Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Nuna

Bir süpürge asılı trafik lambasında. Yorulmuş bir cadı, bekliyor. Düşünüyor. ‘Mekanları birbirine yaklaştırarak azaltmalıyım zamanı. Hayallerime gelenlerin içinden hangilerini gerçekleştirebileceğimi anlamak için hepsini yapmaya çalışamam ya!’

Yeşil. Süpürgesini düzeltti, zarif bir hareketle atladı üzerine. En sevdiği sokağın göğüne uçtu.

Bulutların içinden geçti önce. Bembeyaz. Temizlenmişti. Mavi gökyüzünde saftı. Rüzgarın sesi arınma müziği.

Yavaş yavaş alçaldı Nuna. İnsanlara baktı. Birbirlerinden ve de kendilerinden habersiz insanlara. Ruhlarını görebiliyordu. Bedenlerinin istekleriyle sıkışmış ruhlar. Sokak sanatçılarına baktı. Ruhları dans ediyordu. Asasını salladı Nuna. Müzik aletlerinin sesi daha güzel çıkmaya başladı.

Yerleri süpüren bir temizlik görevlisi, süpürgeyi mikrofon yapmışa benziyordu. Yüzündeki tebessüm ne çok şey anlatıyordu. Nuna hemen bir büyü yaptı. Temizlik elindeki gerçek bir mikrofonla şarkıya eşlik etmeye başladı.

Yaşlı bir amca başını iki yana sallıyordu. Ellerini iki yana açmış, kendini bir uçağın pilotu zanneden küçük çocuk, yaşlı amcaya çarptı. Kaşlarını çatmasına fırsat vermedi Nuna. Asası havada iki yuvarlak çizdi. Yaşlı amcanın dudaklarının yanaklarıyla bitiştiği iki çizgiye kondular. Gülümsüyordu.

Bir kapı gıcırtısı müzik sesine karıştı. Derken bir adam belirdi kapıda. Kuyudan çıkar gibi. Su aramak için çıktığı yolda baktığı son kuyunun da kuruduğunu öğrenmişti. Nuna asasını salladı. Gözleri suyla doldu adamın. Kalbi suyla. Ellerinden sular aktı.

Su, uçak, çello. Sesler.

Nuna durdu. Kalbi güm güm. Gözlerini kırpamıyordu. Ağzı tek bir çizgi halindeydi. Gözbebekleri büyümüştü. Nuna dondu. Heykel mi olacaktı bundan sonra? Heykeller ağlayabilirdi belki ama kalpleri atamazdı. Güm güm.

Işıklar yanıyor. Ve sönüyor. Işıklar ateşböcekleri gibi.

Güm güm. Başında yapraklardan taç olan bir hayalet, davul çalıyor.

Güm güm. Gözlerini kapıyor Nuna. 1-2-3. Puf.

‘Nuna. İşte bizim Nunamız. İyi misin?’

Taze ekmek kokan bir soruydu. Nuna en ferah gülümsemesini takındı yüzüne.

Asasını salladı. Fırıncının kucağına yapraklarının üzerinde hala çiğ taneleri olan papatyalar düştü.

Gökyüzünde bir rüzgâr dolandı, bulutların şekilleri değişti. Nuna’nın bal sarısı elbisesi dalgalandı, rüzgâr şapkasını alıp götürdü. Her şeyi ele geçiriyor gibi. Hayalet gibi. Sonra duruldu. Rahat bir nefes aldı Nuna. Uçmaya devam etti.

‘Nunaaaa. İşte bizim Nunamız geldi. Bakııın. Nuna hadi salıncağıma büyü yap. Bulutlara dek uçmak istiyorum.’

Nuna durdu ve gülümsedi. Yanaklarına konan iki baloncuk sayesinde değil hem de. Çocukları görünce gerçekten gülümserdi. Çocuklarda yalan olmaz, kötülük olmaz, kara büyü hiç olmaz. Nuna, asasını salladı. Salıncaklar gökyüzüne çıktı, kaydıraklar kocaman havuza bağlandı. Tahterevallide yüksekte kalanın başı bulutlara değdi.

Kum havuzunda sadece bir çocuk vardı. Çocuk masmavi gözleriyle göğe baktı.

‘Söylesene Nuna. Salıncağa binsem gökyüzüne çıksam annemi orada bulabilir miyim? Annem melek ya. Melekler gerçekten gökte mi?’

Yalnız hüznü vardır kalbi olanın. Hüzün mavidir.

Bir damla. Nuna’nın yüzünde. Bir damla daha. Nuna’nın saçlarında. Yağmur. Çocuklar yuvaya girdiler hemen.

‘Nuna. İşte bizim Nunamız. Hazır mısın?’

Sararmış yapraklar havada uçuşuyordu.

Bu bir çağrıydı.

Havada asılı bir davul.

Hayalet çalıyor. Güm güm.

Gözlerini kapıyor Nuna. 1-2-3

Canını acıtan bir ışık. Ve hala davul sesi.

‘Gözlerim kamaşıyor. Gökkuşağının rengi, demek hayal kuruyordum.’

Nuna” için 3 Yorum Var

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *