Öykü

Oncle’yü Beklerken

Genç yazar, öykü fikri bulmak için uyguladığı rasyonel yöntemlerin başarısızlığının ardından, irrasyonel bir yol denemeye karar verdi: Rüyaya yatmak, yani bir tür istihâre yapmak. Başka seçeneği kalmamıştı. Son teslim tarihi, freni patlamış bir kamyon gibi süratle yaklaşıyordu.

Aslında öykünün ne hakkında olacağı günler öncesinden belliydi: Oncle Cauchemere; nam-ı diğer Rüya Prensesi Amca. Yazarlar bu karakteri merkeze alarak, öyküler kaleme almak zorundaydı. Ama bu amca hakkında ne gariptir ki, bir türlü kalem oynatamamıştı. Sayısız kez, bir şeyler yazmak için bilgisayarın başına oturmuş; ancak her seferinde beyaz ekrana boş boş bakmak dışında bir şey yapamamıştı.

Işığı kapatıp yatağa geçti; gözlüğünü ve cep telefonunu yere bıraktı. Uykuya dalmadan önce, kendi kendine tekrarlayıp durdu:

“Teslim tarihine sadece bir gün kaldı. Bir gün, yirmi dört saat. Hatta yirmi dört saatten bile az… Bu gece, rüyanda bu sorunu çözeceksin. Fazla uzatmayacaksın şu işi. Bir öykü fikri bulacaksın. Şöyle muhteşem bir fikir. Okurlara şapka çıkartacak cinsten… Başka şansın yok. Bu gece, bu iş bitecek. O kadar!”

Başını yastığa koyduktan sadece kısa bir süre sonra, uyku üzerine kara bir bulut gibi çöktü. Rüyalar âlemine balıklama daldı:

* * *

Uçsuz bucaksız bir ayçiçeği tarlasının ortasında duruyor. Bir otobüs durağında, ayakta bekliyor. Fakat durağın önünden geçen bir yol yok. Sağına soluna bakıyor. Neyi beklediğini bilmiyor. Neden beklediğini hiç bilmiyor. Ne gelen var ne de giden. Ortalıkta öyle yoğun bir sis var ki, göz gözü görmüyor. Bir anda ayak sesleri duyuyor. O mu geliyor, diye düşünüyor. O kim? Aklına Oncle geliyor. Ardından bir öykü fikri bulması gerektiğini hatırlıyor. Amcanın ayak sesleri mi bunlar? Ona yardım etmeye mi geliyor?

Sisler hafiften dağılıyor. Sisi ikiye yararak, biri geliyor. Göbeğine kadar değen ak sakalıyla yaşlıca bir adam ona doğru yürüyor. Elinde uzun bir asa var. Baştan aşağı beyazlar içerisinde.

Uzaktan, “Selamünaleyküm!” diyor adam. Geniş, yuvarlak yüzü de saçı ve sakalları gibi bembeyaz. Adamın yüzünde nur mu var, diye düşünüyor.

“Aleykümselam,” diye yanıt veriyor yazar. “Sen Oncle müsün amca?”

“Efendim evladım, Oncle mü? O kim? Hayır, ben Hızır’ım. Ak sakallı dedeyim.”

Yazar oflayarak, “Yapma be dede, ben Oncle’yü bekliyordum. Bana öykü fikri verecekti,” diyor.

“Öykü fikri mi? Sana yardım etmeye geldim evladım. Kulaklarını aç, beni iyi dinle!”

Yazarın gözleri mutluluktan kocaman açılıyor: “Dinliyorum dede. Dört kulakla dinliyorum. Bana yardım edeceksin demek. Öykü fikri mi vereceksin?”

Hızır, kızgınlıkla asasını yere vuruyor: “Oğlum, ne saçmalıyorsun Allah aşkına? Kafayı mı yedin? Tutturmuşsun, öykü fikri, öykü fikri diye. Seni bir hususta uyaracağım. Böylece sana yardım etmiş olacağım. Uzun lafın kısası, hayatını kurtaracağım çocuğum.”

“Hızır Dede, ayıp ediyorsun ama. Benim uyarıya değil, öykü fikrine ihtiyacım var. Bana lütfen şöyle özgün bir öykü yazdırır mısın? İnsanlarını aklını alacak bir öykü!”

“Ah oğlum, ah! Hızır, insanların rüyasına sadece bir kez girer. Hiç duymadın mı? Sadece iyi, temiz insanların rüyalarına misafir olur. Öykü öykü diyerek, bu fırsatı kaçırdın evlat. Allah, sonunu hayır etsin!” diyerek sırtını dönüyor ve sislerin arasında kayboluyor.

* * *

Genç yazar, sabahın üçünde çığlıklar atarak uykusundan uyandı. Her zamankinin aksine, gördüğü rüyayı baştan sona hatırlıyordu. Sanki gördükleri kafasına kazınmıştı. Bu acayip rüyanın ne anlama geldiğini bir süre düşündü. İçinden çıkamadı. Bilinçaltımın bana bir oyunu, deyip geçti.

Yataktan kalktı. Elini yüzünü yıkadı. Bilgisayarın başına geçti. Yanında bir şişe su vardı. Ne zaman bir şeyler yazsa, çok fena susardı.

O anda aklına gelen, birbiriyle alakasız cümleleri yazıp yazıp sildi. Parmakları çalışıyordu. Ama bir türlü, bir fikir çerçevesinde cümleleri birleştiremiyordu. Tıkanmıştı. Yapacak bir şey yoktu. Kendini zorladıkça, durum daha da sinir bozucu bir hal alıyordu.

Sonunda beyaz bayrağı çekti. Proje sorumlusuna kısa bir e-posta yazdı:

Bir aydır çok ama çok fena hastayım. Grip olmuşum. Bir türlü geçmek bilmiyor. Ne yazık ki, bu süre zarfında proje için bir öykü yazamadım. Çok özür dilerim. Size karşı bu yüzden çok mahcubum. Umarım, önümüzdeki yıl projeye bir öyküyle katılabilirim. Kolay gelsin. İyi çalışmalar!

* * *

Genç yazar, o kış uzun bir otobüs yolculuğuna çıktı. Otobüs, gece saatlerinde otobanda kaza yaptı. Yazarın, kazada burnu bile kanamadı. Sadece korkudan bayıldı.

Hastanede gözlerini açtığında, “Oha, bundan çok iyi bir öykü olur,” diye bağırdı.

Ruhşen Doğan Nar

1988, İzmir doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Mütercim-Tercümanlık okudum. İngilizce öğretmenliği yapmaktayım. Xasiork 2007 Kısa Öykü Yarışması'nda mansiyon aldım. Entropol Kitap'ın 2015 Bilimkurgu Mikro Öykü Seçkisi'nde bir öykümle yer aldım. Yitik Ülke Yayınları'nın "Mutsuz Aşk Vardır" kitabında bir öyküm çıktı. Bireylikler, Akköy, Karakalem gibi dergilerde öykülerim yayımlandı.

Oncle’yü Beklerken” için 10 Yorum Var

  1. SJack dedi ki: dedi ki:

    Tam benlik bir konuymuş aslında ama kaçırmışım. :slight_smile:

    Bir yazar ve onun kaynağı rüyalar. Öykünüzün içeriği hiçbir yere dallanıp budaklanmadan bir bütün olarak konuya sadık kalmış. Bence bu güzel bir durum. Öykü ne kadar kısa olursa olsun kendini yine de okutmalıdır. Sizinki de tam söylediğim gibi olmuş. Sade, yormadan ve kendini merakla okutturuyor.

    Kaleminize sağlık.

  2. ozbabur dedi ki: dedi ki:

    merhaba,
    bilimkurgu kulübünden de aşinayım öykülerinize. istikrarlı bir şekilde öykü yazıyorsunuz, ne güzel ama bu öyküye gerekli vakti ayırmadığınızı hissettim öyküyü okuduktan sonra. bilmiyorum, belki öyküde geçenler sizin gerçek hikayeniz ama yine de daha etkili ve başarılı bir öykü beklerdim kaleminizden seçki özel sayısı için.
    kaleminize sağlık.

  3. Yorumunuz ve eleştiriniz için teşekkür ederim. Doğrusu, bu yılki konu üzerine kalem oynatmakta biraz zorlandım. Bu zorluğu bir şekilde öyküleştirerek aşmaya çalıştım. Umarım, daha iyi öykülerle karşınıza tekrar çıkarım.

  4. Öncelikle, teşekkür ederim. Öykümü okuyup yorumladığınız için çok sağ olun. Öyküye gelirsek, karakterimiz hata yaparak, Ak Sakallı Dedeyi küstürüyor; ancak dedemiz her şeye rağmen, karaktere acıyarak onu ölümden kurtarıyor. :slight_smile:

  5. Çok teşekkür ederim. Yazdıklarınız beni çok mutlu etti. Sağ olun. :slight_smile: