Öykü

Öpücük

Üniversitedeki bir amfide en arka sırada oturuyorum. Önümde kara kaplı defterim. Dışarıda yağmur yağarken ara ara gök gürültüsü duyuluyor. Beklerken öğrencilerde gözüm. Kitap okuyanlar, bir eli yanağında düşünenler, uyuklayanlar…

Profesör amfiye girerken öğrenciler şöyle bir çeki düzen veriyorlar kendilerine. Üzerindeki yağmur damlalarını silkeleyip paltosunu çıkaran profesör kürsünün berisindeki aynada kravatını sıkıp ceketinin düğmesini ilikliyor. Bir adım geri çekilerek şöyle bir kendine bakıyor. Aynaya yaklaşıp saçlarını düzeltiyor parmak uçlarıyla. Sağ elini kalbinin tam üzerine bastırdığında yüzüne bir gülümsemeyle dönerek bir iki adım atıp ellerini kürsüye dayıyor. Boğazını temizliyor ve konuşmaya başlıyor.

“İnsan olduğumuz sürece bizi etkileyecek birçok içsel ve dışsal etken vardır çocuklar.” diyor. “Benliğini, daha geniş manasıyla tüm hayatını etkileyen. İşte tam da burada proaktif olma ile ilgili birkaç söz söylememiz gerekiyor. İçsel ve dışsal saldırılara karşı benliği korumak üzere alınan tedbirlerin genel adı diye tanımlarsak hiç de hata yapmış sayılmayız. Ancak olaylar başınıza gelmeden alınmalıdır bu tedbirler. Dışsal saldırı, atak veya akınlara karşı bilindik çevre düzeninde pek çok önlem sıralanabilir. Bu önlemler imkân dâhilinde alınmalıdır ve yaşadığımız ya da yaşayacağımız muhtemel felaketlerden koruyabilir bizi, en ufak bir yara almadan hem de.

Yara alsak da bunun çözümü için alternatifler üretmelidir insan. Rutin yapılan geri beslemeler gelecekte yaşanacak benzer tehlikeleri bizden uzaklaştırır. Yani anlayacağınız aslında çocuk oyuncağı bu iş! Ancaaaak aşılamayan engeller de çıkacaktır ara ara. Yaşıyoruz, hayatımızı devam ettirmek için çaba sarf ediyoruz. Bunun aksini düşünmek başlı başına ahmaklıktır. Çocuklar, sakın haaa, ahmak olmayın. Hahaha!

Neyse, buraya dikkat edin. Maruz kalınan olayın sonunda hâlâ yaşıyorsanız işlem ‘Tamam’ demektir ve döngü belirttiğim şekliyle sürer gider. Önemli olan yıkılmamaktır, önemli olan hayata tutunmaktır, önemli olan ölmemektir. Ölmüşseniz yapacak bir şeyiniz de kalmamış demektir! Nefes aldığınız sürece süreci aynen devam ettirmek zorundasınız çocuklar. Yeter ki nefes alın, yeter ki proaktif olacak gücü bulun içinizde.”

Profesör hemen konuya girip, soluksuz konuşmaya başlamıştı. Doğal olarak “İnsan önce bir hal hatır sormaz mı!” diye düşünmeden edemiyorum kendi kendime. Amfiye bir daha bakıyorum. Pek çok öğrenci uyukluyor, rüya görüyor. Ancak yanımdaki kızın profesörü dinlerken gözleri parlıyor ve belki de bu sebepten herkesin onu can kulağıyla dinlediğini düşünen profesör konuşmasına küçük bir nefeslenmeden sonra hararetle başlıyor yeniden.

“Ancak, önemli bir durum vardır. İç dünyamızda maruz kaldığımız bu akınların farkına bile varamayabiliriz ve çeşitli çatlaklar oluşur içimizde. Kaçınılmazdır bu. Üzüntüden, kederden, heyecandan, sevinçten, kırgınlıktan ya da herhangi yoğun bir duygu bombardımanından oluşan çatlaklar. Örümcek gibi ağ örer bünyede, sinsice bekler bizi avlamak üzere. İnce ama kuvvetli ağlardır bunlar. İçimizde boy atmış, hatta göklere erişen koca çınarı içten içe çatlaklardan sızan rutubetle çürütmüştür çoktan da siz farkına bile varamamışsınızdır. Çürümenin farkına varmak zordur çocuklar. Günler çürümeyle birlikte geçip gitmeye devam eder tüm hızıyla. Koca çınar çürür, çürür ve birden ve tek seferde devriliverir. Hayat da biter o anda ya da bitkisel hayata girilir. Kişinin kalan hayatı ufak bir ayrıntıdır artık. İhmal edilebilir. Yaşasa da olur, yaşamasa da.

Bu içsel çöküşün ardından geriye dönüp durumu düzeltmek çok zor gibi görünse de aslında imkânsızdır. Bu boşluk hiçbir zaman dolmaz, dolamaz. Müflis bir tüccarın, kesin iflasından çok farklı bir durumdur karşımızdaki. Artık yeniden ayağa kalkmak için bir mucize yetersizdir ve birkaç mucize gereklidir maalesef. Hem de üst üste. Bu mucizeler birbirinden o kadar uzakta konuşlanmıştır ki onlara aynı anda ulaşmak ve psikolojik çöküntüden kurtulmak büyük bir çaba gerektirir. Bunun üzerine uzun uzun düşünsek de esasında çok az düşündüğümüzü ifade edebilirim. Bu durumdan kurtulabilenler ancak ve ancak milyonda bir kişidir. Şaka filan değildir çocuklar, ciddi manada milyonda birdir. Tekrar ediyorum, bu çıkmazdan bir milyon insandan ancak biri kurtulabilir. İki milyon da olabilir ama fark etmez. Her ikisinde de bu, istisnai bir durumdur ve genel kaideleri bozmaz.

Korunmak için sürekli tedbir alarak yaşamalıdır insan. Her açıdan güçlü olmalıdır. Olan olmuşsa, yeteri kadar proaktif olunamamıştır. Çocuklar, insanın delirmesi işten bile değil, biliyorum ama ayakta kalmak için ihtiyaç duyduğunuz güç de damarlarınızda her daim bulunmaktadır. Bunu da asla unutmayın!”

Profesör burada susup derin bir nefes almak istese de başaramıyor. Kürsünün üzerinde pet şişe var. Ona uzanıp bir yudum su içse boğazı temizlenebilir, nefes alabilir ama eli havada asılı kalıyor. Bedeni kasılınca sandalyeye bırakıyor kendini. Çok uzun sürmüyor orada tutunması. Kaykılıp tam sandalyenin ucundayken kürek kemiğine denk gelen noktada bir an sabit kalıyor. Eli ceketinin sol iç cebine gitmek istiyor ama başarısız bir girişim bu. Bedeni dengede hâlâ ve donup kalıyor öylece. Derken gözleri pörtlüyor, yerinden çıkacak gibi sanki. Öğrencilere bakıyor. Neredeyse hepsi uykuda, horlayanlar bile var aralarında. Ancak o hiçbirini görmüyor ve duymuyor. Bu yüzden de kızmıyor hiç. Sadece etrafa köpükler saçabiliyor ağzından ve sonunda yere düşüveriyor pat diye.

Yanımda oturan kız bağırdığında büyük bir gürültü kopuyor amfide. Böylece uyanıyor herkes. Bir öğrenci ambulans çağırıyor hemen. Pek çoğuysa birbirini ite kaka kürsünün etrafında toplanıyor. Kız kalabalığı yararak güçlükle de olsa ilerleyip profesörün kravatını gevşettiği gibi gömleğinin düğmelerini açıyor. Masada duran pet şişeye uzanıp bir güzel yüzünü ve boynunu nemli elleriyle ovuyor.

Derken yaklaşan ambulansın yağmur sesine karışan ıslak siren sesleri… Sağlık görevlileri amfiden içeri girdiğinde kızın elleri profesörün yanaklarında. Derin nefesler alıp profesöre veriyor nefesini. Kalabalıkta ince bir koridor açılmış. İki görevli çemberin merkezine ilerlerken kız profesörün dudaklarına son nefesini verip geri çekiliyor.

İşte o anda en arka sırada oturmuş olan biteni seyrediyorum. Gitme vaktim gelmiş çoktan. Profesörün ismini hızlıca not alıp defteri elimde sıkı sıkı tutarak yerimden kalkıyorum. Kürsünün berisinden ilerlerken dalgın gözlerle sağlık görevlilerini izleyen kızla göz göze geldiğimde gözleri parlayıveriyor birden. İşaret parmağımı dudaklarıma götürüp bir öpücük gönderiyorum ona ve kapıdan koşarcasına çıkıyorum gülümseyerek.

Turgay Yıldırım

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Taa en başta anlamalıydım kara kaplı defterden izleyenini kim olduğunu. Yalnızca, profesörümüzün anlattıklarını dinlerken benim de uykumun geldiğini söylemeliyim. Bir de olayın eski bir zamanda geçtiğini düşünüyorum çünkü bugün olsa hemen hepsi gözlerinin cep telefonlarının parlak ışıklarından alamazlardı. Güzel bir hikaye olmuş. Ellerinize sağlık

  2. Öncelikle beğenmenize sevindim.Kara kaplı kitap sonradan eklendi, dikkatli okur taa en başından anlamalıydım desin diye:)) Prof konuşurken uyumadığınız iyi olmuş… başınıza bir iş gelebilirdi uykuda.
    Güzel konuşmuş Prof, uzatsaydın yea diyenleri dinlemediğim de iyi olmuş. Onu da not aldım. (Eski zaman meselesi ile birlikte)
    Çok teşekkür ederim güzel yorumunuz için.
    Selamlar sevgiler

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

Yorum Yapanlar