Öykü

Sonsuz Lakırdısı

Başlığı aslen Daima Haklı Olanların ve Söylenmemesi Gereken Her Şeyi Konuşanların Sonsuz Lakırdısı olacakken; tartışmanın çok da anlamlı olmadığının sezilmesiyle değişen bu rapor, parantez içine sığarmış gibi yapılanların yetkisine sığınarak aktarılacaktır. Yalnız ve yalnızca gerçek dışı karakterleri içermekte gibi bir izlenim yaratmayı hedeflermiş gibi gözükmesine rağmen son derece gerçek bireylerin yaşamlarından kesitler tarafınıza sunulacaktır. Onlara dair verilebilecek en mühim detay, tıpkı bendeniz gibi hayli ölü olmalarıdır.

Okumakta olduğunuz rapor, Bazina adlı bir restoranın Paranormal Dalgalanmalarından sorumlu Zayi Müdür’ün mekânda yaşadığı müşkül bir durum sonrasında, çalışanlarıyla yaptığı hayli özel ve ehemmiyetli görüşmelere dayanmaktadır. Metin, kayıtların orijinaline sadık kalınmaya dikkat edilerek dokümante edilmiştir. Başlıklar, konuşma aralarındaki değerlendirmeler ve elbette sonuç kısımları bendeniz Muzır Efendi tarafından, bir denetçi vasfıyla Kurul icazeti alınarak kaleme alınmıştır.

Denetimin detaylandırılmasının sebebi:

Ölüm sonrası YAS (Yek Arzu Sistemi) için hedef puanlarını tutturamayan kıymetli ölülerimize tanınan bir hak olan bu projenin amacını aştığını düşünen kesimin yoğun talepleri.

Müşkül Durum:

Yaşayanların dünyasına temas dozajında yapılan majör hata sebebiyle E.Y. adlı otuz iki yaşındaki kadının sinir krizi geçirmesi.

İlave Notlar:

E.Y. iş toplantısı sırasında kendisine yöneltilen sorulardan bunalarak bir anda ayağa kalkmış ve “Yeter ulan! Başlarım özverinize de size de,” diye bağırdıktan sonra tüm mekânı birbirine katmakla kalmayıp akabinde ofisteki kimsenin kendisine iyi davranmadığını, ona günaydın diyen tek bir kişi dahi olmadığını, hatta insanların ona karşı tebessüm etmekten imtina ettiklerini söylemiştir. Tüm bunlardan ötürü de artık ölmek istediğini haykırarak bıçakla kendine de zarar vermeye kalkmıştır. Söz konusu kalkışmada tespit edilen absürt his çıkışları, bu münferit olayın neden vuku olduğunu kanıtlamakla birlikte mevzunun yankılarında E.Y.’nin o hafta içerisinde normale döndüğü belirtilse de ilerleyen dönemde E.Y.’nin işten atıldığı bilgisi de tarafımıza aktarılmıştır.

E.Y.’nin bahsi geçen yıkıcı ve dramatik patlamayı yaşamasının sebepleri tarafımızca başlatılan araştırmada tüm açıklığıyla ortaya dökülmeye çalışılmaktadır. Bazina’da yemeklere katılan afyon tentürü aracılığıyla ruh ölçümü yapan grubumuzun asıl amacı; kişinin iç katmanlarına detaylı iniş yapabilmeyi hedeflemektir. Proje kapsamında kimilerinin ruh bataklığı olarak adlandırdığı karmaşada zihnin huzuru için ayıklanması gereken etmenleri belirlemek ana gayemizdir. Lakin zaman zaman E.Y. gibi kendi karamsarlığında boğulan kimselerde bu tarz öfke patlamaları alışılagelmiş bir durumdur. Reel ve metaforik değerlendirmelere göre metan gazının pek tehlikeli olduğu aşikârdır; insanın içine attığı kırgınlıklarsa ya kesiklere yol açar ya da can yakacak bir metotla dışa çıkar…

İlk Kesit Bir Miktar Kesik

“Bakınız ben gerçekten bu işten bihaberdim. Yani kim yapmış olabilir, neden yapmış olabilir nereden bilebilirim ki? Benim kimselerle derdim yoktur. Hiç derdim olsun da istemem. Birine kızsam bile içime atmam ki efenim. Hatta doğru düzgün kızmayı bile bilmem ben Akla Ziyan Müdür’üm. Gerçekten bana inanmanız gerekiyor. İnanın bu patlamaya sebebiyet veren ben değildim. Yapanı da tahmin edemem; kimselere bir zararım dokunmadı ki hem şimdiye kadar. Tüm bu durumu farklı bir şekilde çözebileceğimize eminim. Arkadaşlar da böyle bir işe bulaşmak istememişlerdir. Denetçilere de bunu açıklarız; şimdi ben bir şey yapmadım dediğimde istemeden onları da zan altında bırakıyorum. Tehlikeli bir durum oluşuyor. Nasıl çıkacağız bu işin içinden bilemedim ki,” diye nefessiz bir şekilde konuştu Mülayim Hanım.

Zayi Müdür yumuşak ve anlayışlı bir tonla cevapladı Mülayim Hanım’ı. Bir yandan da bıyıklarının ucundaki kıvrımları burmaktaydı. “Bak kızım; bak evladım… Sen böyle konuşuyorsun ama diğerleri neler anlatıyor hiç haberin yok ki. Ah kızım ah… Müzevir Bey çoktan senin ve Münzevi Hanım’ın ismini sayıklamaya başladı. Şimdi sen diyorsun ki hiçbirimiz bu patlamaya sebebiyet verecek kadar dolup taşmamıştık. Ben nasıl inanayım size? Dürüst ol, biriniz Bazina’yı karıştıran patlamaya sebebiyet verdiniz ve bu kişi sen olmasan bile bir tahminin olduğunu biliyorum. Tüm projenin yükü sırtımızda kızım. Bizimle beraber kaç ölü YAS süreci için ekstra arafta kalacak haberin var mı? Koruma kimseyi; hadi konuş. Hem puan da kazanacaksın bana yardım edersen. Kendini de beni de düşünmüyorsan bu projeden faydalanacak onca kişiyi hatırla…”

Mülayim Hanım’ın ağzı açılıp kapandı; bir tur daha Açılıp kapandı. Kaçak birkaç kelime boğazına doğru yuvalandı tepelerine ünlemler ve soru işaretleri yuvarlandı. Tümü güçlü bir yumru haline gelene kadar genleşip şişti. Dudakları bu sefer nefes almak ister gibi aralandı. Hazindir ki uzun zamandır ölüydü, azıcık bile soluk alamadı; lakin söylemeye niyetlenip ardından yutmaya karar verdiği sözleri de dışarı atamadı. Zayi Müdür bir patlama daha gerçekleşecek diye korkup elini destursuz bir çeviklikle çalışanının boğazına sokuverdi.

Kadın adamın elindeki saydam ipil ipil, tüy yumağını andıran söylenmemiş sözler çilesine bakıp burnunu çekti. Çiledeki ipler onun yerine konuşmaya başladı. “Bakın efendim; huzursuz yaşadım, bir gram huzura hasret öldüm. Hayır diyemediğimden buralara düştüm. Ne geldiyse başıma kendimden geldi. Zaten bundan sebep de öldüm; varmayın daha fazla üzerime. Puanla ölüm sonrasındaki yaşamda tek dileğimi gerçekleştireceğim. Yapanı bilmem dedim yalan değildi fakat elbet var bir tahminim ama söylersem vay halime. Tahminlerim bana kalsın, gördüklerimi anlatacağım mecbur. E.Y.’yi patlamadan önce; Münzevi yanındayken gördüm. Kulağına bir şey fısıldıyordu ama karşılarında da Mürit durmaktaydı,” dedi Mülayim Hanım’ın yumrusu. Ardından huzursuzca sökülüp dağıldı o ara Mülayim Hanım’ın hanesine de bir miktar puan kazındı.

İki Gözün Çiçeği; Tüh! Battı Dikeni

“Mürit bu işin altından nasıl kalkacağız. Mahvoldum tüm projeyi benim yüzümden bitirirlerse her şeyi kaybederim,” dedi kayıt dışı sandıkları bir anda Zayi Müdür. Lakin zamanın kendisi kayıtçı başıyken böyle bir ihtimal imkansızdı. Onları kandırmış sayılmayız sadece gerçek bilgi almak istedik diyelim.

“Haşmetinden Sual Olunmaz Müdür’üm, endişelenmeyin. Puanlarınız yedi sülalenize tek arzusunu alabilecek zenginlikte. Asırlardır çalışıyorsunuz emeklilik vakti gelmiştir belki de neye niyet neye kısmet derler ya öyle bir şey olur size de,” diyerek pek sevip saydığı müdürünü rahatlatmaya çalıştı Mürit Bey.

“Mürit biliyorsun ben hâlâ bulamadım… Yani insan ölmeden evvel cennet ya da cehennem için böyle bir yer hayal etmiyor. Ya da herkes ne istediğini anlayacak şansta değil. YAS tutulsa dahi kimselere tek seçimlik bir şans vermek cehennemin kendisi gibi. Ne bileyim bende eksik olanı mı isterim sonsuza kadar yoksa yeni bir şeye mi ihtiyaç duyarım. İlelebet diyoruz Mürit bu çok korkutucu…”

Mürit Bey’in gülüşü bir garip genişledi. Çözümlemek zor olsa da bakışında da farklı bir tını vardı. Projenin riske girmesinin ötesinde; Zayi Müdür büyük sorgulardaydı; bu kısmı sümen altı etmezsek bizim de başımız yanacak. Sanıyorum bu raporun icazeti buraya kadar. Geriye kalanı fütursuzca yazacağım; dokümanı toparlamak ve düzenlemek üstlerime kaldı. Görevim gereği çarpıtılması gereken kısımlarda detay vererek ilerlemeye gayret edeceğim.

En çok ilgimi çeken kısma gelmiş olmamız da ne büyük bir tesadüf ama. Zayi Müdür tam bir kayıp cidden onca yaltaklanmaya rağmen durumu anlamaması her şeyden bihaber olması garip. Abartısız aktarıyorum Mürit Efendi aşağıdaki kelimeleri kullanarak konuştu.

“Olur mu öyle şey Gücünü Güçlünün Yanında Tutan Müdür’üm, siz elbette en iyisini hak edeceksiniz. Anlıyorum tabii, herkesin kendi istediğini bulması kısmı yaşam ve ölümün sonsuz arayışı yorucu lakin görüyorsunuz ki bir şekilde çözülüyor her şey. Demem o ki bu patlamaya sebep olanı bulduk mu tamam zaten. Bana kalırsa Münzevi bir işler karıştırdı. Kadının yanında kulağına bir şeyler fısıldarken gördüm onu,” dedi Münzevi. Bir insan seni önüne ardına bakmadan onaylıyorsa ya da övgülere boğuyorsa ona itimat etmeden evvel üç kere düşüneceksin derler; haklılarmış.

Üç Küçük Yalancık

“Sayın Müdür’üm bu olaylar nereden çıktı bilmiyorum ama ben size en başından beri diyorum. Münzevi hep başına buyruk iş yapıyor. Hiçbirimizi dinlemiyor. Sizin hakkınızda bir şey demese de söylediklerinizi uygulamadan evvel hep sorguluyor. Geçen dedim kardeşim olmaz ki böyle biraz ölü içine karış gel bir şeyler içelim. İstemem dedi kaçtı yine. Sizin anlayacağınız her şeyi içine ata ata şişti kesin. Eh bizim olayımızda ortada bildiğiniz üzere yoğun duyular. Doğal olarak hislerden kaçınmamız gerektiği aşikâr. Yaşayanları bu şekilde etkilediğimiz düşünülürse bence bu ruhsal patlamadan sorumlu olan kişi en çok dolup taşan kişi olmalıdır. Ki bu da Münzevi’den başkası değildir,” diye keyifle konuştu da konuştu Müzevir Bey. Baya da makul konuştu lakin en çok içine atanın kim olduğu konusunda devasa hataları vardı bana kalırsa.

“Müzevir bir hayli makul açıklamalar yapıyorsun ama diğerleri de bahsettiğin sebeplerden zan altında hatta sen ve ben bile… Küçük nöbetleri denetim sürecinde bir şekilde kapatırdık pürüzler hep olur. Ama böylesine devasa bir kriz Kurul’a ne diyeceğiz bilmiyorum ki. Rutin toplantılarda herkesin gizlediği bir şey var elbette. Bunu her zaman hoş gördüm ama olayın buraya varması. Ah ah… Çok sıkıntı çok…”

Zayi Müdür endişesinde haklıydı. Keza bendeniz bile bir denetçi olarak hangi bulguyu işlemeli hangisini burgaca almalı kısaca ne yapmalı kesinlikle bilemiyorum. Bu işin tamamı birine yıkılacak el mecbur. Metin olmak gerektiği de projeyi riske eden unsurun kişisel menfaatler olduğu da ortadır.

“Kıymetli Zat’ım, Müdür’üm şimdi düşündüm de mevzu bahis sinir krizi mekânı ziyarete gelen kişiden kaynaklı olamaz mı? Hata payı kesin bize mi düşer?” diye sorduğunda saf adam müdürü hüzünle cevaplıyor.

“Denetimin amacı bu işten sorumlu birilerini aramak olunca el mecbur bize düşecek Müzevir. Her türlü elimizde patlayacak bu iş,” diye yakındı Zayi Müdür. Bir yandan da sivri uçlu çenesini sıvazlamaktaydı. Eh doğru söze ne denir. Bu sırada Müzevir beklemediğim bir atakta bulunuyor ve şüphelerine şüphe ekliyor. Kayıtlarda bu soruyu soruş şekline de ekstra dikkat edilmeli sanıyorum ki.

“Mürit Efendi ne diyor bu işe? Biliyorum ki onun fikirleri sizin için son derece önemlidir efendim. Fakat büyük patlamanın olduğu anı gördüm; bir gariplik vardı o işte. Münzevi’nin E.Y.’nin kulağına bir şeyler fısıldadığı doğru lakin Mürit de bir şeyler konuşmaktaydı o sırada. Bu konuda bir sual sormak bana düşmez lakin neyi tekrarladığını size söyledi mi? Dudakları hep aynı şekilde kıpırdıyordu,” dediğinde Müzevir Bey, Zayi Müdür’ün telaşesi ve şüphesi görülmeye değerdi. Amma velakin kişi ölse de dirilse de güvenmek hatasından vazgeçemiyor bir türlü.

Son Dördün Dürdükleri

“Münzevi Hanım çok konuşmayı sevmediğinizin farkındayım fakat anlatmak zorundasınız. Ne fısıldadınız o kadının kulağına? Şu an şüphe oklarının tamamı sizi gösteriyor. İçimden bir ses sizin bu işe bir katkıda bulunduğunuzu kabul ediyor. Lakin her ne yaptıysanız patlamayı önlemek için çabaladığınıza emin gibiyim.”

Başlangıçta kelimesi kelimesine bu cümleleri kurdum. Bana mısın demedi; puan keserler dedim kaybedecek bir şeyi var gibiydi ama lakin yine de tepkisiz kaldı. En sonunda kapanış tiradımı attığımda her şey yön değiştirdi. Bu konuda kendime pay biçmesem olmaz. Zokayı iyi yuttu. Gerçekler bizden başka kimsenin ilkeleri uğruna gizli kalmamalı veyahut yetkin güç olan Kurul kararı dışında kimsenin boyunduruğunda susturulmamalı. Hayır, ben Muzır Efendi bu projenin öylece yok edilmesine izin vermeyeceğim. Sizler de bu raporu okuduğunuzda tüm olanı biteni anlamışsınızdır sanıyorum ki.

Münzevi Hanım’ın itirafı tüm olanı biteni, ortaya döker nitelikteydi. Mürit Bey, Zayi Müdür’e tuzak kurmak niyetiyle E.Y.’yi dolduruşa getirmişti. Münzevi Hanım durumu olduğu gibi anlamış ve onu durdurmak amacıyla kadıncağıza yaklaşıp sakinleştirmeye çalışmıştı. Zayi Müdür dışında herkes bu durumun gayet farkındaydı. Hatta ve hatta Mürit Bey’in ilk vukuatı da değildi tüm yaşananlar. Fakat her defasında ustalıkla durumu kotararak işin içinden sıyrılmaktaydı.

Sonuç ve Çarpıtma Gereklilikleri:

Naçizane önerim bu durumda yapılması gerekenlerin neler olabileceği yönünde olacaktır. Gerçekleri olduğu gibi paylaşırsak projenin pamuk ipliğini haşin bir makasla kesmiş olacağımız son derece nettir. Kimse bu işlemlerin bu kadar bireysel ilerlemesini kabul etmez ve devam ihtimali kabul görmez.

Bu sebeple yapılması gereken öncelikle katı koşullar ve sıklaştırılmış denetimler getirmektir. Afyon tentürünün miktarına kısıtlama getirilmelidir (böylece tentürün de müşkül duruma sebebiyet veren etmenlerden biri olduğu savunulacaktır). Ardından Mürit Bey projede yükseltilecek ve ona liderlik verilecektir. Hırsının sonuçlarını örtbas etmezsek bu durumu her türlü aleyhimize kullanacağı barizdir. Akabinde Zayi Müdür’e basit bir kınama cezası verilecek ve son olarak Münzevi Hanım’a ait kıdem düşürülecektir. Zayi Müdür daima gücün yanında olacağı için duruma ses çıkarmayacaktır Münzevi Hanım’sa muhtemel kabullenişlerine devam edecektir.

Sizlerin de görebileceği gibi raporun ilk kısmı üst birime aktarılmaya uygundur. Devamındaki ihtimaller içinse usulünce ayarlanmış maddelere göre Kurul ve proje çıkarları gözetilerek gereğinin yapılmasını arz ederim.

Muzır Efendi

Kurul Denetçisi

(Yitik Sorulardan Sorumlu / Gerçekleri Çarpıtma Uzmanı)

Ezgi Özbek

1992 Bursa doğumluyum, çocukluğum Samsun’da geçti. 2015 yılında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldum. Bir ilaç firmasında çalışıyorum. Konuşmaya başladığım andan itibaren bitmek bilmez hikâyelerimle etrafımdakileri yormayı, yazmayı öğrendiğim vakit bıraktım. Daha az konuşmadım elbet lakin her daim yazdım. Uzun soluklu kurguların yanı sıra öykü yazmaktan ve yayınlamaktan da keyif almaktayım. Yazmaktan öte vurgun olduğum eylemse okumak. Bambaşka dünyaların kapılarında dolanıp durmaktan bıkacağımı zannetmiyorum. Araştırma ve öğrenme temelli yaklaşımımın yazdıklarıma ve okuduklarıma tesir ettiğini ummaktayım.

Sonsuz Lakırdısı” için 13 Yorum Var

  1. Öykünün tabi tek ve hatta ana konusu değildi ama iş hayatında uzun yıllar geçiren birisi olarak projenin sağlığını ve devamını kalkan edinen karakterin amacına ulaşması, tüm suçun en kaprissiz ve hatta sorumlu personelin üzerine kalması ve proje yöneticisinin de hayatta kalmanın yolunu bulmasından oldukça etkilendim. Acı denebilecek derecede gerçekçi olmuş.
    Elinize sağlık…

  2. Merhabalar,

    Sanıyorum yazarken benim için de yan dert kategorisi üzerinden yürüyen bir öykü oldu. Bu sebeple aslında nokta atışı yapmışsınız diyebiliriz. Bunca parodinin içinde biraz da olsa gerçeğe temas ettiyse ne mutlu bana.

    Kıymetli yorumunuz için teşekkür ederim,

    İlhamla kalın!

  3. Vay be! Ben ne okudum! Ne kadar yaratıcı bir öykü olmuş. Özellikle söylenemeyen sözlerin iplik iplik insanın içinden akıp bir bir konuşmasını çok sevdim. Yek Arzu Sistemi derken Yas kelimesini hem kendi anlamıyla hem de yüklediğin yepyeni bir anlamla kullanmanı da özellikle sevdim. Aslında bir yazarı bir diğerine benzetmeyi sevmem ama bizim gibi yazıya gönül vermiş ve henüz edebiyat dünyası tarafından tanınmayan genç yazarların başka yazarlara benzetilmesinden beis duymuyorum. Bu öyküde Neil Gaiman ruhu hissettim. (Kendisine hayranımdır.) Özellikle Amerikan Tanrıları’nı okuduysan orada ölü, ölmek, diğer dünya, araf tasviri çok güzel yapılır. O tadı senin kaleminin güzel tadıyla birleştirerek aldım. Yazığın her şeye ne kadar hayran olduğumu biliyorsun Ezgi. Fakat bu gözümün önüne hayranlık perdesi çekilmiş halde yapılan bir yorum değil. Eğer bu şekilde devam edersen Türkiye’de ve dünyada isminin Neil Gaiman, Ursula K Le Guin gibi yazarların yanında bu kez benzetme olarak değil de türdeş olarak anılacağına eminim. Daim olsun. Sevgiler.

  4. Sevgili Merve!!!

    Sanırım bu yorumu bir yere yazacağım ve tüm red cevaplarının veyahut tıkanan yazma hallerinin ardından okuyacağım. En nihayetinde seni anlayan birileri var diyerek yazmaya devam edeceğim, ana amaçtan şaşmaya gerek yok sonuçta :slight_smile: İyi ki varsın gerçekten; işin güzel kısmı şu ki zihnimdekini buluyorsun çoğu zaman tespitlerinde. Amerikan Tanrıları’nı okumadım ama Neil Gaiman’ı severim aynı cümlede anılmak dahi mutlu olma sebebi :slight_smile: YAS’ı belirlerken çok eğlendim aslında bu öyküde genel olarak eğlenerek terapi yaptım galiba :smiley: Sonuç olarak tüm bu sürece ortak olduğun için çok ama çok teşekkür ederim Mervecim!

    Bol ilhamlı güzel dünyalara :slight_smile:

  5. Dipsiz dedi ki: dedi ki:

    Sevgili @zencefilos

    Hikaye yazmak sonsuz boşlukta bir yaratımda bulunmak gibidir. Yani kendi gerçekliği olan irili ufaklı adalar yaratmaya benzer. Belki bu yüzden bir hikayeyi okuduğumda atmosferine, karakterlerin içinde bulunduğu yaşam şartlarına, kurgunun eko-sistemine, öykünün üzerinde yükseldiği temellere, bize verilen fizik kurallarına (hem ruhsal hem de elle tutulanlara) bakarak, hepsinin tutarlı ya da birlikte anlamlı bir bütün edip etmediğine bakarım. “Anlamlı bütün” olup olmadığına ise okurken bir kenara yazdığım sorulara ve cevaplarına bakarak karar vermeyi genelde tercih etmişimdir. Artık beni az çok anladığını tahmin ettiğimden şunu söylemem gerek ki, çok soru sorarım :slight_smile: Bir kısmını cevabını alıp devam ederim, alamadıklarım ise bana o öykü için ne hissedeceğimi söyler. Nereleri geliştirilebilir, nereleri fazla yani çıkarılabilir… Üstelik, bununla da yetinmeyip bir de döner cevaplara bir kez daha bakarım. Cevaplar ne kadar yerinde ya da geliştirilmesi gerekli mi diye? Bu genellemeleri yapabiliyoruz çünkü sistematik ve ritimsel olarak öykü yazma kuralları bir noktada, - patikalardan ana arterlere olmak üzere - aynı yere varabiliyor.

    Senin öykülerin (ve bir örnek daha vereyim @Elif öyküleri )bu sistematiğin dışına çıkan ve kendi kurallarını ve anlatımlarını yaratan metinler olarak karşıma çıkıyor. Yani ana arterler yerine kendine yol açan (hava-ray mesela :)) hikayeler. Ve kesinlikle kendilerine özgüler. Senin yazma sistemine alışkın olduğumdan ve bütün hikayelerini okuduğumdan yukarıda güzelce dizayn edilmiş ve hayata geçirilmiş öykünü zevkle okudum. Anacak ritmi çok yüksek ve seni bu öyküyle tanıyacak olanlardan ekstra çaba göstermelerini isteyebilir.

    Bu ay isenin içinde uygunsa genel olarak düşüncelerim yerine seninle sorularımı paylaşmak isterim. Böylece belki bir okuyucu zihninin nasıl hikayene baktığını görebilirsin. En baştan başlayacağım ve cevabını bulayım-bulmayayım- hangi soru aklıma geldiyse yazmış olacağım.

    Tam olarak ne demek istedin?

    Bazina isimli restoranda Paranormal Dalgalanma Müdürü ne iş yapar. O zaman orası devlet dairesi gibi bir yer midir yoksa bir restoran ise bu ünvandan ne anlamam gerekir.

    Hikayeye konu olay iş toplantısında geçmekte ancak burada restoran müdürünün fonksiyonu nedir?

    Denetim sonrası çıkan rapor Restoran müdürü E.Y. İş topantısı üçgeninde çıktıysa o halde Ölüm Sonrası YAS ile bu “müşkül durumun” tam olarak ilişkisi nedir?

    E.Y ölü mü diri mi?

    E.Y’nin ruhsal patlamasnının sebebini çok iyi anladım ancak burada i.İnsanların ona davranma şeklinin gerekçesini ii.patlaması - insanların ona davranma gerekçesi ve ölülerin hazırladığı rapora konu olmasının sebepleri nedir?

    Zayi Müdürün konuya dahil olacağını düşünüyordum. Akla Ziyan Müdürün konuya nasıl dahil olmuştur ve neden sorguya çekilmektedir?

    Restorandan bahsederken EY’nin başına gelenlerin bir talihsiz olay sonucu olduğu izlenimi edinmiştim. Ancak sonrasında rstorana yemeğe gelenlerin tabaklarına birşeyler konularak bir patlama yaratıldığını anladım. Ruh Ölçümü yapanların Paranormal Dalgalanma Müdürü olduğun anlıyorum? Ancak Mülayim Hanım, Zayi Müdür tarafından sorguya çekiliyor. Hala YAS sistemi ile EY’nin ruh ölçümü sırasındaki patlama arasında bağlantı var mı?

    Proje tam olarak nedir? EY durumu ile ekstra arafta kalacak olanlar arasında nasıl bir bağlantı bulunuyor?

    Buraya kadar sorularımı yazdım. Çünkü ilk okuyuşumda buraya kadar gelebildim. Sonra yukarıya dönüp tekrar cevapları bulmak için bakınmam ya da bir kez daha incelemem gerekti.

    Hikayen çok güzel. Yazım tarzın ve kahramanların - her birine yarattığın karakter dünyası - hepsi çok başarılı. Yine aynı sebeplerden -çok karakterli olması belki ya da hikaye akışının sürekli grifitleşmesi- okuyucudan öyküyü anlamasını, akışı takip etmesini yani okurken oldukça çaba harcamasını isteyen bir metin. Eğer bazı yerlerde daha düz cümleler kullanabilirsen ya da öyküdeki kurguyu biraz daha basitleştirip bir yerde verebilirsen (anlattıklarının kahraman tarafından tekrarı gibi) okuyucuya nefes alabileceği yerler sağlarsın. Böyle olduğunda çabasının karşılığını alan okuyucu akıştan düşmez .

    Hatta tüm okuyuclarınla beraber, kendi özel hava-ray’ında güzel bir roller coaster macerasını birlikte yaşayabiliriz.

    Eline ve düş gücüne sağlık
    Sevgiler
    Dipsiz