Öykü

Masal Fısıltısı

Başımı ninemin dizine koyar koymaz uyumamak için direnmeye başlardım. Masal, okşanan saçlarımdan, sırtımdan, ninemin elinde unuttuğum elimden hücrelerime sızardı. Gözümü evin duvarına dikmeyi denerdim. Gaz lambasının sisli ışığında uzayan gölgelerimizin nefeslerini tutmaya çalışırdım. Bizden ayrı nefes alır gibiydi gölgeler.

Bir varmış bir yokmuş fısıltısıyla başlardı masal. Sazını duvara asan Âşık, para kazanmak için yola çıkmış olurdu. Anasına sarılır, “Anacığım sazımı duvardan indirme. Ne zaman ki bir teli kopar, bil ki ben dardayım.” derdi. Aşığın gidişine çok üzülürdüm. Günlerce aç susuz yol aldıktan sonra bir köye gelirdi Âşık. Yaşlı bir Hanım Ağanın yanında çalışmaya başlardı. Dul hanım Aşığı çok sever bir dediğini iki etmezdi. Bir gün köye gelen çerciden sabun almaya giden Aşık, nişanlısına verdiği yüzüğü çercinin parmağında görünce yüreği ağzına gelerek sorar, nişanlısının darda olduğunu hemen memlekete dönmesi gerektiğini öğrenirdi.

Ninem tütün sarmak için ara verirdi. Kim olduğunu düşünürdüm. Sevgili oğlunu gurbete yollayan ana gibi iç çekerdi. Çenesinde vaktinden önce uzamış beyaz bir kıl titrerdi. Belki de gençliğinde Aşığı beklemişti. Yüzünde ışığı hiç gitmeyecek masmavi gözleri gençliğinde ne güzel bir kız olduğunun işaretiydi. Çeşme başında durur köyün girişinden taa Yalvaç’a kadar yolu görmeye çalışırdı. Bacaklarında sallardı beni. Ayakları uyuşurdu sanırım, çünkü Oflardı arada. Gazlı çakmağıyla birkaç denemede sigarasını yakar masal fısıltılarına bu koku da eklenirdi. Sallanmaktan yavaşça uyuşan kafam yine de masalını isterdi. “Anlat, nine,” derdim.

O zaman, ocağın başında o günkü takvim sayfasını okuyan dedem konuşurdu. Ninem sigarasını içebilsin diye dedem anlatmaya başladı. Ninemin bacaklarında sallanan ben, dedemin âdem elmasının inip çıktığını hayal ederken, Âşık, Hanım Ağa’dan yola çıkmak için izin isterdi. O güne kadar Aşığı evinde ağırlayan ve onu çok seven dul hanım türlü hediyeler ve parayla uğurlardı Aşığı.

Masal kimdeyse onun kucağında olmalıydım ben. Ninemin bacaklarından kalkar, dedemin kucağına sokulurdum. Dedemin katranla sarılmış parmakları sertti. Odun kıymığı batmış parmaklarını katrana bulanmış bezlere sarardı. Katran ve çam ağacı kokan dedemin kucağında sallanırdım. Sanırım Aşığın azgın bir nehrin, yol vermez bir yerinde kıvrandığı andı burası. Kendimi çaresiz hissederdim. Kuşağında çalışıp biriktirdiği altınlar omzunda ki heybesinde anasına ve sevdiğine sunulacak hediyelerle orada çaresizlik içinde karşıya geçmeye çalışırdı. Nehir suları kim bilir nereden koparıp getirdiği tahta köprü parçalarını ve hayvan ölülerini sürükleyip götürürdü. Nehir kıyısında günlerce çaresiz bekleyen Aşık sanki sazını kucağında tutar gibi bir türküye başlardı. Bu türkü öyle içli olurdu, öyle yürekten söylenirdi ki fırtınanın içinden aksakallı bir dede, bembeyaz bir at üstünde Aşığın karşısında durur saygıyla türküsünü bitirmesini beklerdi. Sonunda türkü bitince nehir de dinginleşirdi.

Dedem hatırladığı kadarıyla türküyü söylemeye başlardı. Ocağa atılmış kütüklerden közlenenler düşer, dedem onları birbirine yaklaştır. Aşık beklerken geçip giden günler için üzülürken aksakallı dede elini uzatır, Aşığı atın terkisine bindirirdi. Gözlerini kapatmasını isterdi. Dört günlük yolu bir çırpıda alırlardı. Bu kadar, uyumuş olurdum.

Dedemin kucağından kendi yatağıma yatırılmış olurdum. Aşık da evine varmış olurdu herhalde. On yıla yakın masalı aynı yerine kadar dinleyebildim, uyuyup kalıyordum. Hiç başka masal istemedim, aynı masalın fısıltıları büyüttü beni.

Masal Fısıltısı” için 2 Yorum Var

  1. Arokan dedi ki: dedi ki:

    Merhaba @Eser_Avci

    Öykü içinde henüz tamamlanmamış bir masal anlatmışsınız. Ne de güzel olmuş. Bu topraklardan, bizden ve içten.

    “Anacığım sazımı duvardan indirme. Ne zaman ki bir teli kopar, bil ki ben dardayım.” İşte Anadolu’nun fantastik hikâyelerine efsanevi bir başlangıç. Anlatmış olduğunuz masal gerçek dünyadan bir alıntı mı yoksa sizin kurgunuzun bir eseri mi? Hangi türlü olursa olsun çok beğendim. İçi hasret kokuyordu. Kaleminize sağlık.

    Bir eleştirim olsaydı, o da katran kelimesinin geçtiği bölümde, bu kelimenin yinelenmesine olurdu.

    Yarım kalmış masalların tamamlanması dileğiyle…

    Sevgiler…

  2. Yorumunuz için teşekkürler.Masal fısıldaşmaya devam.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!