Öykü

Sonu Beklerken

Şu bitkin diyarda ayak sürüyen, eski zamanları görmüş bir ben kaldım sanırım. Deniz Halkının ve Titanların uçsuz bucaksız çorak topraklara en son ne zaman ayak bastığını artık ben bile hatırlamıyorum. Ejderhaların son temsilcisi Grimwal göçeli neredeyse bin yıl oldu. Bütün gerçekliğin insan eline mahkûm olmasının üzerindense nerdeyse elli bin yıl geçti. Geriye, kanlı savaşlardan, temellerini ihanetlerle atan krallıklardan, kendi bencilliklerinin farkına bile varmadan yaşayan hanedanlardan başka bir şey kalmadı.

Irklar arası son büyük harp Ejderhaların yenilgisiyle sonlanınca geriye kurtarılacak pek bir şey kalmamıştı. Son savaşta, bilgelik ve barışçıl olmalarıyla nam salmış Ejderhaların aslında ne kadar acımasız ve vahşi olabileceklerini gördük. Nefret ve öfkenin kör ettiği, tek nefeste şehirleri yerle bir edebilecek sürüngenlere dönüşmüşler, savaş sona erdiğinde geride kalan duman ve kül bulutları yıllarca gökyüzünü kaplamıştı. Savaş bittiğinde, sağ kalmayı başaran ancak ağır yaralı birkaç ejderha bir gün ırklarını canlandırma umuduyla gizlenmeyi başarmıştı. Umutlarının boşa çıktığı gün, Grimwal ölümle kucaklaşırken yanı başında ben vardım. O günkü konuşmamızı hatırlamamak elde değil.

– Eski dostum, görüşmeyeli kaç yıl oldu. Atlılardan bir tek sen kaldın. Hâlâ direndiğini görmek beni mutlu ediyor.

– Hah! Yaşın ilerledikçe bunamaya mı başladın Grimwal? Biliyorsun ki, diyarın sonunu görmek hem görevim hem de lanetim. İstesem de ayrılamam buralardan.

Kısa sessizlik, mağara tavanına tünemiş bekleyen dikitleri, yeryüzüne doğru dalışa geçiren derin iç çekişle bölündü. Karanlığın içinde heyula misali bir anda belirip süzülürcesine hareket eden kül grisi canavarın, dost canlısı olduğuna inanmak zordu. Zırhlı derisi, iyileşmelerinin üzerinden çok zaman geçtiği belli olan soluk yara izleriyle kaplıydı. Özellikle, sağ kulağının arka tarafından başlayıp boynundan omuzuna, oradan da sağ ön bacağından aşağı doğru uzanan derin kesik, girdiği savaşların şiddetini göstermek istercesine kendini sergiliyordu. Çevresini süzen iki dikey yarıktan ibaret gözleri, mağaranın karanlığında parıldıyordu. Yaşlılığın getirdiği kırılganlıktan olsa gerek, adımlarını, daha önce görmediğim bir yavaşlık ve dikkatle atıyordu. Gençliğinde dağları yerinden oynatmasını sağlayacak gücünün yerinde yeller esiyordu.

– Bana öyle bakma. Herkesin ve her şeyin bir sonu var. Sonsuza kadar var olmak mümkün değil. Bunu benden daha iyi biliyorsun. Benim ırkımın daha uzun yaşaması, tarihin tozlu sayfaları arasına gömülmeyeceğimiz anlamına gelmiyor.

– Biliyorum Grimwal. Başlangıçları olduğu kadar sonları izlemekte benim görevim. Neden burada olduğumu sanıyorsun? Sadece, koca bir ırkın sonuncusunu uğurlamak hiçbir zaman kolay olmadı benim için. Ne Titanları, ne de Deniz Halkını. Senin için de aynı şey geçerli. Kolay değil!

Sesimdeki hüzün beni bile şaşırtmıştı. Bu uçsuz bucaksız topraklarda hiçbir canlı yokken ben vardım. Hepsini doğuşlarından yok oluşlarına kadar seyretmiş olmamdan olsa gerek üzülmemek elde değil.

Aramızdaki kısa konuşmanın ardından Grimwal’ın sesini bir daha duymadım. Karşımda yattığı yerde öylece kala kaldı. Ardında sadece adını fısıldayan mağara duvarlarını bıraktı ve göçüp gitti.

Nasıl var oldum. Ne zaman bütünlüğümü ve benliğimi kazandım bilmiyorum. Öncüyüm, aynı zamanda artçı olmaya da yazgılıyım. Diğer atlılar benden sonra geldiler ve benden önce görevlerini tamamlayıp yollarına devam ettiler. Savaş, Kıtlık ve Veba. Hepsi kendi zamanı geldiğinde atlarını bu toprakların üzerinde sürdü. Geçtikleri her yerde yıkım ve felaket bıraktılar. Yapılması gerekeni yaptılar. Son yaklaşıyor. Kemiklerimde bile gerçekliği bir arada tutan bağların gevşediğini, bir bir çözüldüğünü hissediyorum.

İnsanoğlunun bu topraklara ilk ayak bastığı gün, çözülmenin başladığı, artık dönüşün olmadığı gündür. Tüm yaşamın üzerine sonsuza dek çöken gölgenin geldiği, hırsın gözleri kör ettiği, yalan ve ihanetin halkların sonunu getirdiği gündür.

Bu toprakların üzerinde son kez at sürme zamanı yaklaşıyor. Kralından hizmetçisine, zengininden fakirine, yaşlısından gencine, hepsinin yanından yel gibi geçmenin zamanı geliyor. Ben ki ölüm, atımı sürdüğümde her şeyin nal sesleriyle sonlanacağı zaman yaklaşıyor.

Sonu Beklerken” için 4 Yorum Var

  1. Merhabalar,

    Genel mahşer tanımını genişleten yaklaşımınız ve kurguyu efsaneleşmiş geçmişe dayandırmanız ekstra hoşuma gitti. Yok oluşa şahitlik etmek ve yitip giden yaşamlar için yas tutmak son atlı için biçilmiş kaftan gibi gelmekte. İnsanoğlunun Dünya üzerindeki yıkıcı etkisi: tekerrüre uğrayan mahşerin dahi sona varışıyla vurucu bir şekilde anlatılmıştı. Öz bir öyküydü.

    Kaleminize sağlık!

  2. Güzel bir öykü… Elinize sağlık.

  3. Sinan dedi ki: dedi ki:

    Merhaba,

    Güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Öykümü beğenmeniz beni mutlu etti. Bu ayın teması, bana daha önce “Ejderha” temalı seçki için yazdığım öyküyü çağrıştırdı. Kısa da olsa orayı hatırlamak güzel oldu.

    Selamlar.

  4. Sinan dedi ki: dedi ki:

    Selamlar,

    Yorumunuz için teşekkür ederim. :slight_smile:

Söyleyeceklerin mi var? Forumumuza gel ve sen de yorum yap!