Öykü

Kıvılcım

Bize Kıvılcımlar diyorlar. Özel kıyafetli dört Korucu eşliğinde, önceden belirlenmiş toplulukların içine girip etrafa tükürük püskürterek salgını tetikliyoruz. Böylelikle salgının durmamasını, süreklilik arz ederek devamını sağlıyoruz. Birçokları bizden nefret ediyor. Korucular olmadan bizi yakalasalar anında linç ederler. Neyse ki kimliklerimiz bir sır gibi saklanıyor, Korucular sürekli değiştiriliyor ve bizim nerede yaşadığımızı, gerçek kimliklerimizi öğrenmeleri engelleniyor. Her Kıvılcım’a verilmiş bir numara var. Benimki 729-445-008

Bizim resmî unvanımız aslında Yayıcı. Herhalde salgın olmayan yerlere girip tetikleyici işlev gördüğümüz, yani salgının ilk kıvılcımını sağladığımız için halk bize Kıvılcımlar diyor. Tıpkı bir yerdeki tüm canlıları yok edip yerlerine yeni ve daha dirençli canlıların türemesini sağlayan büyük orman yangınlarını tetikleyen ufacık kıvılcımlar gibi.

Zaten bu salgın da, koca bir kıtayı baştan aşağı yakıp yıkan devasa bir orman yangınıyla hemen hemen aynı zamanda ortaya çıktı. Önceleri direndik, salgına karşı savaştık. Hastalananları tedavi etmeye uğraştık ama olmadı. Salgın inanılmaz bir hızla ilerleyince bu defa da karantina önlemlerine başvurduk. Bunun da pek bir etkisi olmadı. Bir noktadan sonra artık tüm dünyada sağlık sistemleri çökmüş, hastalar kendi hâline bırakılmaya başlamıştı. Hatta hastalık belirtisi gösterenler, büyük şehirlerde ortaya çıkan çeteler tarafından yakalanıp canlı canlı yakılır olmuştu.

Aşılar ve ilaçlar çözüm değildi çünkü salgına sebep olan virüs o zamana kadar hiç görülmemiş bir hızla değişiyor ve yeni mutasyonlarıyla hastalığı son sürat yaymaya devam ediyordu. Salgının ortaya çıkışından yaklaşık bir buçuk sene sonra, kritik eşik aşılmıştı. Yapılan araştırmalar, salgınla savaş aynen devam etse de, hiçbir şey yapılmayıp doğal seyrine bırakılsa da toplam insan nüfusunun yüzde elli ila yetmişinin her halükarda ortadan kalkacağını, salgının ancak bundan sonra duraklamaya başlayacağını gösteriyordu.

Kontrollü yangın fikrinden türetilen kontrollü salgın buluşu da bu dönemde filizlendi. Sürekli mutasyon geçiren bu virüse karşı ilaç ve aşı geliştiremediğimize göre, elimizdeki tek umut doğal yollarla, yani antikorlarla mücadele etmekti. Daha önceden virüse maruz kalmış ancak iyileşmiş kişilerden elde edilen antikorlar henüz enfekte olmamış kişilerde kullanılarak hastalanmaları engellenebiliyordu. Ancak virüs sürekli kendini değiştirip yenilendiği için, bu antikorları da sürekli yeniden üretmek, dolayısıyla da bunu sağlamak için kontrollü bir şekilde bir grup insanı enfekte etmek gerekliydi.

Büyük itirazlara rağmen birkaç ülke bu fikri hemen denemeye karar verdi. Kuzey Kore ve İngiltere’de müthiş sonuçlar alındı. Salgın, ülkenin seçilen bölgelerinde kontrollü olarak yayılmaya başladı. Faydası görülünce kontrollü salgınlar tüm dünyada uygulanmaya başladı. Böylelikle dünyada ölümler ile doğumlar birbirine denk hâle geldi, insan nüfusu stabilleşti. Yapılan projeksiyonlar, kaynakların salgınla savaşmak yerine, kalan insan nüfusunu sabit tutmaya ve onlara kabul edilebilir bir hayat yaşatmaya harcanması gerektiğini gösteriyordu.

Daha salgının en başlarında, belli bir genetik yapıya sahip kişilerin virüsü ve sonraki dönemdeki mutasyonlarını ömür boyu taşıdıkları ancak asla hastalanmadıkları anlaşılmıştı. Bu kişiler Yayıcı yani Kıvılcım olarak çalıştırılmaya başladı. Başlangıçta doğal olarak hiçbirimiz Kıvılcım olmayı kabul etmedik. Ancak deneysel kontollü salgınların yapıldığı ülkelerde Kıvılcım olabilecek kişilerin aileleri devletler tarafından alıkoyuldu ve öldürülmekle tehdit edildi. Bazılarımız buna engel olmaya çalışırken öldürüldü, bazılarımız intihar etti. Benim gibi, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan bazı korkaklar ise Kıvılcım olmayı kabullendi.

Salgından önce bir sigorta şirketinde yöneticiydim. Gayet iyi bir gelirim vardı. Kırkıma yeni girmiştim ve yalnızdım. Annem ve babam yıllar önce trafik kazasında ölmüştü. O zamandan beri yanlız yaşamıştım. Yani bana karşı kullanabilecekleri bir aile kozu yoktu ellerinde. Ancak beni bulduklarında bir sokak köşesinde ölmek üzereydim ve yapılan testlerin ardından gelen Kıvılcım olma teklifi önümde yepyeni bir hayatın açılmasını sağladı.

Dünyada tüm ülkelerdeki tüm iş kolları salgına hazırlıksız yakalandı. İlk etkilenen doğal olarak turizm sektörüydü. Önceleri tek tük uçuşlar iptal ediliyordu. Sonra durum ciddileşince ülkeler sınırlarını kapattı. Birçok ülkede yurtiçi uçuşlar durduruldu. Yine de havayolu şirketleri altı ay sonrasına bilet kesmeye devam ediyordu. Ancak bekledikleri o güzel günler hiç gelmedi, salgının başlamasının üzerinden dört ay geçmişti ki dünyadaki her türlü yolcu uçuşu durduruldu. Tüm havayolu şirketleri iflas etti. Tabii bununla birlikte tüm turizm sektörü sekteye uğradı, bir çığ gibi büyüyen ekonomik sorunlar ardı ardına otellerin kapanmasına, yerel taşımacılık yapan şirketlerin batmasına sebep oldu. Doğal olarak çalıştığım şirket de hiçbir uçak ya da otel sigortasını yapamamaya, seyahat sigortası satamamaya başladı.

Salgının iyice yayılması turizmin ardından tüm üretim iş kollarını da hızlıca yok etmeye başladı. Otomatize edilmemiş hemen hemen tüm fabrikalar kapandı. Dünyada kalan iş gücü ve otomasyon yetkinlikleri gıda ve temizlik malzemesi üretimine sarf edildi. Diğer her türlü endüstriyel üretim durma noktasında geldi. Son on sene içinde kurulmuş olan robotik fabrikalar bir süre üretime devam etti. Ancak bunların ürettiği arabaları, beyaz eşyaları, oyuncakları, mobilyaları ne pazarlayıp dağıtabilecek kimse vardı etrafta, ne de bunları alabilecek tüketici. Sonuçta tüm dünya geleninde sigortalanabilecek şeyler yavaş yavaş ortadan kalktı, kalanlar için ise gittikçe fakirleşen insanların sigortaya ayıracakları parası kalmamıştı.

Salgının birinci yıl dönümünde çalıştığım şirket iflas edince işsiz kaldım. Zaten sekiz aydır evden çalışıyordum, bankada bana bir süre yeteceğini düşündüğüm param vardı, hayatımda hiçbir şey değişmemişti. Evimde oturmaya, yıllardır alıp bir kenara bırakarak biriktirdiğim kitaplarımı okumaya, internette zaman geçirmeye başladım. Birçok müzeyi online geziyordum, opera ve bale gösterilerinin kayıtlarını, isteyip de hiç izlemediğim yüzlerce filmi izliyordum. Altı yedi ayı böyle geçirdim. Ancak bankadaki param düşündüğümden hızlı eriyordu. Tüm gıda maddeleri ve içme suyu inanılmaz derecede pahalanmıştı. Param iyice azaldığında artık tasarruf etmek için soğuk suyla yıkanmaya, akşamları sadece küçük bir lamba yakmaya, günü tek öğünle geçiştirmeye başlamıştım. Felaket işte o anda vurdu beni.

Salgının yaklaşık ikinci yıl dönümünde, oturduğum mahallede vakaların hızla arttığını öğrendim. Zaten hemen ardından da bir gece yarısı kapımı kırıp içeri giren dört Korucu beni öylece olduğum gibi evden çıkarıp mahallede kurulan geçici test merkezine götürdü. Tüm mahalle sakinleriyle birlikte burada testten geçirildim, negatif olduğum anlaşıldı ve beni serbest bıraktılar. İstediğim yere gitmekte özgürdüm; evim dışında. Çünkü testler tamamlanıp pozitifler götürüldükten sonra Korucular tüm mahalleyi ateşe verdi. Bankada kalan azıcık param dışında her şeyimi işte böyle kaybettim.

Ertesi gün bankaya gittiğimde ise kalan birikimimin de yarısını kaybettiğimi gördüm. Aynı gece, ben mahalleliyle birlikte tir tir titreyerek test sonucumu beklerken seferberlik ilan edilmiş, tüm vatandaşların nakit malvarlıklarının yarısına el konmuştu. Kalan paramın tamamını çektim. Bir oda kiralamam söz konusu olamazdı. Sokakta kalacaktım. Paramı günde tek öğün için harcayacaktım. Ancak sokakta bir gece bile geçiremeden çetelerin eline düştüm. Tüm paramı alıp beni de öldüresiye dövdüler ve bir sokak köşesine bıraktılar.

Korucular beni orada ölmek üzereyken buldu ve hayatım böyle değişti. Yıllar önce şirketin beni gönderdiği saçma sapan kişisel gelişim eğitimlerinden birinde artık insanların kırk yaşından sonra yepyeni ikinci bir kariyere başladıklarını duymuştum. İşte benim ikinci kariyerim de Kıvılcım olmaktı. O günden beri, tam on dört senedir Kıvılcım olarak çalışıyorum. Kıvılcımlar’a özel her türlü imkândan yararlanabiliyorum böylece. Yine kendime ait bir evim ve eskisine oranla oldukça iyi bir hayatım var. Gelirim yok ama tüm temel ihtiyaçlarım karşılanıyor. İstediğim kütüphaneden istediğim kitabı getirtebiliyorum. İstediğim kadar internet kullanabiliyorum. Ayda iki ya da üç gün göreve gidiyorum. Bunun dışında evimde istediğim şeyi yapıyorum.

İşim zalimce gelebilir. Ama ben öyle düşünmüyorum. Aksi durumda çok daha vahim sonuçlar doğurabilecek olan bu salgın benim gibiler sayesinde kontrol altında tutuluyor. Dünyada kalan iki buçuk milyar insan benim sayemde güvenli ve sağlıklı bir yaşam sürebiliyor. Tüm dünya düzenini ben ayakta tutuyorum. Ben, Kıvılcım!

Kıvılcım” için 2 Yorum Var

  1. Merhaba,

    Yalın ve akıcı bir anlatımınız var. İlginç bir konu ele almışsınız. Farklı kurgular görmek hoş oluyor doğrusu.

    Benim size iki eleştirim olacak sadece.

    Bence ‘Yayıcı’ çok düz bir isim. Karakterinizin hikayede ki konumunu basite indirgeyen bir faktör oluyor bu haliyle. Daha spesifik, daha size özgü bir kelime çok cezbedici olabilirdi.

    Bir diğeri ise, hikayenin sonunda kullandığınız ‘Ben, Kıvılcım!’ cümlesi. Paragrafın genel hali bu cümleyle pek uyuşmuyor sanki. Daha epik, savaşsal motiflerle bezeli bir paragraf olsaydı belki daha hoş dururdu. Bu haliyle biraz sırıtmış gibime geldi.

    Bunlar en nihayetinde benim kişisel düşüncelerim. Bunlar dışında öykünüzü okumak gerçekten keyifliydi. Kaleminize sağlık.

  2. nkurucu dedi ki: dedi ki:

    Öykünüzü beğendim. Biraz daha süsleseydiniz, uzatsaydınız daha da beğenirdim. Elinize sağlık.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!