Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Müzik Kutusu

Dolunay ışığı perdelerin arasından süzülüyor; küçük, sevimli bir kutunun üstüne düşüyordu. Kutudan gelen tanıdık bir melodi odada yankılanıyordu. Aralık pencereden içeri giren serin sonbahar rüzgârı ise odayı sarmalıyordu. Kasımın sonu, kışın başlangıcıydı. Soğuk günler onları bekliyordu.

Pencerenin önünde oturan küçük kız bir yandan kendisine miras kalan küçük müzik kutusunun, yavaş notalarla kendisine seslenmesini dinliyor, diğer yandan da düşünceli bir şekilde kutuyu kurcalıyordu.

Sade bir kutuydu. Beyazdı. Ama yılların eskiliğiyle boyası dökülmeye başlamış, yer yer de çatlaklar belirmişti. Ve kapağında bir sembol vardı. İki kumru kanadı.

Küçük kız ellerini soğuk pencereye dayamış, dolunayın bütün ihtişamıyla kara gökyüzünün ardında başkaldırmasını izliyordu.

Dışarıdan gelen, yağmurun ıslak kaldırımlarda yankılanan sesine; müzik kutusunun sessiz mırıltısı eşlik ediyordu.

Gözlerini pencereden ayırdı ve meraklı meraklı kutuya bakmaya başladı. Sonra yavaşça ellerini kutunun ahşap yüzeyinde gezdirdi. Kumru kanatlarının olduğu yerde hafif bir kabarıklık vardı… Gizli bir bölme…

Odada bir ses yankılandı.

“Senin yatağında olman gerekmiyor mu?”

Sert bir tonla vurgulanan bu cümle, küçük kızı hareketlendirmeye yetti. Hızla kutuyu kapadı. Müzik kesildi, odayı sessizlik sarmaladı.

Ayağa kalktı ve başını eğip öğretmenine özür mırıldandıktan sonra, hızla yatağına gitti.

Bir hafta geçmişti, yetimhaneye geleli. Şimdi; aklında binlerce soruyla birlikte bildiği tek şey, anne babasından kalan bu müzik kutusu ve geçirdiği kaza nedeniyle eski hayatına dair hiçbir şey hatırlamamasıydı.

***

“… 5, 4, 3, 2, 1! Önüm, arkam, sağım, solum ebe sobe!”

Heyecanla etrafına bakındı; siyah saçlı, yeşil gözlü kız. Çiçekler ve yoncalarla bezenmiş, geniş bahçede kimsecikler yoktu.

Kalın duvarın ardından gelen sesleri duyunca kıkırdadı ve elindeki kutuyu kolunun altına sıkıştırdığı gibi ondan ayrılmaksızın bahçenin diğer tarafına koşmaya başladı.

İşte bütün hayatı burada başlamıştı. Gelmesinin üstünden tam 5 yıl geçmesine karşın her günü anne babasından kalan son umutla geçiriyor; sayısız sabahı onun, kutunun yanında uyuklayarak getiriyordu.

Ama bir konuda haklıydı. O gizli bölme, bir gün onu kurcalarken açılmıştı. Kumru kanatlarıyla bağlantılıydı bu bölme.

Ve o küçük bölmenin içinden, aynı kendisi kadar küçük bir anahtar çıkmıştı.

“Seni gördüm, Aslı! Ebe sobe!”

***

20 Yıl Sonra’

Çukurlara dolmuş su birikintilerinden atlayarak, yağmurun dinmesini beklediğim kapı eşiğinden ıslak kaldırımlara adım attım.Az önce bana eşlik eden kedi yavrusu bir an bana baktıktan sonra ilerdeki çöp bidonuna atladı. Gülümsedim ve ceketime sarınarak yolda ilerlemeye başladım.

Yıllar sonra yeni bir işe girmiştim. Pazartesi iş başı yapacaktım ve her ne kadar gergin olsam da mutluydum.

Bunun şerefine okulumu, eski yetimhaneyi ziyaret edecektim bugün. Yanıma, yıllardır ondan ayrılmadığım kutumu da almıştım. Eski günleri anmanın zamanı gelmişti. Hem, yalnız da değildim. Kocam yanımdaydı.

Bunu neden yapıyordum, bilmiyorum. Belki de annem ve babamdan bir umut aramaya devam ediyordum. Hiçbir zaman anahtarın açtığı yeri bulamamıştım ve bunu kocama anlattığımda bana yetimhaneye giderken destek olacağını söylemişti.

“Sevgilim…!”

Arkamı döndüm ve karşı sokaktan buraya doğru koşturarak gelen kocama gülümseyerek baktım.

Henüz birkaç aydır evliydik, onunla üniversitede tanışmıştım. O da benim gibi veterinerdi.

Bana sarılırken gülümsemem büyüdü ve birlikte yakınlardaki yetimhaneye yürümeye başladık. İlginç bir gece olacaktı.

***

“Gerçekten buna hazır mısın?”

Yağmur yeniden başlarken yetimhanenin önündeydik. Aynı eskisi gibiydi. Sadece duvarlar onarılmış ve boyanmıştı. Bilerek gece gelmeyi istemiştim. Çocuklar ortalıkta yokken.

Kocama baktım ve başımı salladım. Yavaşça yürümeye başladık.

Güvenlik görevlisine kimlik bıraktıktan sonra içeri girdik. Ama ben sınıfları değil, bahçeyi merak ediyordum.

Hiç konuşmadan sınıfları es geçip arka kapıdan bahçeye çıktık. Bir anda her şey çok yanlış göründü, gözüme. Belki de burada hiç olmamalıydım. Niye gelmiştim ki? Annemler bir trafik kazasında ölmüş, ben de hafızamı kaybetmiştim. Her şey bu kadardı.

“Sevgilim? Gelmiyor musun? İstersen geri dönelim…”

Derin bir nefes aldım ve ona burada beklemesini, hemen bahçeyi şöyle bir dolaşıp döneceğimi söyledim. O ise bana endişeyle bakıyordu.

Islak çimlerde yavaşça yürümeye başladım. Eskiye dair anılarım gözlerimin önünde canlanıyordu. Saklambaç, asırlar süren bir gelenekti adeta; biz çocukların arasında. Bu devasa bahçede saklanılabilecek çok yer vardı.

Hayır, çocukluğum o kadar da kötü geçmemişti. Yalnız da değildim ama merak ediyordum. Neden sadece bir müzik kutusu? Ve neden bir anahtar? Bu anahtar neyin nesiydi acaba? Eskiden de bu kutu benim miydi? Neyin anahtarıydı bu?

Sorularım çoktu ve cevaplayan kimse yoktu.

Okuldan yeterince uzaklaştıktan sonra etrafıma bakındım ve sarmaşıklı duvarın önüne diz çöktüm. Kutumu ıslanmaması için özenle tutarken bir yandan da kumru kanatlarına bakmaya başladım. Her daim onlara hayran olmuştum.

Kutumun kapağını yavaşça kaldırdım ve melodiyi serbest bıraktım.

Kutunun içinde kapak açılınca kendiliğinden dönen bir halka vardı. Ama ucunda sadece bir tutacak vardı. Bir zamanlar orada bir şey varmış, diye düşündüm. Kazada kaybolmuş olmalı.

İç geçirerek güzel müziği dinlemeye başladım. Üzücü bir tonlama vardı derinlerde. Kaybolmuş gibi…

Müzik son notalarını çaldı ve yavaşlayarak durdu. Tam arkamı dönüp gideceğim sırada gözüme bir şey ilişti…

Sarmaşıkların altında daha önce fark etmediğim bir şey vardı.

Hızla gidip sarmaşıkları araladım ama yerinde yeller esiyordu.

İçimden bir ses kutuyu açmamı söylüyordu. Elim müzikkutunun kapağına kadar gitti. Ama emin olamıyordum. Gerekenden çok daha uzun süre oyalanmıştım.

Elimi soğuk tuğlaların üstünde gezdirdim. Bir şey gördüğüme emindim.

Sonunda yavaşça kutunun kapağını kaldırdım. Sessiz melodi ortalığı sihre boğarken tuğlaların arasında bir bölme belirmeye başladı.

Ben şaşkın şaşkın oraya bakarken sarmaşıkların iyice sakladığı bir çıkıntı duvarın içinde belirivermişti.

Melodi devam ederken tereddütle elimi eski tuğlaya uzattım. Sarmaşıklar etrafını çevreliyordu.

Son kez eski okuluma baktım ve hiç zorlanmadan tuğlayı yerinden çıkarıp bir anlık duraksamadan sonra ıslak çimlerin üzerine bıraktım.

Elimi aralıktan içeri soktum. Kalbim küt küt çarpıyordu. Elim soğuk ahşaba temas etti. Yavaşça onu tuğla boşluğundan çıkardım.

Küçük, eski bir sandıktı bu. Sade işlemelerle süslenmişti. Ancak elime sığıyordu.

Daha iyi görebilmek için ay ışığına kaldırdım. Ve gördüklerim karşısında nefesim kesildi.

Üstüne iki kumru kanadı işlenmişti. Ve hemen altında da küçük bir anahtar deliği vardı.

Heyecandan tir tir titreyerek müzik kutumu yavaşça kapadım. Kapamamla birlikte sarmaşıkların tuğla boşluğunu saklamaları bir oldu.

Bir elimde sandık, diğer elimde ise müzik kutum vardı. Kanatlardaki benzerlik göz kamaştırıcıydı.

Titreyen ellerle anahtarı bölmeden çıkardım. Derin bir nefes aldım ve yavaşça deliğe soktum. Ve sandığın kapağı gıcırdayarak açıldı.

Kadife kumaşın üzerine bir şey iliştirilmişti. Bir kumru.

Onu yavaşça elime aldım. Ay ışığının altında parıldıyordu. O kadar güzeldi ki.

Ve anıların beynime doluştuğunu hissettim. Geceyi neşeli kahkahalarım doldurdu.

Müzik kutumun kapağını kaldırdım ve bu sihirli melodi hatıralarıma eşlik ederken ilk defa gerçekten mutlu olduğumu hissettim.

Kumruyu, kutunun ortasındaki küçük halkadan geçirdim. Müzik ona eşlik ederken o kendi etrafında dönmeye başladı. Sanki müziğin sihriyle kanat çırpıyor, o neşeli sesiyle şakıyor gibiydi.

Artık hiçbir şeyin önemi yoktu. Bu sandığın neden burada olduğu, ne’ler ve nasıllar yoktu. Tek bildiğim, bu sandığı bulmam gerekiyordu ve ben bunu başarmıştım.

Sarmaşıklar, duvarı adeta geçmişin acılarıyla örterken gecenin içinde bir melodi yükseldi. Geceyi, uçsuz bucaksız yıldızların parıltılarıyla bezenmiş geceyi sarmalarken bir kumru yükseldi geceye doğru. Son görevini yerine getirmişti, o artık.

Müzik Kutusu” için 8 Yorum Var

  1. Gerçekten çarpıcı bir öykü olmuş. Bana yapıldığında en çok “kıl olduğum” eleştiriyi şimdi ben yapacağım: Biraz daha uzun olsaydı, okurduk daha da! 🙂

    1. Okuduğunuz için teşekkürler…
      Biraz daha zamanım olsaydı, yazardım daha da! 😀
      Son anda yetiştirdim zaten, bir gün sonraya kalsaydı gönderemiyordum.
      O kadar çok fikir değiştirdim ki!

  2. Bu okuduğum ilk öykünüz. Anlatım tarzınızı çok beğendim. Yazının başındaki resimle öykü arasında hoş bir bağlantı var. Resmi görüp etkilendiğimden midir nedir sanki toz pembe ve beyaz renkli bir atmosfer canlandı gözümde. Bence Aslı’nın bu kumrularla ilgili devam öyküleri yazılabilir. Bütün geçmişini aydınlatmayı ona yol gösteren kumrularla yapabilir mesela. Tabi bu sadece bir öneri 🙂

    1. Okuduğunuz için gerçekten çok teşekkür ederim.. Çoğunlukla öykülerime resim koyuyorum, ikizimle oluşturduğumuz devasa ‘resim klasörü’ her geçen gün büyüyor. Sanırsam yaşımın küçüklüğünden kaynaklanır ki, bir öyküye başlamadan önce daima o temayla ilgili bir sürü mini resim toplarım. İlginç bir huy 🙂
      Her ne kadar kumruyla ilgili veya müzik kutusuyla ilgili bir resim koymak istesem de sanırım çok üstünde durmamışım 🙂
      Aslına bakılırsa bu öykü üzerinde uzun zamandır düşünüyordum. Kısmet bugüneymiş 🙂
      Okuduğunuz ve yorumladığınız için tekrar teşekkür ederim…

  3. Selamlar;

    Güzel başlayan, heyecanlı bir şekilde ilerleyen, sonlara doğru nefes tutturan ama pat diye biten bir öykü olmuş 🙂 Kafamda cevaplanmayan bir sürü soru işareti bırakması benim için biraz eksi bir yön oldu. Tatlılığı, samimiliği ve sade anlatımıysa sevdiğim kısımları… Üç noktaları azaltmana sevindim bu arada 😉 Bir de başlangıçta üçüncü kişi bakış açısından, sonraysa birinci şahıs açısından anlatman pek iyi durmamış. Birinci şahıs kısımları daha iyi durmuş kanımca. Ama her hikayede illa böyle olacak diye bir şey yok. Anlatmak istediğine en uygunu seçmeye gayret et.

    Kalemine sağlık…

    1. Ah, üç noktalar, ah. Sanırım Alper Bey’le aynı sorunu paylaşıyoruz 🙂
      Aslına bakılırsa bu öykü için her zamankinden çok daha az zaman harcadım. Sade olması konusunda üstünde durdum diyebilirim ama.
      Evet ben de daha fazla yazabileceğimi düşünüyordum, okul zamanın daha da uzatabilirdim ama açıkçası gerçekten hiç zamanım yoktu.
      Ve tabi benim diğer bir huyum olan, “işte burada bitircem” olayı var. Yani kumruları bulduktan sonrasında ne yapacağımı hiç düşünmedim 🙂

  4. Çok sıcak ve çok yansıtılmamış olsa da büyük bir arayış barındıran bir öykü… Arananın bulunmasına çok sevindim. Doğa üstü bir şeyle bitmesi tam damağıma göre diye düşündürdü bana… Ellerinize sağlık. Çok çok güzel olmuş. Yalnız o arayışın yoğunluğunu biraz daha yansıtsaydınız bulunduğunda daha da sevindirirdi okuyucuyu diye düşündüm… Kolay gelsin.

    1. Okuduğunuz için çok teşekkür ederim… Evet ben de ‘arayış’ konusunda çok uğraştım diyebilirim. Ama sonuçta ailesinin öldüğünü biliyor yani geçmiş hayatını o kadar da önemsediğini sanmıyorum diyebilirim..
      Neyse, sonuç olarak dolu dolu bir seçkiydi; sizin de ‘öykülerinizi’ – 😛 – merakla okuyacağım umarım 🙂

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *