Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Lanetli Kuklalar

Çok eski zamanlarda adı günümüze ulaşmayan bir yer vardı. Dört tarafı denizlerle çevrili olan bu yerde güzel ama bir o kadar da korkunç bir cadı yaşardı. Adasına düşen erkekleri güzelliğiyle baştan çıkarır sonra kuklaya çevirip koleksiyonuna koyardı. Daha doğrusu adasını ziyaret eden kimse yokken ağaçtan kuklalar yapar daha sonra kurbanlarını bunların içine hapsederdi. Bu kuklalar onun bütün emirlerini yerine getirirmiş. Bu cadının yaptığı kuklalar ufak da değilmiş. Bir insan boyunda, kalıplı birer kuklaymış bunlar. Gerektiğinde cadı için savaşacaklar, düşmanlarına ölüm getireceklermiş.

Günlerden bir gün Komutan Fenin ve onun sadık askerleri denizde fırtınaya yakalanmışlardı. Gemilerinin yelken direği kırılmıştı. Dalgalar onları her iki taraftan dövüyordu. Adamlarının yapacağı hiçbir şey olmadığı için bu fırtınada tek çareyi tanrılara dua etmekte bulmuştu kaptan.

-Ey tanrılar, bizi bu azgın denizden kurtarın. Adınıza kurbanlar keserim, Tapınaklar yaptırırım, dedi.

Gemide bir de kahin vardı ve bu duasının gerçekleşeceğini ama kurbanların en çok sevdiği adamlarından olacağını söyledi ona. Çaresiz, azgın denizde bir o yana bir bu yana savruluyorlardı. Bu savrulmalar sırasında Kaptan Fenin başını bir yere çarpmış ve gözlerinin önü kararırken en sevdiği adamlardan birinin denize düştüğünü görmüştü.

Yerinden kalkıp onlara yardım etmek istese de son gücünü biraz önce üstüne gelen bir varilden kurtulmak için kullanmıştı. Gözlerinin önü karardı ve sanki hiç uyanamayacakmış gibi çok derin bir uykuya daldı. Gözlerini açtığında bir sahilde yatar halde buldu kendini. Alnından sıcak bir kan sızıyordu. Bir üşümedir tutmuştu. Ayağa kalkmaya zorlansa da bir iki yalpalamadan sonra kalkmayı başardı. Etrafta sadece gemisinden geriye kalan tahta parçaları ve baygın halde yatan adamları vardı. İlk yanına gittiği kişi sağ kolu, en çok sevdiği adamı Garabel oldu. Neyse ki yaşıyordu Garabel, ölmemişti. Öylece ne yapacağını bilemeden bekledi. Sonunda Garabeli uyandırmak için onu sarstı. Garabel 45 yaşlarında Fenin için canını verebilecek bir dosttu. Ak saçları omzuna kadar iniyordu. Gözleri maviydi. Evet şu an onun gözlerini görebiliyordu kaptan.

-Kaptan, dedi sesi kırıldı.

-Tamam artık kurtulduk, konuşup kendini yorma merak etme iyileşeceksin.

Kaptan Fenin’in diğer adamları da kalkmaya başlamışlardı.

-Grizly, dedi kaptan. Hemen bir sayım yapın ve adamları şu ağaçların altına taşıyın. Bulabildiğiniz tüm eşyaları da yanınızda götürün. Kendisi de Garabel’i kucaklamış ağacın altına taşımıştı. Ada ıssız gözüküyordu. Bu gibi adaların çoğunda Lestragonlar olurdu. Bunlar insan eti yiyen gözleri boyunlarında olan yaratıklardır. Grizly;

-Kaptan 5 adamımız kayıp, Stanley ise ölmüş.

-Dua edelim de o 5 adam adanın başka bir tarafında canlı olsunlar.

Adada ilginç bir bir kasvet vardı. Sanki hiç ses yoktu. Ağaç uğultularından başka ne bir kuş ne de bir böcek sesi geliyordu. Ormana doğru bir bakış attı Fenin. Orman karanlıktı. Ağaçların dibine hiç ışık düşmüyordu. Tekrar Grizly’i çağırdı ve;

– Grizly silah durumumuzu da kontrol et ve tetikte olun.

-Anlaşıldı kaptan. dedi Grizly. Devasa bir cüssesi vardı.

-Burada hoşuma gitmeyen bişeyler var.

Bu sırada karanlık ormanın içinde bir kıpırtı gördü. Bir an sonra kaybolmuştu. Yanıldığını zannetti. Fakat yanılmamıştı. O bir kuklaydı ve şimdi adadaki cadıya misafirleri olduğunu söylemeye gidiyordu. Cadı Nephtys bunu duyunca kahkahalar attı. Dağa sonra bu kahkahalar çığlıklara dönüştü. Sahildeki askerler bu çığlıkları duydu. Kahin ağır yaralanmıştı. Yaşlıydı. Ölmek üzereydi. Garabel ile ilgilenen kaptanı çağırdı yanına. Kaptan ne olduğunu anlamak için yanına gitti. Göz göze geldiler. Kısa bir bakışmadan sonra Fenin, ‘’Az önceki çığlıkla ilgili bir şeyler biliyorsun değil mi?’’ diye sordu. Kahin konuşmadı sadece başını salladı. ‘’Ve bu çığlık hoşumuza gidecek bir kadından gelmedi, doğru mu?’’ Kahin bu sefer dudaklarını araladı ve, ‘’Sizi kukla yapmak isteyecek, eğer ona inanırsanız kukla olursunuz. Eğer ona inanmayıp peşinden gitmezseniz kurtulabilirsiniz. Dikkatli ol kaptan, tanrılardan artık bir şey bekleme burayı tanrılar bile unutmuş.’’

Bunlar kahinin son sözleri oldu. Fenin’in gönlüne bir gölge düşmüştü. Ne kadar cesur olsa da adamları için korkuyordu. “Osthoto’yu duydunuz. Herkes silahlarını eline alsın ve tetikte beklesin. O bu sözleri söylerken ağaçların arasından güzeller güzeli Nephtys çıkageldi. Güzelliği insana dilini ısırtıyordu. Saydam tülden bir elbisesi vardı. Adamlar aylardır denizdeydi ve ilk defa bir kadın yüzü görüyorlardı. Çoğu kahinin bir an önceki sözlerini unutmuş, akılları bu güzel kızla yaptıkları aşk oyunlarına çoktan dalmıştı bile. Ama kaptan tedbiri elden bırakmadı. Kılıcını eline alıp cadıya yaklaştı. “Kimsin ne istiyorsun?’’ diye sordu kaptan. “Ben bu adada yaşarım. Görüyorum ki yardıma ihtiyacınız var. Karnınız açtır. Yorgun düşmüşsünüzdür. Evim şu ormanın hemen içinde. Gelin hem yemek yiyiniz hem de dertlerinize şifa bulunuz.” Kadın o kadar tatlı konuşuyordu ki adamlar bunun kahinin bahsettiği kişi olamayacağını düşündüler ve yola koyulmak için sabırsızlandılar. Ama kaptan kahinin sözlerinden çıkmayacaktı. Adamlarına oldukları yerde durmalarını kimsenin bir yere gitmediğini söyledi. Adamlar çok bozulmuştu bu duruma. Birkaçı bence kahin yanılıyordu, gibi sözler etti. Kadının cazibesi ve aç olan karınlarını doyurma isteği sadakatlarına baskın çıkacak mıydı? ‘’Kaptan ben gidiyorum.” dedi uzun, sıska, kırmızı sakalı bir adam. “Bence bu küçük kız tehlikeli olamaz. Zaten karnımız da aç, bence gitmeliyiz ve siz de gelmelisiniz.’’ Kaptan “Hayır!” diye bağırdı. Adam onu duymazlıktan geldi “Açlıktan ve susuzluktan ölmeden önce gelirsiniz artık” diyerek kızın yanına gitti. Kız ona gülümsedi. Ardından dört kişi daha kızın yanına gitti. Kız

“Kaptan size sadece yardım etmek istiyorum.” dedi. Ama kaptan bunu istemiyordu. “Hayır,” dedi, “Biz başımızın çaresine bakabiliriz.’’ Adamlar ve kız ormanın içlerine doğru gözden kayboldular. Kaptan bir daha adamlarını göremeyeceğini biliyordu. “Yayı olanlar ormanın içine mızraklılarsa denize” diye kükredi. “Avlayacak bir şeyler bulabiliyor muyuz bir bakalım.” Adamlar ormanda hiçbir şey bulamamışlardı ama bu lanetli durum denize ulaşamamıştı daha. Denizde mızraklarıyla en az bir insan kadar olan, eti lezzetli bir balık vurmuşlardı. Yaktıkları ateşte balığı kızarttıktan sonra bir güzel yediler. Yatma vakti geldiğinde Kaptan nöbet tutmaları gerektiğini söyledi. Sırayla tutacaklardı. İlk nöbeti kaptan tutacaktı çünkü hiç uykusu yoktu. Bu adadan nasıl kurtulacaklarını düşündü. Bir gemi inşaa edebilirler miydi? Ama bunun için yeterli malzemeleri yoktu. Bu sırada cadı kaptanın adamlarını evine götürmüş ve çoktan sofraya oturtmuştu. Onları önce sarhoş etmeliydi. Hep böyle yapardı. Bunun içinde bu ormanın içinde büyüyen bir üzümden şarabı vardı. Tahmin edeceğiniz gibi bu ormanda yetişen bir üzümden yapılmış olan bu şarap en yiğit savaşçıları bile sarhoş ederdi. Ki bu tayfalar hiç de yiğit değildiler. Hemen sarhoş oldular. Cadı ise artık ruhları sakinleşmiş ve kontrol etmesi kolay olan bu adamları daha geçen gün yaptığı meşe ağacından kuklaların içine hapsetti. Sonra kahkahalarla gülmeye başladı ve yine kahkahaları çığlığa dönüştü. Sahildeki adamlar çığlığın sesine uyandılar. Fenin düşünüyordu: Acaba ne yapabilirdi? Aklına ilk gelen fikri arkadaşlarına sundu: “Oraya gidip o cadıyı öldürelim. Onun evinde gemi yapmamıza yarayacak aletlerin olduğuna eminim.”

Adamları buna katılmıştı. Sabah ilk ışıkla beraber ormana girecekler ve o cadının işini bitireceklerdi. Belki arkadaşlarını da kurtarabilirlerdi. Sabah’ın ilk ışıklarıyla birlikte yola koyuldular. Ormanın içine girdiklerinde sanki her an bir saldırı gelecekmiş gibi tetikteydiler. Uzun bir yürüyüşten sonra cadının evini buldular. Uzun çakıllı bir yol eve doğru gidiyordu. Fakat gördüklerine göre yolda elinde kılıçlar bulunan bir grup asker vardı. Daha dikkatli baktıklarında bunların insan değil birer kukla olduğunu gördüler. Kahinin söylediği gibi bu adaya düşenlerin sonu kukla olmakla kaçmak arasındaydı. Şu an karşılarındakiler ise eskiden birer insandı, belki de kendi dostlarıydı. Kaptan Fenin “düzene geçin” diye emir verdi. Adamlar dörder kişilik bir sıra oluşturdular. En önlerinde Kaptan Fenin duruyordu. Kuklalara doğru ilerlediler. Onları fark eden kuklalar da saldırıya geçti. Fenin “Hücuum!” diye bağırdı. Askerler safları bozmadan koşar adım saldırıya geçtiler. İlk hamleyi Fenin yaptı ve bir kuklanın kolunu uçurdu ve bacağını kesti. Fakat kesilmiş kol ve bacaklar bile kıpırdıyordu. Adamlardan biri kuklanın kafasını uçurmuş ve bu şekilde etkisiz hale geldiklerini görmüştü. Bundan sonra bir bir kuklaların kafalarını uçurdular. Kuklalar o kadar da iyi dövüşmüyorlardı. Bu engeli geçtikten sonra yollarına devam ettiler. Birkaç asker ufak sıyrıklarla kurtulmuştu.

Evin bahçe kapısına geldiler ve girmeden önce çevreyi kontrol ettiler. Bu sırada cadı ise misafirlerinin bu derece ileriye gidebileceklerini hiç beklemiyordu. Daha önce de yardım teklifini kabul etmeyenler olmuştu ama eninde sonunda açlığa ve susuzluğa dayanamayıp cadıyı bulmaya geliyorlardı. Ama bu sefer beklediğinden biraz erken bir ziyaret olacaktı. Amacı da yemek ve su değildi. Cadıdan alabilecekleri her şeyi alacaklardı. Kaptan Fenin evin bahçesine girdi ve adamlarına sessiz olmalarını işaret ettikten sonra evin camlarından birinden içeri gözetlemeye koyuldu. İçerde Cadı ve kuklalar gülerek bir şeyler yapıyorlardı.

Kaptan, “Şimdi içeri giriyoruz ve önce kuklaları hallediyoruz. Cadıya dikkat edin, iradenizi ele geçirmeye çalışacaktır.” Ve ardında kapıya bir tekme bastığı gibi içeri daldı. Cadı şaşkınlığa uğramıştı. “Sizi bu kadar erken beklemiyordum minik kuklalarım.” Derken gülüşü iğrenç derecede korkunç olmuştu. Adamlar kuklalara saldırmış Fenin ise cadıya saldırmıştı. Cadı onla birebir tabii ki dövüşemezdi. Araya kuklalarını soktu. Ama Fenin çok usta bir savaşçıydı. Kuklaları yere serdikten sonra cadıyı köşeye sıkıştırmıştı. Ama cadı bu kadar kolay pes etmeye razı değildi. Gücünü son demine kadar kullanarak Kaptanın en sevdiği adamlarından Garabel’in iradesini ele geçirmişti. Garabel şimdi Kaptan Fenin’e saldırıyordu. Fenin ona bir zarar vermek istemiyordu. O en çok sevdiği dostuydu. Bu yüzden sadece Garabel’in saldırılarını savuşturuyordu. Ne olduğunu anlayan tayfalar cadının kendilerini de kontrol altına almaması için zihinlerini devamlı açık tutuyorlardı. Garabel devamlı saldırıyordu. Fenin sonunda onun kılıcını elinden düşürdü ve bir çelme hareketiyle onu yere serdi. Adamları hemen onun kollarına girmişti ve sımsıkı tutuyorlardı. Cadı gücünü Garabel üzerinden çekti ve Fenin’i kontrolü altına almaya çalıştı. Fakat bunu bir türlü başaramıyordu çünkü Kaptan Fenin çok sağlam bir iradeye sahipti.

Artık yapabileceği çok bir şey kalmamıştı. “Lütfen beni bağışlayın, öldürmeyin beni!’’ dedi. Fenin düşündü. Aslında onu öldürmeleri gerekmiyordu. “Eğer bize bu adadan yurdumuza dönmemizde yardım edersen senin canını bağışlarız.” Cadı bu teklifi seve seve kabul etmiş görünüyordu. Anlaşmaya varmışlardı. Kaptan bir an önce gidip gemi yapımına başlamak istiyordu. O sırada büyük bir hata yaptı, düşmanına sırtını döndü. Cadı oradan masanın üzerinden aldığı bir bıçağı tam Kaptanın sırtına saplamak üzereydi ki en yakın dostu Garabel yayına bir ok taktı ve cadıyı tam boğazından vurdu. İşte böyle son bulmuştu bu adanın korkutucu cadısı Nephtys’in yaşamı. Askerler için geriye sadece bir gemi yapıp evlerine geri dönmek kalıyordu. Geminin inşasını iki ayda bitirebildiler ve ılık bir bahar sabahı evlerine doğru yelken açtılar…

Lanetli Kuklalar” için 5 Yorum Var

  1. Güzel bir hikaye olmuş. Fakat biraz yanlışlar var anlatımda. -mış eki ile -dı ekini ardı ardına cümlelerde kullanmışsın. Beğendiğimi belirtmek isterim yine de…

  2. Merhaba Sevgili Sedat,

    Öncelikle öykünüzle seçkimize katıldığınız için teşekkür ediyorum kendi adıma. Dilerim sizden okuyacağımız pek çok hikâyenin ilki olur bu.

    Birazcık açık konuşacağım, umarım alınmaca gücenmece olmaz. “Lanetli Kuklalar” pek amatörce bir öyküydü. Hem anlatım hem de kurgu açısından… Ama endişelenmenize gerek yok, çözüm çok basit. Ben naçizane, daha fazla kurmaca metin okumanızı önereceğim. Hatta bunlar Türk Edebiyatı’ndan olursa size katkısı çok daha fazla olacaktır. Ve elbette, lütfen daha fazla yazın. Yazdıkça ve okudukça çoğu şeyin kendiliğinden rayına oturduğunu fark edeceksiniz.

    Başka hayallerde görüşmek üzere, kaleminize sağlık.

  3. Bana kalırsa son derece güzel bir öykü ancak moş ve dıı ekini arka arkaya kullanmışsınız, orada biraz pürüz var. Ancak yine de çok güzel bir ööyküydü. Katılıp bu güzel hikâyeyi bizimle paylaştığınız için teşekkürler.

  4. cankutpotter bende size teşekkür ederim yorumunuz için. Hikaye biraz aceleye gelldi son akşam yazabildim. Temize çekme şansım olmadı o yüzden bende farkındayım orada bir anlatım hatası yapmışım. Tekrar teşekkürler yorumunuz için.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *