Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Kaybolan

Bastonuna dayanarak yavaş yavaş ilerliyordu yolda. Eskiden civarın en işlek yollarından biri olan bu yer, şimdi çimenlerle doluydu. Unutmuştu herkes yolun bittiği yeri. Önemsemekten vazgeçmişlerdi. Bu yolu kullanan yüzlerce insanın ve hayvanların çoğu çoktan ölüp gitmişlerdi. Evet bir kısmı bu yol üzerinde ölmüş bile olabilirdi. Eskiden savaşlar çıkardı. Yolun sonuna kimin hükmedeceğini belirleyecek savaşlar. Hiçbirine katılmış veya uzaktan seyretmiş değildi. Sadece biranın tadının sidiğe benzediği, çirkin fahişelerin ve paralı askerlerin takıldığı, pis hanlarda hikâyelerini duymuştu. Meşhur Rıhtım. Bir zamanlar ülkenin incisi. Şimdi ise kimse nerede olduğunu bile bilmiyordu. Kaybolmuştu hafızalardan.

Kütüphaneden eski bir harita bulmamış olsaydı o da asla bulamayacaktı bu yolu. Kütüphaneci bile neden bahsettiğini bilmiyordu. Kendisi aramak zorunda kalmıştı. Koskoca kütüphanede tek başına! Oradaki bütün ezikler, ona garip bir bakış atmıştı. Sanki o çok değerli kütüphanelerini pis kokutuyormuş gibi. Evet, evsiz bir sarhoş olabilirdi ama bu insanların ona saygısızlık edebilecekleri anlamına gelmiyordu. Eskiden önemli biriydi o. Güçlü bir asker. Tabiî çok uzun zaman önceydi bunlar. Kraliyet ordusundaydı. Komutanın kızıyla yatınca canını zor kurtarıp, kendi isteğiyle sürgüne gitmek zorunda kalmıştı. Her şeyini kaybetmişti bir çift süt beyazı, yumuşak göğüs uğruna.

Sürgün hayatı zordu. Tekrar askerlik yapmayı denemişti ama adı ondan önce seyahat ediyordu. Komutanı her yere yediği haltı yaymıştı. İsmini değiştirmeyi de denedi ama yüzünde ki çirkin “X” şeklindeki yara onun tanınmasını kolaylaştırıyordu. O aptal yara izi yüzünden nerede iş arasa, müstakbel patronları onu öldürüp kafasını komutana yollamak istemişlerdi. Ve malum, en sonunda sokaklara düşmüştü. Eski zırhını ve kılıcını hatırlıyordu. Ne kadar da heybetliydi. Düşmanları adeta titrerdi onun karşısında. O kılıcıyla onların canlarını almadan, adamlar korkudan kaçmaya başlarlardı. Şey… En azından bazıları…

Bu boktan yolculuğa neden çıktığını bilmiyordu. Tek bildiği eğer bir yerde kaybolmuş bir rıhtım varsa, burası onun gibi unutulmuş bir asker için biçilmiş kaftandı. Efsaneye göre orada hâlâ yaşayan bir ahali varmış. Kendi içlerinde yaşıyor asla dış dünya ile irtibata geçiyorlarmış. Onu aralarına alıp almayacaklarını bilmiyordu ama deneyecekti. Çünkü hayatta onun için hiçbir şey kalmamıştı artık. Kaybedecek bir şeyi yoktu. Zenginliği fakirliği, evliliği bekarlığı, deliliği ve bilgeliği tatmıştı pek çok kez. Artık istemiyordu. Sadece sarhoşluğu ve ayıklığı denemek istiyordu. Dinlenmek istiyordu. Bu yüzden kimsenin onu tanımadığı, tanısa bile umursamayacağı bir yere gidiyordu. Kayıp Rıhtım! Evet, her şey güzel olacaktı onun için.

Bastonunu ileri attı. Tam ayağı da onu takip edecekti ki bir taşa takılıp sendeledi ve yere düştü. “Bir baston ancak efendisi kadar ayık oluyor sanırım.” diye söylendi ayağa kalkarken. Üzerindeki tozları temizledi ve bastonunu kavradı. Yoluna devam edecekti. Az kalmıştı. Yol boyunca gördüğü işaretler haritadakilere tıpatıp uyuyordu. Yol buydu. Sonunda Kayıp Rıhtım olan bir yol. Aylardır yolculuk ediyordu. Yorgunluktan ölmek üzereydi. Becerebildiği kadar avlanıyor, çalıyordu. Eğer yapamazsa ise aç yatıyordu. Güzel bir şarap içmeyeli bir ömür geçmiş gibi hissediyordu. Hedefine vardığında en az dört sene yataktan çıkmayacaktı. Sadece içecekti. İçip dertlerini unutacaktı. Onu kimse rahatsız etmezdi Rıhtım’da. Halinden anlarlardı. Kendini kaybetmiş bir adamı, kayıp bir rıhtımın ahalisinden daha iyi kim anlayabilirdi ki zaten?

İki gün boyunca kimse ile karşılaşmadan yürüdü yolunda. Bir atı veya eşeği yoktu binecek. Yayan gidiyordu Rıhtım’a. Ve bulutlu bir gecede Rıhtım’a vardığını belirten ilk işareti gördü. Bir kayık. Taştan oyulmuş ve şekil verilmiş bir kayık. Konuştuğu kimse kayığının neden veya nasıl yapıldığını bilmiyordu. Ama görüşüne göre Rıhtım’ı bilen herkes bu kayığı da biliyordu. Çok çok yaşlı bir adam bir keresinde ona, şu an içinde durduğu toprakların eskiden suyla kaplı olduğunu söylemişti. Adamın anlattığına göre en az üç bin sene önce büyük bir deprem olmuş ve deniz geriye çekilmiş, kara yukarı yükselmişti. Bu gerçek olabilecek bir hikâye idi ama gene de taştan bir kayığın neden burada olduğunu açıklamıyordu. Kayıklar tahtadan olurdu, zamanla tahta taşa dönüşecek değildi ya?

Büyük bir heyecan hissetse de ifadesiz bir yüz ile kayığın yanından geçti ve tepeyi tırmandı. Karn Aduamin. Rıhtım’a giren insanların yürüdüğü ilk yol. Yolcuların Rıhtım’ı gördüğü ilk tepe. Zorlu bir tırmanış değildi zira taştan yol hâlâ yerli yerindeydi. İster istemez Rıhtım sakinlerinin hâlâ bu yolu kullandığını ve zaman zaman tamir ettiklerini düşündü. Bastonunu artık havaya kaldırmıyor sadece sürüklüyordu. Yorgunluğunu hissedemeyecek kadar heyecanlıydı. Kayıp Rıhtım’ı görecekti. Büyük efsaneyi. Herkesin görmek istediği yeri.

Ve sonunda tepeye çıktığında başını kaldırdı ve Gizem Kulesi’ni gördü. Kararmıştı. Rıhtım’ın önemli insanlarının bulunduğu kule artık terk edilmiş gibi görünüyordu. Rıhtım’ın kendisi de öyle. Yani en azından geri kalanı. Yer yer ayakta kalan binalar vardı. Ama çoğunlukla çökmüş ve bazıları yanmıştı. Hiçbir yaşam belirtisi yoktu etrafta. Toprak siyah ve verimsiz görünüyordu. Deniz hastalıklıydı. Tek bir gemi, hatta bir kayık bile yoktu büyüleyici Düşler Limanında. Kayıp Rıhtım. O kadar kayıp ki artık yok. Gözünden gelen yaşlarla tepeden aşağı doğru inmeye başladı. Bütün emekleri boşa gitmişti. Bütün hayalleri. Efsanevi Kayıp Rıhtım sadece tahtalardan ve küllerden ibaretti.

Gizem Kulesi’ne girmeye cesareti yoktu. Bu yüzden ayakta kalan en büyük yapılardan birine gitti. Yolgeçen Hanı. Duyduğu bütün hikâyelerde burası geçiyordu. Ne kadar renkli, ne kadar eğlenceli bir yer olduğu. Tadabileceğin en iyi biraya sahip olduğu. Eh, artık değil sanırım. Artık sadece yarısı yanmış köhne bir binaydı burası. Kapısına geldiğinde başını kaldırdı ve sundurmaya kazınmış yazıyı okudu:

“Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez. Kaybolan ve el değmeyecek olanlar bile.”

Kaybolan” için 8 Yorum Var

  1. Bitince nedense aklımda senin hikayelerinin hep karamsar olduğu kanısı uyandı. Umutsuz bir adamın umutsuz bir arayışa girişmesi; etkileyici, biraz da kısaydı açıkçası. Fantastik yazmayı pek tercih etmediğini düşünüyorum, ama yazınca da insanlara devamını aratıyorsun gerçekten. 🙂

    Eline sağlık.

  2. Selamlar Can!

    Gerçekten karamsar bir öykü olmuş. Ama düşününce, bundan daha gerçek bir şey de bulamıyorum:

    “Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez. Kaybolan ve el değmeyecek olanlar bile.”

    Güzeldi gayet. Seni buralarda daha çok görmek isterim. 🙂

    Kalemine sağlık!

  3. Yitip gitmiş ve adı gibi “kayıp” olmuş bir rıhtım… güzel fikir :).

    Kayıp Rıhtım’ı arayan ana kahramanımızın hikayesi çok hoşuma gitti. Onun arayışı sırasında kendisinin hikayesini öğrenmek, başından geçenleri bilmek güzel bir ayrıntı olmuş ve hikayenin sürükleyici kısımlarını da oluşturmuş.

    Darly ve Koyu’nun da dediği gibi karamsar bir hikayeydi ama sanırım senin tarzın da bu.

    Ellerine sağlık, çok farklı ve rahatlıkla okunan bir hikayeydi.

  4. (The beginning is the end – Smashing Pumpkins) eşliğinde okuyunca karamsar havanın iliklerime kadar işlediğini hissettim resmen. Adamın asasına söylediği laf hoşuma gitti. Onun dışında şu taştan kayığa da bir açıklama bekledim gelmedi. Sanırım bu tip ayrıntılar da kayıp temasının üzerine giden diğer özelliklerdi. Ellerine sağlık bir anda neşeli neşeli hikayeleri gezerken karamsarlığa boğuldum bu da yazının ne kadar güçlü olduğunu anlatıyor sanırım.

  5. Bu hikaye sinirlenmeme ve strese girmeme yol açtı… Ne demek oluyor şimdi tüm bu olanlar Rıhtım’ın da bir gün sonunun gelecek olduğunu mu gösteriyor?????? 🙁

    Seçkinin bu özel temasına özellikle bu şekilde karamsar evrenler ve kurgular hakim ama okuması bir o kadar zevkli… Ellerine sağlık!

  6. Şu baston olayı beni çok güldürdü. Ben görmediğimden baston kullanıyorum da, ben de dalgın ya da sarhoş olduğumda benim de içimden geçiyor. “Bir baston ancak efendisi kadar dikkatli oluyor,” diye. Öykünün sonu çok güzeldi. Kayıp rıhtımın kayıp kalması gerekirdi bence de. Bu arada Gizem Kulesi’ne girilmediği de dikkatimden kaçmadı. Belki de Gizem Kulesi’nden bir giriş vardır. Ya da kayıp rıhtımın eski şaşasından bir kalıntı vardır. Ya da ne bileyim, kayıp rıhtımın bulunmaması/kayıp kalması için bir yanılsamadır o yıkıntılar ve Gizem Kulesi’nde bu yıkıntının ardına bakmak yani kayıp rıhtımı bulmak için bir anahtar vardır; ama zaten adam kayıp rıhtımı bulmayı yeterince istemiyormuş bence.

  7. Diğer hikayelerden çok daha farklı bir lezzete ve kurguya sahip olan yazınız için sizi tebrik etmek istiyorum. Her ne kadar bir gün bizimde sonumuzun bu olacağı düşüncesi, canımızı sıkıyor olsa da; bu sonu öylesine ustaca kelimelerle bağlamışsınız ki ne yapacağımızı şaşırdık.

    Kaleminize sağlık.

  8. Kayıp bir komutanın yine kendisi gibi kayıp olan bir yeri araması… Seçkiye değişik bir tat, güzel bir öyküydü. Ben oldukça beğendim. Seni ve yazılarını yeniden görmek güzel.
    Kalemine sağlık sevgili Canina…

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *