Öykü

Mezarcı Yekendha

Adam gecenin bir yarısında mezarlığın içerisinde yürüyordu. Arkasında bir ucu yere değen ve sağlam daldan oluşan sedye taşıyordu. Yokuş yukarı çıkmak, yürüğünü arazinin eğimi az bile olsa kendisini yormaya yetiyordu ve yaşı da yorulmaya müsait bir yaştı. Soluk soluğa durdu bir an, kalbi deli gibi çarpıyordu. Nedendir bilinmez olabildiği kadar gölgelerde kalmaya dikkat ediyordu. Aslında yaptığı çok önemli bir şey değildi hatta bir mezarcı için sıradan bir olaydı ama bilinçaltı dikkat etmesini söylüyordu.

Mezarcı Yekendha, ataları uzaklardan gelmiş olsa da bu adada doğmuş biriydi ve muhtemelen tüm dünyası bu ada olan güzel topraklarda ölecekti. Uzun yıllar Kral Susala’ya hizmet etmiş ve ardından Pazar yerinde öldürüldükten sonra makamına geçen oğlu tarafından buraya bu mezarlığa gönderilmişti. Sadece kendisini değil kendi gibi uzun yıllar Susala’ya hizmet eden herkesi uzaklaştırmıştı genç kral Gaarthaan. Ve o günden sonra ada sakinlerinden bir kısmını oluşturan Simillere büyük baskıya başlamıştı. Ne de olsa farklıydı bu geniş topraklara kendilerinden çok sonra gelen Similler. Halkı olan Repsa’lara hiç benzemiyordu. Nefret suçu zamanla ağırlaşmış onların göç etmelerine kadar varmıştı. En sonunda geride kalan bir gurup Simil gencini hedef alan katliama dönmüştü. Mezarcı olarak görevi iki elin parmaklarından daha çok olan bu gençleri toprağa gömmekti.

O gün kendi aralarında toplanmış olan gençler katledilmişti. Küçük bir meydan bir anda savaş alanına dönmüştü. İşte o kızıla boyanmış alandan genç Simil erkeklerinin bedenlerini taşıması işi bittiğinde bir ara bir ağacın gövdesine dayanmış yaşlı gözlerini yummuştu. Doğduğundan beridir kardeş gibi yaşadıkları ama kendilerinden daha farklı olan bu insanları tanıyordu. Onların beyaz tenli uzun boylu bedenleri biraz ötesinde öylece duruyordu. İşte o zaman yani gözlerini kapattığı kısa sürede kafasının içerisinde emirler peydahlanmıştı.

“Taşı” demişti kafasının içerisindeki ses. Tepenin yukarısındaki mağaraya götür. Yıllardır üzerinde dolandığı bu tepenin içerisinde böyle bir mağara olduğu dikkatini çekmemişti. Ve aynı ses nasıl götürmesi için ne yapması gerektiğini de söylemişti. Bu sayede iki uzun ağaç dalı bulmuş ve arasına gerdiği sağlam bir örtünün üzerine koymuştu taşıyacağı gençleri.

Vakit sabaha dönerken son bedeni de içeri kocaman mağaranın dibine yerleştirmişti. Yorulsa da gün ışığı görünmeden işini tamamlamıştı. Biraz dinlendikten sonra içeri girebildiği dar girişi kayalarla kapatacak bu kişilerin burada huzur içinde kalmalarına yardım edecekti.

“Teşekkür ederim” dedi bir ses karanlıkların içerisinden. Adam korktu. Koyu renk tenli bedeni karanlıkta seçilmese de içeride bu kapısından zorlukla girdiği mağaranın içerisinde başka birinin olmasına şaşırmıştı ve korkmuştu. Alçak tavanlı dar uzun mağaranın bir kenarında yaktığı ateşe yaklaştı, sıcağı arayan kedi yavrusu gibi.

“Kimsin Sen” Sesi sert gibi görünen sesi korkusunu gizlemeye yetmiyordu

“Ben,seni var edenim” dedi ama yaşlı adamın korkudan titreyen bedenini görünce yüzüne sevimli bir gülümseme vermeye çalıştı.

“Ben bir dostum.” Mezarcı hâlâ titriyordu. Yabancı karşısındakine güven vermek için karanlığın içerisinden yanan meşaleye doğru birkaç adım attı. Yekendha ortaya çıkan ses sahibinin kendisi gibi bir insan olduğunu görünce biraz olsun rahatlamıştı.

“Senin neden burada olduğunu, bu yorucu işleri yapmanı söyleyen kişiyim”

“Kafamın içindeki ses yani.” Gelen cevap tek kelimeydi

“Evet” Bir süre sessizce geçti. Alevlerin ışığı yerde sıra ile yatan kanlı bedenlere vuruyordu. Yaralardan akan kanlar kurumuş vücutlarda geniş kara lekelere dönüşmüştü.

“Peki, şimdi ne olacak” Yabancı yavaşça yere eğildi.

“Söylediklerimden bir şey anlamayacağını biliyorum ama yine de söyleyeyim. Muhtemelen sen asıl macerada rol alacaksın hem de önemli bir rol ama ben gene görünmez hükmeden olarak kalacağım” Yabancı haklıydı, mezarcı bir şey anlamamıştı.

“Bu yiğitler tekrar canlanacaklar. Üstelik onları sen, senin sözlerin canlandıracak. Kafanın içinde senin geldiğin topraklarda var olan büyülü sözleri duyacaksın. Canlanan bu yiğitler Uzaklarda yaşanacak büyük bir katliamı önleyecekler. Sarkaata’ya hatta dünyaya barışın gelmesine yardımcı olacaklar.”

“Bu cansız bedenleriyle burada yatanlar mı yapacak bu işleri?”

“Evet, onlar senin alacağın bir işaretle ve senin sarfedeceğin kutsal sözlerle tekrar canlanacaklar ve kendilerini bu hale getirenlerden intikam alacaklar. Ardından sizlerin yardımıyla toprağın altına dinlenmeye çekilecekler”

“Ne işareti ne de kutsal sözü. Ben öylesine bir adamım, şaman rahip falan değilim”

“Onları buraya taşımanı söyleyen kafanın içerisindeki ses gibi bir işaret gelecektir. Söz olarak da o an kalbine gelen sözleri fısıldarsın bahadırların kulaklarına.” Yabancı geldiği gibi sessizce karanlığın içine yürüdü. “Karanlıkta kaybolmadan önce, kim bilir, sana ne yapman gerektiğini söyleyecek bir haberci gönderirim.” Kendisiyle konuşan garip yabancı geldiği gibi aniden yok olmuştu. Bir saniye sonrasında yaşlı adam oturduğu yerde kalakalmıştı. Bir süre sonra tekrar kendine geldiğinde gördüğünün bir rüya olduğuna hükmedecekti. Yine de burada bu zavallıların başında duracak yabancının söylediği habercinin gelmesini bekleyecekti.

Cevdet Denizaltı

Ben Cevdet Denizaltı; tercih ettiğim şekilde olursa Aziz Hayri. İzmir’de Eşrefpaşa’da doğdum. Önce Çınarlı Endüstri Meslek Lisesini sonra Erkek Sanat Yüksek Öğretmen Okulunu bitirdim. Makine Teknolojisi bölümü öğretmeni olarak görev yapıyorum. Okumayı, araştırmayı, yazmayı seviyorum. Tür ayrımı yapmam, bilimkurgu, fantastik kurgu ve tarihi romanlar favorim. Poe ve Tolkien hayranıyım.

Öne Çıkan Yorumlar

  1. Bu sabah aldığım güzel bir haber sizin benim yazdıklarımı okumanız, teşekkür ederim. Sözlerinizde haklısınız büyük bir evrenin bir parçası kısaca anlatmaya çalıştığım öykü. Okuduğunuz için tekrar teşekkür ederim

Söyleyeceklerin mi var? Kayıp Rıhtım Forum'da yorum yap.

1 cevap daha var.

Yorum Yapanlar