerlerin kusma sesi gelse de Kang aldırış etmiyordu. Kang’ın kafasında sadece Fonrar ve henüz doğmamış çocuğu kalmıştı, artık şehri dahi umursamadan yürürken. Karısının ölme ihtimalini düşünüyordu. O bu düşüncelere dalmışken, bir ok sesi duyuldu. Aynı anda Slith’in kaburgasının solunu yalayıp geçen oktan fırlayan kan Kang’ın sıkıca tuttuğu baltasına sıçradı. Slith acılar içerisinde,

– Pusuuu!.. diye bağırdı.

Bu sesi duyan bütün ejderanlar kalkanları kaldırdı. Ağaçların arkasından yağmur gibi ok geliyordu. Gelen okların çoğu ejderanların canları alıyordu. Yere düşen ejderanların sesi artık yere düşen kütüklerden daha fazla ses çıkarıyordu. İlk olarak ne olduğunu anlamayan Kang,

– Lanet olası elfler! Koşun!

Kang’dan gelen emirle herkes hatta Slith bile yarasını tutarak koşmaya başladı. Ayak seslerini bastıran acı çığlıkları Kang’a da acı çektiriyordu.

***

En sonunda Teyr görünmüştü. Neyse ki üçlü ittifak henüz kuşatma yada benzeri bir şey yapmamıştı. Sabahın erken saatleri olduğu için insanlar her şeyden habersiz evlerinde uyuyordu.

Kang sonunda Teyr’e geldi. Surların üstünde nöbet tutan askerler Kang ve askerlerinin geri dönmesine şaşırsalar da Kang’ın her halinden belli olan sinirliliğinde ona saygısızlık yapmamak için kapıyı açmışlardı. Kang ve askerleri büyük bir sesle uyuyan şehre girdi. Kang şehre girer girmez yolda tedavi edilen Slith’e döndü ve,

– Nöbetçi sayısını iki katına çıkarın. Sefere çıkan askerler ise dinlenebilirler.

Slith, Kang’ın bu sinirli hallerini pek sevmediğinden ve ikinci geceki, birinciye oranla daha ağır kayıplar verdikleri tuzaktan dolayı sürekli somurtuyordu. Alay neredeyse askeri açıdan yarı güce inmişti. Slith, Kang’ın emrine karşı yine somurtarak “evet” manasından kafası salladı ve Kang’ın yanından ayrıldı.

Kang, öğlen saatlerine kadar Fonrar’ın uyanmasını bekledi. Hasret giderdikten sonra iki gün iki gece aç susuz ve iki tuzakla yürümeye dayanamayan vücudunu yatağa bıraktı ve anında uyudu.

Fonrar gecenin ilerleyen saatleri olmasına rağmen hala uyanmayan Kang’ın odasına hızla girdi.Kang uyanıp hemen baltasını eline aldı fakat karşısında Fonrar’dan başkasını göremeyince derin bir nefes aldı ve baltasını masanın üzerine koydu. Fonrar baltasını eline alınca korktuğu Kang, baltasını bırakınca derin bir nefes aldı. Fakat bu dahi telaşını giderememişti. Telaşla konuştu,

– Elfler şehre girdi Kang.

Kang gece girmelerinin amacını tahmin edebiliyordu. Elfler en fazla bir-iki ay önce gizemli bir şekilde halktan ortaya çıkıp geceleri görünmez bir şekilde hırsızlık yapan bir Elf yakalanmış ve sorguya çekildikten sonra nasıl görünmez olduğunu öğrenmişlerdi. Ve artık neredeyse bütün Elf askerleri görünmez olabiliyordu. Ama hareket ettikleri an görünmezlik bozuluyordu. Fakat sadece geceleri…

Kang, bu kadar erken olacağını tahmin ediyordu fakat yalnız Elflerin saldırması onu biraz kuşkuya düşürdü çünkü elflerin içerden cüce ve goblinlerin dışarıdan saldıracağını tahmin ediyordu. Fakat henüz beklediği olmamıştı. Elfler içeri sızıp bütün nöbetçileri katletmişler ve kapıyı açmak için fırsat kovalıyordu. Kang, vakit kaybetmeden adeta Fonrar’ı görmemişçesine dışarı çıktı. Kapının hemen yanında Fulkth endişeli gözlerle ona bakıyordu. Kang durumu vahimiyetinin farkındaydı. Saldırı başlamıştı. Artık kaçış yoktu, ya öleceklerdi ya da kurtulacak. Kang adeta gürledi,

– Fulkth birliğini al ve şehirdeki savaşamayacak durumdaki -çocuk, kadın- kim varsa al ve geldiğimiz yere Kharolis dağlarına git.

– Ama…

– Git Fulkth.

Fulkth emre itaat konusunda pek iyi değildi çünkü bazı emirleri mantıksız buluyordu. Sayıları çok fazlaydı altı yada yedi bini geçmişlerdi. Rahatlıkla bu kaleyi savunabilirlerdi. Kang hala sayılarının yeterli olmadığını düşünüyordu. Çünkü gobbolar olağan üstü bir şekilde toparlanmış ve yine eski düzensiz ve cani hallerini almışlardı. Kang ne yapacağını düşünmeye dalmışken arka tarafından arı vızıltısı gibi bir ok sesi geldi. Ok Kang’ın sol omzuna saplandı. Müthiş bir acıyla arkasına dönünce hareket ettiği için görünen kısa boylu bir elfin gecenin karanlığında kaybolması bir oldu. Kang onun hareket etmediğini bildiği için sıkıca tuttuğu baltasını ona fırlattı. Kalbine saplanan baltayı tutarak çıkarmaya fırsat bulan elf hemen ardından yere serildi. Kang artık durumun kötülüğünü anlamıştı. Arkasında olduğunu fark ettiği Slith’e döndü Kang. Ve,

– Hemen bütün askerleri meydana topla! diye haykırdı.

Slith bunun neden olduğunu anlamasada emre itaat etmek için hemen havalandı ve birkaç dakika sonra gözden kayboldu.

***

Kang askerlerin toplandığı meydana doğru hızlıca ilerlerdi. Slith on beş dakika kadar bir sürede bütün askerleri meydana toplamıştı. Kang hızlıca askerlere emirleri yağdırmaya başlamıştı,

– Surlarda her 3 metrede bir nöbetçi olsun hareket eden ne olursa öldürün.

– Şehirdeki devriyeleri 3 katına arttırın.

– Şehir giriş ve çıkışlarını en az 60 kişi tutsun.

– Surlardaki bütün delikleri kapatın içeri bir goblinin dahi sızmasını istemiyorum.

O bu emirleri söyledikten bir-iki dakika sessizlik oldu. Hiç kimse neredeyse nefes bile almıyordu hemen ardından Slith’in ve diğer komutanların sesleri duyulmaya başladı fakat az sonra bu sesleri kale önündeki goblin zırhlarının gıcırtıları ve cücelerin baltalarının yere çarpma sesleri almıştı. Kang ilk önce telaşlansa da daha önce fark edemediği havanın aydınladığını fark edince zamanının geldiğini fark etmişti. Kang, Slith’e seslendi,

– Slith, emirlerimi yaptıktan sonra geri kalan askerlerle beraber sarayın önünde beni bekleyin.

***

Kang ve Slith hızlıca surlara koştu. Merdivenleri çıkarken pencereden göz ucuyla dışarıdaki askerlere bakıyorlardı. Dışarıda binlerce küçük boylu kokuşmuş yaratıklar vardı. Kang, elflerin niçin böyle bir savaşa girdiğini hala anlamıyordu. Dişilerin ve çocukların güvende olması onu rahatlatıyordu. Fakat Fulkth ve birliğinin Thorbadin’in kuşatılmasıyla tekrar ortaya çıkan cücelerin diyarı olan Kharolis dağlarında ne kadar dayanabileceği kafasına soru işareti bırakmıştı. O bu düşüncelere dalmış bir çıkış yolu ararken surlara varmışlardı. Dışaroso resmen ana-baba günüydü. Çok kalabalıklardı,karşı tepelere kadar her yer sidik sarısı suratlı gobbolarla kaplıydı.Etrafları sarılmıştı. Fakat kalede bir süreliğine güvendeydiler. Kang düşünürken hobların en öndeki sancaktarının elindeki bayrağı alan başka bir hob yanındaki en uzun hobun elinde tuttuğu bir bayrak direğini asılmış cesedi verdi. Hob bayrak yerine ceseti kaldırdığında herkes onun Fulkth olduğunu anladı. Kang gözlerinin dolduğu hissetmişti fakat ejderanların gözyaşı olmazdı. Onunla yıllardır sırt sırta savaşıyordu.İşin en kötü tarafı ise onunla beraber olan Fonrar’ın başına bir şeyler gelebileceğini düşündü. Arkasında,hüzünlü bir ifadeyle Fulkth’u izleyen Slith’e döndü,

– Slith,hemen Fonrar ve diğerlerinin yanına gitmeliyim.Onun güvende olduğunu gözlerimle görüp geri geleceğim.

– Efendim…

– Sen ve okçuların onları şaşkına çevirecek sonra Granak ve askerleri dışarı çıkıp huruç harekatı yapacak kısa süreli bir geri çekilme yaşatacaklar. Onlar en azından kalenin önünü açtıklarında ben ve 40 asker çıkıcağız.

Slith onunla tartışamayacağını biliyordu. Bunun için sessiz bir şekilde “okçular” dedi. Bu komutu beklemeyen okçular oklarını doldurdular ve atış için hazırlandılar. Kang bu sırada az gerilerindeki Granak ile konuşuyordu. O da şaşırmış bir yüz ifadesiyle “evet” manasında kafasını salladı ve birliğini toplamak için etrafa bir şeyler söylüyordu. Kang surlardan atlayıp havada süzülerek sarayın önündeki askerlerin yanına gitti. Oradan 40 kişi seçti ve geri kalanları Granak’un toplanmış olan birliğinin yanına gönderdi. Slith her şeyin hazır olduğunu görünce okçularına döndü ve “ateş” komutunu verdi. Pek de iyi nişancı olmayan ejderan okçularının okları yağmur gibi aşağıdakilerin üzerine yağıyordu. Arka saflarda olan elflerde bu ok yağmurundan az da olsa nasiplerini almışlardı. Ve isteksiz birkaç atışla karşılık veriyorlardı. Slith,Kang’a bakıyordu. Kang bunu biliyordu ve zamanı geldiğinde göz göze geldiler ve Slith, Granak’un yanına uçtu ve yere inmeye zahmet bile etmeden “şimdi!” dedi. Granak bu ürkütücü sesi duyar duymaz pullarını heyecandan şıkırdatarak az önce açılan kapıya doğru koşmaya başladı. Yakın temasa geçtiklerinde kılıcını, kuyruk ve kanatlarını sağa sola savurarak-bilinçsizce- goblin ordusunu yarma harekatına başladılar. Granak, sadece koşup bilinçsizce vurarak binlerce goblin öldürebileceğini düşünüyordu. Fakat hoblar onun içine bir korku salmıştı. Bu yüzden pullarını endişeyle titretti.

Onlar, biraz daha ilerledikten sonra Kang ve birliğide dışarı çıktı. Onlarda aynı hareketlerle orduyu yararak ilerliyordu. Gobbolar bir yandan gelen oklardan bir yandan ise saldırıdan dolayı çok şaşırmış ve korkumuşlardı. Düzensiz gobbolar ne yapacaklarını bilmeyen bir tavırla birer adım geri çekilmeyi düşündükleri anda hoblar onları çiğneyerek ön saflara geldiler. Kang bu görünce pulları heyecandan titredi ve korktu. Eğer o hantal yaratıklar gelene kadar işlerini bitiremezlerse asıl onların işi biterdi.

***

Savaş başlamıştı. Slith ve birlikleri artık kapıları yumruklarıyla paramparça yapan hoblara karşı dayanamıyordu. Ejderanlar onların her tarafını kaplayan lanet gobbolarla mücadele edemiyorlardı. Üzerlerine atlayan aç Gobbolar birer birer bütün ejderanları yere seriyordu. Nüfusları 70’e kadar düşmüştü ve yağmacı cüceler şehre girmiş bütün binaları yakıp-yıkıyorlardı. Önceleri sadece oklarıyla saldıran elfler karanlık çöktüğünden beri birkaç dakikada bir ejderan öldürüyorlardı.

Slith durumun kötü olduğunun farkındaydı. Şu anda onun yapmak istediği tek şey sadece hayatta kalmaktı. Fakat aldığı bir ok yarası onun topallamasına sebeb olmuştu. Artık hiçbir şey yapmaya takati yoktu. Geride duran bir çok elf yalnız başlarına yağmur gibi ok yağdırıyordu. Bundan gobbolarda nasibini alsa da artık dayanılmaz olmuşlardı. Her dakika bir ejderan ölüyordu. Slith’in tahminlerine göre fazla 45 dakika dayanabilirlerdi. Son dakikalarda ölen sayısı iyice artıyordu. Slith bir hobla savaşırken kırılan sol kolunu kanatıyla sarmıştı. Kaçmayı biraz öncesine kadar düşünmüyordu fakat hobların paramparça ettiği duvarlardan içeri giren gobboların arkasından saldırması çok kötü olmuştu.

Sabaha karşı tek kaldığını fark eden Slith tanrının terk ettiği diyarlarda O’na dua etmekten başka fırsatı kalmadığını anlamıştı, bir yandan dua edip bir yandan savaşırken. Aklına bir sivak olduğu geldi. Sade bir gülücük attı. Hemen ardından umursamaz bir tavırla duraksadı ve onun bu hareketinden şüphelenen gobbolardan birinin üzerine gelmesini bekledi. Kendine güvenen bir gobbo Slith’in üzerine atladı, Slith gobboyu ensesinden yakaladığı gibi boynunu patlattı ve sivak olmanın ayrıcalığı olan bir şekilde öldürdüğü cesetin şekline girdi.

 

 

Kang’ın Alayı – Yıkım | kusad – DarknessElfAssasian” için 1 Yorum Var

  1. Kitabı okumadım. Kendi hikayem de bir ejderan ile ilgili olmasına rağmen onlar ile ilgili çok çok… çok az şey biliyorum. Bazı sonraki nesillerin çok özel yetenekleri olduğunu anımsıyorum buna rağmen. Gerçekten ayrıcalıklı bir ırk. Aydınlatıcı oldu bu açıdan.

    Ancak kelime seçimlerinin, kurgunun ve yazılan her cümlenin yazar(lar)ca baştan okunarak düzenlenmediği fikrine kapıldım. Benim de yakın zamana kadar ısrar ile tekrarladığım anlatım bozukluğu kaynaklı sorunların(ız) var (hatta halen ara sıra saçmalıyorum bazı cümlelerimde) Ama biliyorum ki düzelecek. Yazdıkça oluyor bu tip şeyler. Yazınız için teşekkürler.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *