Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Parlak Mustafa

“Baba bu gerçekten can sıkıcı ama. Yani bunca zaman çalış, hoop birileri iniversin tepene” İshak bunları söylerken, elindeki telsizi yukarıdan aşağıya inen bir şeyi gösterirmiş gibi havada salladı.

“Valla öyle kardeşim ya” diye onayladı Kenan, kurumuş su kanalındaki cesedin başında duran beyaz saçlı adama bakarak.

“Sen ne dersin Tayfun ağabey. Şu bizim vip birimden bahsediyorduk”

Tayfun ikilinin durduğu küçük tepeliği ağır ağır tırmandı.

“Hala o konu mu be kardeşim? Çok taktınız ama”

“Takılmayacak gibi mi be ağabey?” diye atıldı İshak. “Nerede görülmüş bu. Cinayet bürosunda ayrı bir birim. Baş komiserim bile duyduğunda ne diyeceğini şaşırdı”

“Ha ha.. ekipte ne ekip ama” derken bir kahkaha koyuverdi Kenan. “Bir beyzade, laboratuar faresi küçük bir kız, bilişimden asosyal bir oğlan, bilmem kaç defa açığa alınmış bir psikopat, başlarında da nereden geldiği belli olmayan bir kadın… pöh”

Tayfun başıyla arkalarındaki yolu gösterdi. “Şiiit…. Tamam neyse geliyorlar, sonra konuşun”

Resmi polis arabası tali yolun kenarında durdu. içinden inenler olay yeri koruma bandını aşıp tepecikte onları bekleyen diğerlerinin yanına geldiler. Uzun boylu, kumral kıvırcık saçlarını ensesinde toplamış genç denilebilecek güzel bir kadın Tayfuna elini uzattı.

“Merhaba. Ben komiser Süreyya” diyerek söze başladı. Sonra yanında duran zayıf, siyah parlak saçlarını arkaya taramış, üzerindeki yazlık takım elbisesi içinde kaybolacakmış gibi duran arkadaşını göstererek “Bu da komiser yardımcısı Kamil” Süreyya bir an Tayfun’un arkasında dün büroda tanıştıkları iki polisin birbirlerini dürtüp sırıttıklarını görür gibi olduysa da pek oralı olmadı.

“Memnun oldum Süreyya hanım. Ben de olay yeri incelemeden Tayfun”

“Bende. Sakıncası yoksa cesedin bulunduğu yeri görmek isterim Tayfun bey”

“Tabii, buyurun gidelim”

Birlikte yokuşun altındaki su kanalına indiler. Kamil sırt üstü yatan çıplak kadına söyle bir bakıp hemen başını diğer tarafa çevirdi. Öğürmek üzere olduğu her halinden belliydi. Onun bu hali İshak ve Kenan’ı daha bir neşelendirmişti. Tayfun boğazını temizleyerek söze başladı “Yirmili yaşlarda, bir atmış atmışbeş boylarında, kadın. Gözleri oyulmuş. Dili ve göğüs uçları kesilmiş. Karnında geniş bir kesik izi var. Vücudunda çok sayıda darb izine bağlı çürükler mevcut. Ayrıca kollarındaki değişik zamanlarda oldukları belli olan iğne izlerinden bağımlı olduğu anlaşılıyor. Ve vajina bölgesinde anormal bir bozulma ve yanıklar mevcut. Tabii henüz yarım saattir buradayız daha ayrıntılı bir inceleme ve labora…”

“Ölüm morlukları bilek ve topuklarında” diyerek söze giren Kamil’in sırtı hala cesede dönüktü.

Tayfun şaşkınca Kamil’e “Efendim ? “

Kamil, işkence çekiyormuş gibi kasılan yüz ifadesiyle cesede kaçamak bir bakış atıp devam etti. “Ölüm izleri. Topuklarda biriken kan onun ayakta öldüğünü gösteriyor. Ancak el ve ayak bileklerinde bağlandığını gösteren çok derin yaralar yok. Sadece hafif kızarıklıklar. Göbekteki kesiğin üstünde de böyle kızarık bir şerit var. Çok hafif. Eşarp veya yumuşak bir şeyle dengeli bir şekilde bağlanmış, düşmeyecek gibi. Karşı koymamış. Bağlıyken çırpınmamış, kendinde değildi ,beklide uyuşturulmuştu”

“Belki de öldükten sonra işkence yaptı diye ekledi Süreyya. Ölmesi yeterliydi. Geriye kalan tüm vahşet diğerleri için bir mesajdı” Tayfun ve diğerleri şaşkın, o an manen yanlarında olmadıkları belli iki kişi arasındaki bu yoğun beyin fırtınasının dinmesini bekliyorlardı.

“Ya o gözler. Nasıldı o şarkı? Yalnız benim için, bak yeşil yeşil”

“Evet onu ben de fark ettim” Süreyya maktulün yüzüne doğru iyice eğildi. “Tayfun bey cımbıza benzer bir şey alabilir miyim”

Süreyya, Tayfun’un getirdiği uzun bir cımbızı cesedin oyuk sağ gözüne soktu, yavaşça geri çıkardığında ise ucunda parlak yeşil küçük bir yaprak vardı. Ayağa kalkıp ucundakini Kamil’e ve Tayfun’a gösterdi. “içinde top halinde bir miktar daha var”

“Yeşil bir yaprak” diye mırıldandı Kamil. “Bu çevreden değil, su yatağı kuru hemen hemen tüm otlar, çiçekler kurumuş”

“Anlamı da ne olduğunda gizli bence”

“Bence de”

“Umalım da madde bağımlılığından daha önce yolu karakoldan geçmiş olsun. Böylece kimlik tespitinde hızlı ilerleriz.

Süreyya çevreye bakındı. “Böyle mi getirilmiş?”

“Hayır. Hurç gibi bir şeye sarmış. Yuvarlanırken içinden fırlamış olacak. Tepeliğin ortasındaydı, onu da aldık”

“Peki Tayfun bey. Sizinle tanıştığımıza memnun oldum. Kolay gelsin”

“Size de komiserim iyi günler”

Süreyya ve Kamil onları bekleyen otomobile binip uzaklaştılar. İshak ve Kenan ise Tayfun ağabeylerinin yanına daha bir sokulmuşlardı. “Ee… abi ne diyorsun bunlara”

Tayfun “Biliyor musunuz çocuklar, şu haliniz yıllar öncesinden birini hatırlattı bana” dedi gülümseyerek.

“Kimi abi.” Diye atıldı İshak

“Kendimi” diye gülümsedi Tayfun “Çıplak ellerle cesetleri mıncıklarken, lateks eldiven takan gençler peyda olduğundaki hallerime. Biraz farklılık iyidir beyler. Nasıl diyorsunuz şimdi? Kasmayın o kadar”

Süreyya sıcaktan ensesine yapışmış saçlarını havaya kaldırıp pencereden dışarıyı seyrediyordu. Hayat keşmekeşi tüm hızıyla sürerken orada, o kanalın içinde yatan kız için sona erdiğini düşündü. O korkunç manzara hala gözlerinin önündeydi. Belki şu an bir başka kadın aynı şeyleri yaşıyordu. Çaresiz beklemek sinirlerini iyice bozmuştu, camın pervazına sertçe vurdu.

“İyi misiniz?”

Süreyya geriye dündü. Karşısında kriminal laboratuardan ekibine dahil ettiği Pelin duruyordu. “Hayır, önemli değil gel Pelin. Bir gelişme mi var?”

“Maktulün kimliği tespit edildi efendim. Buyurun” Pelin’in uzattığı dosyayı alıp göz gezdirdi.

“Teşekkür ederim, arkadaşları çağırır mısın?”

Pelin çıkarken Süreyya kızın dosyasındaki fotoğrafına, uzun saçlı, siyah gözlü güzel bir kıza bakıyordu. İnce kaşlarının altında canlı bakan bir çift göz. Oyulup içine yaprak sıkıştırılmış, toza toprağa bulanmış gözler.

Az sonra Orkun, Kamil, Tolga ve Pelinden oluşan ekip Süreyya’nın masasının etrafında yerlerini almışlardı.

“Oturun arkadaşlar. Kızın kimliği belli oldu. Adı Kamuran. Fuhuş ve madde bağımlılığından sabıkalı. Ayrıca gelen toksikoloji raporuna göre vücudunda yüksek oranda uyuşturucu madde bulundu”

“Bu da bağlandığında kendinde olmadığını gösteriyor. Kızın mesleği ise bizi katiline bir adım daha yaklaştırıyor” dedi Kamil heyecanla. “En azından bir sonraki kurban profili için alan daraltmış oluruz.

“Gene bir fahişeyi öldüreceğini nereden çıkardın. Ya da başka birinin daha öleceğini”

“Bu hiçte tek cinayetlik bir olaya benzemiyor”

“Arkadaşın doğru söylüyor”

Hep beraber arkalarından gelen bu sese döndüklerinde, uzun boylu beyaz kirli sakallı yaşlı bir adamın gülümseyerek onlara baktığını gördüler. Adam, açık kapıdan yavaşça süzülüp yanlarına geldi, kendini tanıttı.

“Böldüğüm için üzgünüm arkadaşlar. Ben emekli baş komiser Haluk”

Süreyya ayağa kalkıp adamın elini sıktı. “Memnun oldum Haluk bey. Size nasıl yardımcı olabilirim”

“Şey aslında… galiba ben size yardımcı olacağım” diğerlerini daha fazla meraklandırmak istemeyen Haluk devam etti “Bu gün baş komiserinizi ziyarete gelmiştim. Kendisi hem öğrencim hem de çalışma arkadaşımdı. Muhabbet sırasında sizin ilgilendiğiniz cinayetten bahsetti. Bu olay benim yirmi yıl kadar önce bizzat içinde çalıştığım bir olayı anımsattı”

Adamın anlattıkları ekibin ilgisini çekmişti. Tolga hemen bir sandalye çekti. Haluk oturup derin derin soluyup devam etti.

“Öncelikle dikkatimi çeken şey maktule uygulanan işkence yöntemleri oldu. Gözlerin oyulması, dilin ve göğüs uçlarının kesilmesi, karında büyük bir kesik, dövülmeyle oluşan çürükler ve cinsel organının dağlanması… Mustafa Dirlik olayıyla tıpa tıp aynı. Bu Mustafa işyerinde bir kadına tutulmuş. Bu kadın da patronun metresi olmuş. Daha sonra da kötü yollara düşmüş. Eskiden nasıl olurdu bilirsiniz. Mustafa tabi allak bullak olmuş. Zaten içine kapanıl olan çocuğun psikolojisi hepten bozulmuş. Önce bu kızı öldürdü, ardından dört cinayet daha geldi. En sonunda kendi gelip teslim oldu. Yapılan sorgusunda kadın bedeninde kutsal saydığı her yeri kötü sahiplerinden arındırdığını söylemişti. Anlayacağınız iyice kafayı yemişti. Ancak bunu kabul etmedi. Tedavi istemedi, cezalandırılmayı seçti. Verilmek istenilen akli melikeleri yerinde değildir raporunu mahkemede reddetti “

“Peki bu Mustafa şu an hangi cezaevindedir”

“İlk konulduğundadır herhalde. Tabi hala sağ ise. Malum böyle suçluları diğer mahkumlar fazla yaşatmazlar”

Süreyya, Orkun’a dönerek “Kayıtları araştırarak mahkumun şu an nerede tutulduğunu öğrenelim”

“Başladım bile. Mustafa Dirlik… evet ilk konulduğu, Tepeli ceza ve tutuk evinde, özel tecrit altında ve hala sağ”

Süreyya yaşlı adamın boynuna sarılmamak için kendini zor tutuyordu. “Teşekkür ederim Haluk bey. Size minnettarız. Bu gün buraya gelmeniz bizim için büyük bir şans”

“Önemli değil kızım. Bu gün burada olmama gelince… aslında haftanın yarısı buradayım. Emeklilik yaramadı bana. İki günde bir çıkar gelir eskileri dolaşırım. Hani şurada sizinle bir dosya üzerinde konuştuk ya, bu bile ne iyi geldi anlatamam”

“O halde sizinle daha sık görüşmeliyiz Haluk bey. Hatta bu dava boyunca bizimle olmanızı teklif ediyorum size. Kabul ederseniz tabii”

“Çok sevinirim. Komiserim” Hep birlikte gülüştüler.

Süreyya ve Kamil, Mustafa’ya olayı anlatırken, artık ellili yaşlarını sürmekte olan mahkum hiçbir tepki vermedi. Son derece donuk yüz ifadesinin altında duygudan eser yoktu.

“Size zarar vermek isteyecek herhangi bir düşmanınız var mı?” diye sordu Kamil. Herhangi bir mim ifadesi yakalama gayretiyle.

Mustafa sigarasından derince bir nefes çekip havaya doğru üfledi. Yüzünde ancak o zaman bir ifade belirmişti. Bir rahatlama ifadesi.

“Yok”

“Peki bunu sizin için yapabilecek bir dostunuz var mı ?”

“Yok”

“Öyle görünüyor ki dışarıda sizi taklit eden biri var. Bizi ona götürecek bir fikriniz var mı?”

“Yok”

“Eminim bize yardım etmeye de niyetiniz yoktur” diyerek serteldi Süreyya.

“Yardım” diye tekrarladı Mustafa boş gözlerle.” Yardım”

Mustafa’nın artık orada olmadığı belliydi. Cezaevi yönetiminden gelen nezaretçinin isteği doğrultusunda sorguya son verildi. Oradan Mustafa’nın kaldığı tecrit odasına geçtiler. Küçük ve kasvetli bir yerdi. Dış dünya ile tek bağlantıyı sağlayan küçük, aralığında birkaç saksı içinde çiçeklerin durduğu parmaklıklı pencere, ek binaların sıvaları dökülmüş duvarlarına bakıyordu. Süreyya burnuna konan bir karasineği kovalarken hafifçe geriye doğru sendeledi. O arada Kamil’in de aynı dertten muzdarip olduğunu görerek gülümsedi. Odanın içinde birkaç tanesi daha sıralarını bekliyordu.

“Ne çok sinek var” diye söylendi Kamil

Burada işlerinin bittiğine kanaat getirip merkeze geri dönmek üzere yola koyuldular. Cezaevi müdürü tutuklunun kaldığı süreyi kapsayan detaylı bir araştırma yapıp sonuçları en kısa sürede bildirecekti. Kamil arabayı sürerken boş gözlerle dışarıyı izleyen Süreyya “çok huzurluydu” diye mırıldandı. “Odasının sadeliğini fark ettin mi? Sade ve düzenli”

“Evet, benimde dikkatimi çekti”

“Bir şeyler çıkacağından emin misiniz?”

“Bilmiyorum Kamil. Taklitçimizin ona ne denli bağlı kalacak, kendi küçük ayrıntılarını da ekleyip özgünlük ekleyecek mi? bunlar da çok önemli”

“Fark ettin mi; cinayeti biz ona söylemeden önce de biliyor gibiydi. En azından minikte olsa bir tepki vermesi gerekirdi”

“Bilmesine şaşırmam. Cezaevlerinde çok farklı haber uçurma ve alma yolları vardır. Olacağını bilmese bile biz buraya gelene kadar öğrenmiş olabilir”

“Olabilir” diye onayladı Süreyya. Bir yandan nedenini düşünerek, parmak uçlarıyla cama vurup “çok- hu-zur-luy-du “diye tempo tutuyordu.

Ertesi sabah, emekli baş komiser Haluk’ta dahil olmak üzere tüm ekip Süreyya’nın odasında toplanmış Pelin’in okuduğu sonuçları can kulağıyla dinliyordu.

“Maktulun gözünde bulunan yaprakların Plectranthus Verticillatus çiçeğine ait olduğu anlaşıldı. Yani halk dilinde Parlak Mustafa çiçeği”

“Parlak Mustafa mı?” diye atıldı Tolga yüzünü buruşturarak. “Daha yeni attırdım onu valideye. Bakımını iyi yapamazsan acayip sinek topluyor bu mevsimde”

Süreyya ve Kamil birbirlerine bakıp aynı anda tekrarladılar “Sinekler” .O an Haluk bir kahkaha koyuverdi. “Hay Allah ya şu işe bak sen” herkes merak içinde ona bakıyordu. “Bizim Mustafa köseydi. Sonradan başka bir şey için gitmiştim öğrendim ki oradaki çocuklar buna parlak lakabını takmışlar”

Süreyya geriye doğru yaslanıp gözlerini kapattı. Gülümsüyordu. Tekrar masaya doğru eğildi.” Öyle görünüyor ki katilimiz taklitçiden öteye bir veliaht. Davasını devam ettirecek, artık yapamayacağı şeyleri yapacak tek kişi”

“Orada olmasa bile onu hatırlatacak bir objeyle Mustafa’yı onurlandırmış anlaşılan”

“Sanırım cezaevini bir kez daha ziyaret etmemiz gerekiyor”

Cezaevine gittiklerinde kötü bir haber onları bekliyordu. Mustafa kendini asmak suretiyle intihar etmişti. Arkasında herhangi bir not, bir mektup bırakmamıştı. “Yardım “diye mırıldandı Süreyya yalnızca kendinin duyabileceği bir tonla. Ancak, dün yaptıkları soruşturmalarda işe yarar gelişmeler kaydettiklerini söylemişti müdür. Mustafa içeriye girdiğinden beri hiç ziyaretçisi olmamış. Ne bir mektup nede bir telefon. Tecritte de olduğundan diğer mahkumlarla da pek bağlantısı yokmuş. Yalnız ayakçı diye tabir ettikleri bir çocuk varmış Sinan isminde. Mahkumlardan öğrendiğimize göre onunla baya vakit geçirirlermiş. Sessiz sakin bir çocukmuş bu Sinan. Ablası evden kaçınca ailesi tarafından onu vurmaya zorlanmış. Çok saf olduğundan diğer mahkumlar kızarmış buna o sapıkla görüşme diye. üç yıl önce iyi halden şartlı tahliye ile çıkmış. Kayıtlardan öğrendiğimize göre İki yıl önce de Mustafa’yı ziyaret etmiş.

“Eminim ona bir de çiçek getirmiştir” dedi Kamil gülümseyerek.

Müdür önündeki kağıda baktı. “evet ama nereden…”

Müdüre teşekkür edip oradan ayrıldılar. Dönüş yolunda Süreyya arabayı kenara çektirdi.

“Sence Mustafa’nın ölüm haberi Sinan’a ne zaman ulaşır”

Kamil dudaklarını büzdü “Eminim çok kısa sürede”

“Sinan’ı hemen bulmalıyız. Yoksa bunu ömür boyunca merak ederim”

“Neyi ?”

O an Süreyya’nın telefonu çaldı. Arayan Pelindi. Yeni verilerden bahsediyordu. Mineroloji raporuna göre cesedin ve sarıldığı hurcun üzerinde bol miktarda bakır külü bulunmuştu. “Bu ne anlama geliyor Pelin”

“Bu madde bakır eritme tesisleri ve çevresinde çokça bulunur”

“Orkun orada mı?”

“Evet hepimiz buradayız”

“Aradığımız zanlı Sinan Polatlı. Üç yıl önce şartlı tahliye ile salıverilmiş. En son hangi karakola imza verdiğini bulabilir misin. Yakınlarının, akrabalarının kayıtlı adreslerini. Bir de bakır eritme tesisleri hakkında bilgi istiyorum. Nerelerde var, açıklar ve kapananlar hepsi”

“Bakır işine Pelin’den öğrenir öğrenmez başlamıştım zaten. Bu şehirde açık bir bakır eritme tesisi yok. En azından resmi olarak. Ancak hurdacılar için çalışan bazı yerler mevcut. Kaçak çalışan bir üç dört yer buldum. Özellikle şu bir kuruşları eriten yerler var ya. Şehrin farklı yerlerinde…. Sinan’ın en son imza verdiği karakol Bölük Başı karakolu. Bir ay önce. Buraya en yakın tesisi araştırıyorum. Evet iki ay önce şahin tepesinde kaçak bir tesis basılmış. Karakol ile aynı semtte”

“Oraları biliyorum” diye atıldı Tolga. O civarlar kentsel dönüşüme dahil edilmişti. Boşaltılmış gecekonduların olduğu bir yer”

“Peki ala. Tüm ekipleri derhal o bölgeye yönlendirin. Biz de oraya gidiyoruz”

Bahsedilen yere gittiklerinde yıkık dökük bir evin önüne park etmiş ekip arabaları duruyordu. İlk ekip yakınlardaki karakoldan gelmişti Süreyya memura kendini tanıttı, ne bulduklarını sordu. İçeride kendini asmış genç bir adam vardı. Karakol memurları onun Sinan olduğunu teşhis etmişlerdi. Kamil ile beraber olay yerini şöyle bir inceleyip dışarı çıktılar.

“Ne temiz bir yüzü var değimli” diye sordu Kamil dalgınca ileriye bakan Süreyya’ya

“Hı evet.”

“İntihar edeceğini biliyordunuz.”

“Evet”

“Bunun için acele ediyordunuz. Onu bu yola Mustafa Mı itti? Yoksa etkilediğini fark edip durumu düzeltmeye mi çalıştı? Yoksa başından beri işin içindeydi çocuğun beynini yıkadı ve veliaht’ı yaptı sonra da eseriyle hazza ulaşıp intihar mı etti? Bazı cevapları en azından Sinan’dan öğrenebilirdik. Peki neden Sinan da intihar etti?…. ”

“Çok soru soruyorsun” diye gülümseyerek arabaya doğru ilerledi Süreyya.

“Ama işim bu. Beni sadece sınıf arkadaşın olduğum için seçmedin ya. Hadi ama söylesene….”

“Peki… sadece bir his desek” Kamil ısrarla sorularına devam etti.

Akşam olduğunda ekip Süreyya’nın odasında toplanmıştı. Tolga sinirlice elindeki pembe renkli resim çerçevesini sallıyordu.” Diğer ekiptekiler ilk davamızı kutlamak için benim masaya koymuşlar. Hergeleler…”

“Boş ver sinirlenme” diye gülümsedi Süreyya. “Madem böyle bir ad koymuşlar arkadaşları üzmeyelim bizde. Pembe takım ha…” hep beraber güldüler.

Parlak Mustafa” için 6 Yorum Var

  1. Pembe Takım’ın maceraları devam etsin!

    Bir başlangıç hikayesi olarak -evet üzerinde çalışılacak hususlar yok değil ama- güzel. Gayet güzel…

  2. Haklısınız daha çok çalışmak gerek. Bu ilk hikayede kurduk bakalım takımı. Benimde gönlüm devam etmesinden yana. Vakit ayırıp okuduğunuz ve değerli yorumlarınız için teşekkür ederim.

  3. Güzel bir hikaye olmuş bir solukta okudum.. Sonunu pek anlamadım sadece pembe ile olan bağlantıyı cozemedim bende atlamis olabilirim 😉 devamını bekliyorum.. Kalemine sağlık..

  4. Biraz farkli karakterlerden olusan bir ekip. Baslarinda da bir kadin oldugundan digerlerince biraz alaya aliniyorlar. Ozelliklede ekibin en bickin elemanini kizdiriyorlar tabii 🙂 Zaman ayirip okudugun ve yorumlarin icin tesekkur ederim.

  5. Yavuz arkadaşım ellerine yüreğine sağlık başlangıç olarak güzel bir polisiye kurgusu olmuş giriş kısmı ve sonuç kısımlarında biraz daha merak uyandıran ibareler olabilirmiş ama geneline bakılırsa gelişme kısımları akıcı olmuş. Yazım şeklin akıcı ve merak uyandırıyo başlangıç olarak başarılı buldum. Bir jean cristope grange ve ahmet ümit hayranı olarak poliseye ve gerilim kitaplarını severek okurum. Öykün gayet başarılı devamı muhakkak olmalı diye düşünüyorum. Ayrıca bu öyküyü bizlerle paylaştığın için teşşekkür ediyorum… Syg…

  6. Begenmene sevindim. Hatalarimin farkindayim en kisa surede duzeleceklerdir. Yapici elestirilerin ve temennin icin ben tesekkur ederim.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *