Tüm Panayırların Heyulası
Öykü

Pervane

Hiç büyüyemeyecek bir çocuk olurdum ben her şart ve zamanda. Bir finans uzmanı olsam ya da paralı bir asker değişmezdi. Yine çocuk olurdum hiç büyüyemeyen. Acımasız değil kendisine ölesiye acıyan. En gaddar olanlar kendilerine acıyanlardır. Hayal güçleriyle keskinleşmiş acıları başkalarının ızdıraplarına karşı körleştirir gözlerini.

Ama yine de çocuk, ateşin üstünden atlayan çocuklar kadar ne fazla ne eksik. Şu anki coşkularını paylaşmam gibi ne fazla ne eksik.

Asla onlarla bir ve aynı olamam. Ne şimdi, ne gelecekte ne de geçmişte. Hiç büyüyemeyecek bir çocuk olmam gerçeğindeki gibi her zaman her koşulda.

Kadınları bilmem ama biz erkekler zor büyüyen belki de hiç büyüyemeyen çocuklarızdır. Sıradan, abartılı fanatik tutkularımıza tahammül edermiş gibi görünecek yaramazlıklarımızı usturubuyla cezalandıracak anneler ararız. Bulduğumuzda sen büyüdün derler. Büyük bir çoğunluk inanır ya da kandırıldığını bilse de gönüllüce kabullenir verdikleri cezayı. Eğreti yetişkinlik gömleği giyilir.

Biliyorum ki ben yine de bazılarımız gibi her koşulda o eğreti esvaplardan yoksun kalacaktım. Ben ne olursa olsun her koşul ve zaman ateşin üstünden atlayan şu çocuklar kadar çıplak ve yalın fakat dışarıda bir başına olacaktım.

-Beni yanlarına almıyorlardı, beni sevmiyorlardı diye ağladım o gece çoğu gece yaptığım gibi. Neden neden şimdi hiç istemeyecekler, kapatacaklar sonra da öldürecekler.

Neden ağlıyorsun diye soğuk ve samimiyetsizce soran o güzel kadına böyle demiştim,

onun donuk mavi gözlerine sarı saçlarıyla halelenmiş güzel mermer yüzüne. Küçük bir çocuk olmama karşın böyle bir güzelliğe sırnaşırdım her daim. Kayıp hiç bulamayacağım şefkati bulmak umuduyla.

Ama bu kez değil. Kabahatliydim çünkü. Ödevlerini yapmamış, kitaplarını getirmemiş veya veli imzası taklit etmemiştim. Kabahatim çok büyüktü ve karşımda merhameti sömürülecek bir öğretmenim yoktu. Zaten bana yardımcı olamazdı, hiç kimse olamazdı. Kabahatim büyüktü kabahat denilemeyecek kadar.

-Çok saçma mızmızlanıyorsun. Seni sevmiyorlar, istemiyorlar. Sen gerçekten seni sevmelerini istedin mi ya da onlardan biri olmayı?

-Hayır istemedin. Aslında onlardan yukarıda olmak, ezmek, acı çektirmek hatta yok etmek istedin. Ama buna güç yetiremedin. Dürüstce davranamadın. Küçük kurnazca sahtekarlıklar yaptın. Seni daha da açık ve kolay bir hedef yaptı tüm bunlar. Bir kere doğana uygun davrandın ama şimdi bunu kaldıramıyorsun.

Hayır dememe karşın sözümü kesip devam etti

-Sahtekarsın, bana ve diğerlerine karşı yine de bu hiç önemli değil. Kendine karşı sahtekarsın. Az önce yaptığını düşün sen acımasızsın ve sadece bunu zavallı bir şekilde kendine acıyarak gizlemeye çalışıyorsun.

-Hayır öyle değil.

-Ya nasıl. Yarım saat önce bile değil… ya nasıl sen söyle.

Yarım saat önce ateşin başındaydık. Sırayla atlıyorduk. Alevler yükseldikçe kendimizi kanıtlıyorduk. Mahallenin kızlarına tüm çocuklara , ablalara, abilere , teyze ve amcalara ..

Ateşe farklı bir şeyler atmıştı biri muzipçe. Alevler fazlasıyla yükselmişti. Delikanlılar bile ürkmüş geri çekilmişti. Ben ah ben kendimi göstermeliydim. Dur demelerine aldırmadan fırladım. Ateşin içinden geçmiştim neredeyse. Ama hiç bir şey olmamış saçlarım kirpiklerim bile ütülenmemişti. Herkes çok şaşırmıştı. Çevreme doluşmuşlardı. O akşamın yıldızı olmuştum. Bir daha atlasana dedi mahallenin en güzel kızı. Yine atladım bu kez daha kolaydı ateşin harı dinmişti. Olsun ben artık gecenin yıldızıydım. Okulumda bir üst sınıfta olan kızın hayranlık dolu gözlerine baktım. En güzel andı benim için. Kendisiyle aynı sınıfta bir oğlan belirdi yanında. Bir daha atlasana diyerek beni itti. Geriye sendeledim. Hadi bir daha bu kez yerdeydim.

Ayağa kalktım.

-Şu sıralar dengem bozuk dedim arsız bir gülümsemeyle.

-Haydi tekrar bir daha

Ateşin yanına kadar itekledi. Herkes gülüyordu.

-Bir de sen atla dedim onu iterek. Ateşe düşeceğini bilmiyordum.

-Ama istiyordun dedi kadın. Yapamayacağını düşünüyordun ama istiyordun. Ateşe düşeceğini, bütün vücudunun yanacağını, hastanede ölümle pençeleşeceğini, kurtulsa bile sakat kalacağını bilmiyordun ama istiyordun. Nefretin tüm bunlara yetiyordu hatta fazlasına. Onu kurtarmaya bile çalışmadın, koşarak buraya saklandın. Şimdi sana acımamı bekliyorsun. Ben kimseye acımam kendisine acıyanlara ise asla. Hatta onlara daha acımasızımdır.

Ağzımı açmama fırsat vermedi

-Hayır seni onlara vermeyeceğim. Sen onlara ait değilsin hiç bir zaman da olmadın.

-Sen bana aitsin.

Beni kendine çekip havaya kaldırdı. Kımıldayamıyordum. Çok korkmuştum hiç korkmadığım kadar. Kadim bir korkuydu bu. Genlerimize sinmiş yalın korku. Sonraları bu korkuya herkesin aşina olduğunu öğrenecektim. Av olmanın korkusuyla bilincimi yitirdim..

Ne kadar öyle kaldım bilemiyorum, hiç bir zaman da bilemedim. Taş bir zeminde uyandım rutubetli, soğuk. Üşümüyordum sırtıma batması gereken taşlardan rahatsız değildim.

Sunak ya da lahit gibi bir yükseltinin üstünde oturmuş, soğuk bir ifedeyle beni seyrediyordu.

-Bir Islahhanenin konforundan yoksunsun. Ama senin için her yer artık birer Kral dairesi neyseki bunu anlamaya başlamış gibisin.

Kendimi güçlü, bilge bir o kadar da duru ve sade hissediyordum. Kaybettiğim benliğimi bulmuştum sanki. Ama yıllar geçtikçe anladım ki yanılmışım. Pürüzsüz  düz mermer bir kap gibiydim. İçini yıllarca doldurduğum kanlar ve onların içine sinmiş binlerce canla yozlaşmayı daha net görüyordum. Dar, sığ ama bir türlü dolmak, taşmak ya da doymak bilmeyen bir kadeh… Kimse dudaklarını değdirmese de yaşamları sömüren bir kadeh. Hiç bir hileye, ayartmaya ihtiyaç duymayan eşsiz zorbalıkta bir kadeh.

Aldığım her can doğduğumdan beri benle olan ama gizli kalmış bir yarayı açtı. Her cinayetimde kendimle yüzleşiyor, bayağılığımın en gizil köşelerini tanıyordum. Bu geçen yıllarla katlanılmaz olmuştu. Sadece benim için değil yoldaşım için de; yeni annem, sevgilim, arkadaşım ki bunların hiç biri değildi ve beni artık tahammül sınırları dışında görüyordu.

Kadınlar hayatlarına girdikleri erkeklere bir şekilde adam oldukları sanrısını yerleştirir. Kurbanlarımdan bunu öğrenmiştim. Boş bir sanrıydı bu ama hoştu.

Annemden sonra hayatımdaki ilk ve son kadın bana hiç bitmeyecek bir çocukluğu tüm çıplaklığıyla hediye etmişti. Onun büyümeyen çocuğuydum. Bunu neden yaptığını bilmiyordum.

Bir şekilde cinayetlerimden zevk alıyor olmalıydı. İfadesiz yüzünde bunu destekleyecek hiçbir ibare yoktu. Öyle olmalıydı, elimden böyle düşünmekten başka bir şey gelmiyordu. Bana öldürmeyi öğretmişti , insanların ömürlerini çalıp kendi sefil hayatıma eklemeyi.

Bizim gibi başkaları da olmalıydı. Varlıklarını hissediyordum nedense yaklaşmıyorlardı. Belki de sosyal bir tür değildik, sanki benden özellikle tiksiniyorlardı. Yoldaşımda çok aranan biri değildi ki uzun süre benimle kaldı. Birgün gitti beni hiç büyümeyen bu çocuk bedenine hapsederek.

Ama yaşadım. Uzun çok uzun yıllar. Her mayıs o gecede çocukları izleyerek büyümeyecek bir çocuk olduğumun acısıyla yaşadım. Güneşi göremezdim. Şafağa yakın üstümüze tonlarca yük çöker, bir yere tıkılırdık şuursuzca. İsteseniz de çıkamazsınız güneşe. Yapabilsem heyecanlı olurdu güneşle ölmek. Ki güneşin öldürüp öldürmeyeceğini bile bilmiyorum. Tek bildiğim şafağa yakın bir yere gizlenmek güneş battıktan çok sonra hayatlar almak için çıkmak.

Her sene olduğu gibi yine buradayım. Bir Pervane gibi Mayıs ateşinin başında. Haksızlık yaptığımı düşünmeye başlıyorum, mensubu olmanın uzağında olduğum hemcinslerime. Bir zaman gelir her erkek büyür. Bir pervane gibi o sancılı tecrübenin peşinden koşar, çevresinde döner.

Ben yıllarca döndüm bir Pervane gibi bu mayıs ateşinin çevresinde. Şimdi ateşe atıyorum kendimi. Ama Pervane olduğumdan değil, büyümek isteyen bir çocuk olduğumdan. Artık biliyorum büyümek için Pervane olmak yetmez. Büyümek için yanmak gerek.

Pervane” için 2 Yorum Var

  1. Merhabalar ve hoş geldiniz seçkiye. Çok beğendiğim bir öykü oldu; aynı anda iki öykü okuyormuş gibiydim, başı ayrı sonu ayrı güzel. Her cümlenin üzerinde ayrı ayrı durulmuş hissi veriyor. Buna ek, metnin tekrar bir gözden geçirilmeye ihtiyacı var. Gelecek seçkilerde de görüşebilmeyi umarak ellerinize sağlık diyorum.

    1. Çok teşekkür ederim Osman bey.Heyecanla yazdığım bir öykü oldu.Bu heyecanı benimle paylaşmış olmanızdan büyük mutluluk duydum.Sizinde işaret ettiğiniz gibi üzerinde durmam gereken,çalışmam gereken noktalar ve temel hatalar var.Değerli bir hocamla birlikte kontrol etmemize rağmen gözden kaçan hususlar olmuş.Ben uzun bir aradan sonra bu coşkuyu yaşamaktan dolayı çok mutluyum.Seçkiyi hazırlayanlara ne kadar teşekkür etsem azdır.Bir öykü daha yazmıştım ama onun kontrolleri yetişmedi sanırım daha çok işi var.Diğer seçkilere katkıda bulunmayı çok isterim.Görüşmek umuduyla.

Bir Yorum Yap

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.Yıldızlı olan alanların doldurulması zorunludur. *