Öykü

Mutluluğa Uçuş

Her bayram zorla ninem ile dedemi ziyarete götürülüyordum. İkisi de iyice bunamış, ne dediklerini bilmeden hep konuşuyorlardı.

Bu bayram yine erken kalkıp yola düştük. İkisinin de ellerinden öpüp bayramlaştım. Koltuğa gömülüp elimdeki telefondan arkadaşlarla yazışıyordum ki, kulağıma bunakların yine saçmaladıkları çalındı. Uçmaktan bahsediyorlardı, biraz eğlenirim diyerek telefonu bıraktım yanlarına geçtim. Dedem anlatıyor ninem aralarda eklemeler yapıyordu.

“Bizim gençliğimizde bu arabalara ihtiyacımız yoktu, o zamanlar insanlar kendileri uçabiliyordu. Siz Süperman’i film diye izlerken biz onun gibi uçuyorduk.”

Ninem düzeltti.

“Ondan daha iyi uçuyorduk, ne o öyle erkek adam her uçtuğunda daracık kıyafet giyinip elini kaldırıyor. Hiç yakışıyor mu?”

Muhabbet koyulaşırken ninemin gözlerinin içinin parladığını fark ettim. Dedemle bakıştılar. Dedem bıyık altından gülümsedi.

“Devam et hadi dede, hadi ama,” dedim merakla. Ninemin yanakları kızardı Dedem ninemin elini tutup devam etti.

“Biz gençken herkes uçabilirdi. Öyle filmlerdeki gibi yalancıktan da değil gerçekten uçardık. O an onu düşünmemiz ayağımızı yerden kesmek için yeterdi.

Bir gün mahallenin bütün delikanlıları meydanda toplanmıştık. Genciz, kanımız kaynıyor, canımız sıkılıyor. Bizim şişko Memed hadi dedi, komşu köye uçalım. Saat öğlen olmuş, acıkmışız, hep birlikte tamam dedik,  karnımızı orada doyururuz. Hepimiz havalandık komşu köyün meydanına geldik.

Kahvede ağalar oturmuş tüttürüyorlar.

Bizi görünce en yaşlısı, ‘Hoş geldiniz gençler,’ dedi

‘Hoş bulduk,’ dedik.

Nerden gelir nere gidersiniz dedi.

Dedik, ‘Komşu köydeniz, canımız sıkıldı müsaade var ise yemek yemeğe geldik.’

‘Olmaz mı?’ dedi ilk konuşanın yanındaki, bıyıkları dudaklarını kapatmış sesin nereden çıktığı belli değil, çizmeleri dizine kadar kafasında bir kasketi, bize dere kenarını tarif etti. ‘Orada yemek yiyebileceğiniz yer var,’ dedi.

Gitmek için herkes havalandı. Ben teşekkür faslını uzun tutunca gerilerde kaldım. Tam uçarken o da ne. Güneş parladı, gözlerim kamaştı ve karşımda ninen uçuyordu. Yanına gidemedim, konuşamadım, utandım çekindim. Yemekte ağzımdan bir lokma geçmedi. Her gün aynı yere uçmaya başladım. Günlerce nineni görmek için uçtum. Annem ve babam merak içinde bana ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Yemeden içmeden kesilmiştim. Uyku uyuyamıyordum. Uykuya daldığımda da rüyamda nineni görüyordum uçuyordu, uçarken beyaz elbisesinin içinde melek gibi görünüyordu, saçları dalgalanıyordu. Masum bir gülümseme vardı yüzünde. Ona yetişip konuşmak için cesaretimi topluyor hemen ben de uçuyordum o anda da uyanıyordum. Günler geçti. Komşu köy de bendeki tuhaflığı sezmiş, meraklanmış, her gün köylerinin üzerinde uçmamın cevabını bulmaya çalışırken bizim köye gelip nedenini sormaya karar vermiş.

Yine sonuçsuz bir uçuş sonrası eve dönerken karşılaştım onlarla. En önde uçan yaşlı, bizimle kahvede ilk konuşandı. Beni durdurdu.

‘Delikanlıı,’ dedi. ‘Derdin nedir? Görürüm ki günlerdir bizim köyün üstünde bir oyana bir buyana uçar durursun, bir şey arar ama bulamaz gibisin.’ Bu sözlerin üzerine birden panikledim; ne diyeceğimi bilemedim kaçmaya çalıştım ama bu düşüncelerin hepsi kafamda karışınca uçmayı bırakıp düşüşe geçtim. Gözlerimi açtığımda da bir sürü gözle karşılaştım.

Düşünce kafamı vurmuşum kısa bir baygınlıktan sonra sayıklayarak ninenden bahsetmişim. Herkes önce merakla dinlemiş sonra bendeki tuhaflığın aşk yüzünden olduğunu anlayıp gülmeye başlamıştı. Ve gür bir ses yükselmişti kahkahaların arasından. ‘Delikanlıı madem kızımı görmüş beğenmişsin, madem kızıma gönül vermişsin, ben bugün kızımla konuşurum o da isterse haber gönderirim alır ananı babanı gelirsin. Ama biz düşene değil uçana kız veririz.’

Utanmıştım mideme bir şey oturmuştu, nefes alamıyordum. O an tekrar bayılmak istedim; aslında iyi de olmuştu, bu düşüş sayesinde aradığımı bulmuştum. Ertesi gün haber geldi: Gelip kızı isteyebilirsiniz.

Köyde bayram havası esmişti. En yaşlılar, ileri gelenler, büyükler hazırlandı. Tek bir sorun vardı bu büyükler artık eskisi gibi uçamıyor çekirge gibi zıplıyorlardı. Onların uçuşuyla gidecek olursak ihtiyarladığımız zaman ninenle ancak evlenebilecektik. Kara kara düşünürken Memed uzak şehirlerde otobüs kiralayan yerlerin olduğunu, bir tane kiralayabileceğimizi söyledi. Babama bu konuyu açtığımda, ‘Herkes uçtuğu için buralarda lazım olmaz öyle makineler ama iyi düşünmüşsünüz hemen halledin bu işi,’ dedi. Uçarak şehre gittik. Bütün köyün hatta hazırlanan hediyelerin de sığacağı büyükçe bir otobüs kiraladık. Köyde kullanmayı bilen olmadığı için şoförüyle beraber köye geri döndük. Eşyalarla birlikte otobüse doluşarak yola koyulduk. Gençler şoförü lafa tutup otobüsün orasını burasını kurcalayarak meraklarını gideriyor, yaşlılar arkada muhabbeti koyulaştırıyordu. Otobüs son tepeyi tırmanırken birden havalanmaya başladı. Şoförün çığlıkları bizimkilerin kahkahaları arasında uçmaya hali kalmayan yaşlıların bile yavaşlığından şikâyet ettikleri otobüs uçuyordu. Korkan şoför kapıyı açıp atlamaya çalışmış Memed onu tutmaya çalışırken dengesini kaybetmiş diğerleri gülmeye başlayıp uçmayı bırakmış halde otobüsün kıçı üstü yere çakıldık. ‘Allah’tan kimseye bir şey olmadı, otobüsü saymazsak tabii,’ dedi dedem. Nenem kahkahalarla gülerek söze girdi, ‘O otobüs hala bizim köyün girişinde o vaziyette durur. O düşüşten sonra çığlık atarak kaçan şoförün ara sıra otobüsün çevresinde dolandığını görenler olmuş ama aslı astarı var mıdır? Bilmem,’ dedi.

Dedem devam etti: O gün sağ salim gidip neneni istedik. Ertesi gün hemen düğün hazırlıkları başladı çeyizler hazırlandı 40 gün 40 gece düğün yapıldı gökyüzü o kadar kalabalık olmamıştı uçan uçanaydı. Gökyüzü, hiç o kadar güzel kokmamıştı düğünümüz şerefine bütün kuşlar ağzında güllerle uçuyordu ve ben çok mutluydum.”

Ninem kısık bir sesle gözünden süzülen bir damla gözyaşı eşliğinde, “Ben de o günden bugüne hep çok mutluyum,” dedi.

Mutluluğa Uçuş” için 6 Yorum Var

  1. Sevimli bir öyküydü. Gülümseyerek okudum ve olanları hayal etmeye çalıştım. Daha uzun olsa da memnuniyetle okurdum. Öyküde tek gıcık olduğum şey karakterin ninesi ve dedesi hakkındaki görüşüydü, o yüzden ona ısınamadım. Dede ve nineyi sevdim. :slight_smile:

  2. :slight_smile: Teşekkür ederim. Maalesef gerçek hayat ta karakter gibi düşünen kişiler hiç te az değil. :frowning:

  3. Dipsiz dedi ki: dedi ki:

    Sevgili @erdemtuba

    Dede ve Ninesi hakkında pek de iyi şeyler düşünmeyen torununa, onların başından geçen ilginç bir diyaloğa tanık olmasını sağlayarak ve bir tür ders vermek istediğini düşündüm ama bu kadar keskin ve okuyucuyu rahatsız hissettirerek giriş yapan karakter hikayede biraz atıl kaldığını hissediyorum. Hani hikayede geçiyorsa patlaması gereken silahtan bahsedilir, işte senin hikayendeki patlamayan silah "torun"muş gibi geldi. Oysa torun, dedeyi anlatmaya teşvik ederken bu umudum güçlenmişti. Bu yüzden hikaye sona doğru ilerlerken kurgusal bütünlük olarak biraz amacından şüpheye düşürdü sanırım beni. Belki bir kez daha hikaye için kurduğun evreni ziyaret etmek ve o toruna ağzının payını vermek istersin :slight_smile: galiba bu hepimizi rahatlatır :slight_smile:

    Eline ve düş gücüne sağlık
    Sevgiler
    Dipsiz

  4. Merhabalar.

    Hoş geldiniz seçkiye. Eğlenceli, hoşsohbet bir tonda çok güzel bir öyküydü.

    Öykünüze yakınlık hissettiğimden birazcık incelemesini abartabilirim. Normalde henüz tanımadığım vereceği olumlu olumsuz tepkiye aşina olmadığım bir isme daha yüzeysel şeyler yazarım ama dediğim gibi öykünüzde beni kendine çeken bir hava sezdim.

    Öncelikle zamansal sorunlar. Bu, öykünün girişi de dahil birkaç yerinde var. Birden fazla zamanı aynı anda kullanırken daha hafif, hissettirmeden yapabilirsek bunu, hem akıcılık korunacak, hem de öykü daha profesyonel duracaktır.

    ‘Olmaz mı?’ dedi ilk konuşanın yanındaki, bıyıkları dudaklarını kapatmış sesin nereden çıktığı belli değil, çizmeleri dizine kadar kafasında bir kasketi, bize dere kenarını tarif etti. ‘Orada yemek yiyebileceğiniz yer var,’ dedi.

    ‘‘Olmaz mı?’’ dedi ilk konuşanın yanındaki, bıyıkları dudaklarını kapatmış, sesin nereden çıktığı belli değil, kara çizmeleri dizine kadar, kafasında bir deri kasket. Bize dere kenarını tarif etti, ‘’ Bakkalın yamacında Osman Emmi’nin büfe var,’ dedi. Bu gibi bir düzenlemeyle hem görselliği, hem diyaloğu geliştirebiliriz sanırım.

    Aynı cümlede ve sıralanan cümlelerde aynı kelimeyi kullanmaktan olabildiğince kaçınmalıyız bir de.

    Finali konusunda Sayın Dipsiz’e katılıyorum ayrıca. Hikayeye torunun gözüyle başlıyoruz, onun gözünden bitirsek bütünlük açısından harika bir öyküye dönüşebilir zannımca. Misal son satırlardan sonra devam için: Gözüm divanın yastığında unuttuğum telefona kaydı ama elim gitmedi bir türlü. Heyecanla dememin yanına sokuldum: ‘‘Yok mu başka öykü?’’

    Dediklerim fikir çatışması adına, ve söylediklerim elbette ki kesin kurallar değiller. Ellerinize sağlık diyerek gelecek seçkilerde de görüşebilmeyi umuyorum :slight_smile:

  5. Merhaba;
    Yapıcı yorumunuz için teşekkür ederim. Haklısınız silahın patlaması gerekiyordu.Sanırım dede ile nineye yoğunlaşınca torunu unuttum. Tekrar düzenleyip patlamasını sağlayacağım.