Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Küller ve Çığlıklar

Ağaçların arasından sadece ay ışığı geçebiliyordu. Süzülen ay ışığı yağmurdan ıslanmış iki kişinin üzerine düşüyordu. Uzaktan görülen yangının kızıllığına daha yakın duran adamın yüzü mehtap tarafından aydınlatılıyordu. Keder, pişmanlık, kararlılık ve kararsızlık… Genç adam aynı anda bir sürü duygu tarafından esir alınmıştı. Gencin yüzünden akanın kederin gözyaşları mı olduğu yoksa gökyüzünden gelen doğa ananın gözyaşları mı olduğu belirsizdi. En azından belirsiz olduğunu ümit ediyordu. Ustasına bakmaya çalışıyor ama pişmanlığın etkisiyle yüzünü tekrardan yere çeviriyordu. Onu hayal kırıklığına uğratmıştı, kendisinden beklenenleri yerine getirememişti. Ustasının bakışları üzerinde dolanıyordu gerçi yaşlı kadının yüzü mehtap tarafından aydınlatılmadığından çırak bunun farkında değildi. Hatalı olduğunun, yetersiz kaldığının farkındaydı. Bu onu durdurmak için yeterli olmamalıydı. Devam etmeli ve koruyamadıklarının intikamını almalıydı. Yıllardır eğitim aldığı bu kadını yüz üstü bırakmamalıydı. Yağmur dalga geçmeyi sevdiğinden midir bilinmez yavaşlamaya başladı. Alevlerin dans etmeyi bırakmadığı şehirden çıkan acı dolu çığlıklar daha rahat duyulur olmuştu. Dinlemek istemiyordu, güçsüzlüğünün sebep olduğu yakarışları duymak istemiyordu.

– Herkes başarısız olur, kendini suçlu bulmak zorunda değilsin. Diyerek çığlıkları bastırmaya çalıştı yaşlı kadın.

Kendisinin de hatası vardı, yeterince eğitememişti öğrencisini. Belki de çocuk doğru kişi değildi, yaşlılığını da göz ardı etmemek lazımdı gerçi. Çocuk potansiyelini ilk günden göstermişti, usta olmaya layık mıydı ki kendisi? Birbirlerine bakmaya devam ettiler, bakabilecekleri başka bir yüz kalmamıştı zaten. “Başarısızlık” diye düşündü her ikisi de. Ne zaman kurtulacaklardı bu laftan? Yaşlı kadın kafasını biraz kaldırıp kendileri gibi ölümlülere göz kırpan yıldızlara bir baktı. Kendisini düşünmek için doğru zaman mıydı gerçekten? Bundan sonra hareketsiz bir yaşam da yaşasa çok bir zamanı kalmamıştı. Önünde kendisine dönüşmeye başlayan çocuğu doğru yola sokması gerekirdi.

– Merak etme çırağım, şu an yeterli olmayabilirsin belki ama elbet bir gün sen de kaybettiğin insanların intikamını alabilecek kadar güçleneceksin.

Kadın kendi ağzından çıkan lafların ne kadar işe yarar olduğunu bilmiyordu. Daha önce böyle bir durumda kalmamıştı hiç.

– Daha sonra güçlü olmak istemiyorum. dedi genç adam ve buraya doğru kaçmaya başlamalarından bu yana ilk defa kendi sesini duymuştu.

Ne kadar acınası bir haldeydi. İnsanların güvendiği bu adam, ilk başarısızlığını tattığında bile sesi titremeye başlamıştı. Derin bir nefes aldı, her şeye can veren yağmurun toprakla kavuşmasını da hissetti, ardında bir tane bile gülümseme bırakmayan ateşin küllerini de hissetti içinde. Kendinden daha emin bir şekilde konuşmaya başladı,

– Daha sonra güçlenmenin ya da geri dönüp intikam almanın benim için hiçbir önemi yok usta. Eğer o insanların yardımını istiyorsam kulaklarımı kirleten bu çığlıkları durdurmam lazım.

Sesi tam olarak istediği gibi değildi ama titremesi kesilmişti. Her zaman bir figür olarak gördüğü ustasının çaresizliğini hissetti. Bir şeyler olması gerektiği gibi gitmiyordu fakat bu konuda bir şey yapmak için çok mu geç kalmışlardı? Yaşlı kadın elini uzattı,

– Tarih başladığından beri bende biriken öğretilerin böyle bir anda sana geçecek olması beni korkutuyor.

Neler olduğu kavramaya başlayan genç adam konuşmaya çalışsa da ustasının gözlerindeki kararlılığı görünce kendini susturdu ve ustasını dinlemeye devam etti.

– Ben sana verebileceğim her şeyi verdim. Bundan sonrası senin benden ne alabileceğine kalmış. Sana sormam gereken tek bir şey var. Bunu gerçekten burada bitirmeye kararlı mısın?

Genç adam tereddüt bile etmeden cevapladı.

– Evet! Ne olursa olsun kurtarabileceğim herkesi kurtaracağım, adınızın sadece birkaç kişinin hafızasında dolanıp duran bir anı olmasına izin vermeyeceğim. Gün doğduğunda insanlar tarihe sizin adınızı geçirmiş olacak.

İşte şimdi istediği gibi çıkmıştı sesi. Gücü elinde tutması gereken bir kişiye layık bir şekilde konuşmuştu. Ustasına son bir kez baktı. Havada bekleyen eline kendi eliyle karşılık verdi. Üzerlerine çarpan yağmur damlaları kaçmaya, uzakta gözüken alev küçülmeye başladı. Gözünü açıp kapamasına fırsat dahi bulunmadan olmuştu her şey. Ailesinin eksikliğini bastırabilen tek insan gözünü açıp kapamaya fırsat dahi bulamadan ortadan kaybolmuştu. Geriye sadece artık çırak olmayan çırağın ruhu ve kendinden önce gelen eski çırakların bilgileri kalmıştı. Gözlerini aya çevirdi. Bu kadar kudretli olsa her şeyi çözebilirdi herhalde. Şimdiyse ne kadar güçlü olduğunu bile bilmiyordu.

Arkasına döndü ve ateşlerin yükseldiği şehre doğru adım atmaya başladı. Önündeki orman kenara çekiliyordu. Şehre yaklaştıkça ateşlerin yakıcı sıcaklığına yaklaşıyordu. Şu anki haliyle sıcaklığı tam hissetmiyordu gerçi. Yürümeye devam etti, şehrin kapılarından adımını attı. Kendinden emindi bu sefer. Ustasının öğretilerine hiç bu kadar yakın olmamıştı çünkü. Ellerini yangına doğru kaldırdı ve ne kadar kudretli olduğunu öğrendi.

Gücü alevleri bastırmaya yetti mi yoksa ateşin dansına mı katıldı? Şehri tamamen kurtarabildi mi yoksa bu hikâyenin devamını asla duyamayacak mıyız? Olması gerektiği kişiye dönüşebildi mi yoksa hâlâ başarısız bir çırak mıydı? Gökyüzü daha önce bu kadar geç bir saatte kızıla boyanmış mıydı? Bahsi geçen çırak kendisinden öncekiler gibi gerçek bir usta olabilmiş miydi? Bunlar hiçbir zaman cevabını öğrenemeyeceğimiz sorulardı.