Öykü

Karanlık Nehir

Karanlık nehrin sularında salınıyordu muhteşem kuyruğunu sallayarak sağa sola. Naiad hediye etmişti bu kuyruğu ona, nehirlerin su perisi, genç kızların koruyucusu Naiad.

Naiad bir çuval içinde nehre atılmış genç kızı kurtarıp çıkarınca, onun boynundaki morlukları, vücudundaki bıçak darbelerini görmüş ve ağlamıştı, yıllardır akmayan gözyaşları nehrin sularına karışmıştı. Kızın boynuna ve bıçak darbelerine şifalı ellerini uzatmış, morluklar pembeye, bıçak darbeleri yıldız şeklinde birer birer vücuduna işlenmiş gösterişli dövmelere dönüşmüştü. Belden aşağısına dokununca, gri, parlak gümüşi pullarla kaplanıp birleşmişti sütun gibi bacakları. Ve üflemişti nefesini kızın soluk borusuna…

Günün henüz geceye kavuşmadığı, erkenci kuşun bile ötmeye başlamadığı saatlerde oltasını atmıştı nehrin karanlık sularına kasabadan genç bir adam. Bekliyordu nafakasını. Kafası arı kovanı gibi, geçim derdi, anasının hastalığı, karısının dırdırı. Sokuyorlardı beynini sanki. Tam o anda, tık etti oltası, tık tık tık. Büyükçe bir balık olmalıydı, sevindi, oltasını çekti gelmedi. Ayağa kalktı, kuvvetini toparlamak için. Kalkmasıyla birlikte oltayla beraber kendini karanlık sularda buldu, hızla çekilmişti nehre. Suyun içinde debelendikçe batıyordu, kısacık bir anda tek gördüğü kocaman gümüş rengi parlak pullarla kaplı bir kuyruktu, sonrasını hiç hatırlayamadı, soluksuz kalıp, indi bataklığa doğru hareketsiz bedeni.

Genç adamın cansız bedeni sulara gömülürken, o ise huzur içinde gümüş pullu kuyruğunu vurdu sulara, nehrin suları bulandı, balıklar bile uzaklaştı. Hafiflemişti birazcık da olsa, ama yetmezdi.

Yetmezdi, çünkü onun bedenine uzanan eller ne çok olmuştu en güvendiği yerde, evinde. En yakınlarında, aile içinde hem de. Kocaman, büyük bir aileyiz diye övünürlerdi bir de, kasabada. Büyük ailenin İçi ise pis, kokuşmuş. Yok ederiz sandılar kokuşmuşluklarını, genç kızı nehre atınca, bataklıkta saplanıp kalacaktı sanki onun körpe bedenine uzanan hoyrat, kaba eller…

Nehrin tatlı sularından tuzlu sularına geçti oyun oynamak istiyordu canı, biraz eğlenmek. Balıkçılarla uğraşmak, onları şaşırtmak çok hoşuna gidiyordu. Bir balıkçı motoru atmıştı ağlarını denize. Bekliyorlardı onlar da, kolay mıydı balıkçılık, ıslak, soğuk, hepsi bir aradaydı, napsınlardı işte ekmek parası.

Ağların arasına karıştı usulca, hepsini parçaladı birer birer sırayla, balıklar ohhh, özgürlük, deyip kaçtılar derin sulara…

Balıkçılar ağlarını toplayınca ürktüler, bu kaçıncıydı… Bu kaçıncı ağların paralanışı. Dönelim dediler, kasabaya sürdüler balıkçı motorlarını. Aç kalacaklardı çoluk çocuk, bir türlü ağ atamıyorlardı denize ne zamandır.

Daha da kötüsü nehre giden erkekler dönmüyordu evlerine. Kasabada erkek bile kalmayacaktı bu gidişle… Kadınlar kocalarını göndermek istemiyorlardı denize, nehre…

Onu, elleriyle dokuduğu çuvala sokup atmışlardı soğuk sulara, ailesinin erkekleri. Önce bir ipi boynuna geçirmişler, çürük bir iple asmaya kalkmışlar, becerememişlerdi, ip bile isyan etmişti, ben bu günaha ortak olamam diye. Sonra da soğuk bıçak darbeleri saplamışlardı o küçücük bedenine. Bir bağ bıçağı ile vücudunu param parça etmişlerdi…

Ağları parçalamak çok yormuştu Deniz kızını, hiç enerjisi kalmamıştı, bu günlük yeter, dedi, dinlenmek üzere nehrin derinliklerindeki yuvasına doğru ilerledi, ama ayağına geliyordu avı işte.

Efsanelere, masallara inanmayan cesur bir yürek, açıldı küçük sandalı ile nehirde. Saçma sapan şeyler anlatıyorlar diyordu, yok canavarmış, yok deniz kızıymış, muhteşem güzellikte gümüş parlak pullarla kaplı bir kuyruğu varmış… Oltası sularda, kafası deniz kızında. Erkenci kuş ötmeye başlamıştı kıyıda, ağaçlar uyanmış, korkuyla ve acımayla karışık bir ifade vardı suratlarında. Balıkçı görmüyordu onları, arkası dönük kıyıya. Arkadan geldi işte onun avcısı, neye uğradığını şaşırdı. Debelenemedi bile, çünkü karşısında muhteşem bir deniz kızı vardı. Vay be, doğruymuş, oldu son sözleri, cennette sandı kendini, mutlu gitti nehrin derinliklerine…

Arkasından da deniz kızı salına salına, daldı nehrin karanlık sularına…

Karanlık Nehir” için 2 Yorum Var

  1. Merhaba

    Kısa ve etkileyici bir öykü olmuş. Elinize sağlık. Konu itibariyle de oldukça hassas ve rahatsız edici, kanayan bir yaraya parmak basmışsınız. Ama bunu da yaparken detay vermeyip dikkatli davranmışsınız. Bu açıdan tebrik ederim. Öykünüz, intikam böyle bir şey dedirtti bana.

    Devrik cümleler biraz fazla ama beni rahatsız etmedi. Sonuçta öyle takdir etmişsiniz.

    Sadece ilk cümlede salınmak ve sallanmak birlikte olunca göz yormuş gibi “Karanlık nehrin sularında salınıyordu muhteşem kuyruğunu sallayarak sağa sola.”

    Hoşçakalın
    Müge

  2. Dipsiz dedi ki: dedi ki:

    Sevgili @Kratercini

    Geçen ay denk gelemdik bu sebeple şimdi söylemek isterim; aramıza hoşgeldin :slight_smile: Hem peri bacaları öykünü hem de bu öykünü arka arkaya okuma şansım oldu. Açıkçası, senin alt teması güçlü ve zorlu toplumsal konuları böylesi hikayelere dökmekteki yaklaşımını tebrik etmek isterim. Hem masalsılık hem gerçekçilik arasında gidip gelen ve burada bir yede nesenselliği oluşan hikayende herşeyin dozunda verildiğini paylaşmak isterim.

    Ufak bir notum var: Deniz Kızının yüzdüğü yer hikayenin içinde farklı belirtilmiş bir yerde nehir - bir yerde deniz demişsin. Burada bir mekansal mutabakat gerekiyor.

    Eline ve düş gücüne sağlık
    Sevgiler
    Dipsiz

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!