Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Kelebek Etkisi

Çamurun içinde ısınmaya çalışırken uyuyup kalmışım. Hava buz kesmiş.. Arkadaşlarımın ayaklarına, kafalarına dokunduğumu belli belirsiz hissediyorum arada. Çamur vıcık vıcık.. Hem de sıcacık.. Isıtma işini en iyi o yapıyor. Etrafta ses seda yok daha.. Sanırım ilk uyanan benim. İlk uyanan ben olduğumda hiç sesimi çıkarmam. Genellikle arkadaşlar ilk uyanan olmakla garip bir övünç duyarlar ve bunu belli etmek için şarkılarını bağırarak söylemeye başlarlar. Bense o sessizliğin tadını çıkarırım. Sessizliğin, gecenin, şafağın, gölün huzurlu rengini izlerim. Hava buzsa bugünkü gibi çamurdan çıkamam ama biraz iyiyse hemen çıkar dolaşırım. Uyumayı seviyor bizim ahali, o da iyi geliyor bana. Ben de yalnızlığı seviyorum. Kaçıp gitmeyi düşünürüm arada ama gidince ne olacak ki.. Kendinden, kafanın içinden kurtulmak mümkün mü.. Zaten hem öteki lazım, hem yalnızlık bence.. Arada yalnız kalabildiğimiz bir sosyal hayat en ideali..

O gün yine ahali uykudayken, hava da biraz iyi olduğundan çamurdan çıkmış dolaşıyorken arkadaşlarıma hiçbir şekilde dokunmamaya azami gayret sarf ederken düşünüyordum. Bizim vadinin yanında bir vadi var, oradaki gölü düşünüyordum. Orada yaşayanlar, oradaki göle girmiyorlarmış! Düşünebiliyor musunuz, ahali kollarını, bacaklarını suda çırpma, sırt üstü, yüz üstü, çapraz, kelebek, kurbağalama her türlü teknikle yüzme zevkini yaşamıyor, eğlenmeyi bilmiyorlar! Aklım almıyor; insan nasıl, neden denemez.. Gerçekten şurda, yanı başımda bir nesne olacak, öylece duracak ve ne olduğuna dair hiçbir merak hasıl olmayacak!  Aklım fikrim almıyor böyle bir durumu.. Geçenlerde gezgin bir arkadaş uğradı, bizim göle.. Arada uğrar, durmadan gezer ve gezdiği yerlerde olup bitenleri anlatır durur. Hem bundan öyle bir zevk alır ki, anlatışını duysanız göllerdeki en tatlı yiyeceklerle yapılan ‘pencuci’ yediğinizi filan sanırınız.. Hem böyle zevkle yapılan iş karşıdakini de fevkalade etkiliyor. Bunu çok rahat görüyorum, onu ve onu dinleyenleri gözlemlediğimde.. O ballandıra ballandıra, kendinden geçerek anlatır, dinleyenler de ağzı beş karış açık, kendinden geçerek dinlerler. Sinerji mi diyorlar, onu çok net görebilirsiniz. Gezgin arkadaşı mı dinlesem o sırada, o sinerjiye mi kendimi kaptırsam karar veremiyorum çoğu zaman. Onun gelmesine bayılıyorum. Her ne kadar cesaretsizlikten dışarıdaki  dünyalara açılamasak da gezgin bir ruhumuz var nihayetinde.. Belki de tembellik; emin değilim.. Ondan farklı dünyaları dinlemek ruhumu doyuruyor kısmen de olsa.. Yoksa acıktırıyor mu demeliyim.. Ya mesela geçenlerde panda diye bir canlı görmüş bir gölün kıyısında.. Düşünebiliyor musunuz; adını bile ilk kez duyuyorum. Biraz anlattı şeklini ama tam da oluşmadı resmi kafamda.. Görmek gibisi olur mu hiç..

Neyse, ne diyordum; şu bizim yan vadideki gölü düşünüyordum. Ve çevresindeki arkadaşları tabi.. Yok yani, göle uğrama gibi bir niyetleri yokmuş. Off dayanamıyorum. Bu zevki tatmamaları kanıma dokunuyor. Hayır, bana bir zararı da olmaz bunun, yararı da.. Yani gelmişsin şu çamur içindeki bir dünyaya..İstemez mi canları şöyle naif bir suya dalmayı.. Suyu hareketlendirmeyi.. Hem suda hareket edildikçe sudaki oksijen miktarı da artarmış, su temizlenirmiş anlayacağınız. Durgun bir göl suyunun ne kadar ağır olabileceğini tahmin edebiliyorum. Bugün en yakın arkadaşımla konuşup oraya gitme fikrimden bahsedeceğim. Zaten çok uzak değil.. Bir günlüğüne gider geliriz.

* * *

Bizim göl kadar bir göl, çamuru bizimkinden daha cıvık ve ne yalan söyleyeyim, böcekleri bizimkilerden daha lezizdi. Orda kalmayı isterdim, ama bir şey geri çekti beni.. ‘Vatan’ dedikleri böyle bir histi galiba.. Orda herkes yabancı.. Yani nasıl diyeyim hem bana tanıdık olmamaları yüzünden yabancılar, hem de ciddi ciddi yabancılar. Adamlar düşünün, yanı başlarındaki göle girmemişler. Sabah akşam çamurun içindeler. Gezerlerse gölün kenarında geziyorlar. Gerisi varsa yoksa çamurun içinde yatmak.. Böyle hayat da neyin nesidir yahu.. Dedim, çamurları harika.. Tam da içinde yatıp kalmalık, ama o kadar da durulmaz ki bir yerde.. Ne kadar harika olursa olsun.. Anca vatanın olması lazım. Alıştığın, içinde emin hissettiğin bir yer olabilir ancak,  kalınabilecek yer benim için.. O da burası.. Yani esasen buradan bir yere ayrılma gibi bir niyetim olamaz. Onlar için de öyle olmalı. Ama neden göle girmiyorlar, bunu çözemedik. Arkadaşımla  akşam üzerine kadar yanlarında kaldık, harika ötesi böcekler yedik, çamurlarında yattık, mükemmel şarkı söylüyorlar, onları öğrendik ve birlikte söyledik. Oradaki bir dişiden acayip hoşlandım hatta, ne yalan söyleyeyim.  Üreme mevsimimiz olsa kaçmazdı benden. Gölün kenarına bir ara zürafa dedikleri bir canlı geldi. Hayatımda ilk defa gördüm. Boynu ve bacakları uzun mu uzun, narin, ince, gözleri iri iri, kuyruklu bir canlı.. Zürafa zarif demekmiş zaten.. Yani ben şahsen hayal alemimde böyle bir canlı hayal edemezdim. Benim için onu görmek hayli farklı bir deneyim oldu. İşin ilginci o bile çok yaklaşmadı göle, suyunu içer diye ummuştum ama içmeden geçip gitti. O gölün temizlenmesi lazım. Yoksa hiçbiri giremeyecek. O gölün öyle durgun ve atıl kalması nedense acayip dokundu bana.. Arkadaşımla girmek için birkaç deneme yaptık ama yok. Su durgun oluğu için çok ağırlaşmış, girsek bile çıkamayabilirdik. Oradaki arkadaşları da anlayabildik böylece. Aslında hepsi birden aynı anda girseler, onların hareketiyle su temizlenir ama girmiyorlar işte.. Bir planım var, arkadaşımla konuşayım, planı uygulamak için yine gideceğiz. Kafama koydum bir kere.. Bu göle girilecek!

* * *

Neler oldu neler.. Gideceğimizi söylemiştim.. Arkadaşımla yine gittik yan vadideki göle.. Planımı uygulamak için gece yarısı arkadaşlar uyurken, uykumuzdan fedakarlık ederek çıktık yola. Hadi benim bir isteğim var, hedefim var; arkadaşımın işi ne bu durumda..Bunu ben  de bilemiyorum. Maceracı bir ruhu var demek ki.. Bana uydu işte.. Fena mı..

Neyse, gece yan vadideki kurbağalar uyurken oraya vardık. Orda o güzel çamurda mışıl mışıl uyumak vardı.. O kadar da uyku akıyordu gözümüzden.. Yorgunluk da eklenmişti tabi.. Ama planımız ve hedefimiz vardı, uyumayı düşünemezdik.Arkadaşımla vadinin üst yakalarına çıkıp büyük yapraklardan birkaç tane aldık. Koparma işlemini yapmak hayli zor oldu. Önce dikenli bir bitki bulup bir dikenini kırmak zorunda kaldık. O büyük yaprakları koparmak mümkün değildi bizim için. Kırdığımız diken parçasını bir testere gibi kullanıp yaprağı sapından kestik, yaklaşık bir saatimizi aldı bu işlem.. Onu bir kayık gibi kullanacaktık. Ve diğer iki yaprağı da kürek olarak kullanıp tüm gölü dolaşacaktık. Böylece hareketlenen göl kısmen temizlenmiş olacaktı. Kaya gibi ağır yaprakları var gücümüzle gölün kenarına taşırken hayatım boyunca yorulmadığım kadar yoruldum.Kıyıdan yaprağın birini göle bıraktık. Yaprak, ağırlığından dolayı suya batmasın mı! Ümitsizliğe mahal vermeden ikincisini suya attık. Attık atmasına da, ortasındaki deliği görmen koparmışız. Maalesef o da gölün derinliklerinde yerini almaya gitti. Elimizde topu topu tek yaprak kaldı. Görünüşe göre o da ağırdı ama delik falan yoktu. Onu göle bırakırken korkudan yaprağa değil birbirimize baktık. Bu yaprak da olmazsa dünyalar başımıza yıkılacaktı, tüm emeğimiz boşa gidecekti çünkü.. Merak korkuyu aşınca gözümüzü yaprağa doğrulttuk. Suyun üstünde yüzüyor olduğunu görünce sevinç çığlıkları atmamak için kendimizi zor tuttuk. Arkadaşları uyandırmamamız gerekti. Hemen yaprağa atladım. Atlamaz olaydım! Göle düşüp ölmeme ramak kalmıştı. Heyecandan dengeyi ayarlayamayınca yaprak yan geldi ve battı. Canımı kurtardığıma şükrettim. Ümitsizce oturup göle bakmaktan başka çare kalmamıştı. Öylece bakarken helikopter böceğini gördüm, ondan yardım isteyebileceğimizi düşündüm. O uçabilir ve ayaklarıyla taşıdığı bir parçayla gölü hareketlendirebilirdi. Vakit kaybetmeden, uyuyan kurbağaları uyandırmadan böceğe seslenmeye çalıştım. Kinciymiş besbelli.. E ne yiyeceğiz böcek yemeyeceğiz de.. Sanki şimdi onu yedik.. Üstümüzde askeri helikopter gibi pır pır dolaştı da teklifimize kulak asmadı.

Arkadaşımla boş gözlerle göle karşı oturmuş, arkadaşların uyanmasını bekliyorduk. Artık ne yapılabilecek plan, ne de plana zaman kalmıştı. İkimiz de hayli üzgündük. Gözüm küçük taşlara takıldı. Göle taş atmayı çok severdim, hatta en çok sevdiğim şeylerden biriydi.. Gölde oluşan dalgaları izlemek müthiş keyif verirdi. Elime birkaç taş alıp atmaya başladım. Önce yakın bölgelere, gittikçe uzak bölgelere de.. Gölün dört bir yanında haleler oluşmuştu. Kurbağa arkadaşlar uyanmaya başlamıştı, güzel şarkılarından anlaşılıyordu. Şarkılar fazlalaşacağına azalıyordu ve ben buna çok da odaklanamamıştım aslında. Çünkü ulaşamadığım hedefimi ve yolunda gitmeyen planlarımı düşünüyordum. Kurbağa arkadaşlardan tek tek suya atlayanlar oldu. Önce taşlar zannettim, tam anlayamadım.  Böyle bir şeyi asla tahmin etmediğim için üstünde durmaya gerek bile duymadım. Arkadaşım uyarmasa muhtemelen hiç dikkat etmeyecektim. Sonra bir kurbağa daha, bir kurbağa daha.. Neler oluyordu.. Kurbağalar göle girmeye başlamışlardı, hem de tam bugün.. Anlaşılmazdı! Gözlerimiz şaşkınlıktan vücudumuz kadar olmuştu belki de.. Aklımız başımıza gelir gibi olduğunu hisseder hissetmez onlarla konuşabileceğimiz kıyıya zıpladık.

_Hey, neler oluyor? Göle girmişsiniz?

_Evet, diğerlerini görünce ben de girdim. Muhteşem!

_Hey, peki sen neden girdin?

_Göle giren arkadaşları görünce girdim.

_Kim girmişti?

İlk kimin girdiğini bulamadık, hepsi uyandıklarında bazı kurbağaların zaten suda olduğunu, onları görünce cesaret bulup kendilerinin de girdiklerini söylediler. Arkadaşımla şaşkınlıktan birbirimize bakarken gülmeden de duramıyorduk. Çünkü kurbağalar yüzerken suyu temizleyeceklerdi. Su berraklaşmaya başlamıştı bile.. Onları hayran hayran izlerken zihnimde ani bir belirme oldu; ‘göle attığım taşlar!’ diye çığlık attım. ‘Onları görünce kurbağaların göle girdiğini zannettiler!’

Bir yerde duymuştum; bir kelebek kanat çırpsa başka bir yerde fırtınaya sebep olurmuş. Attığım her bir taşın suda oluşturduğu halka orada bir hareket sağlamıştı. Bizim kurbağalar onların her birini kurbağa sandılar. Ve onlar da harekete ortak olmaya başladılar. Amacım gölü hareketlendirmekti; bunu bilmeyerek başardım. Bundan sonra durgun bir göl bulursam yapacağım belliydi; küçük küçük hareketlendirmeler yapmak. Nasılsa o hareketlenmeler  yenilerini getirecekti. Mutlu ve huzurluydum.. O sırada siyah beyaz, tüylü, ağır bir hayvan göl suyundan içmek için eğildi ve tiksinmeden içti. Göl suyu temizlenmişti. Oralı arkadaşlara o canlının adını sorduğumda ‘panda’ olduğunu söylediler. Mutluluğum katlanmıştı..

Kelebek Etkisi” için 9 Yorum Var

  1. Merhaba, seçkiye hoş geldiniz.
    Bilmiyorum yazarken böyle mi düşündünüz ama ben alegorik öykü havası aldım okuduğum metinden. O gözle okuyunca da öykü gayet keyifli oldu. Özellikle helikopter böceğini sevdim 🙂
    Kaleminize kuvvet.

  2. Merhaba 🙂 Rıhtım Seçki’deki ilk öykün sanırım? Aramıza hoş geldin 🙂
    Genelde okudukça bir şeyler yazarım yorumlara. Senin öykünde de öyle yapacağım.
    *Öncelikle, enteresan bir isim seçmişsin. Kelebek etkisini kurgundaki ana mevzu olarak kullandığını var sayarak daha şimdiden heyecan duyuyorum 🙂
    *Birkaç yerde üç nokta yerine iki nokta bıraktığını gördüm. Bunu bilerek mi yapıyorsun acaba? Eğer özel bir sebebi varsa, öykü içerisine görmeyi isterdim açıkçası 🙂 Bakalım.
    *Karakterleri anlatırken, genelde “temel” bir özelliği ile açılış yapılır ki onun hakkındaki diğer her türlü ayrıntı bu ilk izlenimin üzerine yerleştirilebilsin. Sanırım senin açılışın da bunlardan birisi olmuş. Hoşuma gittiğini söylemeliyim.
    *”O gün yine ahali uykudayken, hava da biraz iyi olduğundan çamurdan çıkmış dolaşıyorken arkadaşlarıma hiçbir şekilde dokunmamaya azami gayret sarf ederken düşünüyordum.” Buradaki “-ken”leri bilerek ardışık kullandığını tahmin ediyorum? Bende, aynı anda birkaç şeyi birden yaparken bile zihnini huzurlu tutabilen birisiymiş izlenimini uyandırdı.
    *”ahali kollarını, bacaklarını suda çırpma, sırt üstü, yüz üstü, çapraz, kelebek, kurbağalama her türlü teknikle yüzme zevkini yaşamıyor, ” Türkçe enteresan bir dil. Bazı dil bilgisi tercihlerini anlayamıyorum fakat bir kısmına hak verebiliyorum. Burada da “yarım anlayıp yarım hak verdiğim” bir durum var.
    “hiçbir türlü teknikle” olması gerekiyor sanırım o kurallara göre. Türkçe’de olumsuzlamalar, yüklemlere yansırken onları niteleyen ifadelere de yansımak durumunda.
    Yanılıyor olabilirim. Dilersen bir araştır bu konuyu.
    *Geçenlerde gezgin bir arkadaş uğradı, bizim göle.. ” ile başlayan kısmı biraz okudum (paragrafı henüz bitirmedim) fakat bana öyle geliyor ki, buradan sonrası ayrı bir paragraf olarak alınsaymış daha iyi olurmuş. Çünkü, teknik olarak karakterin düşüncelerini anlattığı paragrafa bağlı olsa da ilkin anlatılan düşünceden apayrı bir şeyi konu ediniyor gibi. Zaten, paragraflar birbirleriyle anlam dizgisi olarak bağıntılı olmak durumunda (istisnalar olabilir) . Bence, bu bağ olsun olmasın, bu cümle de ayrı bir paragrafı başlatmalı ki takibi, iç ses tonlaması da okuyucu için kolaylaşsın.
    *”öyle bir zevk alır ki, ” Şimdi, burada şöyle bir durum var. TDK, bağlaçlardan sonra virgül ve üç nokta dışındaki noktalama işaretlerini “kullanılamaz” olarak addetse de, ben o tandansta değilim. TDK’ya göre, okurken gereken duraklama ve vurgu zaten o bağlacın temsil ettiği noktalama işareti tarafından yapılıyor, ayrıca bir şey eklemek gerekmiyor. Fakat, yazarlar olarak bizler dile en çok etki edebilen kitleden olduğumuz için, doğru bulduklarımız neyse ona göre yazmalıyız (bence:) )
    Özetle, ben buradaki durumu dert etmiyorum fakat edenler olabilir. Belirtmek istedim.
    *”Sinerji mi diyorlar, onu çok net görebilirsiniz. ” Bu sözüm bir öneri olacak. Burayı okurken o virgülün klasil bir virgül olduğunu sandım ve ancak cümleyi bitirdiğimde içsel konuşmada neyi karşıladığını anladım. Bence, virgül yerine noktalı virgül veya ilk kısmı kısa çizgi içine almak daha “tercih edilesi” seçenekler olurdu.
    *”Gezgin arkadaşı mı dinlesem o sırada, o sinerjiye mi kendimi kaptırsam karar veremiyorum” Ben de zaman zaman buradaki durumla ilgili sıkıntı yaşıyorum yazarken. İşin doğrusunu bildiğimi söyleyemem yani. Ama, bana öyle geliyor ki “-mı”ların olması gereken yer, sorulmak istenen şeyin hemen ardı. Haliyle “gezgin arkadaşı dinlesem mi o sırada, yoksa o sinerjiye kendimi kaptırsam mı karar veremiyorum” ifadesi bana daha doğru gibi geliyor. Araştırmak lazım elbette.
    Ama ben bunun dilsel anlamda doğru olduğunu düşünüyorum çünkü dinlenecek çok sayıdaki kişi arasından “şunu mu bunu mu” şeklinde bir seçim düşüncesini ifade etmemiz gerektiğinde de “gezgin arkadaşı mı dinlesem yoksa buradaki yerlileri mi” gibisinden bir ifade ile karşılıyoruz durumu.
    *Bir de, “Ondan farklı dünyaları dinlemek ruhumu doyuruyor kısmen de olsa.. ” dahil birkaç yerde, teknik olarak cümle bittiği halde iki nokta kullandığını fark ettim. Başlarda bu iki noktayı, üç nokta yerine kullandığını sandığımdan… Bilemiyorum. Söylemek istedim sadece 🙂
    *”dünyaya..İstemez” 😀 Biraz aşırıya kaçtım sanırım “adım adım eleştirerek yazmak” işinde. Bundan sonra böyle minik “kayma” görünümlü şeyler fark ettiğimde tek tek belirtmeyeceğim. Yine de, söyleyeyim. Kelimeler arasına boşluk koyamamışsın 🙂 Olur böyle şeyler herkeste. En harika yazarca yazılmış ve nice editörün elinden geçmiş öykülerde bile.
    *”Adamlar düşünün, yanı başlarındaki göle girmemişler. ” ımm. Bu konu özel ilgi alanıma giriyor. Haliyle, burada da dikkatimi çekti. Karakterlerinin insan olduğuna dair bir iki ip ucu vermiştin öncesinde. Haliyle bu “adamlar”ın “insan erkeği” formunda olduklarını var sayıyorum?
    Karakterlerin o şekilde düşünüyor olması olası, fakat ben bir öyküde “cinsiyetçi” olarak algılanabilecek ifadelerin yer aldırılırken dikkatlice seçilmesi gerektiğini düşünüyorum. Evet, günümüzde hemen herkes “birileri” derken “adamlar” diyerek ifade ediyor. Haliyle, bu şekilde konuşan/düşünen karakterlerin olması ve yazarın bu şekilde ifade etmezi sorun olmamalı. Yine de, fantastik veya ona yakın türlerde yazıyorsak eğer, “bu dünyadan ayrışabilen” şeyler de yazıyoruz demektir ve bana öyle geliyor ki özel bir sebebi yoksa bu tarz ifadelere yer vermemek en iyisi.
    Ama bu sözlerim tamamen benim tercihimle ilgili. Yazımında herhangi bir sorun yok. Karakter gayet de gerçekçi görünüyor.
    *”Vakit kaybetmeden, uyuyan kurbağaları uyandırmadan” ımm… Öykünün başlarında geçen “insan” kelimesini dilsel bir ifade olarak mı kullanmıştın? Açıkçası, ilk paragrafları okuduğumda karakterlerin insan olmayabileceğini düşünmüştüm fakat, belki bambaşka bir zamanı ve diyarı anlatıyorsundur diye ses etmemiştim. “Aklım almıyor; insan nasıl, neden denemez.. ” dediğindeyse…
    Şaşkınım. Bu durumu nasıl karşılayacağıma karar veremedim. Çünkü, daha önceki “kurbağa” göndermesini de bir tür deyim veya, “doğaya öyle uyum sağlamak ki kurbağaları uyandırmaktan bile çekinmek” olarak yorumlamıştım. Fakat, uyanınca yapılan bağrışma ritüeli aklıma gelince… Bilemiyorum.
    *”Üstümüzde askeri helikopter gibi pır pır dolaştı da teklifimize kulak asmadı.” ama sanırım, buradaki ifadenden de anlaşılacağı üzere, yukarıda bahsettiğim durum bir anlatımsal hatadan değil, tercihten kaynaklanıyor? İnsan gibi düşünen kurbağalar… Olabilir. Enteresan bir fikir. Neden olmasın yani 🙂
    *”Önce taşlar zannettim, tam anlayamadım. Böyle bir şeyi asla tahmin etmediğim için üstünde durmaya gerek bile duymadım.” buradaki ifade gibileri, genelde, okuyucuyu germek için kullanılır. Hani, okuyucu orada “yolunda gitmeyen bir şeyler” olduğunu hisseder. Ne olduğunu ya öykünün gidişatından dolayı biliyordur ya da henüz öğrenmemiştir ama her iki şekilde de, bunu diyen karaktere “e kafanı kaldır da baksana be arkadaş, canavar arkanda!” diye uyarıda bulunma arzusu hissederler. Bende de şu an böyle oldu. Bilemiyorum beni ne karşılayacak ama… Okuyucunun o noktada, bu kadar sık tekrarlanmış ve “temeli pek verilmemiş” durumda neler hissettiğini açıklamak istedim.
    Eğer ki karakterin düştüğü karanlık ruh halini veya düşünceliliği, onun algısının kapanması mevzusuna iyice yedirmiş olsaydın, biraz daha farklı karşılanabilirdi bu kısım. Fakat, o zaman da, karakterin girişteki “İçsel düşünceler geçerken bile pek çok dışsal konuya da hakim olabilme” konusu bir minik sıkıntı yaratabilirdi belki. Bilemedim.
    *”_Hey” Alt çizgi? Enteresan bir tercih 🙂 Makul ve hoş.

    Az önce bitirdim öyküyü. Karakterin bir insan olmaması bakımından okuyucunun rahatlıkla gördüğü “taş atarak gölü hareketlendirme” fikrini baştan edinememiş olması makul. Yine de, başlangıçta “kelebek etkisi” için hissettiğim heyecanı pek tatmin edilememiş hissettim. Evet, bir anlamda neden-sonuç zincirinden bahsetmişsin fakat burada, bahsi geçen iki halka arasında ek halkalar yok. Kelebek etkisi’nin olayı, bir etkinin, bambaşka şeyleri tetikledikten sonra, bambaşka bir şeyi de tetiklemesidir. Ama, elbette, her şeyin “kurbağa” boyutunda minik olduğu düşünülürse… Kurgunda herhangi bir hata yok 🙂 Sadece, dilediğimi birazcık bulamamış hissettim.
    Bir de, “panda” temasını pek yediremediğini düşündüm öyküye. Elbette, burada yayımlanan ilk öykü için olağan bir şey.
    Umarım seni bir daha aramızda görürüz de bu hoş anlatım yeteneğini daha fazla deneyimleyebiliriz 🙂
    Bu tatlı öykü için teşekkürler.

    1. Merhaba. Böyle bir yoruma cevap için hafta sonunu bekliyorum. Bu kadar emek vererek incelemeniz beni çok memnun etti. Emeğiniz, zamanınız ve enerjiniz için çok teşekkür ederim.

    2. Tekrar Merhaba. Açıkçası Seçki’deki ilk öyküm olmasının yanında öykü yazmaya da yeni başlıyorum. Dile getirdiğiniz eleştirilerin birçoğu acelecilik ve tecrubesizlikle ilgili diye düşünüyorum. Rayına oturdukça, belki yeterince eleştiri aldıkça daha iyi yazacağıma inanıyorum. Genel anlamda tecrubesizlige baglamakla birlikte özel olarak cevaplamak istediklerim de var:
      *İki noktayı üç noktayı fazla, tek noktayı az bulduğum durumlarda kullanıyorum.
      *Ki bağlacından sonra kullanılması gereken noktalama işaretlerini es geçmişim; noktalamayi severim, kuralları da. Daha dikkatli yazmaliyim.
      *Mı’lar sadece soru anlamında değil vurgu yapmak için de kullanılır. Vurguyu doğru yere yaptığımı düşünüyorum.
      *Bu öyküde düşünme dilinde kullandığım adam ve insan kelimelerini bir kurbağa söylediği için kurbağa kelimesiyle değiştirdiğimde gerekli etkiyi vermeyeceğimi düşündüm. Çünkü bu ifadeler kalıptır. ‘Adama bak ya!’ ‘Adam uyumuyor bile’ ‘Sıkılıyor insan’
      *Kurbağalarin askeri helikopterleri tanımadığını mi düşünüyorsunuz? Belki de yaniliyorsunuzdur..
      *Alt çizgi büyük hata olmuş. Konuşma çizgisi olacaktı.

      Doyurucu yorumlarınız için asıl ben teşekkür ederim. Seçki’ye gönderilen her öykü yayınlanıyor mu bilmiyorum, yayinlanip yayinlanmayacagini tam bilemedim. Her halukarda daha dikkatli yazmam gerektiğini biliyorum.

  3. Merhabalar ve seçkiye hoş geldiniz. Beni rahatsız eden iki nokta ve alt tire kullanımı, ayrıca insan-kurbağa karmaşası haricinde öykünüz gayet eğlenceli, farklı ve güzeldi. Diğer seçkilerde de okumak isterim sizi. Ellerinize sağlık.

    1. Merhaba hoşbuldum. Alt tire dikkatsizligime gelmiş, konuşma çizgisi olmalıydı. Iki noktayı çok kullanırım. Üç noktayi fazla, tek noktayı eksik buldugum yerlerde. Yorumunuz için teşekkürler.

  4. Merhaba, seçkiye hoş geldiniz. Arkadaşların yazdığı yorumlara katılıyorum. Yazdıkça daha iyi öyküler çıkacaktır. Ellerinize sağlık gelecek seçkilerde görüşmek dileğiyle…

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *