Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Mehtaba Karşı

Mesaisi bitmeden önce temizlemesi gereken son masaya doğru yöneldi. Uzun zamandır hareketsiz kaldığı için bir masadan diğer masaya doğru yönelmesi olağandan yavaştı. Hayata dair acele etmesi gereken çok bir şey kalmadığı için iki masa arası geçen zaman diliminin süresi çok da önemli değildi. Sonunda hedefindeki masaya ulaştığında bazıları boş , bazıları artıkları olan tabakları dikkatlice bulaşık toplama arabasına yerleştirdi. Masa yüzeyinde kalan kırıntıları bir bez ile arabasında bulunan plastik çöp tenekesine süpürdü. Topladığı bulaşıkları kafenin bulaşıkhane kısmına doğru götürürken içeride bulunan son müşteri de hesabını ödeyip yanından geçerek çıkışa doğru yöneldi.

Sinan’ın bugün kafede ilk günü olduğu için henüz çalışma arkadaşları ile çok kaynaşma fırsatı bulamamıştı. Çoğunun ismini dahi bilmiyordu. Bir arkadaşı, yaşadığı travmayı atlatabilmesi için belediyenin sahil kenarında işlettiği bir kafede garsonluk işini bulmuştu. Aslında atlatılacak bir travmadan çok kurulacak yeni bir kimliğe ihtiyacı vardı. Zira geçmişe dair canlı veya cansız ne varsa artık tam anlamıyla geçmişte kalmıştı. Arkadaşının iyi niyetini kırmayıp daha önce hiç tecrübesi olmayan garsonluk işiyle yeni kimliğinin ilk ilmeğini atmış oldu.

Kafeden çıkarken iş arkadaşlarından bir kaçı evine davet etmiş , bir şeyler içeriz demişlerdi. Sinan ise çok yorgun olduğunu ve evine gideceğini belirtmiş, teklifi nazikçe reddetmişti.

Kafeden çıkar çıkmaz yaklaşık 400.000 kilometre uzaktan misafirliğe gelmiş mehtabı görünce biraz sahilde kalmaya karar verdi. O kadar mesafeden Ay’ın bize böylesine bir görsel şölen izletmesi ne hoş bir lütuf, diye düşündü. Hayran hayran mehtabı izlerken sahilde bolca bulunan kayalıklara çarpan dalgalar Sinan’ın yüzüne çiseledi. Ay’ın tek lütfunun mehtap olmadığını hatırladı. Liseden kalma bilgilerini kısaca hatırladı. ‘Ay’ın deniz suyunu kendine doğru çekmesiyle kabaran suyun oluşturduğu boşluğa akan sular dalga oluşturuyor. Bu sayede oluşan dalga sesi ile mehtap izleyicilere seyir zevki yüksek huzurlu bir akşam sefası sunuyor.’

Sahil keyfini kafeyi henüz kapatmamış olan kafe müdiresinin arkasından seslenmesiyle bitirmiş oldu.

– Sinan Bey taksi çağırmışsınız, sizi bekliyor.

Sinan, arkasını döndüğünde yol kenarında bekleyen taksiyi gördü. Oraya doğru yürürken kafenin ışıkları söndü, Müdire Hanım da artık evine gitmek için hazırdı.

Taksi Sinan’ı şehir otogarında indirdi. İlk defa geldiği bu devasa otogarda Antakya otobüsünü bulmak için biraz çaba sarf etti ama sonunda buldu. Seyahatleri genelde kendi arabası ya da uçakla olurdu. Otobüs, tercih ettiği bir seyahat yöntemi değildi. Sonunda evine götürecek otobüsü bulduğunda hareket saatine 5 dakika kalmıştı. Otobüse biner binmez tanıdık bir yüz olma ihtimaline karşı yolculara baktı. Kimseyi tanıyamadı. Zaten tanımak da çok zordu. Kimse önceden göründüğü gibi değildi.

Bilet numarasını kontrol edip kendisine ait olan koltuğa yerleşti. Her yerde olduğu gibi yine tek kişilik koltuk tercihinde bulunmuştu. Bu konuda rahatına düşkündü. Kendine ait bir oturma alanı olsun isterdi.

Otobüs hareket ettiği anda içinde bir gelgit oluştu. Yüreği kabardı ve kabaran kısmın yanlarından oluşan boşluğa doğru akan kanın sert bir şekilde göğüs kafesine çarpışını hissetti. Çok özlemişti evini, ailesini, tek kişilik koltuğunu…

Yol boyunca geçmişine dair ne varsa gözünün önünden film şeridi gibi geçmiş, bir ara gözleri kapanmış ,uykuya dalmıştı. Rüyasında bile film şeridi akmaya devam etmiş, çocukluğunu, çocuklarını, eşini ve artık göremeyeceği bir çok şeyi rüyasında görmüştü.

“Antakya yolcuları hazırlansın lütfen!” anonsu uyanmasını sağladı. Otobüsten iner inmez Mersin’e 1 saat sonra hareket edecek olan bir firmadan geri dönüş biletini aldı. Bir taksi bulmak için otogarın içinde dolanmaya karar verdi. Neyse ki çok aramak zorunda kalmadı. Bir taksici özellikle onu bekliyor gibi arabasının hemen önünde ayaktaydı. Taksiciye yaklaştı. “Beni şehri izleyebileceğim yüksek bir yere götürür müsün?” dedi. Taksici denileni yaptı. Sinan’ı tam da istediği gibi bir yere götürdü. Hâlâ kıştan kalma bir serinlik vardı sanki. İçi üşüdü ama yine de kenti izlemeye devam etti. Kendisini beklemesini istediği taksici de Sinan’ı izliyordu. Neler düşündüğünü tahmin edebiliyordu. Sinan saatine baktı ve taksiciye doğru dönüp “Gitme zamanı.” dedi.

Yeni başladığı işte yarı zamanlı olarak çalışma konusunda anlaşmıştı. Geri döndüğünde işe başlamasına daha 1 saat vardı ama yine de çalışma kıyafetini giyip müşteriler ile ilgilenmeye başladı. Akşam olduğunda arkadaşları ile vedalaştı. Dün olduğu gibi bugün de mehtabı izlemek sahilde beklemeye koyuldu. Arkasından kafenin müdiresi yaklaştı.

– Sinan Bey aynı taksici geldi, seni bekliyormuş.” dedi.

Müdire Hanım’a teşekkür etti. Motoru çalışır durumda kendisini bekleyen taksiye doğru ilerlerken Müdire Hanım kolundan tuttu.

– Taksiciye Sinan Bey’i nereye götürüyorsun diye sordum. Otogara, diye cevap verdi. Dün nereye götürdünüz, diye sordum. Yine otogara, diye cevap verdi. Hayırdır Sinan Bey, ne yapıyorsunuz otogarda?

Sinan Müdire Hanım’ın gözlerine bakarak,

-Siz her akşam kafeyi kapatıp evinize gitmiyor musunuz?

Müdire Hanım başını evet anlamında salladı.

Sinan da “Ben de evime gidiyorum.” diye cevap verdi.

Taksiye bindi. Otogara gitti. Antakya otobüsüne bindi. Yazılı kaderinin çoğunu geçirdiği evine gitmenin huzuru ile uykuya daldı.

Abdullah Kara

Ben Abdullah Kara. Mesleğinde 18. yılını doldurmuş bir matematik öğretmeniyim. Soru yazarlığı üzerine kendimi geliştirdim. Milli Eğitim Bakanlığında soru yazma konusunda eğitimler aldım , sorularım yayınlandı. Öykü yazarlığı konusunda ise yolun başlangıç çizgisindeyim. Zeynep Füsun Kahraman'dan ders almaya başladım. Zamanla daha güzel öyküler yazacağıma inanıyorum. İyi çalışmalar.