Öykü

Masal Rüyası

Kedilerden biri dolabın tepesinden karyolanın üstüne atlıyor. Diğeri o yanına gelince karyoladan dolabın üstüne doğru bir hamle yapıyor. Bu çaprazlama atlayış yaklaşık bir saattir sürmekte. Yorganı kafama kadar çekiyorum, onları görmemek için. Gözümü kapatınca da gözleri bir çift sarı ışık gibi beliriyor karanlıkta. Hepten uykum kaçtı. Yataktan kalkınca peşime takılıyorlar bir, iki, üç, dört oldular şimdi. Biraz bir şeyler yazabilsem. Benimle birlikte onlar da geliyor yazı masasına doğru. Biri masanın üstünde defterimin yanında. Diğeri ayak ucumda bacağıma sürtünüyor. Az ilerde koltuktaki kedi gözlerini bana dikmiş yavaş yavaş kırpıp kısıyor, diğeri de perdenin dibine kıvrılmış. Uzun zamandır yazamıyorum zaten. Oturuyorum öylece masanın başında. Bir bardak su içerken boğazımdan çıkan gurt sesiyle koltuğun üstünde yarı uyuklayan kedi hafifçe sıçrıyor. Patiğimin yumuşaklığından herhalde diğeri ayağımı hiç bırakmıyor. Gözlerim olduğu yerde kapanmaya başlıyor, uyukluyorum. Bembeyaz bir yerdeydim. Yeşil bir çizgi var ayakucumda ve başımın üstünde. Çizgiye basıp ilerliyorum. Önümde kömür tozu gibi bir şey var. Dokunuyorum elime bulaşıyor. Sağa sola yürüyünce harflerin arasında gezindiğimi kavrıyorum. Pembe silgimin üzerindeki oyuklardan silgiye tırmanıyorum. Arı mayanın antenleri silinmiş. Silginin kenarına oturuyorum. Buradan tüm yazdıklarımı görüyorum. Bir cümle vardı bir türlü atamadığım. Sanırım şu an atma zamanı. Cümlenin yanına doğru ilerliyorum. Hiç gözümü kırpmadan tüm kelimeleri üst üste diziyorum. Ufacık yapana kadar katlıyorum. Elimle top yapıp ayakucumdan bir tekmeyle fırlatıyorum. Kafama takılan bir cümle daha vardı. Doğru yeri bir türlü bulamıyordum. Paragrafın başında mı olmalıydı sonunda mı? Harfleri üst üste dizip son satıra doğru yuvarlıyorum. Orada kendiliğinden akordiyon gibi sıralanıyorlar. Kelimenin birini az sağa itiyorum, yanındakini azıcık sola sonra ortaya yeni bir kelime getiriyorum. Binbir uğraşla diğer satıra çıkıp başka bir kelimeyi alıp alt satırlara taşıyorum. Birbirine yapışık iki kelimeyi ayırıp aralarına virgül koyuyorum. Tam işim bitti derken noktadan sonra gördüğüm soru işaretiyle baş başa kalıyorum. Nerden çıktı bu? Soru cümlesini aramaya başlıyorum. Masalı satır satır tarıyorum, artık bitmek üzere. Bu sırada tüm harfler önce gözümün önüne karışık sıralanıyor sonra kelime halinde geliyor. Çevremde dönmeye başlıyor. Kelimelerin hepsi manâlı bir cümle oluşturduğunda bir resim beliriyor karşımda. Bu resimlerden bazıları benim bu masal için çizdiğim resimler. Bazılarını ise hiç görmedim. Masal şöyle başlıyor:

Dünya kendi ekseni etrafında her zamanki gibi dönüyormuş. Onu birden hıçkırık tutmuş. Daha ilk hıçkırıktaki o ses ve sarsılma ile kainatta yer yerinden oynamış. Sanki yeryüzü doğuruyormuş. Birbiri ardına zelzeleler ve patlamalar olmuş. İnsanlar oldukları yerde kalakalmışlar. Ne bir adım ileri gidebiliyorlarmış ne bir adım geri. İkinci bir hıçkırığa kadar sadece bir günlük süreleri kalmış. Hayatta kalanlar gemilere binip başka bir gezegene doğru göçe başlamışlar. Yanlarına hiçbir şey alamıyorlarmış. Dünyadaki her türden ise sadece bir çift alınacakmış. Son görev ise bir deniz kızıymış.

“Koordinatları belirleyin. Deniz kızı adaların yakınında bir yerde görülmüş.”

“Aşağıya doğru iniş izni istiyoruz.”

“ Yeryüzündeki karbon miktarı her saatte yüzde bir oranında azalıyor. Maske ve oksijen tüplerini ona göre ayarlayın.”

Deniz kızı saçına yapışan yengeçten bir türlü kendini kurtaramıyordu. Hani kafasına yakın bir yerde olsa süs niyetine toka gibi gezecekti ama tam saçının ucuna tek koluyla tutunmuştu. Bir sesle sarsıldılar. İlk defa böyle bir ses duymuştu. Bu sesle fenerin ışığı kapandı. Oysaki o kadar yolu bu ışıklar için gelmişti. Olduğu yerden o ışığı izlemeyi pek severdi. “Neden bu kadar karanlık ve sakin deniz anlayamıyorum.” dedi kendi kendine. O sırada kocaman bir balinanın ona doğru yaklaştığını hissetti. Hızlıca yüzerek kayaya çıktı. Balina kayaya doğru birkaç kez vurdu. Yengeç yüzüne vuran dalgaların şiddetiyle deniz kızının kucağına düştü. Yengeçle göz göze geldiler. Balina kıpırdamıyordu. Biraz yüksek bir kayaya doğru çıktılar. Kocaman kocaman balinalar, balinanın peşi sıra dizilmiş bir sürü balık denizde hareket etmeden öylece kalmıştı. Yengeç korkudan tekrar deniz kızının saçına yapıştı.

Aşağı doğru inen ışıklı bir cisim gördüler. İlk defa gördükleri bu ışık karşısında deniz kızı korkudan denize daldı. Fakat deniz o kadar bulanıktı ki hiçbir şey göremedi. İlerleyemedi. Geri döndü. Tekrardan kayalıkların oraya oturdu. Vücudundaki pulların bir kısmı önüne dökülmüştü. Omzuna bir el dokundu. Kaptanla göz göze geldiler.

Masal Rüyası” için 4 Yorum Var

  1. krylngl dedi ki: dedi ki:

    Ana karakterin sizin olduğu, yazarken yaşadığınız zorlukları kaleme aldığınız ilk bölümü güzel anlatmışsınız, gayet keyifli okudum. Yalnız bu bölümü paragraflara bölerek gözü rahatlatabilirsiniz.

    İkinci bölümdeki masal ise eksik kalmış. Zaten masalın başını yazdığınızı belirtmişsiniz ama bu şekilde bakıldığında öykü genel olarak tamamlanmamış görünüyor. Masal sonrası yeniden odaya (ilk bölüme) dönüp öyküyü bitirebilirdiniz.

    Eksik kalmasının yanı sıra, deniz kızı masalı ne yazık ki tek başına tatmin edici bir yoğunluğa sahip değil. Ana karakterleri masal içerisinde tanıtmış, gayet ilginç ve potansiyeli olan bir konu belirlemiş fakat olayları ilerleten dikkat çekici bir aksiyon katmamışsınız. Haliyle masal da bir sonuca ulaşamamış. Masalın başındaki ilk cümleler ustaca yazılmış; devamı da o şekilde gelseydi daha iyi olurdu diye düşünüyorum.

  2. pamuksu dedi ki: dedi ki:

    Söylediğiniz gibi ilk bölüme dönebilirdim. Bu da olabilirdi. Güzel yüreğinizi öyküme değdirdiğiniz için kıymetli zamanınızdan harcadığınız için çok teşekkür ederim. söylediğiniz her şey çok değerli.

  3. Selamlar Gülay Hanım,

    " Uzun zamandır yazamıyorum zaten. Oturuyorum öylece masanın başında. Bir bardak su içerken boğazımdan çıkan gurt sesiyle koltuğun üstünde yarı uyuklayan kedi hafifçe sıçrıyor. Patiğimin yumuşaklığından herhalde diğeri ayağımı hiç bırakmıyor. Gözlerim olduğu yerde kapanmaya başlıyor, uyukluyorum. Bembeyaz bir yerdeydim. Yeşil bir çizgi var ayakucumda ve başımın üstünde. Çizgiye basıp ilerliyorum. Önümde kömür tozu gibi bir şey var. Dokunuyorum elime bulaşıyor. Sağa sola yürüyünce harflerin arasında gezindiğimi kavrıyorum. Pembe silgimin üzerindeki oyuklardan silgiye tırmanıyorum. Arı mayanın antenleri silinmiş. Silginin kenarına oturuyorum. Buradan tüm yazdıklarımı görüyorum. "

    Öykünü. giriş kısmında verilen durum çok iyiydi.Bir kalem ve bir kağıdın büyülü resmini çizmişsiniz sözcüklerle. Devamında gelen masalımsı öyküde bir son bekledim. Elinize sağlık. Gayet keyifliydi.

  4. pamuksu dedi ki: dedi ki:

    Ben ilk baştan itibaren kaptanla deniz kızının göz göze geldiği yerde bitirmeyi geri kalanı okuyucuya bırakmayı düşündüm. Yorumunuza ve yüreğinize sağlık.

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!