Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Özel Irk

Hücrenin soğuk duvarına yaslanmış bileklerimden zincirlenmiştim. Parlaklıkların hemen önünde zincirlerdeki güç emici büyü duvarını korumak için devamlı dua eden ve kitaptan bir şeyler okuyan güruh, haftalardır olduğu gibi, hız kesmeden ilk günkü görev aşkıyla işlerine devam ediyordu. En azından gürültüleri fareleri uzak tutuyordu. Beni hapsettiklerini sanan bu grubun bilmediği şey ise zincirleri kırmamın sadece saniyeler alacak olmasıydı. Fakat ustam sonucu beklememi istediği için tepkisiz kalıyor ve ne direniyor ne de karşılık veriyordum. Dua eden bu insanlara karşı koymuyorum yapabilirdim lakin onların kazandıklarını düşünmeleri beni içten içe keyiflendiriyordu. Ben özeldim. Kanıma kodlanan buydu!

Özel ırk. Güçlerimiz ve görevimiz belliydi. İnsanlar ve şeytan arasında başlamış savaşı sonlandırmak ve şeytanın askerlerini yok etmek için Yaradan bizi özel olarak yaratmış ve insanları korumamızı emretmişti. Enerjinin en saf halini içimize yerleştirmiş ve besin zincirinin en üstüne koymuştu. Üst düzey olarak kabul edilen yeteneklerimiz vardı. Safkan olan ben 170 yıldır dünyada bulunan tek üst düzeydim. İnsan varoluşuyla hemen hemen aynı anda yaratıldığımız için dünyada geçen yıllar türümüzü yıpratmış ve üçe bölmüştü. En tepede üst düzeyler vardı. Her uzvunu ve her parçasını enerjiyle bütünleştirebilen en güçlü tür…

Vücudumdaki her kısmı şeytana karşı silah olarak kullanabilen ben, bu türe giriyordum. İkinci olarak benim bir alt türüm geliyordu. Sadece bir uzvunu kullanabilenler. Bunlar insan ve özel ırk birleşmesinden olanlardı benden bir tane olmakla birlikte onların da sayısı 500’ü geçmiyordu. Son olarak en alt kısımda genel tip vardı. Onlar ise insan ve özel ırk beraberliğinden doğan çocukların başka insanla birleşmesinden doğuyordu. Sadece vücut çeviklikleri ve beş duyunun hassaslığı vardı onlarda. Elbette normal insanlarla karşılaştırıldığında onlar mükemmel kalıyorlardı. Karşımızda insanların başa çıkamayacağı bir tür düşman vardı. Şeytanın insan özlerinden yarattığı iblisler. İradesi zayıf insanları toplar vermeyeceği şeyleri vaat ederek ruhlarını alırdı. Ruhları cehennemindeki ateşi beslemek için kullanırken kalan bedenleri iblislerine kılıf yapardı. Bu yüzden birinin insan mı iblis mi olduğunu anlamak için alt düzeyler özel yöntemler geliştirmişti. Benim buna ihtiyacım yoktu. Enerjinin en saf hali benim kanımın içinde dolaştığı için onlara baktığım anda kılıf olarak kullandıkları insan derisinin altında kalan yaratığı görebiliyordum. Diğerleri gözlerini bu amaçla kullanamadığı için kendilerine yöntemler geliştirmişti. Onlara fazla yaklaştıklarında eğer ikinci seviye bir özel ırk ise kullandığı uzvunu ona değdirebilirdi. Daha doğrusu onları kendilerine çekiyorlardı. Hem insanları korumak hem de hepsini tek tek aramak zahmetine girmemek için bu yöntemi bulmuşlardı. Giydikleri kıyafetlere özel bir koku sıkıyorlardı. Ayrıca onların ilgisini çeken renkleri giyiyor ve belli sesler çıkartarak (örneğin ıslık) onları kendilerine çekiyorlardı. Hiçbir uzvunu kullanamayan genel tipler ise onlara soracakları bir iki soruda anlayabilirlerdi. İblislerin kendilerini açık etmesi için özel sorular geliştirmişlerdi. Tek sorun bunu yapmak içinde onların yanlarına gitmek zorunda kalmalarıydı. Benim altımdaki iki tip içinde bu çok riskliydi. Karşısındakinin düşman olduğunu anladığında çok geç olabilirdi.

Savaşmamız gereken üç tip düşman vardı. Öldürdükleri insan sayısına göre seviyeleri yükseliyordu. İlki yeni doğan iblislerdi. Onlarında kötü enerjisi çok yoğun olmuyor ve fazla kişi öldürmedikleri için karşı koyacak güçleri de olmuyordu. İkincisi kötü enerjiye alışmış ve bizimkine karşı bunu çok iyi kullanabilen türlerdi. Kendi içlerinde bağlantı kurabilmekle birlikte insan öldürdükleri için onların anılarını çalarak kullanabilirlerdi. Yani olmayan bir şeyi varmış gibi yaşatabilirler ve beyninizle oynayabilirlerdi. Size gösterdikleri halüsinasyonların gerçek olduğunun farkına varamayabilirdiniz çünkü sizin anılarınızı da kullanabilirlerdi. Bazı durumlarda bunun geri dönüşü olmuyordu ve aklınızı kaybediyordunuz. Son olarak gelen üçüncü seviyeler ise en güçlüleriydi. İnsan dâhil her türlü şeyi öldürmekte usta ve gizlenmekte çok iyilerdir. Boyutları değişebiliyordu ama asıl güçlerinin yanında boyutları önemsiz kalıyordu. Onlarla savaşmak için müthiş bir iradeye sahip olmanız gerekirdi. Kanınıza girebilir ve sizi kontrol edebilirlerdi. Kendinizden bir an bile şüphe etmemeliydiniz Sadece sizi değil birçok şeyi bu şekilde kontrol edebilirlerdi.

Ben safkandım. Nasıl safkan bir üst düzey olduğumda meçhuldü ya neyse! Annemde babamda insan hatta o kadar insanlardı ki annem ben 5 yaşındayken ‘’Şeytan doğurdum ben!’’ diyerek kendini astı. Önümde sallanan cansız ve soğuk bedeni hatırlayabiliyorum. Durumumu ilk fark eden babam ise annemi öldürdüğüm için bir daha yüzüme bakmadı. Korumamıza rağmen insanlar bizden korktuğu için gizlice yapılandırılmış özel bir teşkilat vardı. Nerden duydum bende bilmiyorum sanırım köydeki bir polisin karısı anlatmıştı üvey anneme. “Şeytanları tuttukları bir okul!” demişti. Duyduğumda anlamıştım tek değildim, benim gibi olanlarda vardı.

8 yaşımda oraya gitmek için çok yalvardım ama babam göndermedi. Annemin acısını yıllarca benden çıkardı. 10 yaşıma geldiğimdeyse üvey annem benden korkuyor diye beni evden atmıştı. O yılarda teşkilatı iyi bir halt sandığım için onu aramaya koyuldum. Kimseye soramazdım. Sorsam da bilmezlerdi zaten. Ayrıca babam gücümün ilk çıkış yaptığı sağ elime bir eldiven takmıştı. Beni sadece sağ el ile sınırlı sanıyordu. Bilekleri zincirliydi ve açamayayım diye o kadar sıkmıştı ki zincir derime batmış ve kuruyan kan ile beraber oraya yapışmıştı. Haftalarca teşkilatı aradım. Köyden uzaklaşalı çok olmuştu ve bir kasabaya gelmiştim. Sokakta öylece yürürken eldivenin altında bir ışık çıkmıştı ve ben korkudan ona sönmesini söylemeye başladım. “Sön lütfen, sön! Beni kimse fark etmeden sön!”

Ben söyledikçe yeşil ışık çoğaldı ve yeşil alev bir yılan gibi önce omzuma sonrada boynuma sarındı. Tekrar elime girdiğinde ise çok geçti. Başım gelecekleri anlamış ve deli gibi kaçmaya başlamıştım. Önüme gelen köşeden dönüyor ve uzaklaşmaya çalışıyordum. Arkamdaki kalabalık ise gittikçe çoğalıyordu ve ben onları atlatamıyordum. Sonunda bir köşede durdum yüzümü onlara döndüm. Kadın, erkek, çocuk herkes toplanmış, silahlanmış ve beni öldürmeye hazırlanıyorlardı. Bunalmış ve yorulmuştum. Ölmeye hazırdım. Sakince ölümü kabulleniyordum ki Walter geldi.

Uzun beyaz saçları, ayak bileklerine kadar siyah pelerini ve kafasındaki şapkası ile başka bir evrenden gelmiş gibiydi. Eğilip elimi tuttu ve birkaç saniye içinde sahne değişti. Orada değildik. Cahil insanlar çok sevdikleri yaratıcılarının onlara bir kurtarıcı gönderdiğini akıllarının ucundan bile geçirmemiş ve beni bir şeytan, olan olayı da şeytan avı olarak nitelendirmişlerdi. İnsandı onlar, bilmediklerinden korkmaya programlı yaşıyorlardı.

Bu adam ise benden korkmamıştı. İlk önce elimdeki eldiveni çıkardı. Yorgunluktan ve şaşkınlıktan ona karşı koyamıyordum. Bana her şeyi anlattı. İlk önce teşkilat dedikleri şeyin nasıl bir aldatmaca olduğunu ve üstlerin alt tabakadaki özel ırkı nasıl ezdiğini anlattı. Tanrının insanları korumak için verdiği gücü nasıl kendilerini korumak için harcadıklarını öğrendim. Dediğim gibi insanlar arasında geçen yıllar bizi yıpratmış ve nefsimiz keskinleşmişti. Irkımız yazılanlara göre bu tür hırslar barındırmayan, gerektiğinde savaşmayı ve gerektiğinde de kimseyi korkutmadan geri çekilmeyi bilen bir ırk olmalıydı. Eski nesiller ne kadar asilse şimdiki nesil o kadar rezildi. Bu yüzden insanların yanında kendimi de korumalıydım. Direnmeliydim! Olması gerekeni yerine getirebilmek için… Dinledikçe teşkilatın nasıl yanlış bağlantılar yüzünden yanlış kişilerin yönetimine girip iğrenç olaylara karıştığını öğrendim. Walter beni orada yalnız bırakmayacak kadar iyi bir adamdı. Ustam oldu ve bana öğretti. Şaşırtıcı derece güçlüydüm. Çabuk iyileşiyordum, uzuv kısıtlamam yoktu. Anlaması uzun sürmedi. Özel ırkın son üst düzey temsilcisi… Son safkan… Beklenen gelmişti!

Gerçi kimin neyi beklediği de belli değildi. Kendi ırkımız arasında meydana gelen korkunç güç mücadelesinde benim ortaya çıkamam bütün dengeyi bozardı. Kötü de olsa ortada kurulu bir düzen vardı ve kimse bir düzen olduğu sürece türüyle ilgilenmiyor, ezilmesi uğruna kabul ediyordu. Anında ortadan kaldırılmak istenecektim. Tuhaftı. Onlar için kusursuz bir silahtım. İblisleri öldürmek için hazır ve istekliydim. Buna rağmen kendi çıkarları için beni yok edeceklerdi. Neredeyse beş yıl boyunca ustam ile beraber bunu düşündük ve varlığımı gizledik. Ama bir savaş sırasında teşkilatın otoritelerinden bir özel ırk beni gördü. Ardından ismim her yerde dalga dalga yayıldı. Bir üst düzeyin varlığı herkesi şok etmişti. Onlarca teşkilat üyesi bize saldırdı. Aslında kaçardım ama dediğim gibi ustam beklememi söylemişti. Saldırgan davranırsam elimizdeki ufacık şansın uçup gideceğinin farkında olduğumdan karşı koymadım ve uyumlu olmaya çalıştım. Yakalandık.

Ustam teşkilattaki otoriteler ile görüşmeye giderken ben bu hücreye gönderilmiştim. Onları beni öldürmek yerine asker yapmaları konusunda ikna etmeye gitmişti. Ben başka bir teşkilata o ise çok başka bir teşkilata gönderilmişti. Ayrılmıştık! Kapımın gıcırtıyla açıldığını duyunca kafamı kaldırdım ve beni almak için gelmiş olan iki adama baktım. Sanırım kavga çıkarmayacağımı bildiklerinden az adam yollamışlardı. Ayağa kalktım, yanlarına yürüdüm. Onlar zincirleri çıkarırken dua ekibi susmuş ve ortadan kaybolmuşlardı. Haftalar sonra gelen sessizlik hoşuma gitmişti. Zincirlerim çözülmüştü. Çekinmiyorlardı. Bir an için etraf karardı. Gözlerimi açtığımda ise ortada kimse yoktu. Bunun teşkilattaki üç tip özel ırkın üçünün de yapabileceği basit ve çok az enerji gerektiren bir numara olduğunu biliyordum. Sadece enerjilerini aynı bölgedeki başka bir ortama aktarıyorlardı. Bunu kendileri içinde başkası içinde yapabilirlerdi. Şimdi ise karanlık bir yerdeydim. Bir iki adım atmıştım ki tetik sesini duydum. Nereden geldiğini anlamama rağmen uzun süredir hareketsiz ve aynı pozisyonda zincirli olduğum için hantallaşan kaslarım yüzünden kaçamadım.

Anlımın ortasına giren merminin nasıl etime sıkışıp kaldığını hissetmiş ve istemsiz olarak çığlık atmıştım. Elim hemen anlıma gitti ve patlamayan mermiyi çıkardım. Normal bir şey değildi. Gerçek bir silahtan atılmış gerçek bir mermi değildi. Merminin ne olduğunu yalpalamaya başladığımda anladım. Uyuşturucuydu. Ama normal bir uyuşturucu değildi! Ustamın bana özel ırk için zararlı olan şeylerden yapılan bir uyuşturucu olduğunu söylediğini hatırlıyordum. Normal uyuşturucuların da tadını biliyordum ama bu farklıydı!

Üst düzey olsam bile özel ırktandım ve bu şey güçlerimi çok ama çok kısıtlayacaktı. En azından geçiciydi ama etki süresini tam bilmiyordum. Daha dümdüz duramazken yer sallandı ve müthiş bir patlama sesi duyuldu. Bir çığlık ile gelen bir güç hissetmiştim. Başka bir özel ırkın enerjisini algılamıştım. Ses bütün odayı doldurdu ve üzerimden kalkan baskı ile birlikte sona erdi. Konuşmaya çalışmıştım ama değil konuşmak göz bile kırpamıyordum. Üzerimdeki enerji şimdiye kadar hissettikleriminden farklıydı. Buradan hemen çıkmak istiyordum. Göremediğim duvarlar üstüme geliyordu. Nefesim kesik kesik ve hızlıydı. Tam sıçrayacaktım ki bir şey beni tuttu. Çevremdeki ani ışık ile gözlerimi kapattım ve çığlık sesi ile tekrar açtım. Beynimden vurulmuş gibiydim o kadar ani ve tizdi ki!

Deli gibi dönüyor nereden geldiğini bulmaya çalışıyordum. Ama her yerdeydiler ve susmuyorlardı. Panikle bütün enerjimi serbest bıraktım. Karanlık beni normalden daha fazla endişelendiriyordu. Duyduğum tıkırtı ile yerimden sıçradım ve arkamı döndüm. Gördüğüm manzara karşısında felç geçirdim. Küçük bir kız annesinin cesedi başında durmuş öylece onu dürtüyordu. Onun annesi olduğunu nerden bildiğimi bile bilmiyordum. Bir şekilde anlamıştım. Her yeri kanla kaplıydı. Ona doğru koşmayı denedim ama ne kadar koşarsam koşayım yetişemiyordum. Biri duyar diye bağırmaya başladım.”Yardım edin! Burada yaralılar var!”

Kimse bir şey demiyordu. Kıza doğru koşmaya devam ettim ama ona bir türlü ulaşamıyordum. Nefes nefese kalmıştım ki duyduğum tetik sesi beni olduğum yere çiviledi. Arkasından kıza ateş edilmişti. Havada ona doğru gelen mermiyi görebiliyordum. Çevresine enerjimden bir kapak örttüm. Ama mermi duvarımı yıkıp geçmişti. Duvarımı deldiği anda mermi benim vücudumdan geçmiş gibi hissetmiştim. Dizlerimin üstüne düşerken bile bakışlarım küçük kıza kilitlenmişti. Beynim gördüğü manzarayı olduğundan daha yavaş algılıyordu. Mermi kızın kafasının yarısını kopartmış ve her yeri kana bulamıştı. Sıçrayan kandamlaları ağzıma girmişti.

Kanın tadını aldığımda direncim çıta değiştirdi ve ben eksilere düştüm. Kız yarısı kopuk kafası ile dizlerinin üstüne düşerken ‘’Anne!’’ diye fısıldamıştı. Acımı unuttum kıza doğru koştum. Bu sefer yere düşmeden onu tutabilmiştim. Bacaklarıma akan kan sıcaktı. Tek gözü ile bana bakan bu güzel çocuk ağlıyordu.’’Bir dahakine beni koru!’’. Neler olduğunu anlamamıştım. Burada böyle bir şey nasıl olabilirdi? Kız kolay ölmemişti çünkü silah tam hedefini vuramamıştı. Köşeden sarkan dili iğrenç bir ses çıkartıyor ve bacağıma yapışıyordu. Çığlık attım ve geri geri süründüm. Yanmış et kokusu burnuma geldiğinde ise kusmaya başladım. Sesli bir şekilde içimdeki her şeyi dışarı atıyordum. Ellerimi ağzıma götürüyordum ama elimdeki kan yüzüme bulaşarak daha çok kusmama neden olmuştu. Gözyaşlarım önce çeneme sonra yere aktı. Çevreme bakıyor, düşmanı görmeye çalışıyordum. Hıçkırıklara boğulmuştum ve kendimi tutamıyordum. Tekrar kızın yanına döndüm. Yerde sürünüyor ve kendini annesinin yanına çekmeye çalışıyordu. Sarı saçlarındaki kan ondaki bütün güzelliği götürmüştü. Onu kucağıma aldım ve sıçrayıp yukarı çıkmaya çalıştım. Gördüklerim karşısında boşalan kaslarıma söz geçiremiyordum. Nereye gittiğimi bilmeden ilerlemeye başladım. Nasıl bulduğumu bilmediğim bir yoldan insanların arasına dalmıştım. Herkes bana bakıyor ama kimse yardım etmiyordu.

Kalabalık birden karşımda dizildi ve bana taş atmaya başladırlar ‘’Katil, katil!’’ diye bağırıyorlardı. Onu ben öldürmemiştim! Büyük bir taş kafama isabet etti, beni yere düşürdü. Kucağımdaki, kafasından et parçaları sarkan cansız beden ise benden uzakta bir yere sertçe düşmüştü. Sürünerek onun yanına gittim ve zaten çok fazla darbe almış cansız bedenini, bedenimle korumaya çalıştım. Yüzünü göğsüme bastırdım, vücudunu altıma aldım. Gözlerimin önüne babam geliyordu. Yarım ağız gülüşünü, gözlerindeki acımasızlığı, intikam hırsını… Nefreti geliyordu gözlerimin önüne…

Babamın iğrenç nefretini bu küçük kızın gözlerinde görmemiştim. Taşlar kesilince ayağa kalktım. Yerde yatan bu cansız bedenden bir medet umuyordum hala. Onu almak için hamle yapacaktım ama karşımda yüzünü seçemediğim bir adam vardı. Derin bir nefes verdi. Alnında boncuk boncuk terler birikmişti. Benden bir iki adım uzaklaştı. Beynim olacakları ön görüyordu ama ayaklarımın neden hareket etmediğini anlamamıştım. Reflekslerime güveniyordum ama şimdi tehlike, “Ben geliyorum!” derken bile ayaklarım hareket etmiyordu. Ellerimi kaldırdım ve var gücümle enerjimi dışarı ittim. Bir yeri vurmayı hedeflemiyordum. Tek istediğim aniden aklıma gelen ve beni ağlatabilecek olan fikri boşa çıkarmaktı. Çıkan cılız ışık tüm duvarlarımı yıktı. Tuzağa düşürülmüştüm. Savunmasız kısıtlanmış bir şekilde dizlerimin üstüne düştüm. Benden beklenmeyecek kadar kalın bir sesle bağırdım. Sanki biri üstüme bir duvar bastırıyormuş gibi bir sıkışma hissediyordum. Gerçekten üzerimde bir baskı vardı. Tam omuzlarımın üzerinde inanılmaz bir yükü taşıyordum. Ciğerlerimdeki havanın boğazımdan çıkışını hissediyordum yükün ağırlığıyla iyice yere doğru eğildim. Beni ustamdan koparmışlar, şimdi de öldürmek için tuzağa düşürmüşlerdi.

Yumruklarımı o kadar sıkmıştım ki tırnaklarım etime batıyordu. Hiddetle bütün kaslarımı sıktım ve enerjimi yoğunlaştırmaya çalıştım. Işığımın parıltısını göremiyordum. Bir kez daha bağırmaya çalıştım. Sanki kemiklerim her an derimden dışarı fırlayacakmış gibiydi. Ölüm korkusu bütün kalbimi sarmıştı ve vücudum kurtulmak için her şeyi yapıyordu. Ne kadar çabalarsam çabalayayım baskıyı hafifletemiyordum. O şekilde birkaç dakika geçtiğini sanıyorum. Alev alev yanıyor ve nefes almaya alışıyordum. Kaslarım ne kadar gergin olsa da gözlerim kapanmaya başlamıştı başımı kaldırmak istedim ama onu bile yapamıyordum. Kendimi boş yere yormamaya karar verdim ve bir tek üzerimdeki şeye odaklandım. O kadar tanıdıktı ki bir teşkilat üyesinden geldiğini anlamak zor değildi. Gücümün tükendiğini hissetmeye başlıyordum. Sanki vücudumdaki bir şey dalga dalga geri çekiliyordu. Bu his bacaklarımdan başladı ve dokunduğu her yer ilk önce uyuşuyor sonra hissizleşiyordu. Sağ elimle yaptığım yumruğu sıktım. O elim hariç bütün kaslarımı serbest bırakmıştım. Tek seferde güçlü bir saldırı yapmayı hedefliyordum. Kaslarımı serbest bıraktığım anda aniden var olan yükün üzerinde birkaç kat daha eklendi ve bir an için beni etkisiz hale getirdi. Gözlerimi kapattım ve bütün enerjimi sağ elime akıttım. Tıpkı kan gibi enerjimde damarlarımda yolunu buldu ve elime akın etti. Çığlığım acıdan değil ihtiyaçtandı. Elimde patlayan enerjim dört bir yana yayıldı ve bir an için bana nefes alacak havayı ve başımı kaldırıp çevreye bakacak zamanı verdi.

Bu ani çıkışımın onları şaşırttığı belli oluyordu. Normalde o uyuşturucu şimdiye kadar beni uyutmalıydı. Normal dozun çok üstünde verdikleri belliydi. Kendimi koruma içgüdüm ile karışmış öfkem kanımı kaynatıyordu. İçimde bir yerlerde, bir şey bu tür sahneleri seviyordu. Birkaç saniye süren bu özgürlüğümü kullandım ve gücümü elimden bacaklarıma yönlendirdim. Aynı anda ikisine birden paylaştırırsam bunun israf olacağından emindim. Kaslarımı sıktım ve sıçrayabildiğim kadar yükseğe sıçradım. Bir an için bacaklarımın gerçekten kopacağını düşünüyordum. Tam yüzümde havayı hissetmiş ve biraz rahatlamışken belime dolanan şey nefesimi kesti ve beni hızla aşağı fırlattı. Düşüşümün çıkışımdan daha hızlı olduğunu hissettim lakin anlayamıyordum. Neden bana saldırıyorlardı!

Kendimi durdurmaya çalıştım ama hızımı kesemedim ve taş zemine sırt üstü sert bir iniş yaptım. Hissettiğim acı, çığlık atmam için aldığım nefesi kursağımda bıraktı ve ben felç geçirmiş gibi öylece kaldım. Beynim yorulmuştu. Güçlerimi kullanmayı denedim ama yeterince odaklanamıyordum. Karanlıkta duyduklarım ise resmen tetiğimi çekti. Ustamın sesi kulaklarımda yankılanıyor ve benim yüzümden yakalanırken bile gülümseyen yüzü gözlerimin önüne geliyordu. Utancım ayağa kalkmama yardım edecek kadar güçlüydü. Kalbimde pompalanan kanın sıcaklığını hissedebiliyordum. Sonrasında yaptığım her şey öfkemin marifetiydi. Açtığım kollarımdan yayılan yeşil ışık çevreyi aydınlatmış ve saçlarımı havalandırmıştı. Ellerimi havaya kaldırdım ve neyi vuracağımı umursamadan ateş ettim. Ölüm korkusu, ne kadar canım yansa da beni ayakta tutuyordu. Ağzımdaki kan tadı beni tamamen ayılttı. Ne kadar ayılırsam o kadar canım yanıyordu. Ne kadar canım yanarsa da gücüm o kadar yoğun ve güçlü çıkıyordu. Çevremin gittikçe aydınlandığını fark ediyordum. Bacaklarımın da faaliyete geçtiğini anlamam uzun zaman aldı. Nefes nefese kalmıştım. Burada durduğum sürece ne kadar çabalarsam çabalayayım öleceğimi biliyordum. Ellerimdeki enerjiyi kestim ve hepsini bacaklarıma göndermeye çalıştım.

Ben saldırıyı kesince üstüme ateş etmeye başladılar. Bütün gücümün bacaklarda toplanması birkaç saniye sürmüştü. Yanağımdaki kesiklerden akan kan, sıçradığım zaman yüzüme çarpan rüzgârla aşağı doğru aktı. Çenemde biriken kandamlalarının yere düştüğünü duydum. Ne kadar gücüm kendi görüş alanımı bile kısıtlasa da aşağıda iki tane askerin enerjisini algıladım. Kapalı gözlerim onların ısısını değişik olarak algılamış, beynim hedefe kilitlenmişti. Bundan sonra yaptığım tek şey sıktığım yumruklarımı açmak ve kanımın akmasına izin vermek oldu. Çıkan enerji beni bir köşeye fırlattı ve ben irademin sonuna geldim. Yerde öyle yatıyor ve her şeyi olduğundan daha yavaş görüyordum. Yeşil ışık vahşi bir güçle emirlerime itaat etmişti. Artık genlerim tarafından tamamen yanıp tutuşan bedenim bana neden saldırdıklarını umursamıyordu. Bana saldıranlara acımıyor ve sadece onları değil çevresindekileri de yok ediyordu. Açıklamasız ve ani bir şekilde beni öldürmek amaçlı yapılan bu saldırının öfkesi beynimden öteye geçmiş ve kanıma girmişti. Ani bir çarpma içimde bir şeyler kıpırdattığında hedefi vurduğumu anladım. Çıkan tozla gözlerimi kapatmak istedim ama yapmadım. Eğer onları kapatırsam tekrar açabileceğimden emin değildim. Tozların arasında bir şeyler görmeye çalıştım. Ama etraf birden kararmıştı.

Tam ayağa kalkacaktım ki sıcak tenimin üstüne binen ağırlık beni engelledi. Kafamı yasladığım yumuşak derinin altından atan kalbi duyabiliyordum. Sesi güçlü ve sertti. Koku beni sarsmamış daha da rahatlayarak kendimden geçmeme sebep olmuştu. Kokusundan düşman olmadığını anlayabiliyordum. Başka bir özel ırktı ama düşman değildi.“Vega, bu kadar geciktiğim için üzgünüm. Dayanmaya çalış lütfen seni kurtaracağım. Kendini konuşmak veya hareket etmek için yorma. Ustan olanları öğrendi ve buraya geliyor. Akşama doğru burada olur, o zamana kadar seni benim odama götüreceğim.”

Titreyen parmaklarımla yanağına dokundum. Ama parmaklarımdaki kan yüzünü kirletti. En fazla bu şekilde teşekkür edebiliyordum. Ustamı haberdar etmiş olduğu için ona minnettardım. İsmi bile yüreğimi ısıtmış ve bana canlılık getirmişti. Beynim alarm durumundan çıkmış, normal zamana göre pasif kalsa da düzenli bir biçimde düşünebiliyordu. Bu kadının beni koruduğunu anlamıştım. Ustam teşkilattaki bağlantılarından söz etmişti ve bu kadın onlardan biri olmalıydı. Sıkışık alan gereken nefesi almamı engelliyor ve beni bunaltıyordu. Terlemiştim. Kadın bunu hissetmiş olacak ki tekrar konuştu.“Bu kadarı ile idare et lütfen. Şimdilik bize ayırabileceğim en büyük alan bu. Daha fazlası binayı çökertir.”

Hareket ettiğimizi yeni yeni hissediyordum. Tuğlalar gittikçe ensemi acıtıyordu. Binanın içinden geçiyorduk. Tuhaftı ama beynim tepki veremeyecek kadar uyuşuktu. Bu şekilde biraz daha gittik. Tam olarak süre belirtmek çok zordu. Tekrar nefes alabildiğimi hissettiğimde gün ışığı pencereden gözüme giriyor ve canımı yakıyordu. Kadının hareket ettiğini anlamıştım. Ama ona bakacak kadar dik duramıyordum. Beni yavaşça kucağına aldı ve yumuşak bir yere yatırdı. Yatak olmalıydı. Çarşaflar harika kokuyordu. Hareket ettiğini anlayınca boynumu çevirip ona baktım. Ellerini duvara koymuştu. Gözleri kapalı ve titrekti. Yorgunluğuma rağmen duvardaki hareketliliği görebiliyordum. Yutkundum ama mideme doğru inen kan önce öğürmeme sonra kusmama neden oldu. Yataktan aşağı düşmüş sarsılıyor ve bir yandan da olmayan yemekleri çıkartıyordum. Gözyaşlarım onların üstüne aktı. Kadın elindeki mendil ile ağzımı temizlemeye çalıştı. Onu ittirdim. Kaba olduğunu biliyordum ama insanların bana dokunmasından çok da hoşlanmıyordum. Babam aklıma gelmişti. Daha tanınmadan dışlanmanın verdiği duygular. Beni tanımıyorlardı ama öldürecek kadar gözleri dönmüştü. Sallana sallana ayağa kalktım. Oda dönüyordu. Burada kalmayacaktım. Ne olacağı da umurumda değildi. Kalbime batan iğneler zaten yorgun olan vücudumun direnci ile oynuyor ve bir hedefi olmayan öfkem dışarıyı enerjim ile dolduruyordu. Öfke artık benim için kavram olmaktan çıkmıştı. O kanıma girmiş canlı bir şeydi. Kadın omzumu tuttu. “Benim bir kızım var Vega!7 yaşında bir insan.”

Sözleri beni durdurmuştu. İlgimi çektiğini anlayınca konuşmaya devam etti.”Onu korumak için her şeyi yaparım. Sabah bir telefon geldi. Hattın ucundaki kızım ağlıyor ve annesinden yardım istiyordu. Sebebi ise sendin. Senin gücün Vega, bu dünyada tutulamayacak kadar fazlaydı. Genlerinle otoritelerden daha yüksek bir uyum içindeydin, onlar için büyük bir tehdittin. Yok, edilmene karar verildi. Ya yok edilecektin ya da dize getirilip sapına kadar bir asker olacaktın. Garantili yolu seçtiler. Bir yıldır seni arıyor olmamıza rağmen bir ay öncesine kadar yerini bilmiyorduk. Bulduğumuzda ise planlar yapılmaya başlandı. Karşı çıktım ve seni onlardan korumaya çalıştım. Ama bu sabah gelen telefon bütün duvarlarımı yıktı. Kızımı kaçırmışlardı ve eğer seni korumayı denersem veya sana olanlar hakkında bir bilgi verirsem onu öldüreceklerdi. Dizlerinin üstüne düştü ve ceketimin eteklerine tutunup sarsılarak ağlamaya başladı.”Daha 7 yaşında!”Hıçkırıyordu. Beynim ise olayların çirkin yüzünü görmüş ve yüzümü buruşturmuştu. Cidden bu kadar basit miydi? Bir insan kaçırılmıştı, bir anne tehdit edilmişti bütün bunlar sadece benim için miydi? Ölmem cidden bu kadar gerekli miydi? ”Gitme Vega! Kızım için ustan gelene kadar burada kal lütfen!”

Sıktığım yumruklarımdan kan damlıyordu. Kadının ellerini tuttum ve onu kaldırıp sertçe duvara çarptım. Bu gerekliydi. Gözleri korkuyla irileşti. Yapmam gerekeni biliyordum. Benim yüzümden ölen bir çocuk olmayacaktı. Kalbimi sıkıştıran, az önce aldığım darbeler değil odak noktası olmayan öfkemdi. Kendi gücümün içinde boğuluyor gibiydim.”Onu nerede tuttuklarını biliyor musun?”Ağzı aralandı ama sesi çıkmıyordu. Neden susuyordu ki?”Yerini söyle, sana söz veriyorum kızını kurtaracağım!” ”Onu, özel bölümdeki kulenin içinde bir yerlerde tutuyorlar. Boşa çabalama. Çoktan olan olmuştur. Bakışlarını yere indirdi. Onu omuzlarından duvara yaslamasaydım şimdiye kadar çoktan yere düşmüştü. Onu anneme benzettim. Durup ne olacağını göremeyecek kadar korkak ve pasifti. Attığım tokat sanki ona değil kendi annemeydi.”Kendinden utan!”

Onu bıraktım ve kapıyı aradım. Bulduğumda ise bir bakışım yeterli olmuş ve onu tuzla buz etmişti. Tam çıkmak üzereydim ki müdirenin cılız sesini duydum.”Onu alabilirsen buraya getir. Kapıları üstümüze örterim. Burası en güvenli yer olur.” Biraz önce hissettiğim acıların hiç biri artık yerinde yoktu. Aklımdaki ayak sesleri gerçeğe karışıyor ve kulaklarımda çınlıyordu. Kulenin yerini bilmiyordum ama bunun bir önemi yoktu. Sadece şu aptal ilacın etkisi enerjimi düşürmüştü ama hala kullanabilecek bir şeylerim vardı. Tek yapmam gereken dışarı çıkmaktı. Sonrasında bulmak kolay olacaktı. Aklım eski potansiyeline geri dönmüş, bir kriz anına uygun olarak güçlü ve mantıklı çalışıyordu. O kadın benim için kızının canını vermeye hazırdı. Bunun altında kalmayacaktım. Kimseye böyle bir acı yaşatmayacaktım.

Her şeyden önce beni tanımadan öldürmek isteyen bu insanların içinde beni tanımadan korumaya çalışan tek kişiye, benim yüzümden bir zarar gelemezdi. Buna izin vermezdim. Koridorlar gittikçe karışıyor ve kıvrılıyordu. Kibar davranmayacaktım. Karşımdaki duvarların arkasında rüzgâr estiğini biliyordum. Ağaç dallarını yanı başımda hissediyordum. Bir iki adım geri çekildim. Bacaklarımda biriktirdiğim gücün bir açıklaması yoktu. Koşuşum yapacağım şeyi yapmaya kararlı olduğumun kanıtıydı. Omzum duvara çarptığında yok olan tuğlalar ise enerjimi arıttırdı. Bir iki duvarı geçtiğimi düşünüyordum ki ayaklarımın nemli çimende çıkarttığı ses ile amacıma ulaştım. Kule tam karşımda duruyordu. Aldığım temiz hava ciğerlerimi acıttı ve bir süredir nefesimi tuttuğumu fark ettim. Duvarda bıraktığım deliklere baktım. Gözlerimi kapattığımda küçük bir kızın bedenin de mermi delikleri gördüm. Kalkan tozları hissedince ilk önce koştuğumu duyumsadım fakat gözlerimi açtığımda çevremdeki havanın bir girdap gibi etrafımda döndüğünü gördüm. Enerjim en negatif haliyle çevremi kuşatıyordu. Derin bir nefes aldım ve bacaklarımda topladığım enerjim ile toprağı ittim.

Ben planladığımda çok daha yükseğe sıçradığımda yerde bir delik vardı. Kendimi tekrar havada ittim ve bodoslama kuleye girdim. Düşmemiştim. Bir dizimin üstünde sağa yatmıştım ama hala ayakta sayılırdım. Çevreye bakındım. Her yer toz olmuştu. Dinlemeyi denedim. Ama duyduğum o küçücük iniltiler bedenimde topladığım enerji dışında her şeyi götürdü. Yukarıdan gelmişti. Çatı bile olabilirdi. Yukarı doğru sıçradığımda tekrar duvarları deliyordum. İlk adrenalinin etkisi geçmişti ve omuzlarımda batmayı hissediyordum. Çatıdan önceki son kata geldiğimde iyice emin oldum. Kız tam üzerimdeydi. Bir tetik sesinin gıcırtısını duydum. Yeni yeni kuvvet uygulanıyordu. Bir saniyem bile olmadığının farkındaydım ve iki duvar önce sıçradım. Bütün gücümle son hamlemi yaptım ve geçtiğim tavanın içinde kızın yakasından tuttum. Çığlıkları nefesimi kesmişti. Onu göğsüme çektim ve sarılabildiğim kadar sıkı sarıldım. Bir saniyeliğine başını kaldırıp bana baktı. İri kahverengi gözlerindeki bakış içimdeki canavarın çığlık atmasına sebep olmuştu. O gözlerin ağlamaması için her şeyi yapardım. Üzerimde bıraktığı etki inanılmazdı. Bir an için ayaklarımın altında biriktirdiğim bütün enerjimi bıraktım. Aşağı düşerken kız çığlıklar atıyor ve belimi sıkıyordu. Yere yaklaştığımızda enerjimi bacaklarımdan çok tabanımda topladım ve inişimizle yerde bir delik açtım. Havaya sıçrayan toprak parçaları kızın saçlarına girmişti. Tabanlarıma bastıra bastıra koşuyor, her adımımda topraktan güç alıyordum. Duvarda açtığım delikleri görünce durdum ve tereddütsüz içeri girdim. Kırdığım kapıyı görebiliyordum. Ama yararı yoktu. Adrenalin artık tamamen geçmiş ve acı kendini göstermişti. Bu kadar gelmişken pes etmeyecektim acı çekmem şu an hissettiğim en önemsiz duyguydu benim için!

Son bir gayretle kendimi odadan içeri attığımda sıçrayan kadının çığlığı tizdi. Kız sıkıca boynuma sarılmış ve yüzünü bedenime gömmüştü. Çığlık ile başını kaldırdı ve uykudan yeni uyanmış gibi görünen gözlerle annesine baktı. Bir köşede gözlerim kapanmak üzere beklerken kadının kızına sarıldığını gördüm. Kendi kendine gelen bir düşünce aklımda belirdi. Bana saldırmaları umurumda değildi. Dediğim gibi içimde bir şey bazen bundan haz alıyor ve hepsini öldürmek için büyük bir istek duyuyordu. Ne kadar çok olurlarsa olsunlar. Ne yaparlarsa yapsınlar hislerim değişmeyecekti. Korumak ve yaşatmak istiyordum. Sonucu veya karşılığında ödeyeceğim bedel önemli değildi. Böyle insanlar için ölmeye değerdi. Direnmek ve doğru olanı yapmak bir ömür demekti.

Özel Irk” için 7 Yorum Var

  1. Bu bence harika bir hikaye. Gelecekte çok iyi yerlere geleceğine inanıyorum. Başarılar dilerim. Sakın yazmayı bırakma. En büyük hayranınım…

  2. Bu hikayeyi okurken cidden gözümün önünde canlandı… Yazar bu kadar mı gerçekçi yazar be arkadaş? Elif Hanım gelecekte kitaplarınızın New York Times Bestseller Listesinde olacağına adım gibi eminim. Böyle yazmaya devam edin ki gözümüz hayalgücü görsün 🙂 Başarılar…

  3. yazı bir harika 😀 gerçekten sürükleyici ve bütün halinde. söyleyebileceğim tek şey bazı olaylar çabuk gerçekleşiyor. arkamdaki kalabalık çoğalmaya başladı diye bir cümle var mesela.ne oluyor dur ne kalabalığı ne ettin ??? 🙂 betimlemelerle bence tarihe geçecek bir romanın esintileri olacak

  4. çok güzel, sürükleyici, sonun merak ettiğimden bir alt paragrafı okuyup tekrar başa dönüyordum anlayacağın iki kere okumuş oldum.İleride daha da güzellerini yazacağına inanıyorum sakın bırakma

  5. Oldukça sürükleyici, güzel bir hikâye olmuş. Değişik bir hayal gücü. Ellerinize sağlık. Umarım başka hikâyeler de görebiliriz sizden…

  6. Güzel.Monster avlayan monster konseptini de sevmişimdir hep.Sadece combat sahnelerindeki anlatım bana biraz fazla yoğun geldi.Genel olarak bu hikayeniz üzerine kurgulanmış bir dünyayı görmek ve romanı okumak isterim.

Enes için Yorum Yap Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *