Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Not Defteri

1.sayfa

Son on gündür aralıksız olarak gökten metal fıçılar düşüyor. Yere indiklerinde garip bir şekilde infilak ediyorlar. Bu infilakların sebebini baruta bağlıyorum. Tabi ki izlenimlerim birkaç fıçıdan başka bir şey değil bu yüzden net olarak nasıl bir yapıya sahipler bilemiyorum. Ama biliyorum ki fıçılardan dolayı şehrin yarısından fazlası öldü ve kalanlar ölmeyi bekliyor. Ben de onlardan biriyim. Buraya geliş amacımı gerçekleştiremeyebilirim. Bu şehirde bile rahat bırakmıyorlar insanı. Aslına bakılırsa bu seferki rahatsızlık merakımı uyandırıyor. Fıçılar başlı başına bir sorun, evet ama onları taşıyan metal kuşların gizemi daha fazla hoşuma gidiyor.

Olanlardan sonra çalışmalarıma ara verdim. Fıçıları bırakan bu metal kuşları inceleyeceğim. Hangi krallığın ya da imparatorluğun bunu yaptığını bilmiyorum. Gittiğim yerlerde bu denli karmaşık yapıları oluşturacak bilgi yoktu. Ölmemek için uğraştığım zamanlardan ayrı olarak bu yapıların mekaniğini çözmeye çalışıyorum. Henüz tam bir çıkarım yapamadım. Aslında onlardan biri yere inmeden de yapabileceğimi sanmıyorum. İçinde ne olduğunu nasıl merak ettiğimi bilseniz şaşarsınız. İnsan katilinin kim olduğunu bilmek istiyor ki son anında kime küfür edeceğini bilsin.

Yazmaya başlamadan hemen önce bir fıçı daha düştü. Rüzgarın yönünü değiştiren patlamalar, etrafa saçılan toprak parçaları, vücuttan sertçe kopan uzuvlar ve o iğrenç, insanın içine işleyen çığlık sesleri hala kulaklarımda. Zaten bunu yazmaya da o zaman karar verdim. Korkuya, acıya karşı durmanın bir yolu bu benim için. Normal insanlar gibi ölmeyecek, onlar gibi bağırmayacağım. Benim çığlığım sade ve anlaşılabilir olacak.

2. sayfa

Dün, gece boyunca düşündüm. Ne yapacağıma karar vermem gerekiyordu. Yemek kıtlığımız yok. Şehrin yarısı öldüğü için insanlar ilk gün evleri yağmaladı. Hem yağmacıların tekrar gelme korkusu hem de ölme korkusuyla şu an kimse evinden dışarı çıkamıyor. Yaptığım planların işlevselliği ve malzeme yeterliliği arasında dengesizlik var. Bu metal kuşların da kendiliğinden düşeceği yok. Düşse bile benim dışarı çıkıp, çakıldığı yere varmam olanaksız gibi gözüküyor. Belki birkaç parçam etrafa saçılırken oraya denk gelir ama bunu istemiyorum. Ben de hal böyleyken deyip işlerime geri döneceğim. Araştırmamı devam ettirmek zorundayım. Yarım bir makine hedeflendiğinden daha farklı ve tehlikeli çalışır. İtiraf etmeliyim ki tehlike umurumda değil. Sadece ömrümü harcadığım şu şeyi bitirmek istiyorum. Ömrüm de az kaldığına göre yapılacak en iyi şey bu. Yarın mahzene inip depoladığım yıldırımın ne kadar kaldığına bakacağım. Yeniden bir yağmur yağmasını beklemek için zamanım yok. Şimdi hatırlıyorum da üniversiteye bunu sunduğumda nasıl dalga geçmişlerdi. Birkaç düzenlemeyle çalışabilecek duruma getirebileceğimi söylemiştim, dinlemediler. Profesörün alayla kıvrılan dudağını güzelce patlatmıştım. Ertesi gün tabi ki eve doğru yola çıkmıştım. Şimdi gelip bunu gördüğünde suratının şeklini görmek isterdim. Olacak şey değil biliyorum ama isterdim.

Profesörün de insanların da İnsanların beyni küçücük, dünyada ki her şeyi kullanabileceğimizi göremiyorlar. Bize verilmiş olan malzemeleri kullanma biçimleri mağara adamlarından bile kötü. Yanlış zamanın adamıymışım diyorum bazen ya da yanlış yerin. Mesela metal kuşların geldiği yerde yaşasaydım ne güzel olurdu. Hoş, onlar da salak gibi her yeri yıkıyorlar ama olsun. Bunu üretecek zekaya sahip insanlar dizginlenir, oysa bizim bu bilim adamlarının aptallığını zekaya çevirmek yüzyıllar sürer. Tepemizdeki şeyler burada dolanmaya devam ederse değil yüz bu seneyi bitirsem kâfi.

Birazdan birkaç kitap karıştıracağım. Eski notlarımı da gözden geçirmem gerek. Karmaşık fizik kuralları, zaman-madde ilişkileri, bağ ve benzeri can sıkıcı bilgileri tekrar edeceğim. Yanlış yapmam ile ölmem arasında pek bir süre geçeceğini sanmıyorum. Ayrıca tamamlayabilirsem buradan kurtulma ihtimalim var.

3.sayfa

Günün ilerleyen saatlerinde sokaklar hareketlenmeye başladı. Toprağın üzerinde sürülen tekerlek sesleri ve resmi marşlar. Kaldırım ile aynı hizada olan küçük, yana doğru dikdörtgen camımdan baktım. Krallık estetikten mahrum kalmış silahlarını getirmişti. Tekerleklerin ortasında uzun, demirden ateşleyiciler ve yanlarındaki arabalarda hazır kalıplarla elde edilmiş toplar vardı. Tekerlekler ağırlıkların yaptığı basınçla toprağı eşeleyerek ilerliyordu. Atlar uzun yoldan yorulmuş, yüklerini isteksizce çekiyorlardı. Makinemle uğraşırken metal kuşlara yolladıkları topları izledim. Birkaç atışlarını gördükten sonra sonucu tahmin etmek kolay oldu. Toplar hedeflendiği yere varana kadar metal kuşlar orayı çoktan geçmiş yere bir fıçı yollamış oluyorlardı. Hiçbirini vuramadığını gören komutan geri çekilme emri verdi. Ardında bıraktığı birkaç asker yerde son nefeslerini veriyordu. Daha zeki olsalardı ölmezlerdi diye düşündüm bir an için ama emir komuta sisteminin köleleri olduğu geldi aklıma. Yazık oldu. Kazanamayacakları savaşa giren askerlere her zaman acımışımdır. Dışarıyı izlerken fıçılarla ilgili bir şey fark ettim. Hiç biri yapılan saldırılara rağmen askerleri hedef almamıştı, hatta aksine hep aynı yerlere düşüyorlardı. Sokağın ortasında küçük, bitişiklerinde yıkılmamış evler duran bir vadi oluşmuştu. Gökyüzüne baktığımda metal yığınlarının hepsi belli bir zaman diliminde ilerliyor, kayboluyor ve aynı güzergahta tekrar belirip gidiyorlardı. Zaman döngüsü içine hapsolmuş gibiydiler. Sanırım bu olanların hepsi benim suçum, makineyi çabuk bitirmeliyim.

Karnımın acıktığını hissettiğimde son yemeğimden bu yana on saat geçmişti. Makineyle uğraşırken on saat arayla acıkıyorum. Yemekler gitgide bozulmaya başlıyor. İki veya üç gün dayanacaklar. Benim işim de o süreye kadar bitmiş olacak. Belki sabahları bunu yazmak için ayırdığım süreyi azaltmalıyım.

4.sayfa

Her şeyi büyük icadımı tamamlamak üzere ayarlamışım. Evet bazen ben bile hatalar yapabiliyorum. Önemsiz sizi ilgilendirmeyecek hatalar. Makine açlıktan ölmezsem iki güne tamamlanacak. Demir ve yağ yığınlarının arasında uyuyana kadar çalışıyorum ve ancak bu kadar hızlı olabiliyorum. Genel aksanlarında sorun gözükmüyor. İşin zor kısmı matematiksel hesapları ayarlamak. Zamanın akışını ne yönde bozacağınız ve zamanın kapsadığı hangi yeri değiştireceğiniz. Hepsi ince ince işlenmesi gereken şeyler. Bazen benim zekam bile bunların üstesinden gelmekte zorlanıyor. Bu küçük defter ile birlikte notlarımı da bırakacağım. Anlayabilir ve aşamaları gerçekleştirebilirseniz belki yanıma gelebilirsiniz.

Mahzenin duvarları artık daha fazla sallanmaya başladı. Bu kadar zaman temeller dayandığı için şanslıyım. Fıçılar sokağın daha aşağılarına indikçe binalar zayıflıyor. Makinemin çoğu tamamlandı. Stres altında çalıştığımdan her aşamayı iki kere kontrol etmek zorunda kalıyorum. Bu yüzden yarın tamamlanması gereken makine iki gün sonra tamam olacak. Eksiksiz hazırlanmazsa başka, bilmediğim şekilde çalışır ve ben her zaman bilmediğim şeylerden nefret etmişimdir.

5. sayfa

Yaşam uğruna uğraştığımız çabaları düşünüyorum da bu uğraşların en nihai sonucu ölümü alt edebilmek için yapacağımız hiçbir şey yok. Etrafımda o kadar insan öldü ki, bundan bahsetmek bir dosttan bahsetmek gibi. Her zaman yanında ve sessizce bir köşede oturmuş seni bekliyor. Yaptıklarına bağlı olarak sana davranışları değişiyor. Karanlıktan çıkma zamanı geldiğinde ya seni kucaklıyor ya da elinden tutup sonsuzluğa sürüklüyor. Burada yaşamayı başarırsam ne yapacağımı bilemiyorum. Gittiğim yerdeki insanların durumlarına göre bir karar vermem gerekecek. Her zaman evimde oturduğum bu zamandan sıyrılmak, kurtulmak güzel olacak. Ama gideceğim zamanın insanları nasıl olacak bilemiyorum. Kabul edilmek güzel olurdu. Belki ölümden başka dostlar edinmek. İşte o zaman biliyorum ne yapacağımı, ölümsüzlük denen sırrın peşine düşeceğim. Eğer yaşamak için güzel bir dünyaysa, yaşayacağım hem de sonsuza kadar.

Uyandığımda biraz melankoliktim ama üstte yazdıklarımı silmeyeceğim, siz dikkate almayın. Sanırım şu an vakit öğleye geliyor. Makinemin tamamlanması için iki gündür aralıksız çalışıyorum. Bu meşguliyetten dolayı hiçbir şey yazmadım. Büyük gün yarın. İnsanlığı bir adım daha ileri götürüyorum. Ama bunun için iyice dinlenmiş olmam gerekiyor. Zaman ve mekanın kırılması sırasında vücudumun dinç olması gerekiyor. O halde bile dayanacağım meçhul. Yemekler bittiğinden dolayı dün aç olarak sabahladım. Makine ile uğraştığımdan açlığı unutmuştum ama bittiğinde karnıma bir ağrı saplandı. Az da olsa hala devam ediyor. Sanırım son yediğim yemek çoktan bozulmuştu. Birkaç kere kustum. Şu an biraz iyiyim.

Geçen süre zarfında zayıfladım, dokunduğum şeylere sanki kemiklerim değiyormuş gibi oluyor. Ayna olmadığından kendimi göremiyorum ama kaburgalarıma dokunabiliyorum artık. İnsanları inceleyen bir bilim dalında okusam iyi bir denek olurdum kendim için.

Zekamın açlık ve yorgunlukla orantılı olarak yavaş çalıştığını gözlemledim. Dinlenmem gerekiyor. Hem dışarıda ki patlamalarda da garip bir sessizlik var. Sanırım bu olayı başlatan bendim. Makine yarım şekildeyken çalışmış olmalı. Kısa zamanlı bir elektrik kesintisi tetiklemiş olabilir. Beni neyin beklediği hakkında endişelenmeye başladım. Düşüncelerimi toparlamalıyım yarın burada ki son günüm, içimde endişenin yanında tarif edilemez bir mutluluk hissediyorum. Yanında, olanlardan sonra bir şeyler getirmiş. Anlatmak istediğimde bir serçe zarifliğinde kayboluyor.

6.sayfa

Zaman geldi. Ne olacağını tam olarak kestiremiyorum. Makinenin çalışma mantığından bahsedeceğim size. Bu açlıkla ne kadar bahsedebilirsem. Basitçe; eşsiz bir düzende yürüyüp giden bulunduğum zaman ve mekanın uyumluluğunu bozup, makineye girdiğim Uzay-Zaman-Mekan denklemine geldiğinde bu üç unsura benim varlığımı da ekleyip birleştiriyor. Maalesef bazı bilinmeyen noktaları var bu durumun. Makine çalıştıktan sonra bozulan yerin ve zamanın ne olduğu belli değil. Eski haline mi dönüyor bilemiyorum. Bunu da belli kısıtlamalarla önlemeye çalıştım. En başta, makinenin yarısına gelmeden, ne kadar bir mekanın ve zamanın bozulacağını belirleyen birkaç özellik ekledim. Ki bu fıçıların ve metal kuşların nedenini açıklıyor ama şu anda geride bırakacağım mahzenin ne olacağı meçhul. Belki başka bir zamana sürüklenir belki de olduğu gibi kalır.

Birkaç insanın konuşmalarını duydum. Sanırım çocuklardı. Nereye gideceklerini tartışıyorlardı. Ailenin son kalan iki kardeşi, hallerine üzüldüğümü söylemeliyim. Çocuklar saf canlılar, bu insanların kirliliğinden, vurdumduymazlığından sıyrılmışlar. Amcalarına gideceklerini olmaz ise askere yazılacaklarını duydum en son. Umarım askere gitme fırsatları olmaz.

Burayı özleyecek miyim emin değilim. Birazdan makineyi çalıştıracağım. Geri dönmek için ne kadar beklemem gerektiğini bilmiyorum. İnsan yapısının ne kadar aralıklarla bu işlemi kaldıracağı belli değil ve ben riske girmek istemiyorum. Düşündükçe ne kadar çok şey bilmediğimi gördüm. Buna artık eskisi kadar sinirlenemiyorum. Bu yerde ölmedikten sonra bazı şeylerim değişti sanırım.

Gideceğim tarihi ve şimdiki tarihi son olarak yazmak istedim. Şu an bulunduğum zaman dilimi 2.Zaman Döngüsü 1800. Bu küçük defterin ne olacağını, nereye gideceğini bilmediğimden zaman döngüsünü biraz daha açacağım. Büyük Yıkım’dan sonra insanların toparlanmasını sağlamak, hem de yeniden kalkınmanın simgesi olması için tarih sıfırlandı. Yeni bir medeniyet inşa etme çabasın girildi ve dünyanın yeni başlangıcına adım atılmış olundu.

Gideceğim zamanı 2. Z.D. 3120’ye ayarladım. İnsan zekasının, bilgisinin ve gelişiminin doruğa ulaştığı zamana denk geleceğini umuyorum. Daha ileri zamana gidersem yeni bir yıkım olacağından endişeliyim. Şimdilik tek mirasım olarak bu defteri bırakıyorum. Her nereye sürüklenirse, kim okuyorsa, yani size.

Not: Defterin kalanını makinenin taslaklarına ve yapım aşamalarına ayırdım.

Tarih: Z.D 1800

Not Defteri” için 5 Yorum Var

  1. Vay canına çok beğendim. Çatlak(benim için) ve idealleri olan bir bilim adamının not defterini okumak heyecan vericiydi teşekkürler.

  2. Ben teşekkür ederim okuduğunuz ve yorumladığınız için. 🙂 Beğenmenize sevindim. 🙂

  3. “İnsan katilinin kim olduğunu bilmek istiyor ki son anında kime küfür edeceğini bilsin.” güzel ve anlamlı bir cümle hoşuma gitti. Birincil tekil şahıs anlatım tarzı okumak genelde bana sıkıcı gelir; fakat öykünüzü okurken sıkılmadım elinize sağlık.

esra için Yorum Yap Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *