Öykü

Küçük Bir Ziyafet

Canı sıkkın çünkü günlerdir yazamıyor. Aklında tek bir kelime bile yok. Bunun üzerine evden çıkıp ilk gelen dolmuşa biniyor. Yolculuk sırasında hiçbir şey yapmadan düşünüyor. Ancak beyhude bir çaba içerisinde. Durmadan çırpınıyor. Hatta bir ara kendine rüşvet bile teklif ediyor.

“İyi bir yemek,” diyor, “Bak bu reddedemeyeceğim bir teklif!”

Karar veriyor, deneyecek. Ne yapabilirim diye düşünüyor. Her zamanki gibi makarna yiyebilir mesela. Bunun üzerine ilerde bir kafeyi gözüne kestiriyor. Girişteki masaya oturmasıyla birlikte garson elinde menüyle bitiveriyor. Ne ara geldiğini anlayamıyor ama bunu önemsemiyor da. Çünkü vereceği sipariş çoktan hazır.

“Penne olsun,” diyor, “Napoliten soslu Penne, üzerinde parmesan peyniri olmasın, bir de normalden üç dakika fazla pişsin, yani yumuşak olsun istiyorum.”

Garson koltuğunun altındaki menüyle öylece kalıyor. Birbirlerine bakıyorlar şimdi de. Aslında garsonun bakışı;“Bir daha söylesene sen şunu!” bakışı. Bunu anlıyor, bir şey söylemesine bırakmadan tane tane siparişi tekrarlıyor.

Garson gülümseyerek başını sallıyor, arkasını dönüp gitmek üzereyken, “İçeceğiniz ne olacaktı?” diye soruyor. İçecek almayacak. Garsonun yüzünde yine o tanıdık ifade beliriyor: “İçecek olmadan yemek mi olur?” Bu bir anlık şaşkınlığı üzerinden çabuk atıyor, topuğunu vurarak hızla dönüp birkaç adım sonra mutfağa girmesiyle gözden kayboluyor.

Masada yalnız kalınca, “Üzerine peynir serpiştirilmiş, acı sosla bezenmiş, az pişmiş bir makarna gelecek.” diye mırıldanıyor. Bu büyük bir endişe kaynağı. Şimdiye kadar diğer kafelerde verdiği makarna siparişlerinde hep böyle olmuş çünkü.

Neredeyse on beş dakika bu endişeyle birlikte koyun koyuna vakit geçiriyor. Derken garson mutfak kapısında beliriyor. Elinde dumanı tüten devasa bir tabakla masaya yaklaşıyor. Yemeği bırakmasıyla kokusunun genzine dolması bir oluyor. İlk anda bu oldukça keyif verici. Hatta bir an endişesini unutmasına bile yeterli geliyor. Ayrıca bu unutkanlığı çok aç olmasına verebilir. Şu anda gözlerini tabağın içindeki az miktardaki makarnadan alamıyor. Belki de devasa bir tabakta sunulması miktarını az gösteriyor. Bu küçük makarna tepesinin üzerine iki tane nane yaprağı saplanmış.

Şimdiye kadar gördükleri üzerine umudu bir hayli artmış. Geriye sadece yemeğin tadına bakmak kalmış. Beklenmedik bir sürpriz eşikte durmuş onu seyrediyor belki de. Bu sürprizin adı, kendine gelirken söz verdiği büyük ziyafet olabilir, bilmiyor. Çatalın en alt dişine boru şeklindeki makarnalardan bir tanesini takıyor. Tek başına kalmış, kendi başına salınan makarna tanesini ağzına atıyor,ağır ağır çiğniyor. Ağzını yakacak kadar sıcak. Ancak şaşkınlığının asıl sebebi bu değil. Makarnanın istediği gibi pişmiş olması. Doğal olarak üzerindeki iki nane yaprağını hesaba katmayı düşünmüyor bile. Kusursuz bir Penne Napoliten’le karşılaşmak o ana kadar hayalinde yoktu. Bu yüzden şaşkın. Ne zaman şaşırsa oldum olası yüzü bu hale geliyor. İfadesiz. Garson sabırla ona bakmaya devam ediyor. Çünkü bir Penne taneciği ile kendinden geçen müşteri seyretmek eğlenceli. Hayır, durumun bununla alakası yok! Sadece yaptığı işin olumlu sonucunu görmek istiyor. Yüzünde,“Olmamış mı yani!” anlamına gelen bir soru asılı kalmış.

İkinci taneyi ağzına atarken bunu da anlıyor.“Olmuş, olmuş.” diyor“Hem de tam istediğim gibi, güzel olmuş.” Bunu duymasıyla garson gülümsüyor ve neşe içinde işine dönüyor.

Bu zoraki sohbet zihninin normale dönmesi için yeterli gelebilir. Bunun üzerine kendi kendine “Gelir, gelir…” diye mırıldanıyor. Çatalın en alt dişine yeni bir makarna tanesi geçirip tekrar ağzına atıyor. Aynı keyifle makarna tanelerini tüketiyor bir bir. Yarısını bitirdiğinde, “Madem tek tek yiyecektim, kaç adet olduğunu saysaydım!”diye hayıflanıyor kendi kendine.

O sırada yanından geçen garsonla göz göze geliyor. Gülümsemesi birden donuyor. Sebepsiz. Bu ani hareket karşısında garson, bakışlarında ısrar edemiyor haliyle, diğer yöne dönüp uzaklaşıyor.

Böyle böyle vakit geçiyor. Yemeğin sonuna geldiğinde aklında bir yazı konusu çoktan belirmiş. Kelimelerin önündeki setler yıkılıp gitmiş. Demek ki verdiği rüşvet işe yaramış. İşte şimdi buna gülüyor. Garson boş tabağı almaya bu sırada geliyor. Kendi kendine gülerken. Elini uzatıp tabağı kavradığı anda, “Çay istemez misiniz?” diye bir de soru soruyor üstüne.

“Hayır, istemem,” diye karşılık veriyor. “Yemekten sonra bir süre midemi rahatsız etmek istemem, ancak hesabı isterim.”

Garsonun yüzü düşüyor,ağır hareketlerle mutfak kapısında gözden kayboluyor.

Daha önce istediği gibi gelmeyen Penne Napoliten’ler aklına geliyor. Hepsini kalkıp kasada ödemiş. Bu artık onun alışkanlığı olmuş. Ayrıca, sonraki gelişinde burada da istediği gibi yapamayacaklarından emin. Şu an itibariyle şehirde bunu istediği gibi yapmayı başaran tek mekân burası. İşte bu da onun için yeni bir endişe kaynağı.

Bunu düşünürken garson karşısında bitiyor yine ve elindeki hesabı ona uzatıyor. Sonra masanın bir ucunda iki elini önünde birleştirmiş bekliyor. Tedirgin olduğu belli. Hesap yirmi beş lira gelmiş. Bir makarnaya tam yirmi beş lira. Garsonun aklına gelmeyecek şeyler olabilir birazdan ama o kendini olacaklara hazırlamış.

Ancak beklenenin aksine bir şey gerçekleşecek. Garson bunu bilmiyor. Karşısındaki müşteri adisyona bakarken elini cebine atıyor. İki tane elli lira çıkarıyor. Cebi boş kalıyor böylece. Garson bunu da bilmiyor. Gelen hesap karşılığında elli lira bırakıyor. Nazik bir hareketle garsonu kendine çekiyor, onun cebine de ayrıca bir elli lira sıkıştırıyor. Şimdi eve yürüyerek gitmek zorunda. Garson bunu da hiçbir zaman öğrenemeyecek.

Yeni bir konuşmaya başlamak anlamsız olacak. Öyle düşünüyor. Bunun üzerine masadan çabucak kalkıp hafızasında saklı kalacak bu mekândan sessizce çıkıp gidiyor.

Turgay Yıldırım

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Merhaba,

    Ben çok sevdim öykünüzü. Bir kere başlama noktası çok doğal. Ama ondan önemlisi, insanı anlatırken, günlük detaylar arasına sıkışmış psikolojik hamleleri görünür kılabilmek çok mühim ve değerli. İşte bu noktada ziyadesiyle tatmin edici bir öykü çıkmış ellerinizden.

    Tebrik ederim. Önümüzdeki ay yeni öykünüzü okuyabilmek dileğimle, saygılar

  2. Elinize sağlık. Yemek konusunu görünce heyecanlandım. Temaya acaba aynı noktadan mı yaklaştık diye merak ettim. Her an bir et yemeği de çıkacak diye beklemedim değil. Çıkmadı olsun ben güzel bir metin okudum. Sade anlaşılır. Hatta belki de gerçek. Güzeldi.

  3. SJack says:

    Merhaba, lütfen cahilliğimi mazur görün. Sanki ben düz ve sıradan bir metin okudum gibime geldi. Tek görebildiğim şey anlatımınızın yalınlığı ve karakterin kendi çıkarımlarına dair düşünceleri. Acaba mühür ve et arasında bir bağlantı mı var? Varsa da kısa bir şekilde bana açıklarsanız sevinirim.

  4. Şöyle ki, "Bazen kelimeler mühürlenir kalır, mührü kırmak için bir çaba bu öykü. Bazen de basit ama beklenmedik bir olay geçmişe bir anı mührü basar, bir öyküye dönüşür.”
    Et-kebap için bütün paranızı vermek olasıdır. Bir makarna için abartıdır. Ancak buradaki durum öyle değil. Şahıs mekana bir daha gitmeme kararı vermiş, belki o günden Sonra dışarda makarna bile yemeyebilir.(Bilmiyoruz)

  5. Tipik ‘Kılıbiryazarus’ karakteriydi. :rofl: Anlatım düz olsa da kurgu eğlenceliydi. Ama ortada bir konu örgüsü olmadığından teması gereği betimlemelere daha çok yer verilseydi bence daha eğlenceli olurdu.

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

2 cevap daha var.